19 Eylül 2018 Çarşamba

TİP2 DİYABET İÇİN NELER YAPILABİLİR?


Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet, vücutta kan şekerini düzenleyen hormonlardan olan insülinin yetersizliği veya vücudun salgılanan insülini etkili kullanamaması sonucunda oluşan kan şekerindeki kontrolsüz yükselmelere denmektedir. Zamanında önlem alınmadığı veya kan şekerinin kontrol edilmediği durumlarda diyabet, şeker yüksekliği ile birlikte şekerin toksik etkilerinin özellikle damarlar üzerinde gösterdiği olumsuz etkilerle başta gözler, böbrekler, sinir uçları, kalp ve beyin damarları ve bacak damarları gibi pek çok organımızda ve dokumuzda kalıcı hasarlar oluşturabilmektedir.

Tip 2 diyabetin ortaya çıkmasındaki etmenler; kalıtım, şişmanlık, gebelik, uzun süreli ilaç kullanımı, enfeksiyonlar, fiziksel – psikolojik travmalar ve bazı pankreas hastalıklarıdır.



Son zamanlarda tüm Dünya’ da ve Türkiye’de artış gösteren obezite diyabet oluşumundaki en önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle karın çevresindeki yağlanma insülin direnci oluşumunu tetiklemektedir. Bu nedenle, diyabetin önlenmesinde, kontrol altına alınmasında, ilerlemesi durumunda oluşabilecek sorunların önüne geçebilmek ve yaşam kalitemizi artırabilmek adına kilo kaybı şarttır.

Sağlıklı beslenme davranışlarını ve düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirebilmek esastır. Genel beslenme kurallarından kısaca bahsetmek gerekirse; basit şekerden kesinlikle uzak durulmalıdır. Kan şekerinde ani dalgalanmalara sebebiyet verebilecek, glisemik indeksi yüksek gıdalar ve paketli ürünler kesinlikle tüketilmemelidir. Meyveler tavsiye edilen miktarlarda ve saatlerde tüketilmelidir. Doğru pişirilen veya doğru servis edilen sebzeler ve et-tavuk-balık gibi protein grubu besinler beslenme planına dahil edilmelidir. Ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağların ve yoğurt-kefir gibi probiyotik içerikli süt ürünlerinin diyete eklenmesi önerilmektedir. Probiyotik kullanımı, omg 3 takviyesi, Dvitamini takviyesi bu süreçte en büyük destekçileriniz olacaktır.

Mora terapi ile insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile gerek metabolik belirteçlerde önemli düzelmeler gerekse de sübjektif iyilik hali belirgin şekilde artmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci hızlanabilmektedir. 

12 Eylül 2018 Çarşamba

KİLO VERİRKEN EN BÜYÜK DESTEKÇİNİZ: MORA TERAPİ!

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde aşırı kilo kazanımı ve vücut yağlanması gibi problemlere sık sık rastlanmaktadır. Vücudun yağlanması hatta ilerlemesi sonucunda oluşan obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve yanlış beslenmeyle birlikte fiziksel aktivite yetersizliği, temel nedenler olarak kabul edilmektedir.

Günümüzde, yağ ve şeker içeriği oldukça yüksek olan yiyecek ve içeceklerin daha kolay ulaşılabilir olması bu tarz besinlerin tercih edilebilirliğini artırmaktadır. Aynı zamanda günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır. Hareketsiz yaşam, düzensiz öğünler, yanlış besin tercihleri, su yerine şekerli içeceklerin tüketilmesi sonucunda bedenimizin yağlanıyor olması beklenen bir sonuçtur…

Herkesin bir düşkünlüğü vardır. Kimimiz kahvesiz olmaz, çaysız yapamam der, kimimiz hamur işi görünce kendime engel olamıyorum der, büyük bir çoğunluğumuz da şekerli gıdalara karşı koyamamaktan yakınır. Aşırı karbonhidrat ve glisemik indeksi yüksek gıdaların kontrolsüz tüketimi sonucunda kan şekerinde dalgalanmalar meydana gelir. Ani yükselen kan şekeri aniden düşerek erken acıkmanıza sebebiyet verir. Aynı zamanda bozulan insülin salımı sonucunda da yağ yapımı hızlanır ve alınan şeker ve karbonhidratların fazlası yağ olarak depolanmaya başlar. Şekerden ve karbonhidrattan zengin beslenme tarzı son derece yanlıştır.

Mora Terapi ailesi olarak mucize kilo verme kürleri veya detoks suları gibi moda diyet akımlarını son derece sağlıksız buluyoruz ve kesinlikle desteklemiyoruz. Mora Terapinin amacı uygulanan 3 aylık protokol boyunca sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmakla birlikte su tüketimini ve günlük aktiviteleri artırarak sağlıklı ve kalıcı kilolar verebilmektir. Sağlıklı alışkanlıkların oluşabilmesi için 3 ay yeterli bir süredir.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan metabolik sendrom, diyabet, geçirgen bağırsak sendromu gibi terapilerden elde edilen bilgiler ve sonuçlar ışığında Mora Terapi kilo verme terapileri geliştirilmiştir. Kilo verme terapilerinde kalıcı başarılar elde eden tamamlayıcı tıp yöntemi Mora Terapi, herhangi bir yan etkiye yol açmadan, vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkmaktadır. Her seansta genel frekans temizliği yapıldığından, tansiyon, kolesterol veya kan şekeri ile ilgili problem yaşayan danışanlarımızda ciddi düzelmeler gerçekleşmektedir. Ayrıca, frekans temizliği sayesinde vücutta birikmiş olan toksinler de vücuttan uzaklaştırılmış olur.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan kilo terapilerinde, iyileştirmeye her zaman bağırsaklardan başlanır. Kaliteli bağırsak florası, iyi çalışan bağırsakları ve sağlıklı vücut fonksiyonlarını beraberinde getirir. Mora terapi seanslarında ve seanları takiben verilen diyet protokolünde bağırsak florasındaki dengeler gözetilerek temizleme işlemi gerçekleştirilir. Seans sonrasında verilen diyet protokolünden kısaca bahsedecek olursak; sebze, protein ve sağlıklı yağlar içeren, basit şeker içermeyen, karbonhidratların ve meyvelerin de kullanılabilir miktarlarının belirtildiği, bağırsak sağlığını destekleyen sağlıklı bir beslenme planıdır. Serbest olan yiyeceklerde miktar sınırlaması yoktur. Bol su ve fiziksel aktiviteyi de desteklemektedir.

Kilo verme seanslarında, bağırsak terapisinin yanında, bağırsak sağlığını bozacak ya da danışanın özellikle bağımlısı olduğunu düşündüğü yüksek şeker, karbonhidrat ve yağ içerikli gıdalar tüplere koyularak cihaza yerleştirilir. Tüplerden alınan frekanslarla, bağımlılık terapilerinde de kullandığımız gibi vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu şekilde verilen beslenme protokolüne uyum büyük oranda kolaylaşır. Kişi isteksizlik oluşturulan gıdalara karşı yoksunluk hissetmeden, diyet yapıyorum psikolojisine girmeden kolaylıkla kilo vermeye başlar. Titizlikle uygulanan protokol ve düzenli alınan Mora Terapi seansları sonrasında kişi sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yaşam tarzı haline getirmiş olur.

Mora Terapi ile 5+1 seans şeklinde uygulanan 3 ay izlem süreci olan kilo verme protokolümüzde amaç, protokol süresince 12-15 kg kaybetmektir. Bu kayıp 3 ay için ideal bir kilo kaybıdır. Ancak protokol süresince verilebilecek kilo, kişinin metabolizması, yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite durumuna göre değişebilmektedir. İlk 3 seans genellikle 3-4 gün aralıklarla verilmekte, geri kalan seanslar ise 1-2 hafta hatta 1 ay aralıklarla verilebilmektedir. Seans sayıları ve aralıkları kişinin vermesi gereken kiloya göre veya kilo verme hızına göre değişebilmektedir.

Kısacası Mora Terapinin amacı, danışanın sağlıklı şekilde kilo vererek ideal kilosuna ulaşmasını sağlamaktır. Kişi protokol süresince bedenindeki iyi yöndeki değişimleri fark ederek motive olur. Uykuları düzene girer, sabahları daha enerjik güne başlar, duygu durumu düzenlenir… Mora Terapi ile iyi hissederek zayıflayın. Unutmayın ki Mora Terapi kilo vermek isteyenlerin de en büyük destekçisi!

29 Ağustos 2018 Çarşamba

İYİ UYKULAR…

Sağlıklı bir metabolizmanın olmazsa olmazlarından iyi beslenme ve düzenli egzersizin önemini hepimiz çok iyi biliyoruz. Genellikle göz ardı edilen bir konu daha var. Aslında birçoğumuzun çok sevdiği ancak önemini pek bilmediğimiz bir unsur; uyku!


Gece salgılanan hormonlardan bahsederek giriş yapmak istiyoruz. En önemli hormonlarımızdan olan büyüme hormonu geceleri derin uykuda salgılanmaktadır. Adı büyüme hormonu olabilir ancak bu hormon yetişkinlerde yenilenme ve onarım işlemleri için harekete geçer. Ayrıca yaş ilerledikçe de sizin yıllara meydan okumanıza destek olur. Eğer çok uykusuz kalıyorsanız, bu durum kronik hale geldiğinde bu değerli hormonun onarıcı ve gençleştirici etkisinden maalesef yararlanamazsınız.

Bir diğer hormonumuz ise melatonin. Bu hormonun adını da sıkça işittiğinize eminiz. Melatonin de geceleri derin uykuda salgılanan bir hormondur ve özellikle karanlıkta etkinliği ve salınımı artmaktadır. Bu hormonun görevi de biyolojik saatinizi düzenlemektir. Antioksidan özellik göstermesi de en önemli özelliklerinden biridir. Melatoninin kanser hücrelerine bağlanarak çoğalmalarını önlediğini gösteren ciddi araştırmalar da mevcuttur. Melatonin hormonunu etkin bir şekilde salgılayabilmeniz için, gündüz güneş ışığından yararlanıp, geceleri uyuduğunuz odanın tamamen karanlık olmasına özen göstermelisiniz.  

Vücudun yaşamsal faaliyetlerini düzgün şekilde yerine getirebilmesi, beynin tam anlamda dinlenerek detoks olabilmesi ve aynı zamanda zihinsel fonksiyonların da en iyi şekilde çalışabilmesi için kaliteli uyku şarttır. Peki günde kaç saat uyku idealdir? Ortalama olarak 8-8,5 saat idealdir. Ancak bu kişiden kişiye değişebilir. Kaç saat uyumanın sizin için yeterli olabileceğini belirlerken kriteriniz, güne dinç ve zinde başlayabilmenizdir. Ancak her gün aynı saatlerde uyuyup-uyanabilmek biyolojik saatiniz açısından önemlidir. Uyku saatlerinizi belirlerken bahsettiğimiz hormonların en çok salgılanabileceği saatleri bilmekte fayda var. Melatoninin üretimi ve salınımı karanlık ile başlar, aydınlık ile sona erer. 23.00- 05.00 saatleri arasında salgılanan melatonin 02.00-04.00 arasında en yüksek değerlerine ulaşır.

Düzensiz uykular sebebi ile meydana gelebilecek sonuçlar şaşırtıcıdır. Uykunun yeterince alınamadığı günlerde açlık hormonumuz yükselir. Kanda yükselen açlık hormonu da gün içinde daha aç hissetmemize ve yediğimiz şeylerin daha çok yağ olarak depolanmasına sebep olur. Şöyle söyleyebiliriz ki iyi beslendiğiniz ve spor yaptığınız halde kilo veremiyorsanız, uyku durumunuzu gözden geçirmenizde fayda var. Aynı zamanda kronik hale gelen uykusuzluk insülin direncine bile yol açabilmektedir. Bunlarla birlikte vücut uykusuz kalınca bağışıklık sistemi zayıflar hatta kanser hücreleri ile savaşamaz hale gelebilir.

Uyku sırasında tüm vücut yenilenme sürecindedir. Hücre yapımı gerçekleşir, hafıza ve öğrenme yeteneğiniz uykuda yenilenir. Güne zihinsel ve fiziksel anlamda hazır olarak başlamak istiyorsanız kaliteli uyumanız şart! Kaliteli bir uyku için saatlerin öneminden bahsettik. Şimdide diğer faktörlerden bahsedelim. Tamamen karanlık ve tamamen sessiz bir ortamda uyumanız çok önemlidir. Sessiz dememizdeki amaç vücut uyurken bile sesten rahatsız olabilir ve stres hormonları salgılayabilir. Eğer kaç saat uyursanız uyuyun dinç uyanamıyorsanız uyku apnesi ve horlama gibi problemleriniz olabilir. Bunları kontrol ettirmekte fayda var. Akşam geç saatte yemek yememeye özen gösterin. Son öğününüz yatağa girmeden 3-4 saat önce olmalıdır. Tok yatıldığı zaman vücut geceleri yenilenme için kullandığı enerjisini sindirim için harcamak zorunda kalır. Uyku öncesi yediklerimiz ile birlikte içtiklerimiz de önemlidir. Kafein, tein veya alkollü içecekler tüketildiğinde derin uykuda geçen süre azalır ve uyku kalitesi düşer.

Uykudan bahsetmişken, uyku ilaçlarını atlamak olmaz. Uyku ilacı ile uyuduğunuzda doğal uyku süresince gerçekleşen hiçbir fonksiyondan yararlanamazsınız. Dinlenmiş uyanmak yerine yeni günde konsantrasyon güçlüğü çekebilirsiniz hatta sersemlemiş şekilde uyanabilirsiniz. Tüm bunların yanında bu ilaçların ciddi yan etkileri de bulunmaktadır. Bu ilaçları kullananların bir an evvel bu tür ilaçlardan kurtulmalarında fayda var.

Mora Terapi Bach çiçekleri ve Mora Color terapileri, uykularınızın düzene girebilmesi için alabileceğiniz en iyi destek terapileridir. Uyku deyip geçmemek lazımmış değil mi? Merak etmeyin, düzenli, derin ve rahat uyuyabilmek için hatta uyku ilacını bırakmak isteyenler için inanılmaz etkili terapileriyle Mora Terapi yanınızda.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

PANİK ATAK VE BACH ÇİÇEKLERİ


Sık sık karşınıza çıkıyordur, yaşamasanız bile ‘bende panik atak var’ diyen biri ile mutlaka tanışmışsınızdır. Peki gerçekten nedir bu panik atak? Nasıl belirti gösterir? Tedavi edilebilir mi?


Panik atak, günümüzde artma eğilimi olan psikolojik bozukluklar arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Panik atak, başta panik bozukluğu olmak üzere, birçok psikiyatrik bozuklukta ve bazı bedensel hastalıklarda da (tiroid bezinin aşırı çalışması, kan şekeri düşüklükleri, enfeksiyon hastalıkları, kansızlık vb.) görülebilen; beklenmedik bir anda ortaya çıkan, bunaltı, korku, terleme, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi gibi basit-doğal belirtilerle yoğun endişe karışımı bir nöbettir.


Panik atağı bir kısır döngü olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Bahsettiğimiz basit belirtilerin kişi tarafından yanlış değerlendirilmesi sonucunda, ölüyor gibiyim, çıldırıyorum, felç oluyorum gibi, kişi bu belirtilerin tekrarlayacağı düşünerek korku hissine kapılır ve atağı bekleme durumuna geçer. Korkular yüzünden, basit belirtiler tekrardan oluşur ve bu şekilde döngüye girilmiş olur.

Kişi özellikle yalnız başına kaldığında ya bana bir şey olursa ya şimdi kalp krizi geçirirsem ya eve hırsız girerse gibi düşünlerle bir sonraki atağını tetikleyebilir. Bir zaman sonra da bu düşüncelerin sürekli aklına gelmesi kişiyi genel bir yorgunluk ve mutsuzluk haline sürükleyebilir. Son çareyi de korktukları şeylerden uzak durmak da ararlar. Zehirlenmekten korktuğu için sevdiği yemekleri yemeyebilir, trafik kazası yapmaktan korktuğu için araba kullanmayabilir, ya da bir daha atak geçirirse kendisine veya başkalarına zarar vermemek adına evdeki keskin aletleri saklayabilir. Bu durumlar aslında panik atak geçiren kişinin korkularına göre şekillenir.

Panik atak çözümsüz bir hastalık değildir. Uzmanların yardımları ile birlikte alabileceğiniz en güzel destek terapisi ise Mora – Bach çiçekleridir. Panik atak ve şok gibi durumlarda, çok yönlü kriz kürü özelliği taşıyan, Dr. Bach tarafından bir çeşit acil durum karışımı olarak bir araya getirilmiş Rescue Remedy (İlk yardım kürü) kullanılmaktadır. Zihnin yaşadığı çıkmazlarda, bedenin kendini iyileştirme sürecini herhangi bir gecikme olmadan başlatabilmesine yardımcı olur. 



9 Ağustos 2018 Perşembe

SULARI RENKLENDİRELİM


Yeterli su içmenin ne kadar önemli olduğunu her seferinde vurguluyoruz. Bu yazımızda da su içerken zorlanıyorum diyenlere biraz fikir verelim istedik.

Sularınızı aromalandırarak hem su tüketiminizi artıracaksınız hem de gün içinde kafeinli ve şekerli içeceklere de yönelmemiş olacaksınız. C vitamininden zengin meyve veya yeşillikler ile sularınızı renklendirmeniz, vitamin alımınızı da desteklemiş olacaktır.



Sularınızı aromalandırırken daha iyi sonuçlar almak için;

·         Seçtiğiniz meyveleri ve yeşillikleri güzelce yıkayın.
·         Meyveleri küp küp doğrayın ya da dilimleyin, yeşilliklerle birlikte 1 litre suyu sürahiye koyun.
·         5-6 saat bu suyu buzdolabında bekletin, bu şekilde su içindekilerin rengini, aromasını ve tadını alacaktır.

Size fikir vermesi açısından, seçebileceğiniz bazı meyve-yeşillik-baharatlara örnekler verdik.

1.    Taze nane – Taze zencefil – Limon – Salatalık: İçerisindeki taze nane sindirim sisteminizi rahatlatacaktır. Ancak düşük tansiyon problemi yaşayanlar dikkat! Limon tansiyonunuzu daha da düşürebilir.

2.    Tarçın: 1 litrelik sürahi için, 1 adet çubuk tarçın yeterli olacaktır. Tarçının lezzetini daha iyi verebilmesi açısından 1 gece buzdolabında dinlenmesi daha iyi olacaktır.

3.    Dondurulmuş orman meyveleri – Biberiye: Mevsiminde dondurulmuş böğürtlen, ahududu, çilek, yaban mersini sizin işinizi görecektir. Yine 1 gece dolapta bekleyecek olan suyunuz, C vitamini ve antioksidanlardan zengin hale gelmiş olacaktır.

4.    Kuru kayısı: 5-6 kuru kayısıyı 1 bardak su içerisinde 24 saat buzdolabında dinlendirin. Konsantre suyunuzu ertesi gün, 1 sürahi soğuk suyunuza ekleyerek de tüketebilirsiniz. Bu su kabızlık problemi yaşayanlara da destek olacaktır.

5.    Ananas – Misket limon – Taze nane: İçerisinde C vitamini barındıracak olan bu tarif sıcak yaz günlerinde içinizi ferahlatacaktır. 

Tariflerde sınır yok. Siz de en sevdiğiniz meyveleri ister dondurarak ister taze halleriyle kullanabilirsiniz. Son olarak pratik bir fikir daha, sevdiğiniz meyve ve yeşillikleri buz kalıbına koyarak, kendinize renkli buzlar hazırlayabilirsiniz.

Mora Terapi yöntemiyle yapılan terapilerde, seanstan birkaç gün öncesi ve sonrasında en az 3-3,5 litre su içilmesini öneriyoruz. Her terapide genel detoks protokolüne uyulduğundan, danışanlarımızı bol su içilmesi konusunda bilgilendiriyoruz. 

2 Ağustos 2018 Perşembe

YETERİNCE SU İÇMEDİĞİNİZİ GÖSTEREN ŞAŞIRTICI İŞARETLER


Vücudun, hayati işlevlerinin yerine getirilmesi açısından sıvı dengesinin sağlanması, kaybedilen suyun yerine konması oldukça önemlidir. Yapılan araştırmalar sonucu, insanların gün içerisinde kaybettikleri su miktarı ortalama olarak 2,5 litre olarak belirlenmiştir. Siz gün içinde kaybettiğiniz suyu yerine koyabiliyor musunuz?



Peki vücut, susuz kaldığının sinyallerini bize hangi yollarla veriyor? Birlikte inceleyelim…

Ağız bölgesinde kuruluk, vücudun susuz kaldığının ilk göstergelerindendir. Aslında basit gibi görülen bu belirti, gün içerisinde göz ardı edilebilir veya su dışında farklı içeceklerle karşılanabildiği düşünülebilir. Ancak gün içerisinde tüketeceğiniz çay-kahve türü içecekler vücudunuzun su ihtiyacını karşılamaz, aksine vücuttan daha çok su atmanıza sebep olur.

Yetersiz su tüketiminin farkına varılabilmesi adına, kendi başınıza yapabileceğiniz en güzel kontrol, idrar renginin kontrolüdür. Yapılan idrar kahverengiye kaçan koyu sarı şeklinde ise yetersiz su tükettiğinize işarettir. Vücudun suya doygunluğu arttıkça, idrar rengi de doğru orantılı şekilde açılacaktır.  

Günümüzde en sık karşılaşılan problemlerden biri de kabızlıktır. Peki siz kabızlığınızın sebebinin yetersiz su tüketimi olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Susuz kalan bağırsaklar aktif olarak çalışamaz ve yavaşlar. Bunun sonucunda da kabızlık meydana gelebilir.

Güzel ve elastik bir cildin sırrı da su tüketiminden geçmektedir. Eğer cildiniz kuru ve eski elastikiyetini kaybetmiş durumdaysa, su tüketiminizi sorgulamalısınız. Susuz kalan cilt kurur, kırışıklık oluşumuna da uygun ortam hazırlanmış olur.

Gün içerisindeki yorgunluğunuz ve uyku haliniz de susuz kaldığınızın habercisi olabilir! Susuzluk sırasında, kandaki oksijen içeriği de düşer. Yeterli oksijeni alamayan kas ve sinir fonksiyonları yavaşlayarak yorgunluk hissi oluşturur.

Vücut sıcaklığının düzenlenmesinde de su oldukça önemlidir. Vücut sıcaklığımız yüksek değerlere ulaştığında terlemeye başlarız. Terleme sonucu da vücut sıcaklığımız düşer. Su eksikliği durumunda ise, terleme azalır ya da durur ve vücut sıcaklığı yükselmiş olur.

Kalbimiz ve dolaşım sistemimiz de susuzluktan etkilemektedir. Susuzluk sebebiyle vücutta bozulan elektrolit dengesi sonucu nabız değişimleri meydana gelebilir. Aynı zamanda kan basıncındaki bozulmalar nedeniyle baş dönmesi de gözlemlenebilmektedir.

Sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin dengesi kasların doğru çalışması için çok önemlidir. Susuzluk halinde elektrolit dengesizliğine bağlı, egzersiz sırasında ya da sonrasında kramp ya da spazmlar meydana gelebilir.

Yeterli miktarda suyu alamayan böbreklerde, toksin ve atık asit birikimi, bakterilerin gelişmesi için uygun ortam sağlar. Bu da böbrekler ve mesanede ağrı, iltihaplanma ve enfeksiyonlara sebep olabilir. Aynı zamanda vücudumuz, uzaklaştırılamayan toksinleri yağ hücrelerinin içinde saklamaya başlar. Eğer vücut yeterli su ile toksinleri güvenli bir şekilde atamıyor ise yağ hücrelerini de serbest bırakmaz. Bu nedenle kilo kontrolü sağlanamaz hale gelir.

Aslında vücudunuz susuz kalınca size ne çok sinyal veriyormuş değil mi? Yapmanız gereken şey O’na kulak vermek ve sağlıklı çalışabilmesi için bol bol su içmek! Mora terapi yöntemiyle yapılan tüm terapilerde genel sağlık desteklendiğinden su tüketiminin önemi her fırsatta vurgulanmaktadır.  

25 Temmuz 2018 Çarşamba

BAĞIRSAK SAĞLIĞINIZ İÇİN 8 ÖNERİ


Özellikle son zamanlarda yapılan çalışmalar, çoğu hastalığın temelinde yatan sebebin bağırsak problemleri olabileceğini gösteriyor. Aslında seneler önce Hipokrat’ın da dediği gibi ‘Tüm Hastalıklar Bağırsakta Başlar! ‘

Peki siz bağırsak sağlığınız için neler yapıyorsunuz?
Ya da daha sağlıklı çalışan bağırsaklarınız olması için nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz?

Bizim bu konuda size birkaç önerimiz olacak. Unutmayın sağlıklı çalışan bağırsaklar, kişinin daha sağlıklı bir vücuda kavuşmasıyla birlikte kendisini ruhen de iyi hissetmesini sağlar…


1.    Su içmeyi ihmal etmeyin!
Herkesin içmesi gereken su miktarı farklıdır. Ancak ortalama olarak, günde en az 2.5-3 litre su içmeniz gerektiğini her fırsatta vurguluyoruz. Bağırsaklarımızın da doğru çalışabilmesi için suya ihtiyacı var. Yetersiz su tüketimi, bağırsak hareketlerini yavaşlatarak kabızlığa sebebiyet verebilir. Ayrıca su yerine geçeceğini düşündüğünüz gazlı içecekler veya kafeinli içeceklerin, suyun aksine bağırsaklarınıza zarar verebileceğini unutmayın.

2.    Hareket edin!
Bağırsak hareketlerini düzene sokabilmek ve kabızlığa engel olabilmek için düzenli fiziksel aktivite şarttır. Vücudun hareketsiz kalması, hareketsiz ve sağlıksız bağırsaklara sebep olacaktır.

3.    Beslenme planınızda posalı besinlere yer verin!
Vücuda aldığınız posa bağırsak çapını genişleterek bağırsak hareketliliğine destek olur ve su emilimini artırarak bağırsaklara su çekilmesini sağlar. Kabuklu yenebilecek taze meyveler, kuru erik, kuru kayısı gibi meyve kuruları, mevsim yeşillikleri, kuru yemişler gün içerisinde almanız gereken posayı almanıza yardımcı olur. Tüm bunlarla birlikte, haftada en az 2 kez kurubaklagil tüketmeniz bağırsak sağlığınız için ideal olacaktır. Posalı besinlerden olup aynı zamanda prebiyotik özellik göstererek, bağırsaklardaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlayan; hindiba, enginar, taze fasulye, nohut, buğday, arpa, çavdar, soğan, sarımsak, muz, kuşkonmaz, pırasa, yer elması, bamya, yeşil bakla, pazı, ıspanak, lahana, karnabahar, brokoli, kerevizin yeşil yaprakları, semizotu, bulgur, mercimek, keten tohumu, kuru fasulye ve barbunya gibi besinlerin bağırsak sağlığınız için ayrıca önemli olduğunu unutmayın.

4.    Probiyotiklerin önemini kavrayın!
Probiyotikler, bağırsak duvarına tutunarak hastalık yapan bakterilerin tutunma bölgelerini kısıtlarlar ve besin kaynakları için rekabete girerek kötü bakterilerin üremelerine engel olurlar. Bağırsak sağlığımız için tüketmemiz gereken probiyotik besinlere; kefir, yoğurt, probiyotikli yoğurt ve peynir örnek olarak verilebilir. Ayrıca boza, şalgam, turşu, tarhana pestili, şıra, fermente zeytinler ve fermente etler de bu gruba dahil edilebilmektedir. Bu besinlerin kullanılamadığı durumlarda mutlaka bir uzmana danışarak, probiyotik takviyesi kullanılmalıdır.

5.    Omg-3 alımı bağırsaklar için önemlidir!
Omg-3’ün, bağırsaklarda meydana gelen iltihaplanmayı gidermek, bağırsak geçirgenliğini düzenlenmek gibi faydaları vardır. Bu yüzden omg-3 açısından zengin besinlerden olan; balık, yağlı tohumlardan özellikle keten tohumu, chia ve ceviz gibi besinlere beslenme planınızda yer vermelisiniz. Eksik olduğu düşünüldüğü durumlarda ise uzman eşliğinde omg-3 takviyesi şeklinde de desteklenebilmektedir.

6.    D vitamini eksikliğiniz var ise dikkat!
D vitamininin, bağırsaklardaki iltihabi durumu düzenleyen bir etkisi olduğu yapılan araştırmalarla desteklenmektedir. Yaşam kalitesi ve kronik hastalıklardan korunmada günlük önerilen miktarlarda alımına tüm yaş gruplarında dikkat edilmelidir.

7.    Yapay tatlandırıcılar masum değildir!
Yapılan çeşitli çalışmalarda, yapay tatlandırıcıların glikoz intoleransını tetiklediği, mide-bağırsak yolunda emilmediğini ama bağırsak mikrobiyotasından trilyonlarca bakteriyle tehlikeli bir karşılaşmaya yol açtığı, hatta işlevlerini değiştirdiği, işlevi değişen bağırsak bakterilerinin de içinde bulundukları metabolizma üzerinde zararlı etkileri olduğu bulunmuştur. Kalorisi olmadığı için masum gözüken tatlandırıcılar, aslında içten içe metabolizmaya ne kadar çok zarar verebiliyormuş değil mi? Bağırsak sağlığınız için yapay tatlandırıcılı gıdalardan uzak durmakta fayda var!

8.    Gıda katkı maddelerine dikkat!
Bağırsak mukozasını koruyan hücreler arası sıkı bağlantılar hasar görürse geçirgen bağırsak ve sonrasında da otoimmün hastalıklar oluşabiliyor. Bu durum bakteri, toksin, alerjen ve kanserojenlerin vücuda girmesini kolaylaştırmaktadır. Yapılan bir çalışmaya göre gıda katkı maddeleri, bağırsak mukozasını koruyan bu hücreler arası bağlantılara zarar vermektedir. Bağırsaklarımızın sağlığı için paketli ürünlere şüpheli yaklaşmanız gerekli!


Mora terapi yöntemiyle yapılan kilo kontrolü ve alerji seanslarında, iyileştirmeye her zaman bağırsaklardan başlanır. Çünkü, iyi çalışan bağırsaklar; iyi işleyen organlar, iyi çalışan beyin, huzurlu hisseden ruh ve zihin demektir.