18 Şubat 2020 Salı

KUCAKLAŞMANIN FAYDALARI


Biliyor muydunuz; Kucaklaşmak hem zihinsel hem fiziksel sağlığınızı olumlu yönde etkiliyor. Genel olarak çok hayatın akışında çok da dikkat etmediğimiz bir ayrıntı olmasına rağmen, bir o kadar da önemli olabilir.

Kişisel gelişim eğitimlerinde eğitimciler arasında samimi, içten bir bağ kurmak ve insanlara genel olarak inancımızı ve güvenimizi de kazandırmak üzere kucaklaşma egzersizi yaptırdıklarına belki siz de tanık olmuşsunuzdur.

Ancak güven duyma, içten bağ ve samimiyet kurma amaçları dışında kucaklaşmanın sağlığa da 3 temel faydası var. Bu çok ilginç sağlık faydalarını sizinle paylaşmak istiyorum.





11-      Kucaklaşmak grip olma riskini azaltıyor.

Her birimizin stresle baş edebilme konusunda yaptıkları elbette son derece bireysel farklılıklar içerebilir. Yine de çoğu insan için yürekten bir sarılma gibi fiziksel, rahatlatıcı bir dokunuş gayet yerinde bir stres gidericidir de aynı zamanda.
2015 yılında Psikolojik Bilim Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmaya göre kucaklaşmak fiziksel olarak daha sağlıklı olmamıza yardımcı olabilir.
Bu ilginç çalışma için 404 gönüllü seçildi. Ve bu 404 gönüllü her akşam çağrılarak, sosyal ilişkilerinin nasıl olduğu ve o gün kucaklaşıp kucaklaşmadıkları soruldu. Ortalama olarak katılımcılar 14 günün sonunda %68 gün süresince kucaklaşmışlardı. İlginç bir şekilde kucaklaşma yapan bireyler bu 14 günlük sürede kendilerini daha fazla sosyal yardım almış hissettiler.
Ama çalışmanın asıl ilginç kısmı son bölümü! Bu 404 gönüllü yerel otellerin izole odalarına ayrı ayrı yerleştirildiler. Araştırmacılar gönüllülere içinde gribe neden olan bir virüs bulunan bir burun damlası verdi ve tüm katılımcıların bu damlayı kullanması sağlandı. Genel olarak katılımcıların %78’i bu virüse yakalandı. Daha fazla kucaklaşmış bireylerde enfeksiyon riskinin daha az olduğu görüldü. Dahası, enfekte olmuş gönüllüler arasında daha fazla kucaklaşmış olan bireyler daha az şiddetli semptomlar gösterdiler. Araştırmacılar bu çalışma sonunda, kucaklaşmanın genel fiziksel stresi ve enfeksiyon riskini azalttığı sonucuna vardılar. Yani bundan sonra, üşütecekmiş veya grip olacakmış gibi hissettiğinizde sevdiklerinize daha çok sarılmayı ihmal etmeyin.

22-      Kucaklaşma kan basıncınızı düşürüyor:

2005 Yılında Biyolojik Psikoloji Dergisi’nde yayınlana başka bir çalışma da 20-49 yaş arası 59 çift ile yapıldı. Kucaklaşma, dokunma ve stres, kan basıncı ölçümlerinin karşılaştırıldığı bu çalışmada birbirlerine daha sık sarılan çiftlerin oksitosin seviyelerinin daha yüksek olduğu ve kan basıncı değerlerinin daha düşük olduğu görüldü. Bildiğiniz gibi yüksek tansiyon kardiyovasküler sağlık için zaralıyken, düşük kan basıncı veya normal tansiyon kardiyovasküler sağlık için yararlıdır. Yani kısaca diyebiliriz ki kucaklaşmak ve sarılmak kalp hastalığı risklerini azaltıyor. Bir dahaki sefere evden çıkarken eşinize sarılmayı unutmayın. Bu hem ilişkiniz hem de kalp sağlınız için harika bir koruyucu.

33-      Kucaklaşmak en kötü gününüzde bile ruh halinizi düzeltebilir:

2018 Yılında yapılan başka bir araştırmada yüzlerce kişinin her gün, o gün kucaklaşıp kucaklaşmadıkları ve günlerinin genel olarak nasıl geçtiği sorgulandı. Ve çalışmanın sonucunda görüldü ki, çalışmaya katılan kişilerde kucaklaştıkları günler, normal diğer günlere göre daha iyi geçmişti. Kavga ettikleri veya olumsuz bir olay yaşadıkları günlerdeyse eğer birilerine sarılmışlarsa daha az etkilenmiş, daha az kötü ruh hali içerisine girmişlerdi. Bu çalışmadan, kucaklaşmanın hem gününüzün daha iyi geçmesine yardımcı olduğu hem de olumsuz olaylardan daha az etkilenmek için bir tampon görevi gördüğü sonucu çıkarılabilir😊

Lütfen bundan sonra sevdiklerinize daha fazla sarılmayı ihmal etmeyin. Çünkü onlarla kucaklaşarak, onlara sarılarak hem kendinizin hem de sevdiklerinizin fiziksel ve ruhsal sağlığına olumlu bir katkı yapmış oluyorsunuz.

Mutluluk dolu, karşınıza çıkan olumsuz durumlarla ve stresle kolaylıkla baş edebildiğiniz sağlık dolu günler diliyoruz.


27 Ocak 2020 Pazartesi

DAHA AZ YEMEK DAHA UZUN BİR YAŞAMIN SIRRI OLABİLİR Mİ?


Düşük kalorili bir diyet, uzun ve sağlıklı bir yaşamın anahtarı olabilir mi?
Yıllardır yapılan çok sayıda bilimsel çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin daha sağlıklı ve daha uzun bir yaşamla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu çalışmalar genellikle fareler ve meyve sinekleri üzerinde yapılan çalışmalardı.
İnsan DNA’sına en yakın türlerden biri olan ve biyolojik olarak insanlara çok benzeyen al yanaklı maymun türü Rhesus maymunlarıyla yapılan son 2 çalışmadan bahsetmek istiyorum.
Bu maymun türüyle yapılan ilk çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin çok umut verici sonuçları ortaya çıktı.
Orta derecede daha az yiyen, kalori kısıtlaması ile beslenen maymunlar diğerlerine göre çok daha az gri renk saça, vücutlarında daha az sarkmaya ve daha sağlıklı organlara sahip olduğu görüldü. Bağırsak adenokarsinomu gibi kanserlerin görülme oranı %50 oranında azaldı. Diğer maymunlarda diyabet gelişimi görülürken, kalori kısıtlamalı beslenen maymunlarda kan şekerleri normal düzeylerdeydi. Hemen hepsi, son derece sağlıklı kalplere sahip genç maymunlara benziyorlardı. Bu çalışma ile bu maymunların daha az yedikleri zaman daha uzun yaşadıkları sonucu ortaya çıktı.
Yine aynı maymunlarla yapılan ikinci çalışmada ise sağlık ve fiziksel görünüm olarak yukarıdakine benzer sonuçlar ortaya çıkmasına rağmen, bu sefer, bu sağlıklılık halinin maymunların yaşam sürelerine bir katkı sağlamadığı görüldü.





İki çalışmayı da inceleyen ve 2017 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, yazarlar, kalori kısıtlamasının kanser, kardiyovasküler hastalık ve diyabetle ilişkili parametreler dahil olmak üzere klinik olarak en yaygın görülen hastalıklar açısından faydalarının göz ardı edilemez olduğu sonucuna vardılar.
Ne yazık ki Rhesus maymunlarıyla yapılan 2 tane çalışma dışında farklı bir çalışma daha yok elimizde. Birinde maymunların daha uzun yaşadığı, diğerindeyse yaşam sürelerinde daha az yemenin bir fark yaratmadığı bulundu. Ancak her ikisindeki ortak bulgu, orta derece az yiyen maymunların sağlık problemlerinin de yaşlanma belirtilerinin de çok azaldığı ve fiziksel olarak daha enerjik ve zinde olduklarıydı.
Bu sonuçlardan sonra Amerika’da bir araştırma ekibi “Kaloriden kısıtlı diyetin uzun vadedeki etkilerinin kapsamlı değerlendirilmesi” adı altında bir araştırma başlattı. Bunu sağlıklı beslenme gönüllüleri olan insanlar üzerinde yaptılar. Gönüllüler 2 Yıl boyunca toplam kalori alımında %25 bir azalma gerektiren bir diyet yaptılar. Pek tabi, tahmin edebileceğiniz gibi, katılımcıların kolestrol seviyeleri, kan şekeri seviyeleri, kan basınçlarında oldukça sağlıklı yöne doğru bir gelişim görüldü. Diyabet ve kanserli hücre geliştirme olasılıkları çok düştü. Bu araştırma ile daha az kalori alımının sadece kilo vermekle ilgisini olmadığı, yaşlanma sürecini yavaşlattığı, kronik hastalıklara yakalanma riskini azalttığı ve fiziksel olarak da daha zinde ve enerjik olmaya fayda sağladığı yönünde bir sonuca ulaşıldı. Tabi ki yaşlanma süreçlerindeki etkileri daha çok araştırılmaya tabi tutulmalı.
Eğer kaloriden kısıtlı bir diyete başlama kararı verirseniz, bunu yapmadan önce mutlaka doktorunuza veya sağlık danışmanınızla konuyu görüşün. Bunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Çok fazla yemenin sağlığa fayda sağlamadığını biliyoruz. Özellikle fazla kiloluysanız, obezite oranları gün geçtikçe artarken, porsiyonları küçültmenin zarar getirmeyeceğinden de emin olabilirsiniz.  Dikkatinizi çererim, kilonuz fazlaysa.  Çünkü obezitenin ömrü kısalttığını biliyoruz.  Yoksa zaten sağlıklı bir kilonuz varsa kaloriden kısıtlı bir diyet uygulamaya hiç gerek olmayacaktır. Çünkü Anoreksiya da en az obezite kadar tehlikeli bir problem. Anoreksiya hastalarında kardiyovasküler problemler, koroner kalp hastalıkları, hasarlı kemikler, anemi, böbrek rahatsızlıkları ve karaciğer hasarı riskleri çok artmaktadır.

Aslında bu yazıyı okurken sizin de aklınızdan geçirmiş olabileceğiniz gibi, ne kadar yaşayacağınız kadar ne kadar süre sağlıklı kalacağınız asıl önemli olan -kronik hastalıklarla boğuştuğunuz yıllar yerine. Dolayısıyla daha az yemek uzun süreli sağlık halinin devamı için iyi bir seçenek olarak görülmektedir.
Sonuç olarak;
-          Ne kadar yediğimiz ve besin değerleri insan ömrünü etkileyen bir faktördür
-          Ne kadar egzersiz yaptığımız, genlerimiz, çok fazla alkol tüketip tüketmediğimiz, ilgi alanlarımız, kişiliğimiz ve sosyal hayatımız da bunu etkileyen faktörler arasındadır.
-          Şunu kesin biliyoruz ki çok fazla yemek de çok az yemek de sağlığımız için kötüdür. Her iki durum da bizi kronik hastalıklara duyarlı hale getirir.
-          Daha az yemeyi hedeflerken, mutlaka yeterli miktarda vitamin, mineral ve besin alabileceğimiz sağlıklı bir diyet programı uygulamayı ihmal etmeyelim.

Sağlık dolu, keyifli günler diliyoruz.



2 Ocak 2020 Perşembe

SAĞLIKSIZ BESLENME DÜNYADAKİ EN ÖNEMLİ ÖLÜM NEDENLERİNDEN BİRİ


3 Nisan 2019’da Health Days News’de yayınlanan bir çalışmaya göre kötü beslenme alışkanlığı sigara içmekten ve yüksek tansiyon probleminden daha fazla sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor.
Yaklaşık 200 ülkede yapılan çalışmada 2017 yılında kötü beslenme yüzünden 11 milyon insanın hayatını kaybettiği ve bu rakamın o yılın yetişkinleri arasındaki ölümlerin %22’si gibi büyük bir yüzdesine olduğu açıklandı.
Tütün kullanımının 8 milyon, yüksek tansiyon probleminin ise 10 milyon ölüme neden olduğu belirtildi.
Araştırmanın başını yürüten Washington Üniversitesi doktorlarından Dr. Ashkan Afshin’e göre bu sonuç aslında hiç de şaşırtıcı değil.



Kötü beslenme aslında pek çok kronik ve ciddi hastalığın bir numaralı nedeni. Sürekli konuşuyoruz, abur cubur yemeyin, sağlıklı beslenin diye. 


Peki insanlar ne yemeli aslında? Nasıl beslenmeli? Bu konuda dikkat edebileceğiniz birkaç önemli küçük değişiklik hayatınızın ilerleyen yıllarında hastalıklara yakalanma riskinizi çok ama çok düşürecektir.


Kesinlikle daha az işlenmiş ve daha doğal gıdalara yönelmeliyiz. Rafine un, şeker, tuz  vb rafine ürünlerden mutlaka ve mutlaka olabildiğince uzak kalmalıyız.


Daha az işlenmiş gıda ve daha çok sebze ve meyve.
Özellikle lif oranı yüksek sebze ve meyveler kimi toksik atıkların da vücumuzdan atılımını kolaylaştırıyor.

Önemli olan mucize gıdaları bulmak değil, önemli olan meyve sebze tüketimi, baklagiller, doğal kavrulmamış kuruyemişler, ve tahıl ürünü tüketilecekse de lif bakımınca zengin tam tahıllı ürünler.
Gıdalarınızın olabildiğince doğal, taze olmalarına özellikle özen gösterin.

Sağlıklı beslendiğiniz, uzun ömürlü, sağlıklı mutlu günler dileriz.






30 Aralık 2019 Pazartesi

BEYNE İYİ GELEN KALBE DE İYİ GELİYOR



BEYNE İYİ GELEN KALBE DE İYİ GELİYOR

Demans(bunama) hastalığı son yıllarda katlanarak artıyor. Son dönem istatistiklerine göre dünyada 50 milyondan fazla demans hastası var ve bu rakamın 2050’ye kadar 3 kat artacağı söyleniyor

Dünya Sağlık Örgütü stratejik bir halk sağlığı eylem planı olarak “demans önleme klavuzu” hazırladı.

Demans, yaşlılıkla birlikte ilerleyen üzücü bir beyin fonksiyon bozukluğudur. Nedenleri farklı bile olsa demans ve alzheimer’ın uygulanan diyet ve yaşam tarzı alışkanlıklarıyla yakından ilgili olduğu görüşü hakimdir.

Demans’ı önlemek için aşağıdaki önerilere dikkat etmek gerekir, çünkü diyetiniz ve yaşam tarzı alışkanlıklarınız demans riskini kesinlikle düşürecektir.





 1-      Düzenli fiziksel egzersiz:

Haftada en az 150 dakika şeklinde yapılacak düzenli egzersiz demans riskini düşürmek üzere kanıta dayalı eylemler listesinde bir numaradır. Düzenli egzersiz hem demans, hem Alzheimer riskini önemli ölçüde azaltır. Araştırmalar, daha fazla egzersiz yapan kişilerin her türlü demans geliştirme olasılığının çok düşük olduğunu göstermektedir. Hatta bu durum bilişsel bozukluk için bile geçerlidir.


  2-      Sebze bazlı beslenmek.

Meyve, sebze, tam tahıl, sağlıklı yağlar ve deniz ürünlerinin fazla olduğu bir beslenme şekli ile demansı önleme arasında önemli bir bağ olduğunu söyleyen çok sayıda araştırma mevcuttur. Bu tarz beslenme genellikle Akdeniz tarzı diyet diye adlandırılsa da her türlü kültüre ve mutfağa uyarlanabilir.

 3-      İşlenmiş gıda ve sağlıksız gıdalardan uzak durmak.

Dünya Sağlık Örgütü özellikle hazırladığı raporunda işlenmiş tüm gıdalardan (beyaz un, beyaz pirinç, işlenmiş şeker ve doymuş yağ içeren gıdalar) ve toksik kirliliğe neden olan katkılardan ve vücutta iltihap yapan yiyeceklerin tümünden uzak durulması gerektiğini söylüyor.

 4-      Sigara ve Alkol tüketimini limitlemek.

Dünya Sağlık Örgütü raporunda sigara vb tütün ürünlerinden uzak durmanın ve alkol tüketimini olabildiğince aza indirmenin önemli olduğuna özellikle vurgu yapılmaktadır.

4   5-      Kaliteli ve yeterli bir uyku.

Düzenli bir şekilde, dinlendirici, kaliteli ve yeterli bir uyku düzeninin olması uzun dönemde demans problemi ile karşılaşmamak için çok önemli.

5   6-      Sosyal çevre ile olumlu ilişkiler ve sosyal bağlılık.

Aynı şekilde kişinin yaşadığı sosyal çevre ile olumlu, iyi ilişkiler kurması, yakın aile bağları da demans için mükemmel önleme araçlarından biri.

Demansı önleme klavuzunun önerdikleri aslında kalp sağlığımız için de önerilenlerle neredeyse bire bir aynı. Bu büyüleyici bir bilgi gibi. Çünkü demanstan sakınmak için yaptığınız her şey kalbinize de iyi gelecek. Aslında sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek ve yukarıda saydığımız tüm öneriler, sizi pek çok kronik rahatsızlıktan da emin olun koruyacak.

Berrak bir zihin ve sağlıklı bir kalp ile mutlu bir yaşam diliyoruz.

26 Kasım 2019 Salı

EGZERSİZ YAPMAK BEYNİNİZİ NASIL ETKİLER?


Dikkatinizin gelişmesine Yardımcı olur:

20 dakikayı geçkin yüksek tempolu bir yürüyüş veya koşu sonrası beyin aktiviteleri fotoğrafınız çekilseydi gördüklerinize inanamazdınız. Beyninizin tüm bölümleri canlanmış ve çalışır vaziyette olduğunu görecektiniz. Fazla serbest bir gezi yürüyüşü veya gezme amaçlı yapılan bisiklete binme aynı etkiyi vermez ama sıkı bir şekilde yaptığınız her yarım saate yakın egzersiz beyninizin tüm bölümlerinin canlanmasını sağlar.

Hafızanızın güçlü kalmasına yardımcı olur:

Yürüyüş, özellikle tempolu yürüyüş, aerobik veya bahçecilik gibi hafif egzersizler beyninizin hipokampüsünün ( ki hafıza ve öğrenme ile ilgili bölümüdür) büyümesine yardımcı olabilir. Ayrıca yaş ilerledikçe hipokampüsün küçülmesini de yavaşlatarak hafıza kaybı gibi sorunlara da engel olur. Bu konuda yapılan kimi çalışmalar çok ilginç. Eğer yaptığınız aktiviteyi severseniz hipokampüsün daha çok büyüyeceğini söylüyorlar. Bu demektir ki yapmaktan çok hoşlanacağınız bir egzersiz bulun ve onu yapmaya devam edin.

Depresyon ve kaygının azalmasına yardımcı olur:

Aerobik vb egzersizler, depresyon ve anksiyete konusunda o kadar olumlu sonuçlar doğuruyor ki, doktorunuz bile size bunu önerebilir. Bunun nedeninin, egzersizin beyin hücrelerindeki hasar ve bozulmaları yavaşlatması olarak düşünülüyor. Tam şekilde sonuç alabilmek için düzenli ve sürekli egzersiz yapmak önemli.

Zihninizi daha esnek olarak kullanmanıza yardımcı olur:

Yeni şeyler öğrenirken ve deneyimlerken beyninizin değişebilme ve esneyebilme yeteneğine “nöroplastisite” denir. Genç beyinler bu konuda yaşlılara oranla çok daha iyidir. Kişiden kişiye çok değişkenlik gösterebilen bir durumdur ve aynı yaştakiler bile farklı kapasitelere sahip olabilir. Bilim insanları her türlü egzersizin daha esnek ve kolay öğrenebilen beyinler konusunda çok yardımcı olduğu konusunda hemfikirler.






Demansı önlemek konusunda yardımcı olur:

Egzersiz yapmayanların yapanlara göre demans, alzaymır hastalıklarına yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu sonuç aslında egzersizin obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve depresyon gibi hastalıkların önüne geçmesi nedeniyle diye yorumlanabilir. Aslında doğru bir yaklaşım; bu hastalıklardan korunarak demans ve alzaymır hastalıklarına da yakalanma riski azalmış oluyor. Ancak bunun yanı sıra egzersizin beynin beyaz ve gri maddelerini fazlalaştırdığını ve dolayısıyla bu konuda direkt bir etkisinin de olduğunu söylemeliyiz.

Kan akışına yardımcı olur:

Egzersiz kanın beyninize ulaşmasına yardımcı olur. Bunun nedeni kalbinizi ve kanı beyninize taşıyan büyük damarlardan, beyninizdeki küçük mikro kanallara kadar egzersizin tüm kan damarlarınızı güçlendirmesidir.
Güçlü kan damarları ve oluşturdukları kan akışı demansla ilgili plakların birikimlerini önlerler. Bilim insanları ayrıca güçlü kan akışının beyni güçlendirerek mental zayıflamanın önüne geçtiğini de vurguluyorlar.

Bilişsel yeteneklerinizi geliştirir:

Araştırmalar, egzersizin bilgileri yorumlama, değerlendirme, düzenleme ve dolayısıyla ona uygun şekilde davranma yeteneğini geliştirdiğini de gösteriyor. Uzun vadede egzersiz beyindeki beyaz madde yapısını değiştirerek beyin hücrelerinin bağlanmalarına yardımcı oluyor.

Kaliteli bir uyku uyumanıza yardımcı olur:

Egzersiz ruh halinizi dengede tutmaya, yatağa daha az stresle girmeye, sağlıklı bir uyku, uyanıklık döngüsünde yaşamanıza yardımcı olur. Daha fazla egzersiz yapan insanlar daha çok rem uykusu  (beyninizi ve vücudunuzu canlandırmaya yardımcı olan derin uyku) alma eğilimindedirler.

Peki ne kadar süre egzersiz yapmak fark yaratır?

Standart öneriler haftanın belirli günlerinde 30 dakikalık ılımlı bir egzersizle başlamanın uygun olacağı yönünde. Kimileri haftalık 150 dk minimum diyor, kimileri her seferinde yapılan egzersizin min 45-60 dk olmasının gerekliliğinden bahsediyor. Günlük min 45 dak, haftanın 3-4 günü yapılan bir egzersiz programıyla başlamak en uygun olanı gibi görünmekte.



Aktif, sağlıklı, mutlu günler dileklerimizle,





6 Kasım 2019 Çarşamba

KENDİNİZLE İLGİLENMEK, KENDİNİZE ZAMAN AYIRMAK NEDEN ÖNEMLİ?


Her gün bizi kurtaracak bir sürü farklı ürün reklamı bombardımanına maruz kalıyoruz. Ancak bizi gerçekten kurtaracak rahatlatacak olan şeyler maddi alışverişlerle doldurduğumuz dolaplarımız, evlerimiz, hayatlarımız mı?

Bize söylenilenin aksine kendimize zaman ayırmak veya kendimizle ilgilenmek son moda bir ruju veya son model bir cep telefonunu almak değil. Son model arabaya binip, son model bir destinasyona uçmak da değil. Eğer öyle olsaydı sadece ayrıcalıklı, bulunması zor ve çok pahalı şeylerin kendimizle ilgilenmek olduğunu söyleyebilirdik. Açıkçası, günümüz dünyasında kendinle ilgilenmek sanki raflarda, reklamlarda satılan ürünlerle eş değer ve bunu ispatlamak için satın alma eylemi yapmamız gerekiyor. Oysa hepimiz biliyoruz satın aldığımız cafcaflı ürünler sadece bir süreliğine bizi iyi hissettiriyor ve kesinlikle verdikleri tatmin duygusu geçici. Hayatımızdaki her şeyi düzeltmek için bir işe yaramıyor ve kısa bir süre içinde eski ruh halimize geri dönüyoruz.

Oysa kendimizle gerçekten ilgilenmek, zaman ayırmak her gün yapılması gereken, her gün verilmesi gereken bir karar. O anda, her zaman kendinizi iyi hissetmeyebiliriz ama uzun vadede kesinlikle olumlu bir değişime neden olur.

Gerçek kendinle ilgilenme, kendine zaman ayırma kendine söz vermeyi, iç gözlem yapabilmeyi ve alıştırma yapabilmeyi içerir. Kendimizi listenin en önüne koyup, gerçekten neye ihtiyacımız var ve asıl istediğimiz ne bulmayı gerektirir.







Aslında kendimizle ilgilenmek tam olarak hislerimiz ve ihtiyaçlarımızla bağlantıya geçmek demektir. Yoksa tüketim ürünleri satın alıp, asıl ihtiyacımız olan duygu ve isteklerimizin üzerini örtüp, onları görmezden gelmek demek değildir.

Peki asıl hislerimiz ve ihtiyaçlarımızla bağlantıya geçmek için neler yapabiliriz? Duygu ve hislerimize ulaşmamızı sağlayacak şeylerden yardım almakla başlayabiliriz. Bunlar bir arkadaşımızla içten bir sohbet olabileceği gibi, dans veya yin yoga gibi egzersizler veya meditasyon yapmak, günlük tutmak olabilir. Asla alkol veya ilaç türevleri gibi aptallaştıran şeylere başvurmayın. Bunlar da aynı alışveriş gibi duygularınızı açığa çıkaran değil, üzerini örten sahte şeylerdir.

Duygularınızla birlikte olurken veya onların ortaya çıkışını gözlemlerken, özellikle olumsuz olanlar için kendinize karşı her zaman nazik olun. Evet şu an öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı vb olumsuz duyguları hissediyorum. Tüm bunları hissetmek için kendime izin veriyorum. Kendimi yargılamadan tüm bu duyguların ortaya çıkmasına izin veriyorum gibi olumlamalarda mutlaka bulunun.

Bu duygular ortaya çıkarken kendinize sorun, şu an ihtiyacım olan ne? Buradaki anahtar kelime “ihtiyaç”. “İstediğim ne” ile “ihtiyacım olan ne” arasında büyük fark var. Gerçekten içinizde bunu araştırın ve hissedin. Sonra tekrar sorun; “bu ihtiyacımı karşılamak için daha önce ne yapmıştım?” veya “ne bana bu ihtiyacımı şu an karşılamak için yardımcı olabilir?” Size tüm bu soruları ve aklınıza gelen tüm cevapları bir liste halinde yazmanızı öneririm. Elinizde o anki durumunuza dair böyle bir kaynak listenin olması, sizi konfor alanlarınızda kalmanıza veya duygularınızda kaybolup gitmenize neden olan oto-pilot’tan çıkartıp, tekrar tekrar aynı faydasız şeyleri yapıp hayatınızın anlamsızlaşmasına neden olan şeyleri yapmaktan kurtaracak.

Unutmayın kendinizle ilgilenmek düzenli yapmanız gereken bir şeydir. Bir süre yapıp sonra tekrar unutmanız gereken bir şey değil. Neleri yapmaktan hoşlanırsınız, ne size gerçek mutluluk, neşe, sevinç verir? Bilirseniz o şeyleri rutininiz içerisine daha çok ekler, daha çok yaparsınız. Ertelemeden, geciktirmeden, önceliği kendinize vererek… Uçaklarda bile hava maskesini önce kendinize takmanızı isterler.

Kendimize zaman ayırmak, kendimizle ilgilenmekle ilgili her kişinin ihtiyaçları farklı olabilir. İşte size birkaç kendimizle ilgilenme önerisi;
-Sınırlarınızı koyun, ilişkilerinizde sınırlarınızın aşılmasına müsaade etmeyin
-Mutlaka gün içerisinde yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun
-Yediğiniz şeyler bedeninizi doğru şekilde besleyen gıdalar olsun.
-Sevdiklerinizle daha çok zaman geçirin.
-Her gün dışarıda kısa da olsa bir yürüyüş yapın, özellikle doğal alanlarda.
-Kedi, köpek gibi bir evcil hayvan edinin.
-Kendinizle nazikçe konuşun, kendinize karşı hoşgörülü olun. Unutmayın kendine nazik olan insanlar başlarına nazik ve hoş görülü olabilirler.
- Sevdiklerinize onları sevdiğinizi söyleyin.
- Sosyal medya tuzaklarından kendinizi uzak tutun. Sürekli gelen bilgi bombardımanı da zihninizin kaç-savaş pozisyonunda kalmasını sağlıyor.
- Eviniz, ofisinizin düzenine dikkat edin. Dış düzen, iç düzeni de sağlar.
- Kendinize ve başkalarına karşı affetme alıştırmaları yapın.
- Duygularınızı belli edin. Daha çok gülün ve ağlayın.
- Bedeninizi hareket ettirecek sevdiğiniz egzersizler bulun (dans, yoga, yürüyüş, neyi seviyorsanız)

Bu öneriler çok basit olmakla birlikte, düzenli olarak yapıldığında sizi kesinlikle endişe, duygu durum dalgalanmaları, gerçek zevkler yerine duygularınızı kapatan yanlış alışkanlıklara kapılmaktan kurtaracak. Ve en önemlisi gerçek ben’inizle her zaman birlikte kalmanız. Niyetleriniz ve söyledikleriniz, yaptıklarınız bir olursa bütünsel olarak kendinizi her zaman daha iyi hissedersiniz.

Her şey önce kendinize inanmakla başlıyor. Bunu hak ettiğinize inanın. Kendinize olan sevginiz artacak. Kendini seven insanlar her şeyi, herkesi sevebilen, sevecen olabilen dolayısıyla hayatın getirdiklerine karşı daha rahat baş edebilen insanlardır.

Mora Terapi Renk terapisi veya Bach Çiçekleri terapisi de tam size göre olabilir. Endişe, üzüntü, stres gibi olumsuz duyguların hızlıca iyileşmesini sağladığı için kendinize zaman ayırma pratiklerinize başlamanızı kolaylaştıracaktır. Denemekten ve sonuçta tüm duygu ve bedeninize verdiği rahatlamayı deneyimlemekten çekinmeyin.

Mutlu, sağlıklı günler diliyoruz.





22 Ekim 2019 Salı


GÜNÜMÜZDE KİLO ALMAK NEDEN DAHA KOLAY?

Yapılan bir araştırmaya göre günümüzde kilo vermek 1980’lere oranla daha zor. Peki neden böyle?

2016 yılında yapılan araştırmaya göre günümüzde insanlar daha az yedikleri ve daha fazla egzersiz yaptıkları halde obeziteden korunmaları 1980’li yıllara göre daha zor. Kanada York Üniversitesi Hastanesinde 36.377 yetişkin üzerinde yapılan araştırmaya göre 1971-1988 yılları arasında yaşayan insanlara kıyasla günümüz insanı aynı miktar yeme ve aynı miktar egzersize rağmen yaklaşık %10 oranında daha kilolu.

Bu çalışmada kişilerin o yıllara göre neden daha kilolu olabilecekleri açıklanmamasına rağmen kimi yaşam stili ve çevre değişiklikleri önerilmiş. Özellikle not edilen günümüzde pestisitler, gıda katkıları, paketlemelerde kullanılan kimyasallar gibi çevresel kimyasallara daha fazla maruz kaldığımız, bunun da vücudumuzun hormonal mekanizmasını etkileyerek kilo alımına neden olabileceğinden bahsedilmiş.   2018’de yapılan başka bir araştırma ise perflorinli maddelerin -yağ ve su geçirmez bileşikler- kişilerde kilo alımını arttırdığına dair.  Bu kimyasallar özellikle gıda paketlerinin, su geçirmez kıyafetlerin, cezve ve tavaların, mobilya kumaşlarının ve halıların üretimlerinde kullanılmaktadır. Ve ne yazık ki bu kimyasallara pek çok kişinin kanında da rastlanmaktadır. Bu kimyasalları kanında taşıyan kişiler normal aktivitelerinde normalin çok daha altında kalori harcayabilmektedirler. Dolayısıyla kilo almak daha kolay.Bunun dışındaki diğer ihtimal de reçete edilen ilaçlardaki artış. Özellikle de antidepresan ilaçlarının kullanımındaki artış. Özellikle 6 ayı geçen sürelerde antidepresan ilaç kullanan insanların  %25’inde kilo alımı görüldüğü doğrudur.


Aynı şekilde 1980’lere göre bağırsak mikrobiyatamızda da değişimler olabileceği düşünülmelidir. O yıllara göre daha fazla kırmızı et tüketimi olduğu, hayvanların günümüzde o yıllara oranla daha fazla hormonlu, antibiyotikli ve kimyasallı yemlerle beslendiği de doğrudur. Dolayısıyla hayvanların vücuduna giren antibiyotikleri, hormonları ve kimyasalları biz direkt sürekli alıyoruz.

Kinesioloji Profesörü Jennifer L. Kuk’un bir araştırmasına göre de günümüzde gıda ve içeceklerde bolca kullanılan tatlandırıcılar da bunun sebeplerinden biri olabilir.

Diğer olası açıklama da günümüzde insanlar 1980’lere göre yüksek stres seviyelerinde yaşıyor olmalarına rağmen daha az uyuyorlar. Ayrıca ısı kontrollü yerlerde yaşadığımız için de vücudumuz ısı ihtiyacını karşılamak üzere eskisi kadar kalori yakmıyor.

Sonuç olarak günümüz hayatının koşulları hem kilomuz hem de sağlığımız açısından 1980’lere kıyasla çok daha zorlu. Sağlıklı kilomuzda kalmak ve hatta sağlığımızı korumak geçmiş yıllara göre daha çok dikkat ve özen gerektiriyor. Ne kadar doğal besinlerle beslenirsek, uyku ve egzersiz düzenine ne kadar uyarsak o kadar uzun vadede rahat ederiz.







Sağlık dolu, mutluluk dolu günler diliyoruz.

Bunun dışındaki diğer ihtimal de reçete edilen ilaçlardaki artış. Özellikle de antidepresan ilaçlarının kullanımındaki artış. Özellikle 6 ayı geçen sürelerde antidepresan ilaç kullanan insanların  %25’inde kilo alımı görüldüğü doğrudur.

Aynı şekilde 1980’lere göre bağırsak mikrobiyatamızda da değişimler olabileceği düşünülmelidir. O yıllara göre daha fazla kırmızı et tüketimi olduğu, hayvanların günümüzde o yıllara oranla daha fazla hormonlu, antibiyotikli ve kimyasallı yemlerle beslendiği de doğrudur. Dolayısıyla hayvanların vücuduna giren antibiyotikleri, hormonları ve kimyasalları biz direkt sürekli alıyoruz.

Kinesioloji Profesörü Jennifer L. Kuk’un bir araştırmasına göre de günümüzde gıda ve içeceklerde bolca kullanılan tatlandırıcılar da bunun sebeplerinden biri olabilir.

Diğer olası açıklama da günümüzde insanlar 1980’lere göre yüksek stres seviyelerinde yaşıyor olmalarına rağmen daha az uyuyorlar. Ayrıca ısı kontrollü yerlerde yaşadığımız için de vücudumuz ısı ihtiyacını karşılamak üzere eskisi kadar kalori yakmıyor.

Sonuç olarak günümüz hayatının koşulları hem kilomuz hem de sağlığımız açısından 1980’lere kıyasla çok daha zorlu. Sağlıklı kilomuzda kalmak ve hatta sağlığımızı korumak geçmiş yıllara göre daha çok dikkat ve özen gerektiriyor. Ne kadar doğal besinlerle beslenirsek, uyku ve egzersiz düzenine ne kadar uyarsak o kadar uzun vadede rahat ederiz.

Sağlık dolu, mutluluk dolu günler diliyoruz.