11 Eylül 2020 Cuma

Uyku Problemi Yaşayanlara Sağlıklı Çözümler

Uyku, günlük yaşamın bir sure için kesintiye uğraması ya da boşa geçen bir zaman asla değildir. Zihinsel ve fiziksel sağlığımızı her gün yenilememiz için önemli olan ve yaşamımızın üçte birini kapsayan aktif döneme uyku olarak adlandırabiliriz. Yaklaşık 85 türde uyku hastalığı vardır. Çoğu yaşam kalitesinin azalmasına ve kişinin sağlığında bozulmaya neden olur.

Uyku bozuklukları trafik ve mesleki kazalara neden olabilmesi nedeniyle bir halk sağlığı sorunudur.  Uykuda yürüme, altını ıslatma, kabuslar ve diğer sorunlar da uykuyu kesintiye uğratabilir. Bazı uyku hastalıkları ise yaşamı tehdit edici boyuttadır.

Nefes açıcı ilaçlar-spreyler, kafeinli içecekler, diyet hapları, hastalıklar, yatak odasındaki kötü koşullar… Hepsi uykunun en büyük düşmanlarıdır.

Peki ya sigara uykuyu olumsuz etkiler mi?

Cevap kesinlikle evet; hem de çok. Sigara tiryakileri genellikle tavşan uykusu uyurlar. REM uyku (göz hareketlerinin aktif olduğu uyku) miktarları azdır. Uyuduktan 3-4 saat sonra kanda nikotin miktarının kritik düzeyin altına düşmesi nedeniyle uyanırlar. Alkol de uykuyu bozar. Uykusuzluk çeken insanların çoğu sorununu alkolle çözmeyi dener. Ama bu yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır. Çok farkına bile varmadan alkolik olur! Oysa ki alkol sadece hafif uyku dönemini tetikler. Uykunun tamir işlevi olan diğer bölümlerinin miktarını azaltır.


Tabii ki de beslendiğiniz gıdalar, porsiyonları ve yemek saatiniz de çok önemli. Verimli bir uyku için yatmadan birkaç saat öncesinde akşam yemeğinizi yemiş olmanız çok önemli. Akşam yemeğini erken saatlere çekmek ve yemek miktarınıza dikkat etmek uyku problemlerini çözmede büyük rol oynuyor. Uzmanlara göre; uyku saatinden 3 saat öncesinde, meyveler de dahil olmak üzere şekerle ilişkinin kesilmesi gerekiyor. Fakat akşam yemeğinin tamamen atlanması da “Uykusuzluk neden olur?” sorusunun cevaplarından biri çünkü aç karnına uyumak mide yanmasına neden olabiliyor. Midede meydana gelen bu yanmalar uyku kalitesini büyük ölçüde düşürüyor. Bu tarz sorunlarla karşılaşmamak için akşam yemeğini küçük porsiyonlar halinde tüketebilirsiniz.

Peki uykumuzu düzene sokmak ve sağlıklı hale getirmek için neler yapabiliriz?

Uykunun sağlık için bir alışkanlığa dönüşmesini istiyorsanız bu hususta uyku saati kavramına dikkat etmelisiniz. Yani, her gün aynı saatlerde yatağa girerek ve hafta sonlarında uykuyu çok uzun tutmayarak kaliteli bir uyku düzenine kavuşabilirsiniz. En verimli uyku süresi uzmanlar tarafından ortalama 7 saat olarak belirtiliyor. Fakat bu sürenin bünyeden bünyeye değişebileceğini unutmamalısınız. En ideal uyku sürenizi zamanla bulabilirsiniz.

Uykusuzluk enerji miktarını düşürdüğü için günlük hayattaki aktivitelerinizi kısıtlamış olması muhtemel. Fakat uyku kalitesi ile doğrudan bağlantılı olan serotonin hormonunun vücudunuzda yeterli düzeyde salgılanabilmesi için düzenli olarak spor yapmanız şart! Stres bozuklukları, yoğun kaygı, depresyon ve anksiyete gibi uykuya dalmayı etkileyen önemli ruhsal problemler ile savaşan serotonin hormonunun salgılanabilmesi için egzersizlerinizi ihmal etmemelisiniz. Uzmanlar, haftada 3-4 gün en az yarım saat spor yapmanızı öneriyor. Antrenman sonrası ve yatmadan önce alacağınız ılık duş ise uykuya dalmanızı kolaylaştırıyor.

Gelin tüm bu önerileri kapsayan 10 maddelik sağlıklı uyku adımlarını birlikte takip edelim ve uygulayalım:

1. Her gün aynı saatte yatmaya ve ertesi gün aynı saatte uyanmaya çalışın.

2. Gündüz vakti olabildiğince aydınlık ortamlarda bulunun.

3. Mümkünse sabah çalışmaya başlamadan önce biraz yürüyüş yapın ya da işe yürüyerek gidin. Günlük yürüyüş süresi ortalama 45 dakikadan kısa olmasın.

4. Aldığınız kahve, çay ve asitli içeceklerle aldığınız kafein miktarını kısıtlayın. Günde 2 fincandan fazla çay ya da kahve içmeyin. Uykuya dalmakta veya sürdürmekte sorununuz varsa kafeini tamamen hayatınızdan çıkarın.

5. Mümkün ise sigarayı azaltın, uyku ile ilgili sorununuz varsa sigarayı tamamen bırakmaya çalışın.

6. Alkol alımını kısıtlayın. Uyku ile ilgili sorununuz varsa alkollü içeceklerden tamamen uzaklaşın.

7. Uykunuz gelirse gündüz vakti kısa süreli uyuyabilirsiniz ama gece uykusuzluk çekiyorsanız gündüz uykularından vazgeçin.

8. Yatak odanızı uyuma ve cinsellik dışında kullanmayın. Varsa yatak odanızdan televizyonu çıkarın. Yatak odanızın ısı, ışık ve gürültü açısından sizi rahat ettirecek şartlarda olmasına dikkat edin.

9. Uyumadan 1 saat önce günlük aktiviteyi bitirin. 15 dakika boyunca o gün yaşadığınız sıkıntıları, başarıları ve mutlulukları bir kağıda yazın sonra 45 dakika boyunca gevşemeye çalışın. Hafif şeyler okumak, klasik müzik dinlemek, ılık köpüklü bir banyo yapmak, 1 bardak ılık ballı süt içmek gibi uyarıcı olmayan şeyler yapın. 

10. Yatağa girdikten sonra yaklaşık 15 dakikalık sürede uykuya dalamadıysanız kalkın ve başka bir odaya gidin. Uykunuz gelinceye kadar gevşemeye çalışın, uykunuz gelince tekrar yatağa dönün. 

Şimdi iyi ve sağlıklı uykular!

 

 

4 Eylül 2020 Cuma

Enflamasyona Karşı Mora Terapi!

İnflamasyon, vücudun herhangi bir zarara karşı verdiği normal koruyucu bir yanıttır. İnflamasyon, hem akyuvarlarımızın bizi bakteri veya virüs gibi bir dış etkenden koruması anlamına gelirken, herhangi bir sakatlık durumunda da inflamasyon meydana gelir; örneğin spor yaparken zorlandığınızda incinen bölge genellikle ağrılı bir hal alır, şişer ve iltihaplanır.

Doktorlar vücuttaki iltihabı veya tıbbi terimle enflamasyonu azaltmanın en iyi yollarından birinin ecza dolabı değil, buzdolabı olduğundan artık neredeyse eminler. Doğru beslenerek ve özel doğru gıdalarla vücuttaki enflamasyonunuza savaş açabilirsiniz. Bağışıklık sistemi, vücuda yabancı olan herhangi bir şey girdiğinde (bunlar; polenler, istilacı mikroplar, kimyasal maddeler, alerjenler vb olabilir) hemen aktive olurlar. Bu aktivasyon genellikle enflamasyon sürecini de tetikler. Aslında enflamasyon vücudunuzu saldıralara karşı koruyan bir sağlık bekçisidir.

Unutmayın beyniniz her zaman çalışır. Düşüncelerinizden hareketlerinize, nefes almanızdan kalp atışlarınıza ve hatta duygularınıza kadar her şeyinizle ilgilenir. 7/24 çalışır, siz uyurken bile. Bu beyninizin sürekli olarak yakıta ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Bu yakıt tükettiğiniz yiyeceklerden gelir. Ve yakıt olarak ne seçtiğiniz her zaman fark yaratır. Daha basit söylemek gerekirse, yedikleriniz doğrudan beyninizin yapısını, işlevini ve ruh halinizi etkiliyor.

Beyniniz kaliteli beslenmeden mahrum kaldığında enflamatuar hücreler beynin kapalı alanı içerisinde dolaşır ve dolayısıyla beynin dokusuna zarar verir. İlginç olan ise tıp dünyasının uzun yıllar beslenme ile duygu durum arasındaki bağlantıyı farkedememiş olmasıdır.

Neyse ki günümüzde psikiyatri bilimi, beslenme ile ilgilenmeye başlamış ve yalnızca ne yediğiniz, ne hissettiğiniz ve nihayetinde nasıl davrandığınızla değil, aynı zamanda bağırsaklarınızda yaşayan bakteri türleri arasındaki korelasyonu bile araştırmaktadır.

Bağırsak floranızdaki iyi bakteriler sadece neyi sindirdiğiniz ve hangi yapısal maddeleri emecekleriyle ilgilenmekle kalmayıp aynı zamanda vücudunuzdaki enflamasyon derecesini ve duygu durumlarınızdaki değişimleri de etkiler.

Peki ne yapabilirsiniz? Farklı yiyecekler yediğinizde nasıl hissettiğinize daha çok dikkat edin. Bir zaman aralığı belirleyerek sadece temiz bir diyetle doğal besinleri tercih edin. Diyetinize doğal fermente ürünleri de (turşu, kefir vb) eklemeyi ihmal etmeyin. Hatta tahılı bile kesmek bir süreliğine güzel bir çözüm olabilir. Vücudunuzdaki değişimleri ve özellikle duygu durumunuzdaki düzelmeyi göreceksiniz. Böyle bir diyet sonrası hem fiziksel, hem duygusal olarak ne kadar iyi hissettiğinizi fark edeceksiniz.

Ya da siz, en iyisi Mora Terapi kilo tedavileri adı altında uyguladığımız 3 aylık programımıza gelin. Çünkü aslen bağırsakları tamamen sağlıklı hale getirmek üzerine, yukarıda bahsedilen tarzda rafine şeker ve rafine tüm gıdalardan arındırılmış, doğal, Akdeniz diyetine çok yakın bir diyet uyguladığımız 3 aylık bir protokol. Üstelik rafine gıdalara ve özellikle karbonhidrat ve şekere olan bağımlılığınızı ortadan kaldırmaya yönelik olarak Mora Terapi cihazımızla uygulama da yaparak bu diyet protokolüne kolaylıkla uyum sağlamanıza yardımcı oluyoruz. Tek başınıza zorlanacağınız bir süreçte yanınızda olarak size destek veriyoruz. En büyük desteği de Mora cihazı veriyor. Fazla kilo bahane, sağlıklı olmak, sağlıklı duygular ve daha mutlu bir yaşam her şeydir.

Herkese mutlu ve sağlıklı günler!



29 Ağustos 2020 Cumartesi

Mora Terapi Depresyona Karşı!

Zevk aldığınız ve sizin için önemli olan aktiviteleri terk ettiğimiz ve/veya yaparken zevk almadığımız, umutsuzluk, karamsarlık, çökkünlük, üzüntü, endişe, kaygı ve korkularla beraber seyreden, iştah ve uyku ritmimizin azalma veya çoğalma yönünde bozulduğu, kendimizi son derece çaresiz, değersiz hissettiğimiz, olumsuz düşünceler içinde dalgalandığımız duygu durum bozuklukları bazı uluslararası tanı kriterleri ile örtüştüğünde koyduğumuz tanıların genel adı depresyondur. Ancak her benzeri tablo depresyon olarak tanımlanamaz ve bir depresyondan bahsedebilmemiz için bu belirtilerin bazılarının en az iki (2) hafta süreyle devam etmesi gerekir.

Modern Dünya, insanları “sağlıklılar” ve “hastalar” olarak ikiye ayırır. Konu fiziksel sağlık olunca masum olan bu ayrım, konu ruhsal sağlık olduğunda çok daha büyük bir önem alır. Neden? Çünkü kimin “normal” kimin “sağlıklı” olduğunu söylemek aynı zamanda bir ölçüde hangi davranışların “normal ve kabul edilebilir” hangilerinin ise “hastalıklı ve kabul edilemez” olduğunu söylemek anlamına gelir. Yani toplumsal normaller, bir tür davranışı ve o davranışı gösteren insanı, duruma ve zamana göre sağlıklı veya hastalıklı atfedebilir.

İnsanın içindeki en engellenemez dürtü, “Hayatta Kalmak”tır. Bu o kadar kuvvetlidir ki, bazen genetik mirasımız direksyonu ele geçirir ve kontrol bizden çıkar. Bunun en basiti, çok iğrenç görünümlü bir yemekle veya bizi korkutan bir hayvanla karşılaşmaktır. Biz akıllı zihnimizle her ne kadar “bundan iğrenmeyeceğim” veya “bundan korkmayacağım” desek de etkimiz sınırlıdır.

 


Baş ağrısı, migren, baş dönmesi, eklem ağrıları, mide-bağırsak problemleri gibi. Kişinin şikayetleri hep fizikseldir, hep ağrılardan yakınır ama tüm bunların sebebi altta yatan depresyondur. Ancak kişi depresyonunu, bilinçsiz olarak konuşması daha kolay olan belirtilerle yaşar ve ifade eder. Grip ile mücadele ederken çalışmak zorunda olduğunuzu düşünün. Kafanızda baskı var, vücudunuz ağrıyor ve tek yapmak istediğiniz uyumak. Ancak yeni müşterilerle görüşüp iyiymiş taklidi yapmanız gerekmektedir.

Depresyon üzüntü ya da derin üzüntü değildir. Üzüntü bir duygudur, depresyon ise bir hastalıktır. Bütün duygular biz insanlar içindir. Yine de bazı duygular olumsuz duygular olarak kabul edilir ve kişi bu duygulardan kaçmaya çalışır ancak bu pek doğru bir tutum değildir. Olumsuz duygu yoktur, her duygunun belirli bir işlevi vardır. Ancak bu duyguların uzun bir süre boyunca aşırı yoğunlukta yaşanması doğal değildir ve doğal olmayan birçok durum gibi bizi rahatsız eder. Uzun süren çok yoğun üzüntü gibi uzun süren çok yoğun neşe, coşku da kişiye zarar verir.İşte bu noktada bir hastalıktan bahsedebiliriz.

Bütünsel tıpta modern çözümler üreten Mora Terapi; duygu durum değişikliklerine karşı da oldukça etkili. Buna örnek olarak Bach Çiçekleri tedavisini gösterebiliriz. Mora Terapi cihazları homeopatik ilaç frekanslarını kullanabilen cihazlardır. Bach çiçekleri terapisi ve renk terapileri de bu şekilde uygulanan terapilerin başında gelmektedir. Çocukluk, ergenlik, yaşlılık dönemi de olmak üzere her yaş grubunda kullanılabilmektedir.

 

Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı çalışmalar sonucu geliştirilen Bach Çiçekleri Terapisi’nin kişilerin duygu durumlarının düzeltilmesinde oldukça etkilidir. Enerji alanındaki korkuya, sinirliliğe ya da agresif olmaya yol açan duygu tıkanıklıklarını açan Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, söz konusu durumlara yol açan frekansları temizleyebilmektedir. Bach Çiçekleri terapilerinde olduğu gibi renk terapileri de enerji durumunun dengelenmesini sağlayarak kayda değer sakin ve mutlu bir hal sağlamaktadır. Ve tüm bu tedavi yöntemleri yan etki barındırmıyor.

Sizi üzgün görmek asla istemeyiz.
😊 Mutlu haftalar!

 

14 Ağustos 2020 Cuma

Özellikle Pandemi Döneminde Ruh Sağlığımızı Korumamız Neden Önemli?

 Neredeyse 6 aydır pandemi tehlikesiyle birlikte yaşıyoruz. Bu nedenle koranavirüs birçok insanda korku ve endişeye neden oluyor. Virüsün ülkemizde de görülmesinin ardından çocuk ve yetişkinlerde güçlü olumsuz duyguların ortaya çıkmasına neden oldu. Belirsizlik ve öngörülemezlik,  ‘kontrol eksikliği’ hissetmemize neden oluyor. Tehditlere karşı diğer tüm canlılar gibi kendimizi koruma eğilimindeyiz ancak tehdit belirsiz ve potansiyel olarak geniş kapsamlı olduğunda ise kendimizi koruyamayacağımızı düşünmeye başlarız. Bu da endişemizi artırarak alışılmadık davranışlar sergilememize neden olabilir.

Eğer insanlar medyada salgın ile ilgili görüntülere ve bilgilere tekrar tekrar maruz kalırlarsa bu da yaşadıkları sıkıntı düzeyini arttırabilir. Bu nedenle bu süreçte ruh sağlığını korumanın etkili bir yolu da aşırı koronavirüsü haberine maruz kalmaktan kaçınmak. Özellikle çocukların bu haberlerden uzak tutulması gerektiğini vurguluyor. Çocukların bu durumla başa çıkabilmeleri için neler yapılması gerektiğini Yrd. Doç. Dr. Cankardaş şöyle anlatıyor: “Bu tür haberleri duyduğunda çocuğunuz kendini üzgün ya da endişeli hissediyorsa onun bu duygusunu ifade etmesini sağlayın. Yaşadıkları duygularla nasıl başa çıkabileceklerini öğrenmeleri için kendi stresinizle nasıl başa çıktığınızı onlarla paylaşın. Çocuğunuza kendini korumak ve riski azaltmak için yapabileceği şeyleri anlatın."


Çocuklarınız gibi siz de koronavirüsle ilgili medya unsurlarına aşırı maruz kalmaktan kaçının. Bunun yerine, endişenizi gereksiz yere şiddetlendiren, korku uyandırıcı haberler veya sosyal medya yayınları yerine ulusal sağlık hizmetleri web sitelerini inceleyebilirsiniz.

Vücudunuza dikkat edin, dengeli beslenin, düzenli egzersiz yapın, düzenli uyuyun. Virüs ile ilgili haberleri okumaya, izlemeye ve hikâyeler dinlemeye ara verin. Bunlara tekrar tekrar maruz kalmak, üzücü ve psikolojik olarak yıpratıcı olabilir. Endişelerinizi ve nasıl hissettiğinizi yakınlarınızla paylaşın, sağlıklı ilişki ve iletişiminizi sürdürün. Umut, duygunuzu sürdürün.

2003 yılı SARS salgını ile ilgili yapılmış bir araştırma, kişilerin hastalığa ilişkin korku düzeyinin hem koruyucu hem de riskten kaçınma davranışlarının görülme sıklığı ile ilişkili olduğunu göstermekte.

Burada koruyucu davranışlar ile hijyen ile ilgili belirli davranışları, riskten kaçınma davranışları ile de tokalaşma, öpüşme, yurtdışı seyahat gibi davranışlar kastediliyor. Ancak insanların bu tür davranışları benimsemesi zor olabiliyor.

Bilimsel çalışmalar; insanların hastalığın ciddi olduğunu, kendilerine bulaşabileceğini, öldürücü olduğunu düşündüklerinde ve hastalığa karşı alacakları tedbirlerin işe yarayacağına inandıklarında hijyen davranışlarını yerine getirdiklerini gösteriyor. Yani optimum düzeyde korku ve endişe, harekete geçip kendimizi korumamız için gerekli.

“Bana bir şey olmaz” anlayışı hem kamu sağlığı hem de bireysel sağlık için tehlike arz ediyor. Aşırı derecede korku ise depresyon, sağlık anksiyetesi gibi bir takım ruhsal sorunlara neden olabilir. Bu nedenle resmi bilgilendirmeleri takip etmek, gerçekçi bir risk değerlendirmesi yapmak ve hangi davranışları edinerek kendimizi koruyabileceğimizi öğrenmek bu süreçte hem fiziksel hem ruhsal sağlığımızı korumak için çok önemli. Endişe, korku ve kaygı gibi olusmuz düşüncelerden kurtulmanın bir başka kanıtlanmış yolu da Mora Terapi’de Bach Çiçekleri tedavi yöntemi. sayısız akademik derecesi bulunan Doktor Edward Bach tarafından keşfedilen çiçek özleridir. Bach, insanda 38 temel olumsuz duygu durumu; davranış örneği bulunduğunu saptadı ve bu duygu durumlarına uygun çiçek özleri belirledi. Bach çiçeklerinin genel kullanımı, çiçeklerden elde edilen özlerin seyreltilerek homeopatik sıvı oluşturulması şeklindedir. Mora Terapi’ de iyileştirici özellikteki Bach Çiçekleri özlerinin cihazda kayıtlı olan frekansları kullanılır. Mora Color terapilerinde de olduğu gibi ilaç frekans olarak da isimlendirdiğimiz iyi frekanslar doğrudan vücut enerji meridyenlerine gönderilmektedir. İnanın denemenize değer.

Moralinizi her daim yüksek tutun; sizi seviyoruz! 😊

 



24 Temmuz 2020 Cuma

Spor Sonrası Neler Yapmalı? Bölüm II


Serimizin bir önceki yazısında daha çok “Spor öncesi nasıl beslenilmeli?” konusuna değinmiştik. Bu hafta ise seriminizle bağlantılı olarak spor sonrası oluşan kas ve bilimum bölge ağrılarının, kas yakımının ve genel olarak fiziksel zorlanmanın önüne geçebileceğiniz birkaç değerli öneri yazımızın konusunu oluşturacak. Dikkat etmenizde fayda var. 😊

Çoğumuz, egzersiz öncesi hazırlığımızı eksiksiz yaparız; ısınırız, rahat kıyafetler giyeriz; ancak egzersiz sonrası tek isteğimiz bir an önce duş alıp üstümüzü değiştirmek olur. Spor sonrası yapacaklarımız da, kaslarımızın ağrılarından uzak durabilmek ve sporun etkilerini vücudumuzda en iyi şekilde görebilmek için en az öncesinde yapacaklarımız kadar önemlidir.
Öncelikle Sakinleşmek
Egzersiz programınızı tamamlamış olmanız, antrenmanınızın bittiği anlamına gelmez. Kalp atış hızınızın normale dönmesi ve egzersiz sonrası kas ağrıları ve yorgunluğundan kurtulabilmek için, vücudunuzun yatışmasını sağlamanız şarttır.
Bir kaç dakikalık hafif tempolu yürüyüş ya da kardiyo, vücudunuzun normal ritmine dönebilmesi için yardımcı olacaktır.

Kas Ağrıları için Rahatlamak ve Esnemek
Özellikle ağırlık antrenmanları esnasında kaslara normalin üzerinde yükleme yapılır. Yapılan egzersizlerin kas dokularında hasara sebep olması normaldir. Spordan sonra yapılan istirahat ve tüketilen besinlerle birlikte salgılanan hormonlar kaslarda meydana gelen hasarı yapılandırarak yeni kas oluşumunu destekler. Kasların çalışmasına bağlı olarak kas hücrelerinde glikoz enerji yapımında kullanılır. Parçalanan glikozun artık ürünü laktik asit kaslarda birikir. Bu da kaslarda pH düzeyinin düşmesine ve ağrı hissinin ortaya sebep olabilir. Kas ağrılarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerde amaç laktik asidin ortamdan uzaklaştırılmasıdır.
Antrenman sırasında kasılan kaslarınızı rahatlatmak ve küçülmelerini engellemek, daha güçlü şekilde yeniden yapılanmalarına yardımcı olmak için, egzersiz sonrası esnemeyi ihmal etmemelisiniz. Esnemek, spor sonrası kas ağrılarını ve yorgunluğunu engellemesinin yanı sıra; bağlarınıza ve dokularınıza giden kan akışını da hızlandırarak, rahatlamanızı sağlar.
Su İçmek
Vücudumuz, yoğun egzersiz sırasında olduğu gibi, sonrasında da suya ihtiyaç duyar. Çalışırken vücudun kaybettiği  suyu geri kazanmak ve dehidratasyondan korunabilmek için; su tüketiminizi normale döndürmeden önce, egzersiz sonrası ilk iki saat içerisinde en az 2-3 bardak su içmelisiniz. Bu kuralın kışın da geçerli olduğunu unutmamanızda fayda var.
Yakıt ikmali
Yüzlerce kalori yaktığınız bir egzersiz sonrası, vücudun besin ihtiyacı artar. Bu, genelde sporun etkilerini yok ettiği düşünülerek görmezden gelinir. Ancak kaslarınızın onarılması ve kaybettiğiniz enerjiyi yeniden kazanmanız için, ilk 90 dakika içerisinde bir şeyler yemeniz şarttır.
Protein seviyesi yüksek olan ve kompleks karbonhidratlar içeren besinleri tercih edin. Karbonhidratlar enerjinizi yeniden kazanmanızı sağlayacak ve protein kaslarınızı onaracaktır. Böylece kaslarınız bir sonraki egzersiz öncesi dinlenmiş olacaktır.
Gelişmeleri takip etmek
Motivasyonunuzu koruyabilmek için, egzersizin size neler kattığını ve uzun vadeli hedeflerinize ne kadar yaklaştırdığını görmeniz önemlidir.
Sadece kendinizle gurur duyabilmek için değil, gelecek antrenmanlarınız için bir referans noktası oluşturmak için de gelişmelerinizi kaydedin. Sporun kilonuzu, kas oranınızı ve uyku düzeninizi nasıl etkilediğini de kaydetmeyi unutmayın.
Herkese yararlı ve keyifli sporlar! 😊


10 Temmuz 2020 Cuma

Spor Öncesi Nasıl Beslenilmeli?

Diyelim ki bir saat spor yapacaksınız, sporunuzdan önce protein içeren bir şey yemeniz gerekiyor. Aç karna spor yaparsanız yorgunluk ya da baş dönmesi yaşayabilirsiniz. Eğer spordan önce bir şeyler atıştırırsanız hem daha fazla enerji elde edersiniz hem de kaslarınızı korursunuz. Böylece antrenmanınızdan istediğiniz performansı yakalayabilirsiniz. Kas geliştirmek için vücudumuzun enerjiye ihtiyacı var. Ağırlık kaldırırken kaslarımızda ve karaciğerimizde depolanmış olan enerji kaynağı glikojenler parçalanır ve açığa çıkan glikozu enerji olarak kullanırız. Bu sebeple performansımızın yüksek olması için depolanan enerjimizin yeterli olması lazım.

Antrenmandan 1-2 saat önce yediğimiz besinleri depolayacak kadar sindirmemiz bile zor.


An
trenmana tok karnına başlarsak kan dolaşımı sindirim sistemlerinde olacaktır. Kasların pump olması, kanla dolması midemizi bulandırıp bizi rahatsız bile edebilir. Çoğunlukla bir gün önce yediğimiz besinlerden gelen enerjiyi topluyoruz. Antrenmana başlayınca da dolmuş glikojen depoları performansımızı artırır. Yağ da aynı şekilde vücut için gerekli bir besin ögesidir, aynı zamanda zengin bir enerji kaynağıdır. Glikojen kısa ve yüksek yoğunluklu egzersizlerde kullanılırken, yağlar ise uzun ve orta-düşük yoğunluklu egzersiz için enerji kaynağıdır. 

Doğru antrenman öncesi beslenme ile
*Enerji seviyenizi korur,

*Performansınızı arttırır,

*Hidrate kalır,

*Kas yıkımını yavaşlatır,

*Antrenman sonrası kas yapımına vücudunuzu hazırlarsınız.



Peki spor ve antrenman öncesi hangi besinleri tüketmeliyiz?

Muz: İhtiyacınız olan besin değerini karşılayacak olan muz, ayrıca size antrenmanınız için enerji verir.

Yulaf: Yararlı ve masum bir karbonhidrat olan yulaf ile hız kesmeden antrenman yapabilirsiniz.

Kurumuş Meyve: Hafif oldukları için sizi rahatsız etmeyecek besin değeri yüksek gıdalardır.

Yoğurt: Yoğurdu yulaf ve kuru meyvelerle de karıştırabilirsiniz.

Tam Tahıllı Ekmek: Bir dilim tam tahıllı ekmek yiyebilirsiniz.

Yumurta Beyazı: Eğer yumurtanın sarısını yerseniz kendinizi şişmiş hissedebilirsiniz o yüzden yumurta beyazı spor öncesi için idealdir. 

Meyve Smoothieleri: Enerji sağlar, muz ile cevizi karıştırın.

Nohut: Bir avuç nohut üzerine limon suyu gezdirin ve yiyin.

Kafein: Yağ yakmanıza ve yorgunluğunuzu atmanıza yarar, unutmayın sütsüz ve şekersiz olmalı.

Ne zaman, ne kadar su içilmeli?

Spor yaptığınız süre içinde yeterli miktarda sıvı aldığınızdan emin olun. Ter atımıyla ortaya çıkan sıvı kaybını spor esnasında ve sonrasında hemen karşılamanız gerekir. Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında uygun sıvı tüketimiyle yorgunluğun geciktirilmesi, kas kramplarının önlenmesi, konsantrasyonun artırılması ve sakatlıkların önlenmesi sağlanabilir. Egzersiz süresince ortalama her 20 dakikada 1 su bardağı su içebilirsiniz. Egzersiz sonrasındaysa kaybedilen sıvıyı yaklaşık 4 saatte su, ayran, süt, çorba ve mineralli suyla karşılamak önemli.


Proteinin fazlası zarar.

Spor yapan kişilerin düştüğü önemli hatalardan biri protein tüketiminde aşırıya kaçmak... Uzmanlar vücudumuzun ortalama protein ihtiyacı en fazla ağırlığımız başına 1.7 gram olduğunu söylüyor. “Proteinden bir şey olmaz” demeyin, fazlası yağ olarak depolanıyor veya atılıyor. Dahası vücudunuzun ihtiyaç duyduğu proteinden fazlasını tüketirseniz kalsiyum dengenizde bozulma, vücudunuzda keton birikimi görülebilir, böbrekleriniz ve kalbiniz olağandan fazla yorulabilir.
Siz yeter ki her daim spor yapacak motivasyonu bulun ve bunu tüm hayatınız süresince uygulayın. İnanın o zaman her şey sizin için çok daha güzel olacak! 
😊





1 Haziran 2020 Pazartesi

MORA TERAPİ TEDAVİLERİ NEDEN İMMÜN(BAĞIŞIKLIK) SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİR?



Bağışıklık sistemi veya immün sistem, bizim hastalıklara karşı savunma mekanizmalarımızı oluşturan, patojen veya tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden, vücudumuzu yabancı zararlı maddelere karşı koruyan karmaşık bir sistemdir. Kısacası vücudumuzun hastalıklara karşı korunmasında kalkan görevi görür. Vücudumuza girmeye çalışan tüm maddeleri tanır, ayrıştırır ve zararlı gördüklerini yok eder.

Doğumla birlikte aktif hale gelen bağışıklık sistemimiz zayıfladığında hastalıklara yakalanma riskimiz de artar.  Bağışıklık sistemindeki zayıflığı fırsat bile virüs ve mikroplar da vücudumuza akın ederek hastalıklara yol açar. Özellikle Covid-19 ile gündeme gelen bağışıklık sistemimizi güçlendirmek konusu sadece Covid-19’a karşı değil, oluşabilecek tüm hastalıklara karşı kendimizi, vücudumuzu güçlendirmek açısından çok önemlidir.

Uzun zamandır Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik blog sayfalarımızdan sayısız yazılarla sizi bilgilendirdik. Mora Terapi’nin hangi alanlarda kullanıldığı konusunda da sıkça yazılar yazdık. Ancak Mora Terapi’nin neden bağışıklık sisteminizi güçlü tutmaya yarayan bir terapi olduğu konusunda bir özet yapmanın da tam zamanı.

Öncelikle Mora Terapi’nin ana terapi felsefesinden bahsetmek istiyorum. Tüm bütünsel terapi metotları gibi hastalıklara bütünsel bir bakıştan yaklaşır. Vücudu kısımlara veya bölümlere ayırmak yerine bütün olarak ele alır. Hastanın bir organ veya vücut bölümünü iyileştirmek yerine, tüm tedavilerde, tüm vücudun iyileşmesini kapsayacak şekilde terapiler yapılır. Dolayısıyla migren için alınan bir Mora Terapi seansında aslında, hedef migren hastalığı olmakla birlikte, tüm vücudun sağlıklılık hali arttırılacak şekilde terapi yapılmaktadır.



Aslında sigara bırakırken veya kilo tedavilerimizde iştah kesme seansları alırken veya alerji vb tedavilerimizdeki seanslarda tüm vücuttaki sağlıklılık halinin arttırılmasına yönelik işlemler yapılır. Kişi sigarayı bırakmanın yanı sıra tüm vücudunun daha sağlıklı hale gelmesi için desteklendiği bir tedaviyi almış olur. Çünkü terapi aldığınız konu ne olursa olsun, Mora Terapi seanslarının tamamında, kişinin tüm vücudundan alınan frekans bilgisi filtreleme, ters çevirme, yükseltme işlemlerinden geçirilerek sağlıklı frekans bilgisinin yükseltilmesine, sağlıksız bilginin de ortadan kaldırılmasına yönelik olarak yapılır. Terapi seansları ilerledikçe cihaz üzerinde olan bütün vücut frekans bilgisinin - enerjisinin tarandığı ve tanımlandığı segment test bölümünde vücuttaki genel enerji-frekans bilgisinin nasıl olumlu yönde değiştiğine tanık olmak her zaman şaşırtıcıdır. Segment test değerlerindeki değişimin yanı sıra, kişiler kendi genel sağlık durumlarındaki iyileşmeyi, enerji artışı, genel duygu durumdaki iyilik hali, uykuların derin ve kaliteli olması, ağrıların azalması veya semptomların ortadan kalkması şeklinde net olarak her zaman görmekte, hissetmektedirler. Zihinsel netlik, duygusal rahatlık fiziki bedendeki iyileşmeler kadar net bir şekilde hissedilir.

Ayrıca Mora Terapi diğer tüm bütünsel tıp yaklaşım modelleri gibi hastalığın vücutta oluşma nedeninin, vücudun hastalığın oluşumuna imkan veren halinden kaynaklandığı varsayımıyla hareket eder. Yani aynı immün sistemimiz bozukken nasıl hastalıklara açık hale geliyorsak benzeri şekilde fiziksel bedendeki bozukluklar veya yanlış işleyişler veya sağlıklılık halinin zayıflığının, o hastalığın ortaya çıkmasındaki en büyük neden olduğunu, hastalık zemini olduğunu düşünür. Dolayısıyla migren, alerji, romatizma, diyabet vs’nin kendisiyle değil, bu hastalıkların vücutta ortaya çıkmasına neden olan  hastalık yapıcı zemin ile uğraşır ve onları ortadan kaldırmak için çalışır. Vücut normal sağlıklı haline geri döndüğünde, hastalığa neden olan zemin ortadan kalktığında hastalık da ortadan kalkacaktır.

İşte tam bu yüzden, tüm Mora terapi tedavileri aynı zamanda yaşam değişiklikleri de içerir. Çünkü hastalık yapıcı zemini değiştirmek, bir taraftan, o hastalığa neden olan tüm sorunları da ortadan kaldırmak ve yeniden oluşmasına izin vermemek demektir. Bu da, tedavilerin kalıcı olması için uzun vadede kişinin yaşam alışkanlıklarını değiştirmekle mümkündür.

Örneğin kişinin, vücudundaki enflamasyonu arttıracak şekilde bir beslenme alışkanlığı varsa ve bundan dolayı yüksek tansiyon, diyabet, kilo vb problemleri yaşıyorsa, Mora Terapi ile vücut sağlıklı haline dönsün diye desteklenirken, bir taraftan da beslenme alışkanlığı enflamasyona neden olmayacak şekilde değiştirilir. Bir çöplüğün içinden bir çöpü çıkarıp, yıkayıp temizlediğinizi düşünün. Sonra yeniden o çöplüğün içerisine atarsanız ne olur? Yine eski, kirli haline döner değil mi? O zaman hastalığın uzun vadede yeniden oluşmaması için hastalığı oluşturan etmenleri de ortadan kaldırmak mutlaka gerekir.
Dolayısıyla tüm Mora Terapi tedavilerinde, tedavilerin yanı sıra,  kişilerin sağlıklılık halinin devamı için yaşam alışkanlığı değişimlerini de mutlaka yapmaları sağlanır.

Genel olarak o zaman Mora Terapi tedavileri neden immün sisteminizi güçlendiren tedavilerdir konusunu şu şekilde özetleyebiliriz;
-Çünkü Mora Terapi ile vücudunuza zarar veren bağımlılıklarınızdan (sigara, alkol, ilaç vb) kurtulabilirsiniz.
-Çünkü Mora Terapi kilo tedavileri ile hem kilo verip hem de kolaylıkla sağlıklı beslenme alışkanlığı geliştirebilirsiniz.
-Çünkü Mora terapi alerji ve diğer immün sistemi tedavilerimizde vücudunuz alerjen maddeye reaksiyon vermeyecek şekilde güçlendirilir.
-Çünkü tüm kronik hastalık tedavilerimizde vücuttaki enflamasyon miktarı azaltılacak veya ortadan kaldırılacak şekilde tedaviler yapılır böylelikle immün sisteminiz güçlenir.
-Çünkü vücudunuzda yıllardır birikmiş ağır metal, parazit, mantar vb toksik yükleri Mora Terapi tedavilerimizle vücudunuzdan atabilir, detoks olabilirsiniz.
-Çünkü hemen hemen tüm tedavilerimizde, tedavilere ek olarak duygu durum tedavileri de yapılmaktadır. Böylelikle duygusal olarak da daha güçlü olmanız kolaylaşır. Biliyorsunuz immün sistem, kronik stres veya kronik duygu durum bozukluklarında zayıflamaktadır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerimizin tamamında sağlıklı beslenme, uyku, yeterince su ve egzersizin önemi her zaman anlatılır ve uygulama konusunda kişiler takip edilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları desteklenir.
-Çünkü Mora terapi tedavilerinde kişinin kendisinden alınan frekans bilgisi daha sağlıklı frekanslarla desteklendiğinden ve bu işlem tüm vücudu destekleyecek şekilde yapıldığından problemin ortadan kalkması hızlıdır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinde kişiler, mutlaka, aldıkları tedaviye uygun, mineral, vitamin, eser element, nutrasötik vb’leri için değerlendirilir ve gerekli durumlarda eksik olanlar takviye edilir.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinin birincil önceliği kişilerin kalıcı olarak daha sağlıklı yaşamlarını devam ettirmeleridir.


Kalıcı olarak sağlıklı, mutlu, keyifli, güçlü bağışıklık - immün sistemine sahip nice güzel yıllarımız olsun…