10 Mayıs 2019 Cuma

Başarılı Kardiyo, Sağlıklı Kalp!

Kalp ve kan damarları ile birlikte vücudun dolaşım sistemine “kardiyovasküler” sistem denir. Kardiyo ise bunun kısaltılmış hâlidir ve kalp, damar ve akciğerleri yoğun bir şekilde çalıştırıp güçlendiren egzersiz türlerinin hepsini kapsar. Kalp ritminin yükseldiği, nefes alış verişin hızlandığı her durumda kardiyo egzersizi yapmış oluyoruz. Nabız hızınızın arttığı egzersizleri bir düşünün, hepsi kardiyo türleri olarak bilinir: Koşu, yüzme, yürüme, tenis, bisiklet sürme…

Kardiyo genellikle kalori harcamak, yağ yakmak ve zayıflamak için yapılıyor olsa da
kardiyonun güçlü bir kalp, düşük stres, dayanıklılık gibi birçok faydası da var. Ne de olsa
kardiyo ile kalbinizin maksimum atış sayısının %65 – 80 aralığında olduğunu düşünürsek,
sağlığa yararları tartışılamaz bir gerçek. Özellikle diyet yaptığınız bir dönemde, aynı zamanda kardiyo egzersizlerini ve sporu da başarılı bir şekilde yürütebilirseniz, başarılı bir sonuç almanız kaçınılmaz olur. Hem de bilinçli bir sonuç.


Çoğumuz genel bir tabirle hep zayıflamayı isteriz; bazılarımız “biraz daha fit olsam yeter” diye düşünür, bazıları “forma girebilmem için daha çok yolum var” diye. Bir de tabii ki her şeyden önce sağlıklı bir vücut ve metabolizma amacıyla bu egzersizlere yaklaşanlar da. Kilo vermek ve forma girmek için kardiyo yapmamız gerektiği doğru. Pekii fitness ve sağlıklı yaşama hedeflerimiz için illa spor salonuna/gym’e gitmek ya da spor aletleri ile çalışmak mı gerekli? Tabii ki hayır; evde, sokakta hatta her an kardiyo yaparak da forma girebilirsiniz. Kardiyo egzersizlerinin detaylı bir anlatımı ayrı bir blog konusu olabilir; bu yazımızda biraz daha genel bir “kardiyo” tanımını ve etki alanlarını ele alıyoruz. Ancak evde hemen egzersize başlamak isterseniz bile internet dünyası temel bilgiler için yeterli olacaktır.

Günlük hayatınızda merdiven çıkarken zorlanıyor, yürüyüş yaparken soluksuz mu kalıyorsunuz? Eğer bu sorulara verdiğiniz cevap evetse, bu kalp kaslarınızı yeterince
çalıştırmadığınız anlamına gelir. Düzenli ve başarılı kardiyo programı ile kalp daha hızlı bir
şekilde kan pompalamaya başlar ve vücudunuz bu duruma alışır. Bu da kalp kaslarının
güçlenmesini ve vücudun performansını artırmasını sağlar. Böylelikle kalp ve damar
hastalıklarına yakalanma riskinizi de azaltmış olursunuz. Yazımızın başında da dediğimiz gibi, kardiyonun en önemli faydası, kalp ve damar sağlığını destekliyor olması. 

Amacınız daha çok kilo vermek ise kardiyo egzersizleri ile sağlıklı bir şekilde kilo vermek adına yağlardan kurtulmak için doğru beslenmek gerekir. Çünkü aksi takdirde, kas kaybına neden olabilir; bu nedenle, vücut geliştirme ile ilgilenen bazı insanlar kardiyodan çekinirler. Ama aslında düzenli kardiyo egzersizleri, ağırlık antrenmanları sırasındaki performansı artırmaya yardımcı olur. Bu sayede hem yağ yakmış hem de minimum yağ oranına sahip bir vücut yapmış olursunuz. Yağ yakımı için en doğru zaman (yani kardiyo için) midenizin boş olduğu zamandır; tabii sağlık problemi yaşamıyorsanız. Eğer böyle bir probleminiz yoksa ev kan şekeriniz düşük değilse sabah aç karnına kardiyo yapmak doğru bir seçim olabilir.

Ve en önemlisi, kardiyo ile yararlı hormon salınımı sayesinde ruh hâliniz olumlu etkilenir ve vücudunuzun yaşlanma hızı yavaşlar. O zaman şimdi uygulama zamanı, bol terli kardiyolar! :)

26 Nisan 2019 Cuma

Sağlık Endüstrisinde Gelişmeler Bölüm I - Yapay Zekâ ve Sağlık -

İnsanların aklını kurcalayan teknolojilerden yapay zekâ, teknoloji ve bilimi bir araya getiren konulardan biri. Pek çok insan tarafından merakla gelişimi takip edilen yapay zekâ olgusu, uzun yıllardır gelişimini etkili bir şekilde sürdürüyor. Yapay zekâ aslında, herhangi bir organizmadan faydalanmaksızın, tamamen yapay araçlar ile oluşturulan insan gibi davranışlar ve hareketler sergileyen makinelerin ve yazılımların geliştirildiği teknolojinin genel adı. Çağımızda Endüstri 4.0, İleri Analitik gibi yeni dallar tüm endüstrilerde söz sahibi olmaya başlamışken, yapay zêka teknolojisini de bu dallar arasında rahatlıkla gösterebiliriz. Bahsettiğimiz bu dev endüstrilerin en büyüklerinden biri de sağlık endüstrisi olsa gerek. İşte tam da bu noktada yapay zêka sağlık endüstrisiyle tanışıyor ve kaynaşıyor, bu tanışmadan ortaya tüm canlılar için faydalı gelişmeler doğmaya başlıyor.

Tıpta yapay zekâ kullanımı bir efsane veya mit olmaktan çıktı. Artık her alanda doktorların en büyük yardımcısı, algoritmalar, makine öğrenimi sistemleri ve becerikli robotlar… Yapay zekâ hayatımızın her alanında olduğu gibi sağlıkta da devrim yaratıyor. Dünya genelindeki sağlık hizmetleri de bu değişimden önemli derecede etkileniyor. Makine öğrenimi ve yapay zekâ, doktorları, hastaneleri ve sağlıkla bağlantılı tüm diğer alanları etkiliyor.



PwC adlı şirketin Hangi doktor? Yapay zekâ ve robotbilim yeni sağlık sektörünü neden şekillendirecek?” başlıklı araştırmasında tüketicilerin sağlık sektöründe yapay zekâ ve robotlara ne kadar hazır olduğunu inceliyor. Araştırmaya göre bu bulgular ön plana çıkıyor:

– Yapay zekâ ve robot kullanma isteği giderek artıyor, bu artışta temel etken sağlık hizmetlerinden daha kolay faydalanma.

– Teşhis ve tedavinin hızı ve doğruluğu da yapay zekâ ve robotbilime olan istekliliği artıran önemli bir faktör.
– Daha fazla kullanım ve kabullenme için teknolojiye güven kritik önem taşıyor; ancak ‘insan ilişkileri’ sağlık sektörü deneyiminin kilit bileşeni olmaya devam ediyor.
Peki, yapay zekâ hastanelerde nasıl değişimler yaratacak, sağlığımıza en önemli katkıları neler olacak?

1. Hastalıkların Teşhisi
Makine öğrenimi -özellikle de derin öğrenme– algoritmaları hastalıkların otomatik teşhisi konusunda son dönemde büyük ilerleme kaydetmiş, teşhis sürecini daha ucuz, kolay ve erişilebilir hale getirmiş durumda.
2. Yapay Zekâ Destekli Ameliyatlar
Yapay zekânın insan hayatlarını kurtaracağı bir yer de acil servisler olacak. Zamana karşı bir yarışın yaşandığı acil servislerde, örneğin trafik kazası geçiren bir insana doğru teşhis konabilmesi ve etkin bir tedavi uygulanabilmesi için onlarca görüntünün, hastanın tıbbi geçmişinin ve daha birçok unsurun incelenmesi gerekiyor. Yapay zekâ ve derin öğrenme algoritmaları bu verileri insanlardan çok daha hızlı şekilde derleyerek ve analiz ederek doktorlara yol gösterebilir.
3. İlaç Geliştirme
Yapay zekâ ilaç geliştirme sürecinin dört temel aşamasında da başarıyla kullanılıyor: Müdahale edilecek hedeflerin belirlenmesi, olası ilaç adaylarının belirlenmesi, klinik deneylerin hızlandırılması ve hastalığın teşhisine yönelik biyo-işaretlerin bulunması.

4. Kişiye Özel Tedavi


Farklı hastalar ilaçlara ve tedavilere farklı tepkiler verir. Dolayısıyla, kişiye özel tedavi hastaların yaşam süresinin uzatılması açısından kritik önemdedir. Ancak hangi tedavi yönteminin seçilmesi gerektiğini belirlemekte kullanılan etkenleri tespit etmek kolay değildir.

Elbette bu sistemlerin temel hedefi doktorların işlerini kolaylaştırmak ve sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak. Amaç basitleştirmek, düzenlemek ve bu yolla hizmet kalitesini artırmak olmalıdır. İlave tıklamalar, kapsamlı eğitimler, yanıp sönen ışıklarla doktorların dikkatini dağıtacak sistemler işleri kolaylaştırmak bir yana güçleştirebilir. Ne dersiniz, sonunda yararlı robotları görmeye başlıyoruz öyle değil mi? :)









12 Nisan 2019 Cuma

Egzersiz ve Nefes: “Doğru Zamanda, Doğru Şekilde!”

Yüzeysel bir tanımla nefes, vücudun ana ihtiyaçlarından biri olan oksijeni sağlamak için havanın akciğerlere alınıp verilmesidir. Teknik açıdan değerlendirirsek de yaşamamızın sürdürülebilir olmasını sağlayan ve su ile birlikte en önemli kaynak olan oksijenin, vücudumuzdaki kullanış yöntemi olarak da adlandırabiliriz. 

Akciğerlerimize dolan havanın sadece beşte biri oksijenden oluşuyor ve bu oksijenin sadece %4’ünü yararlı bir şekilde kullanabiliyoruz. Tam da bu noktada vücut mevcut oksijeni kullanarak enerji üretiyor ve karbondioksit bileşeni ortaya çıkıyor. Bu bileşeni de en temel tanımla suyun da yardımıyla nefes vererek dışarı atıyoruz.
Peki hâlihazırda yaşamamızı devam ettirmemize yarayan tüm bu işlemler ve süreçler, konu egzersiz ve spor olunca bize ne gibi faydalar sağlıyor?            
  
Doğru nefes almak, kas oluşumunun sağlıklı biçimlenmesi ve kasların esnetme potansiyeline sahip olması açısından büyük önem taşıyor. Fark ettiyseniz sadece “nefes almak” değil, tüm yayımlarda da bu söz öbeği “doğru nefes almak” şeklinde geçiyor. Hatta bu anlatımı “doğru zamanda doğru biçimde nefes almak” olarak da güncelleyebiliriz.
Doğru zamanı açıklayacak olursak, örneğin ağırlık kaldırırken yani kendimizi zorlarken nefes vermeli, ağırlığı indirirken ise nefes almalısınız. Egzersiz esnasında kaslara yeterli oksijen gitmezse kaslar ihtiyacı olan enerjiyi sağlamak için fermantasyona başvurur ve bu da kasların yorulmasına neden olur. Kasların yorulması kaçınılmazdır ama doğru nefes alma ile bu durumu biraz erteleyebilirsiniz.

Spor esnasındaki en büyük hatalardan biri de nefes tutmak.  Sıkça yapılan bu hata kanın kalbe geri dönüşünü engelleyerek baş dönmesi ve yüksek tansiyona neden olur. Bu sebeple doğru biçimde nefes almak da doğru zamanla aynı ölçüde önemli. Doğru nefes alma derin, uzun ve sessiz bir biçimde olmalı; kısa kısa hızlı bir şekilde nefes alınmamalıdır. Çünkü bu şekilde nefes almak karbondioksit zehirlenmesine bile yol açabilir. Aynı zamanda antrenman esnasında nefes nefese de kalınmaması gerekir; nefes nefese kalmak ciğerlerinizin henüz o kapasitede olmadığının bir işareti. Örneğin, koşarken de 3 adımda bir nefes alınıp 5 adımda bir de nefes vermelisiniz. Bu sayılara ulaşabilmek için dinlenme zamanlarınızda ve normal rutinlerinizde de nefes egzersizleri yapabilirsiniz.

Unutmayın, egzersiz yaparken yanlış bir şekilde nefes alıp vermek etkisi değişecek olumsuzluklara yol açabilir. Doğru nefes almak sadece spor veya egzersiz yapıldığı anda değil, günlük hayatımızda da karşımıza keyifsizlik, bitkinlik ve hatta hastalık şeklinde çıkabilir.

Hemen bu bilgileri uygulayarak sporu hayatınıza daha nitelikli bir şekilde katmaya ne dersiniz? Bizce tam zamanı!


20 Şubat 2019 Çarşamba

CANDİDA MANTARI NEDİR?


Candida, bir maya bakterisi türüdür ve her canlıda bulunabilmektedir. Genelde lenf sistemi içerisinde görev alan bu mantar türü, dış etkenler sebebiyle gereğinden fazla çoğaldığında tehlikeli olmaya başlamaktadır. Vücutta mukoza zarı bulunan her bölgede varlık gösterebilen candida mantarına; bağırsak, göz, kulak, mide, mesane, ciğerler ve genital bölgede rastlanabilmektedir.



Doğal olarak vücut yüzeylerinde bulunan Candida, aslında zararlı bir mantar değildir. Doğru sayıda bulunan Candida, bağırsaktaki emilim ve sindirim süreçlerine yardım etmektedir. Ancak bağışıklık sistemi tarafından kontrol edilen mantar miktarı kontrolden çıktığında durum değişmekte ve candida bir hastalık halini almaktadır.  

Candida, bağırsaklarda yaşayan probiyotik bakterilerle bir denge içerisinde vücutta bulunmaktadır. Hatalı antibiyotik kullanımı, fazla şeker tüketimi, rafine un tüketimi gibi bağırsakta metabolize olan bazı ürünler bağırsaktaki bakteri florasının azalmasına ve candidanın çoğalmasına sebep olabilmektedir. Böylece denge bozulmakta ve Candida zararlı etkilerini göstermeye başlamaktadır.

Aynı zamanda bilinçsiz tüketilen antibiyotikler ve bağışıklık sistemini zayıflatan rahatsızlıklar da bağırsaktaki dengeyi bozarak aşırı Candida üremesine sebep olabilmektedir. Örneğin; Yüksek kan şekeri ve aşırı insülin bağışıklık sistemini zayıflatabilmektedir. Yorgun düşen bağışıklık sistemi bakteri ve mantarlarla savaşma yetisini kaybedebilmektedir. Bunun sonucunda candida mantarı kontrolsüz çoğalmaya başlamaktadır. Kontrol altına alınamayan stres, aşırı kortizol salınımına neden olmakta ve kontrolsüz kortizol salınımı ise bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır. Bunun sonucunda bağırsaktaki denge bozulmakta ve Candida yayılmaya başlamaktadır.

Candida mantarının vücutta kontrolsüz üremesinin birçok belirtisi vardır. Bunlardan bazıları; Gıda alerjileri, iritasyon, vajinal mantar enfeksiyonları, şeker krizleri, konsantrasyon eksikliği, şişkinlik veya kabızlık, yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, dilde kalın, beyaz bir tabaka, depresyon, egzama gibi ciltte döküntüler, akne, bağışıklık sistemi problemleridir.

Genel olarak vücuttaki Candida seviyesinin düzenlenebilmesi için bağırsak florasındaki yararlı bakterileri ve aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirecek besinleri tüketmek doğru seçim olacaktır. Şeker ve karbonhidratlı besinlerden uzak, probiyotik içeriği yüksek, mayalı ve glüten içeriği yüksek gıdalardan sınırlı, fermente sebze ve doğal besin içeriği yüksek bir beslenme tarzı benimsemek Candida yayılımını durdurabilmek açısından önemlidir. Sarımsak, hindistan cevizi yağı, elma sirkesi, zerdeçal, zencefil gibi mantar üremesini engelleyen besinler de beslenme planına dahil edilmelidir. Aynı zamanda yeşil yapraklı sebzeler, maydanoz, enginar, elma gibi vücutta detoksu destekleyen besinlerin tüketilmesi candida temizliği açısından önemlidir.

Genel olarak vücutta birçok sistemde çeşitli rahatsızlıklara sebep olan candida mantarının mutlaka teşhis edilerek tedavi edilmesi şarttır. Stresi düşürmek, probiyotikten ve prebiyotiklerden zengin beslenmek, bağışıklık sistemini güçlü tutmak, mantar üremesini engelleyen ve vücutta detoksu destekleyen besinlerin beslenme planına eklenmesi son derece önemlidir.

Mora Terapi ile Candida terapilerinde Candida mantarının aşırı artışı teşhis edilebilmekte ve silme işlemi yapılarak vücuttan atılımı desteklenebilmektedir. Her terapide olduğu gibi burada da bağırsak sağlığının öneminin altını çizmek istiyoruz. Mora Terapi ile bağırsak detoksu ile Candida silme işlemi desteklenerek bağırsakların sağlıklı flora dengesine geri dönmesi desteklenerek, sağlıklı beslenme davranışlarının kazandırılması ile temizliğin kalıcılığı sağlanmaktadır. 

13 Şubat 2019 Çarşamba

SAĞLIKLI BESLENME PROGRAMINIZI DESTEKLEYECEK BESİNLER


Sağlıklı kilo vermenin sırrı, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve bol su içmektir. Hızlı kilo vermeyi vaat eden, yoyo etkisi yaratabilecek, ciddi kalori kısıtlaması yapılmış olan diyetlerden uzak durulmalıdır. Popüler ve tekrarlayıcı diyetler yağ yakımından çok vücutta kas ve su kaybına neden olmaktadır. Kişi kilo kaybettiğini düşünürken vücudu aslında su kaybına uğrar ve kısa süren diyet programından sonra verilen kilolar fazlası ile geri alınabilmektedir. Onun yerine sağlıklı beslenme davranışları kazanmak uzun vadede sağlıklı olabilmek adına oldukça önemlidir. Örneğin; mevsiminde meyve sebze tüketmek, beslenme planında her gruptan besine yer vermek, porsiyon kontrolüne dikkat etmek, tabaklarımızda renk renk sebze meyve ve yağlı tohumlara yer vermek gibi.

Sağlıklı bir beslenme planında çeşitlilik en önemli faktörlerden biridir. Hiçbir besinin vücutta kendi başına mucize yaratmadığı unutulmamalıdır. Önemli olan her besinden fayda sağlayabilmektedir.


Yumurta: Yumurta, dolgunluk hissi üzerinde güçlü bir etkiye sahip, besleyici, yüksek protein içeren bir besindir. Tam bir yumurta vücudun üretemediği 9 aminoasitin tamamını içermektedir ve bu amino asitler sindirildikten sonra bağırsaklardaki iştah bastırıcı hormonların salınmasını tetiklemektedir. Ayrıca yumurta proteini anne sütünden sonra vücutta en iyi kullanılan proteindir.


Süt ve süt ürünleri: İçerdikleri kalsiyum, yağ yakımını sağlayan en önemli mineraldir. Hem protein içeriği hem de kalsiyumun metabolizmayı hızlandıran etkisi ile kilo verme döneminde sizi destekleyeceklerdir. Aynı zamanda kefir, yoğurt gibi fermente süt ürünleri içerdikleri probiyotikler sayesinde bağırsak dostu özelliktedirler.

Elma sirkesi: Elma sirkesinin taşıdığı asetik asit sayesinde mide asiditesini arttırarak, asit azlığı nedeniyle yaşanan sindirim problemlerini çözebildiği bilinmektedir. Klinik çalışmalarda elma sirkesinin kan basıncını, kolesterolü ve tokluk kan şekerini düşürdüğü kanıtlanmıştır. Elma sirkesinin kilo, serum trigliserit seviyesi, yağ alanları ve vücut yağ kütlesinde azalma sağladığı saptanmıştır.

Yeşil Çay: Yeşil çayda kafeinin yanı sıra yüksek miktarda fenolik bileşikler bulunmaktadır. İçeriğindeki kafein ve kateşinlerle yağ yakımını destekleyerek kilo kaybını kolaylaştırmakta, aynı zamanda antioksidan özellik göstermektedir. Termojenik etkisi ile metabolizma hızında da artış sağlayabilmektedir.

Tarçın: Kan şekeri regülasyonu sağlandığında, yağ yakımı ve kilo verme süreci kolaylaşmaktadır. Bu nedenle kan şekeri ve insülin direnci üzerine etkili olan çin tarçınını beslenme düzeninize ekleyebilirsiniz. Yapılan çalışmalar tarçının kan şekeri seviyesini düzenlemede yardımcı olduğunu göstermiştir. Özellikle Tip 2 diyabeti olan kişilerde tarçın iştahı azaltmak için kullanılmaktadır.

Keten Tohumu: Balıkta olduğu gibi, omega yağ asitleri bakımından zengin olan keten tohumu yağ yakımını hızlandırmakta ve yağın vücutta depolanmasını önlemektedir. Ayrıca içerdiği lignan sayesinde keten tohumu menopoz sonrası kadınlarda vücut yağının artışını da önleyebilmektedir. Ancak ailesinde meme / rahim kanseri öyküsü olanlar, kan sulandırıcı kullananlar keten tohumu tercih etmemelidir.

Yulaf Ezmesi: Yulaf ezmesi yüksek lif içeriği ve yüksek su emme kapasitesinden dolayı tok tutma gücü oldukça yüksek bir tam tahıldır. Yulafta bulunan beta-glukan gibi çözünebilir lifler midede su çekerek yoğunlaşmakta ve mide boşalmasını geciktirerek uzun süre tok kalmayı desteklemektedir.

Avokado: Avokado, omega 9 yağ asitlerinden oldukça zengin ve kilo vermeye yardımcı bir besindir. Yağ yakımını ve metabolizmayı hızlandırabilmektedir. Düzenli olarak tüketildiğinde kilo kaybına destek olmaktadır.

Hindistan Cevizi Yağı: İçinde bulunan orta zincirli yağ asitleri; vücudun depolamak yerine enerji için kullanmayı tercih ettiği bir yağ cinsidir. Yapılan çalışmalarda günde 2 yemek kaşığı hindistan cevizi yağı tüketiminin; insülini dengelediği ve göbek bölgesinde yağlanmayı özellikle kadınlarda azalttığı görülmüştür.  Ancak hidrojenize Hindistan cevizi yağı kullanılmamalıdır.

Çiğ Badem: Çiğ badem; magnezyum, protein, vitamin E, lif ve kalsiyum gibi besin ögelerinden oldukça zengindir. Bu zengin içeriğiyle özellikle karın çevresindeki yağlanmayı önlemektedir.

Limon: Karın bölgesindeki yağları azaltmak için, güne limonlu su ile başlayabilirsiniz. Ancak bu uygulama düşük tansiyon problemi olanlarda önerilmemektedir.

Aynı zamanda sebzelerin sindirimleri için harcamanız gereken kalori, kendi içerdikleri kaloriden genellikle fazladır. Bu nedenle kilo vermek için günlük doğru miktarlarda meyve ve sebze tüketimi posa içeriği ve çeşitli besin bileşenleri açısından önemlidir.

Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde amaç sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırabilmektir. Bağırsak terapisi ile birlikte yapılan bağırsak sağlığını bozabilecek veya vücuda herhangi bir fayda sağlamaksızın kalori içeriği yüksek gıdalara karşı isteksizlik oluşturularak vücudunun sağlıklı işleyişini geri kazandırmaktır. Mora Kilo Terapileri sağlıklı besin tercihleri yapmanızı sağlayarak, sağlıklı yaşama teşvik etmektedir.



6 Şubat 2019 Çarşamba

GÜNE GÜZEL VE MOTİVE BAŞLAYABİLMEK İÇİN İPUÇLARI


Güne zinde başlamak tüm günü enerjik geçirebilmek ve motivasyon kazanabilmek açısından çok önemlidir. Gün içerisinde birçok stres yaratan faktöre maruz kalıyoruz, çalışıyoruz, yoruluyoruz. Stresle baş edebilmek, işlerimize odaklanabilmek ve verimli olabilmek adına güne nasıl başladığınızın önemi çok büyüktür.


Güne zinde başlayabilmek için öncelikle kaliteli bir uyku uyumak şarttır. Her akşam aynı saatlerde uyuyup her sabah aynı saatlerde kalkmak vücudun düzeni açısından çok önemlidir. Aynı zamanda karanlık ortamda uyumak ve sabah kalktığınızda gün ışığının odanıza girmesini sağlamak da hormonların düzenlenmesini ve kaliteli uyumayı desteklemektedir. Özellikle gece yatmadan önceki ve sabah kalkmadan önceki yarım saat cep telefonlarından uzak durulmalıdır. Zinde bir güne başlayabilmek için hayatın karmaşasından uzaklaşıp kendinizi dinleyerek güne başlamak daha doğru olacaktır.


Sağlıklı ve zinde bir gün geçirmek için, güne sigara ve koyu bir kahve ile başlamak yerine 1-2 bardak su içerek başlanmalıdır. Bu içilen su gece boyunca oluşmuş olan susuzluğu giderecek, metabolizmayı harekete geçirecek ve böbrekleri rahatlatacaktır. Aynı zamanda güne güzel bir kahvaltı ile başlamak da enerjimizi artırmaktadır. Sabahları proteinden zengin, sağlıklı ve zaman açısından rahat bir kahvaltı yapmak, belki sonrasında çay veya kahve ile kendinize biraz olsun zaman ayırmak gün içerisinde enerjinizi korumanızı sağlayacak ve motivasyonunuzu artıracaktır.

Sabah miskinliğini üzerinizden atmanız için yapmanız gerekenlerden ilki, alarmı ertelemeden uyanmaktır. Yapılan birçok araştırmaya göre, alarm ertelemeler esnasındaki kısa uykular derin olmadıkları için kişiyi yorgun kılmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Dolayısıyla alarm bir kez çaldığında, kararlı olmak ve uyanmak çok önemlidir. Aynı zamanda güne yüksek sesli ve korkutucu bir alarmla uyanmaktansa sevdiğiniz bir müzikle uyanmak daha güzel olacaktır.

Sabah sevdiğiniz bir müzikle uyandıktan sonra gün içerisinde yapmanız gerekenleri düşünerek karamsar olmaktansa, derin bir nefes alarak zihni rahatlatmak, ardından hafif esneme egzersizleri yaparak zihninizi ve bedeninizi yeni güne hazırlamak oldukça önemlidir. Yürüyüş veya daha fazla spor yapmaya vaktiniz yoksa da işe giderken toplu taşıma araçları yerine yürümeyi, asansör yerine merdiveni tercih ederek hareket edebilirsiniz.

Mora Terapi ile kaliteli bir güne başlayabilmenizi engelleyebilecek yanlış beslenme davranışlarınızdan, alkol sigara gibi bağımlılıklarınızdan kolaylıkla kurtulabilirsiniz. Aynı zamanda Bach çiçekleri ve Mora Color terapileri ile duygu durumunuzu ve uykularınızı düzene sokabilirsiniz. Zihin berraklığı, pozitif düşünceler ve sağlıklı bir beden bütünsel sağlıkla mümkündür. Bütünsel olarak sağlıklı olabilmek için Mora Terapiyi deneyebilirsiniz. 



30 Ocak 2019 Çarşamba

MORA BACH ÇİÇEKLERİ İLE ODAKLANIN


İç ve dış uyaranlardan etkilenmeden, dikkat ile bir işe yoğunlaşabilme; iş üzerinde dikkati sürdürebilme yeteneğine konsantrasyon denmektedir. Konsantrasyon bozukluğu; süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilen yapılan işlere göre değişiklik gösterebilen kişinin bir konu üzerinde zihinsel olarak odaklanamaması durumudur.


Gelişen teknolojiyle birlikte maruz kaldığımız çevredeki yoğun uyarıcılar odaklanma sorunu yaşamamıza sebep olabilmektedir. Bunlar; sosyal medya bildirimleri, saat alarmı, SMS bildirimi, çağrı bildirimi, otomobil iç uyarıcılar ve korna gibi dış uyarıcılar, trafik işaretçileri, toplu yaşam alanları, sürekli duyduğumuz sesler ve genel adıyla tüm uyaranlardır. Aynı zamanda gün içerisinde birçok bilgi almaktayız. Bu bilgiler, beyine iletildikten sonra alt beyine aktarılmakta ve orada saklanmaktadır. Beynimize ulaşan her bilgi alt beyinde depolanmamaktadır ancak bazı kişiler gereksiz bilgileri elemekte güçlük çekebilmektedirler. Bu kişiler de dikkat toplama ve odaklanma ile ilgili problemler yaşayabilmektedir. Bu gibi durumlar yaptığımız işte verimli ve etkin olmamızı engellemektedir. Çevresel uyaranların yanında odaklanma problemleri, psikolojik, kalıtsal, stres, beslenme veya uyku bozukluklarından kaynaklı farklı sebepler nedeniyle de meydana gelebilmektedir.

İlgilenilen konuya olan ilginin kısa sürede sona ermesi, başlanılan işin bitirilememesi ve bunu takip eden derin kaygı hali, dalgınlığın tetiklediği unutkanlığa bağlı iş kazalarının yaşanması, düzensiz ve dağınık bir yaşam tarzı, sorumluluk alamama ve sorumluktan kaçma, bu durum sonucu iş, meslek, okul ve sosyal ilişkilerinde yaşanan sorunlar, ders çalışırken yahut iş yerinde ders ve işten çok, çevreyle ilgilenmesi, sık aralıklarla dalıp gitme, anlatılan şeyleri dinleyememe, yapılan işten hemen sıkılıp bıkma, okunulan metin veya kitaptan bir şey anlamama, eşyaların sıklıkla kaybedilmesi ve düşüncelerin toparlanamayıp, isimlerin unutulması gibi durumların yaşanması odaklanma veya konsantrasyon bozukluğu belirtileridir.

Odaklanma probleminin aşılmasında ilk adım; kişinin odaklanma sorunu yaşadığının farkına varması ve bu sorunun çözümü için girişimde bulunmaya hazır hale gelmesi olmalıdır. Kişiler, yakın çevrelerini bu konu hakkında bilgilendirerek onlardan da destek almalıdır. 

Odaklanma probleminiz olduğunu düşünüyorsanız kaliteli uyuduğunuzdan ve düzenli-sağlıklı beslendiğinizden emin olmalısınız. Kişinin uyku veya beslenme davranışları yanlış ise kişi kendini yorgun hissederek odaklanma sorunu yaşayabilmektedir. Uyku tam olarak alınmalıdır. Yatmadan önce kitap okumak veya ılık duş almak uykunuzu getirmeye yardımcı olacaktır. Güne bir bardak su içerek başlamak zihninizi açarak sizi yeni güne hazırlar. Gün içerisinde sağlıklı besin tercihleri yapılmalı çok ağır öğünlerden kaçınılmalıdır. Aynı zamanda gün içerisinde yapacağınız 30-45 dakikalık orta tempo yürüyüş veya diğer egzersizler dikkatinizi toplamanızı destekleyecektir.

Odaklanma probleminin ortadan kaldırabilmek için, aynı anda birden fazla işle uğraşılmamalıdır. Çünkü aynı anda iki farklı işe odaklanma olasılığımız yoktur. Planlı şekilde, yapılacak işleri sıraya koymak zaman yönetimi ve dikkat toplama açısından oldukça önemlidir. Kişinin planladığı günlük işleri tamamladıktan sonra kendini ödüllendirmesi motivasyonu artırarak odaklanmayı destekleyebilecek unsurlardandır. Uzun süre bir işle uğraşmak zihni yormaktadır. İş yerinde veya okulda kısa küçük molalar vermek zihni dinlendirerek konsantrasyonu artırabilmektedir. Tüm bunların yanı sıra dikkat dağınıklığı olan bireylerde bulmaca çözmek ve zeka oyunları oynamak çok güçlü bir şekilde konsantrasyon artırıcı etkiye sahiptir. 

Çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ünlü İngiliz Dr. Edward Bach’ in çiçeklerin iyileştirici özelliklerini kullanarak çeşitli duygu ve düşünce bozukluklarına çözüm sunmaktadır. Avrupa’da 100 yıldır yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemi olan Bach Çiçekleri Terapisi, dikkat dağınıklığı tedavisinde de başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Mora Bach Çiçekleri Terapileri ile dikkat dağınıklığı üzerinde çalışılabildiği gibi, odaklanma problemi meydana getirebilecek, uyku bozuklukları, düzensiz beslenme, stres gibi etkenler üzerine de çalışılabilmektedir.