28 Temmuz 2019 Pazar

KİLONUZU ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?


Bazal Metabolizma Hızı (BHM), fiziksel olarak tamamen dinlenir durumdayken vücudun harcadığı enerji miktarıdır. Bir başka deyişle, 24 saat içinde hiç hareket etmeden dinlenir vaziyette hayati fonksiyonların devamı için harcanan enerjidir. Bu değere, günlük yaşamsal aktiviteler ilave edilerek günlük enerji ihtiyacı hesaplanır. Bazal metabolizma hızının bilinmesi kalori ihtiyacını belirlemek ve kilo kontrolünü sağlamak için çok önemlidir. Yaşam boyu sağlıklı bir kilo kontrolü için önemlidir.

Metabolizma hızını etkileyen pek çok faktör vardır. Bunlardan belli başlıları genetik etkiler, yaş, metabolik hastalıklar, vücut bileşimi (yağ, kas oranları), ateşli hastalıklar, hamilelik, uzun ve sık aralıklarla diyette olmak, stres, hormonal durum.

Günlük beslenmesi protein ağırlıklı olan kişilerin metabolizma hızları daha yüksektir. Aynı şekilde vücut saatine göre beslenenlerin de metabolizmaları yüksektir. Vücut saatine göre beslenmek ne demek? Bedenimiz geceye kıyasla kalorilerle gündüz çok daha etkin bir şekilde başa çıkabiliyor. Bu yüzden gündüz yemek yiyip, gece özellikle 19.00, en geç 20.00 sonrası yemek yememek doğru olan. Beslenme programıyla ilgili bir diğer önemli konu ise porsiyonlar. Sağlıklı bir beslenme düzenini uygulamak kadar porsiyonları da küçük tutmak önemli.

Düzenli egzersiz yapıyorsanız veya en azından günlük 5.000 ile 10.000 adım atıyorsanız metabolizma hızınız yükselecektir. Kilo verme direncinin en önemli nedenlerinin başında aktivite eksikliği geldiğini unutmayın. Çoğu zaman gereğinden fazla yediğimiz için değilde, gerektiği kadar aktif bir hayat yaşamadığımız için kilo alırız.







Uyku eksikliği kilo aldırır. Düzenli ve kaliteli bir uyku uyuyorsanız metabolizmanızı doğru yönde çalıştırıyorsunuzdur.

Stres metabolizma hızını yavaşlatan faktörlerin başında gelir. Stres vücuttaki hayatta kalma modu denilen biyokimyasal süreci tetikliyor. Vücut bu durumda yakıt depoluyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor.

Kimi kullanılan ilaçlar kilo aldırabilir. Kullanılan ilaçların yan etkilerine bakmakta fayda var. Tabi ki bu durumda doktorunuzun sağlık önerisi sizin birincil önceliğiniz olmalı.

Sıcak havalarda metabolizmanın daha hızlı çalıştığını biliyor muydunuz? O yüzden kışın kilo almaya, yazın da vermeye eğilimliyizdir.

Kimi durumlarda tiroid hormonu üretimindeki yetersizlik kilo alımına neden olur. Hipotiroidi her yaşta ortaya çıkabiliyor. Tiroid hormon durumunuzu ara ara kontrol ettirmekte her zaman fayda var. Özellikle kilo verme zorluğu olanların eğer birlikte yorgunluk, cilt kuruluğu, unutkanlık, solukluk, saç dökülmesi, tırnak kırılması, şişkinlik, uyku hali gibi problemleri de varsa hipotiroidi ihtimalini göz ardı etmemek gerekir.

Alkol kullanımını sürekli hale getirmek, az su içmek, kalsiyum, selenyum ve magnezyum azlığı, D vitamini, Demir, B12, omega-3 eksiklikleri de kilo direncine yol açabiliyor.

Bağırsak mikroplarımız da kilo verme üzerine oldukça etkili. Eğer yeteri kadar çok ve çeşitli, sağlıklı bağırsak mikroplarımız varsa sindirim daha kolay oluyor. Genel olarak obez kişilerde yeterli ve çok sayıda sağlıklı bağırsak mikrobu bulunmadığı görülmüştür. Bunun için lifli gıdalarla beslenmek ve gerektiğinde probiyotik ve prebiyotik destekler kullanmak çok önemli.

Ne yazık ki genetik faktörler de konunun başında. Ailenizdeki obezite ne kadar yaygın mutlaka göz ardı etmemek gerekiyor. Kiloyu etkileyen en az 100 kadar gen var. Bunlardan biri de MC4R. Genlerinizle ilgili bir şey yapamazsınız ancak genlerinizin neye yatkın olduğunu bilirseniz, ona uygun diyet ve spor programlarıyla kendiniz için önlem alabilirsiniz.

Aslında yaşam şeklinizi ne kadar sağlıklı yaşam biçimine doğru değiştirir, düzenlerseniz kilo ve kilo ile ilgili problemler artık probleminiz olmaktan çıkacak. O kadar da zor değil sadece disiplinli ve azimli bir şekilde özen gösterme meselesi. İşte tam burada Mora Terapi Kilo Kontrolü programları istek ve iştah konusunda size tam destek sağlıyor. Terapilerle birlikte, stres, hormonal durum, bağırsak sağlığınız da normale dönecek şekilde uyarılıyor. 3 aylık uygulanan sağlıklı beslenme ve egzersiz protokolü “sağlıklı yaşam” bilincine geçmenizi kolaylaştırıyor. Üstelik, çocukluktan beri sevdiğiniz tatlı, börek, makarna vb.ni de artık o kadar da çok sevmiyorsunuz. Programı en büyük rahatlığı bu, iştahı kesmesi, isteksizlik yaratması ve vücut fonksiyonlarını bütüncül yaklaşımla normale doğru değiştirmesi.

Mutluluk dolu, sağlıklı kilolu günler diliyoruz.





23 Temmuz 2019 Salı

NEDEN SİGARAYI BIRAKMALISINIZ?


Bir tek sigara bile zararlıdır. Sigara içtiğinizde her nefes alışınızda tütünün içindeki kimyasal maddeler hızla akciğerlerinize ulaşır. Vücudunuzdaki kan zehirli maddeleri tüm organlarınıza taşır. Son içtiğiniz sigaradan hemen 20 dakika sonra bedeniniz iyileşmeye başlar. Nikotin bedeni 3 gün içinde terk eder.

Kalp hızınız ve kan basıncınız düşer. Dolaşımdaki karbon monoksit seviyesi normale düşer. Kan dolaşımı ve akciğerleriniz normal işlevlerine geri döner. Daha kolay nefes alırsınız. Koroner kalp hastalığı ve kanser riskiniz çok çok azalır. KOAH, bronşit, astım hastalıklarına yakalanma riskiniz düşer. Damar tıkanıklıkları nedeniyle felce yakalanma riskinizi aynı şekilde çok azalır. Bağışıklık sisteminiz güçlenir. Üreme yeteneğiniz artar. Erken yaşlanmazsınız. Kemik erimesi içmediğinizde 10 kat azalıyor. Diş ve dişeti sorunlarına yakalanma riskiniz de öyle.

Sigaradaki nikotin eroin kadar bağımlılık yapıcıdır. Yapılan araştırmalar sigara bağımlılığının tüm diğer bağımlılıklarla kıyaslandığında en yüksek bağımlılık türlerinden biri olduğunu söylüyorlar.

Dünyada 5 milyon, ülkemizde 100.000’e yakın kişi doğrudan sigara nedeniyle hayatını kaybediyor. Bunun nedeni ise sigaranın içinde kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltıp hücre yaşlanmasına yol açan karbon monoksit ve doğrudan zehir olan arsenik ile DDT gibi vücudumuz için zararlı olan 400’den fazla madde bulundurması. Dolayısıyla sağlıklı ve uzun bir yaşam için sigarayı bir an önce bırakmak şart.






Aslına bakarsanız bırakmak sorun değil, çözümdür. Öyle ya da böyle her tiryaki sonunda bırakacaktır. Çocuklarınızın sigara içmesini istemezsiniz değil mi? Unutmayın bırakma iradesini göstermek sizi güçlendirir. Bundan sonra her hedef gözünüze daha kolay görünür. Kendinizle bu doğru kararı verdiğiniz için gurur duyacaksınız.

Sigara yüzünden üstünüzün, giysilerinizin, nefesinizin ve evinizin nasıl leş gibi koktuğunu bilirsiniz. Oysa tertemiz, her zaman duştan yeni çıkmış gibi kokmak var. Ayrıca körelmiş olan koku ve tat duyularınız eski haline gelecek. Bahar geldiğinde esen rüzgardaki bahar kokusunu, bir çiçeğin yanından geçerkenki kokusunu, yağmurdan sonraki toprak kokusunu kendiğinden duyacaksınız. Yedikleriniz de size daha keyifli ve lezzetli gelecek.

Sakın bırakırsam kilo alırım diye korkmayın. Sigara dolayısıyla vücudunuzda biriken ağır metallerin bir numaralı kilo verememe sorunu olduğunu ve insülin direncinizi arttırdığınızı biliyor muydunuz?

Sigarayı bırakmak size her anlamda çok iyi gelecek. Özgüveniniz bile artacak. Bu yüzden ertelemeyin. Şimdi bırakın.



16 Temmuz 2019 Salı

VÜCUDUNUZUN GÜNLÜK D VİTAMİNİ İHTİYACININ KARŞILADIĞINDAN EMİN MİSİNİZ?


D Vitanini, bağırsaklardan kalsiyum ve fosfat minerallerinin emilimini arttırarak kemiklerde gerekli mineralleşmeyi sağlayan ve kemiklerin büyümesi, güçlenmesi, yeniden şekillenmesi için gerekli olan bir vitamindir. Kuvvetli kemik ve dişler için olmazsa olmaz bir bileşiktir. Eğer yeterli D vitamini olmazsa, kemikler ince ve kırılgan olur, şekil bozuklukları görülür.

D Vitamini kemik sağlığının yanında; bağışıklık sistemini güçlendirir, hücre büyümesini düzenler, vücudu kas zayıflığına karşı korur, yangıyı yani enflamasyonu azaltır, ayrıca kalp atışlarının düzenlenmesi, tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için de gereklidir.

İnsanlar D vitaminini güneşe maruziyet ile kendi ciltlerinde üretebilir, bunun yanında bazı besinlerden veya vitamin takviyelerinden alabilirler. Güneş iyi bir D vitamini kaynağı olmakla birlikte, yaydığı ultraviyole ışınlarıyla (UVA ve UVB) hem cilt yanıklarına neden olmakta hem de cilt kanseri için ciddi bir risk oluşturmaktadır.








D Vitamini yağda çözünen bir vitamindir ve birçok hayvansal gıdada doğal olarak bulunur. Balık ve balık yağları, büyük ve küçükbaş hayvanların karaciğeri gibi gıdalarda yüksek miktarda; yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısında az miktarda D vitamini mevcuttur.

Güneşe maruziyet, yiyecekler, vitamin takviyeleriyle elde edilen D vitamini aktif hale gelmek için vücutta 2 yerde hidroksilasyon denilen işleme uğramalıdır. Bunlardan ilki karaciğerde, diğeri de böbrekte gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu organarda oluşan problemlerde de – başta böbrek ve karaciğer yetmezliği- aktif D vitamini miktarını etkilemektedir.

Günlük D Vitamini ihtiyacı 600 IU (Uluslararası birim), 70 yaş üzeri için 800 IU’dur.

Yapılan laboratuar çalışmalarında D vitamininin kanserden korunmadaki rolü üzerine güçlü biyolojik kanıtlar elde edilmiştir. D vitamini; hücre büyümesi ve enflamasyonun sınırlanmasını düzenleyen kanser hücrelerinin yayılmasına izin veren sinyal moleküllerini azaltan bazı genleri engelleyebilir veya deaktive edebilir. D vitaminin bu süreçteki rolü, araştırmaların son derece aktif bir alanıdır.

Aynı şekilde Omega-3 yağ asitleriyle birlikte alınan D Vitamini desteğinin beyinde seratonin sentezinde etkili olduğu ve pek çok beyin işlev bozukluklarının önüne bu şekilde geçilebileceği de son yılların popüler aktif araştırma konularının başında gelmektedir. Bildiğiniz gibi seratonin halk arasında mutluluk hormonu olarak bilinmekte ve eksikliği ciddi oranda depresyon, uykusuzluk, negatif düşüncelerde artış, şüphecilik risklerini arttırmaktadır. Omega-3 yağ asitleriyle birlikte alınan D vitamini beyindeki seratonin sentezini arttırmaktadır.

Sonuç olarak, vücudumuz, kemik sağlığımız ve beynimiz için çok önemli olan D vitaminini mümkün olduğunca çok gıda çeşitliliğiyle karşılayabildiğimizden emin olalım. Hatta D vitamini takviyesine ihtiyaç duyup duymadığımızı doktorumuzla birlikte mutlaka değerlendirelim. Kan testi yaptırarak, D vitamini ihtiyacımız olup olmadığına, varsa hangi dozajda kullanmamız gerektiğine mutlaka baktıralım. İhmal edilmeyecek kadar önemli bir vitamin D vitamini.

Sağlık dolu günler.

28 Haziran 2019 Cuma

Ülkemizde ve Dünyada Dijital Sağlık

Dijital sağlık hastaların tanı ve tedavisinde, hasta olmayan bireylerin sağlık ve risk durumlarını takip etmede, sağlık sistemi çalışanlarının eğitiminde ve toplum sağlığını denetlemede ve iyileştirilmesinde bilişim ve iletişim teknolojilerinin kullanılması olarak tanımlayabiliriz. Teknolojinin ilerlemesi ve toplumun her kesimi tarafından kolay erişilebilir hale gelmesi sayesinde dijital sağlık hastaların ve sağlık çalışanlarının günlük hayatındaki önemi gün geçtikçe artıyor.

Global Futures Enstitüsü’ne göre 21. yüzyılın yeni sağlık trendleri arasında, medikal kuruluşların önemli bilgileri hastalarıyla doğrudan paylaşacağı ağ sistemlerinin oluşturulması ön plana çıkıyor. Aynı zamanda hastaların bilgilerinin araştırmalar için paylaşılabilir olması da ihtiyaç duyulan kriterler arasında. Ancak bilgi paylaşımının ne kadar etik olacağı konusundaki tartışmalar kolay kolay dineceğe benzemiyor. 

 İnsanlar sağlıkları bozulduğunda çoğu zaman ilk iş olarak bir doktora başvururlar. Fakat çoğu zaman da doktora başvurmakla beraber, daha önce aynı hastalığı geçirmiş olan diğer hastalarla da bilgi alışverişi yapmak ister. İnternet özellikle sosyal medya platformları hastaların bu ihtiyacını olabilecek en pratik bir şekilde gerçekleştirmiş hatta sağlık sektörü içinde bulunan herkese farklı yararlar sağlayabilmişler. 
 İnternetin yaygınlaşması ise sağlık kuruluşlarının fiziksel olarak ulaşamadığı bölgelere en azından bilgi aktarımı yapmalarını kolaylaştırıyor. Cep telefonları ve internet bağlantısı, dünyanın en ücra köşelerinde yardıma ihtiyaç duyanlar için her geçen gün daha fazla bilgi iletmeye devam ediyor. Günümüzün en önemli sağlık trendlerinden biri ise standart prosedürleri yerine getiren robot doktorlar. Bu konudaki uygulamalar ve medikal operasyonlardaki yapay zekâ kullanımı her geçen gün hızla artıyor. Yapay zekânın kullanımı, akıllı ilaçlar ya da ileri izleme teknolojileri ile daha kontrollü tedavileri de mümkün kılıyor.

Hâl böyle olunca bilgi ve iletişim teknolojileri, değişen toplumsal ihtiyaçlara yönelik “dijital dönüşüm” kavramını yaratıyor. Türkiye’deki birçok sektörün gündeminde yer alan dijital dönüşüm, özellikle sağlık sektöründe öne çıkıyor. Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler; sağlık hizmet standartlarının yükselmesini ve sağlık sistemindeki verimliliği büyük oranda etkiliyor.

2017 ve 2018 yıllarında dijitalleşmede gösterdikleri gelişmelerle HIMSS (healthcare information and management systems society) EMRAM derecelendirmelerinde sonucunda 6 ve 7 seviyelerine ulaşan hastanelere ödülleri verildi. ABD ve Avrupa’dan gelen HIMSS yetkilileri tarafından yapılan değerlendirme sonucu ülkemiz, 164 hastane ile Avrupa’nın en başarılı ülkesi oldu. Almanya, İspanya ve İtalya’da toplam 16 adet 6. seviye hastane bulunurken, Türkiye 163 adet 6. seviye ve 1 adet 7. seviye hastane ile Avrupa toplamının önüne geçti.

Umarız bu güzel başarıyı hep sürdürürüz. Herkese sağlıklı hafta sonları!


14 Haziran 2019 Cuma

Kansere Karşı Moralin Gücü!

Kanser hastası biri olarak eski ve sağlıklı hayatınıza geri dönebilmenin ne kadar güzel olacağını kaç kere düşündünüz? Veya bir yakınınızın ya da hepimizin… Kanser tanısı ile yaşamayı lunaparklardaki rollercoaster’lara yani hız trenlerine benzetirler. Her yeni gün yeni duygular ve kaygılar getirebilir, hem olumlu hem olumsuz. Sürekli olarak kanser tanısı konmadan önce hayatın bizler için nasıl olduğu hakkında düşünmek yerine bugünkü enerjimizin üzerine yoğunlaşmamız emin olun ki tüm bilim ve sağlık insanları tarafından da öneriliyor. Çünkü hastalık fark etmeksizin hastalığın bize verdiği rahatsızlık, acı ve ağrıdan ziyade hastalığın psikolojik tarafı bizi daha fazla rahatsız edebilir. 

Aşırı fiziksel, zihinsel ve duygusal stres bizim bağışıklık sistemimizi yıpratır ve zayıflatır. Zayıf bağışıklık sistemi demek de kansere ve diğer hastalıklara karşı davetiye çıkarma açısından önemli bir faktördür. Bilimsel çalışmalar bol kahkahanın bağışıklık sistemi üzerinde ani ve etkili bir güçlendirici etkisi olduğunu çoktan kanıtlamış durumda. Hatta Japonya'da, kahkaha sonrasında yapılan analizlerde, doğal öldürücü adı verilen hücreleri uyaran 14 genin birden aktive olduğu saptandı.

                 

“Her işin başı sağlık.” sözüyle birlikte bir başka bir sözü de kullanmamız gerek “Her şeyin başı moral.” Ruh ve beden sağlığını birlikte düşünmeli ve değerlendirmeliyiz. Bedenimizde oluşan sorunlar ruh sağlığımızı ve psikolojik durumumuzu bozabilir. Ruh sağlığımızda meydana gelen değişimler de bedenimizi etkileyebilir. Özellikle fiziksel hastalıklar kişinin hayata karşı uyumunu bozar. Bu tip hastalar alıştığı şekilden farklı yaşamak zorunda kalır. Hastalık ister hafif ve geçici olsun isterse ağır ve kronik olsun hastayı ve ailesini olumsuz etkileyebilir. Özellikle kronik hastalığı olan kişilerin yaşam şekillerinin eskiye göre oldukça fazla değişim göstermesi normal.

Biraz da hastanın dışarıyla ve kendisiyle olan ilişkisini ele alalım. Herhangi bir hastalığının olduğunu öğrenen kişi öncelikle doğal olarak büyük bir üzüntü yaşar. Bu hepimiz için geçerli hâliyle. Kişi çevresindekilere bu duygularını belli etmemeye çalışır, insanlarla iletişimini azaltır ve yalnızlık hissetmeye başlar. Bu şekilde devam ederse hastanın duyguları bir süre sonra yoğunlaşmaya başlar ve kişi 
yalnızlık hissine kapılabilir. Hastalığın teşhis edilmesiyle inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme aşamaları yaşanır. Bu süreçte kişi, hastalığa karşı duygusal ve davranışsal tepkiler gösterebilir. Hastanın verdiği tepkiler hastalığın çeşidine, kişinin hastalık algısına, hastanın karakter yapısına ve psiko-sosyal ortama göre değişir. Kronik hastalığı olduğunu öğrenen kişilerin ilk hissettiği duygulardan birisi öfke olur. Bu durum normal ve olması gereken bir süreçtir.

Sonuç olarak bilim dünyasında da
gülümsemenin ve moralli olmanın insan biyolojisi üzerinde olumlu bir rolü olduğu kabul ediliyor. Mesela kuvvetli bir kahkaha endorfin salgımızı yükseltiyor, stres hormonu olarak bilinen kortizon ve adrenalin düzeylerini düşüyor. Gülümsemeyi başardığınızda kızgınlık, endişe, depresyon ve stres düzeylerinde azalma görülüyor, dayanma ve direnme gücü artıyor. Hatta daha da ileri giderek, kimi araştırmacılar, gülmek ile kanser hücrelerinin çoğalmasını engelleyen sitokin ve interferon benzeri maddelerin salınımı arttığını ileri sürüyor. Lütfen yüzünüzden gülümseme eksik olmasın!

10 Mayıs 2019 Cuma

Başarılı Kardiyo, Sağlıklı Kalp!

Kalp ve kan damarları ile birlikte vücudun dolaşım sistemine “kardiyovasküler” sistem denir. Kardiyo ise bunun kısaltılmış hâlidir ve kalp, damar ve akciğerleri yoğun bir şekilde çalıştırıp güçlendiren egzersiz türlerinin hepsini kapsar. Kalp ritminin yükseldiği, nefes alış verişin hızlandığı her durumda kardiyo egzersizi yapmış oluyoruz. Nabız hızınızın arttığı egzersizleri bir düşünün, hepsi kardiyo türleri olarak bilinir: Koşu, yüzme, yürüme, tenis, bisiklet sürme…

Kardiyo genellikle kalori harcamak, yağ yakmak ve zayıflamak için yapılıyor olsa da
kardiyonun güçlü bir kalp, düşük stres, dayanıklılık gibi birçok faydası da var. Ne de olsa
kardiyo ile kalbinizin maksimum atış sayısının %65 – 80 aralığında olduğunu düşünürsek,
sağlığa yararları tartışılamaz bir gerçek. Özellikle diyet yaptığınız bir dönemde, aynı zamanda kardiyo egzersizlerini ve sporu da başarılı bir şekilde yürütebilirseniz, başarılı bir sonuç almanız kaçınılmaz olur. Hem de bilinçli bir sonuç.


Çoğumuz genel bir tabirle hep zayıflamayı isteriz; bazılarımız “biraz daha fit olsam yeter” diye düşünür, bazıları “forma girebilmem için daha çok yolum var” diye. Bir de tabii ki her şeyden önce sağlıklı bir vücut ve metabolizma amacıyla bu egzersizlere yaklaşanlar da. Kilo vermek ve forma girmek için kardiyo yapmamız gerektiği doğru. Pekii fitness ve sağlıklı yaşama hedeflerimiz için illa spor salonuna/gym’e gitmek ya da spor aletleri ile çalışmak mı gerekli? Tabii ki hayır; evde, sokakta hatta her an kardiyo yaparak da forma girebilirsiniz. Kardiyo egzersizlerinin detaylı bir anlatımı ayrı bir blog konusu olabilir; bu yazımızda biraz daha genel bir “kardiyo” tanımını ve etki alanlarını ele alıyoruz. Ancak evde hemen egzersize başlamak isterseniz bile internet dünyası temel bilgiler için yeterli olacaktır.

Günlük hayatınızda merdiven çıkarken zorlanıyor, yürüyüş yaparken soluksuz mu kalıyorsunuz? Eğer bu sorulara verdiğiniz cevap evetse, bu kalp kaslarınızı yeterince
çalıştırmadığınız anlamına gelir. Düzenli ve başarılı kardiyo programı ile kalp daha hızlı bir
şekilde kan pompalamaya başlar ve vücudunuz bu duruma alışır. Bu da kalp kaslarının
güçlenmesini ve vücudun performansını artırmasını sağlar. Böylelikle kalp ve damar
hastalıklarına yakalanma riskinizi de azaltmış olursunuz. Yazımızın başında da dediğimiz gibi, kardiyonun en önemli faydası, kalp ve damar sağlığını destekliyor olması. 

Amacınız daha çok kilo vermek ise kardiyo egzersizleri ile sağlıklı bir şekilde kilo vermek adına yağlardan kurtulmak için doğru beslenmek gerekir. Çünkü aksi takdirde, kas kaybına neden olabilir; bu nedenle, vücut geliştirme ile ilgilenen bazı insanlar kardiyodan çekinirler. Ama aslında düzenli kardiyo egzersizleri, ağırlık antrenmanları sırasındaki performansı artırmaya yardımcı olur. Bu sayede hem yağ yakmış hem de minimum yağ oranına sahip bir vücut yapmış olursunuz. Yağ yakımı için en doğru zaman (yani kardiyo için) midenizin boş olduğu zamandır; tabii sağlık problemi yaşamıyorsanız. Eğer böyle bir probleminiz yoksa ev kan şekeriniz düşük değilse sabah aç karnına kardiyo yapmak doğru bir seçim olabilir.

Ve en önemlisi, kardiyo ile yararlı hormon salınımı sayesinde ruh hâliniz olumlu etkilenir ve vücudunuzun yaşlanma hızı yavaşlar. O zaman şimdi uygulama zamanı, bol terli kardiyolar! :)

26 Nisan 2019 Cuma

Sağlık Endüstrisinde Gelişmeler Bölüm I - Yapay Zekâ ve Sağlık -

İnsanların aklını kurcalayan teknolojilerden yapay zekâ, teknoloji ve bilimi bir araya getiren konulardan biri. Pek çok insan tarafından merakla gelişimi takip edilen yapay zekâ olgusu, uzun yıllardır gelişimini etkili bir şekilde sürdürüyor. Yapay zekâ aslında, herhangi bir organizmadan faydalanmaksızın, tamamen yapay araçlar ile oluşturulan insan gibi davranışlar ve hareketler sergileyen makinelerin ve yazılımların geliştirildiği teknolojinin genel adı. Çağımızda Endüstri 4.0, İleri Analitik gibi yeni dallar tüm endüstrilerde söz sahibi olmaya başlamışken, yapay zêka teknolojisini de bu dallar arasında rahatlıkla gösterebiliriz. Bahsettiğimiz bu dev endüstrilerin en büyüklerinden biri de sağlık endüstrisi olsa gerek. İşte tam da bu noktada yapay zêka sağlık endüstrisiyle tanışıyor ve kaynaşıyor, bu tanışmadan ortaya tüm canlılar için faydalı gelişmeler doğmaya başlıyor.

Tıpta yapay zekâ kullanımı bir efsane veya mit olmaktan çıktı. Artık her alanda doktorların en büyük yardımcısı, algoritmalar, makine öğrenimi sistemleri ve becerikli robotlar… Yapay zekâ hayatımızın her alanında olduğu gibi sağlıkta da devrim yaratıyor. Dünya genelindeki sağlık hizmetleri de bu değişimden önemli derecede etkileniyor. Makine öğrenimi ve yapay zekâ, doktorları, hastaneleri ve sağlıkla bağlantılı tüm diğer alanları etkiliyor.



PwC adlı şirketin Hangi doktor? Yapay zekâ ve robotbilim yeni sağlık sektörünü neden şekillendirecek?” başlıklı araştırmasında tüketicilerin sağlık sektöründe yapay zekâ ve robotlara ne kadar hazır olduğunu inceliyor. Araştırmaya göre bu bulgular ön plana çıkıyor:

– Yapay zekâ ve robot kullanma isteği giderek artıyor, bu artışta temel etken sağlık hizmetlerinden daha kolay faydalanma.

– Teşhis ve tedavinin hızı ve doğruluğu da yapay zekâ ve robotbilime olan istekliliği artıran önemli bir faktör.
– Daha fazla kullanım ve kabullenme için teknolojiye güven kritik önem taşıyor; ancak ‘insan ilişkileri’ sağlık sektörü deneyiminin kilit bileşeni olmaya devam ediyor.
Peki, yapay zekâ hastanelerde nasıl değişimler yaratacak, sağlığımıza en önemli katkıları neler olacak?

1. Hastalıkların Teşhisi
Makine öğrenimi -özellikle de derin öğrenme– algoritmaları hastalıkların otomatik teşhisi konusunda son dönemde büyük ilerleme kaydetmiş, teşhis sürecini daha ucuz, kolay ve erişilebilir hale getirmiş durumda.
2. Yapay Zekâ Destekli Ameliyatlar
Yapay zekânın insan hayatlarını kurtaracağı bir yer de acil servisler olacak. Zamana karşı bir yarışın yaşandığı acil servislerde, örneğin trafik kazası geçiren bir insana doğru teşhis konabilmesi ve etkin bir tedavi uygulanabilmesi için onlarca görüntünün, hastanın tıbbi geçmişinin ve daha birçok unsurun incelenmesi gerekiyor. Yapay zekâ ve derin öğrenme algoritmaları bu verileri insanlardan çok daha hızlı şekilde derleyerek ve analiz ederek doktorlara yol gösterebilir.
3. İlaç Geliştirme
Yapay zekâ ilaç geliştirme sürecinin dört temel aşamasında da başarıyla kullanılıyor: Müdahale edilecek hedeflerin belirlenmesi, olası ilaç adaylarının belirlenmesi, klinik deneylerin hızlandırılması ve hastalığın teşhisine yönelik biyo-işaretlerin bulunması.

4. Kişiye Özel Tedavi


Farklı hastalar ilaçlara ve tedavilere farklı tepkiler verir. Dolayısıyla, kişiye özel tedavi hastaların yaşam süresinin uzatılması açısından kritik önemdedir. Ancak hangi tedavi yönteminin seçilmesi gerektiğini belirlemekte kullanılan etkenleri tespit etmek kolay değildir.

Elbette bu sistemlerin temel hedefi doktorların işlerini kolaylaştırmak ve sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak. Amaç basitleştirmek, düzenlemek ve bu yolla hizmet kalitesini artırmak olmalıdır. İlave tıklamalar, kapsamlı eğitimler, yanıp sönen ışıklarla doktorların dikkatini dağıtacak sistemler işleri kolaylaştırmak bir yana güçleştirebilir. Ne dersiniz, sonunda yararlı robotları görmeye başlıyoruz öyle değil mi? :)