7 Ekim 2019 Pazartesi

ZİHNİ YAVAŞLATMA YOLLARI


Nefes Alın

Tabi ki günlük hayatta sürekli nefes alıyoruz. Ancak bu sefer daha bilinçli bir şekilde derin ve odaklanılarak alınan nefeslerden bahsediyoruz. Elinizi karnınızın üzerine koyun ve derin ve yavaş en az 10 ve hatta 15 burun nefesi alın. Her nefes alışınızda karnınızın yukarı kalktığını, verişte de içe çekildiğini hissedin.

Akvaryumdaki balıkları izleyin

Akvaryumdaki balıkların yüzüşlerini ve diğer su canlılarını izlemek kan basıncını düşürüyor ve insanları daha sakin ve mutlu yapıyor.

Egzersiz Yapmayı ihmal etmeyin

Tempolu yarım saatlik bir yürüyüş veya 5-10 dakikalık bir aerobik egzersizi zihninizi yavaşlatmanıza kesinlikle yardımcı olacaktır. Endorfin salgılanacak ve kendinizi daha iyi hissetmenize neden olacaktır. Hatta benim kendi deneyimlerim kulaklıkla sevdiğiniz tempolu bir müzikte yürümenin tüm zihin aktivitelerini yavaşlatıp, çok mutlu ettiği yönünde.

Müzik Dinleyin

Müzik, kendinizi müziğe vererek dinlerseniz tam anlamıyla beyninizdeki aktiviteleri rahatlatıp, yavaşlatacaktır. Arka plan fonu olarak değil, tam anlamıyla kendinizi müziğe vererek dinleyin.






Yardım Edin


Birine yardım etmek çok ilginç bir biçimde beynin belli bölümlerini aydınlatıp keyif ve bağlantı duygularını harekete geçiriyor. Birisine karşılık beslemeksizin sadece iyilik yapmak üzerine yapılan yardımlar yardım eden kişinin stresini azaltmakla kalmıyor kendini yalnız hissetmemesini de sağlıyor. Yapılan araştırmalar yardım etmenin kalp sağlığını olumlu yönde etkilediğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söylüyor.

Doğada zaman geçirin

Doğada olmak kişilerin daha rahat ve tazelenmiş hissetmeleri kadar düşüncelerinde de netliğe ulaştırıyor. Beyin yeşil ortamda daha çok çalışmak zorunda hissetmiyor. Ayrıca doğada olmak kalp atış hızınızı, kan basıncınızı, stres hormonların salınımını ve hatta kaslardaki gerginliği de azaltabiliyor.

Kas Esnetme Egzersizleri yapın

Zihininizi yavaşlatmanın bir yolu da zihin beden bağlantısını sağlamaktan geçiyor. Zihninizi bedeninize yönlendirip sırayla özellikle vücudunuzun gergin hissettiğiniz her bölümünü (sırt, bacaklar, boyun, yüz kasları, ağız gibi)an az 10 saniye kadar esnetip bırakın. Bunu bilinçli ve odaklı bir biçimde gergin hissettiğiniz her bölüm için uygulayın. Tüm vücut bölümleriniz bittiğinde nasıl kendinizi daha iyi hissettiğinizi farkedeceksiniz. Bu egzersiz ayrıca uykuya çabuk dalmanızı da sağladığı gibi baş ve karın ağrısı problemlerine bile iyi gelebilir.

Ev Hayvanı edinin

Evcil hayvanlarla vakit geçirildiğinde stres hormonları seviyelerinde azalma görülüyor. Bir başka neden de vücudun güven ve bağlılıkla ilgili konularında rol oynayan oksitoksin hormonu da salgılıyor olması. Bol bol evcil hayvanlarla vakit geçirmeye özen gösterin.

Hayal Kurun, görsel rahatlama egzersizi yapın

Zihninizi yavaşlatmanın bir diğer yolu da sevdiğiniz, sizi mutlu eden veya huzur veren bir yeri, görüntüyü zihninize getirip bir süre ona odaklanmaktır. Burada önemli olan zihninizdeki resme olabildiğince detaylı bir şekilde odaklanmanız. Ortamın kokusu, sudaki kabarcıklar, ortamdaki sesler vs. tüm detayları canlandırın, hissedin.  5 Dakika bu şekilde bir odaklanma bile sizi yavaşlatıp, rahatlatacaktır.

Hatha Yoga Yapın

Kimi zorlayıcı pozlar ve kontrollü nefesin karışımından oluşan hatya yoga, başkalarını yargılamak yerine farkındalığınızı şimdide olmaya çekecektir. Düzenli hatha yoga yapmanın kaygıyı ve stresi azalttığına dair kanıtlar var. Ayrıca gücünüzü ve esnekliğinizi arttıran bir egzersizdir.  Sosyalleşmek için de güzel bir ortam.

Yaratıcı Olun
Boyama kitapları (özellikle mandala benzeri), örgü örme, seramik yapma gibi etkinlikler zihin yoğunluğunun azalmasına kesinlikle olumlu katkılar sağlayacaktır. İçsel çocuğunuzla ilgilenin, oyun oynayın diyorlar. Yani bu tür faaliyetler yaparken sürecin tadını çıkarın ve endişelerden ziyade keyif ve neşeye odaklanın.

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda bir “Mola” verin

Zihniniz çok çalışmaya başladığında ve bunu durduramadığınızı düşündüğünüz an hemen odağınızı değiştirin. Odağınızı tamamen başka bir konuya geçirin. Bir arkadaşınızı arayıp, onunla ilgili konuları sohbet edin mesela, ayağa kalkıp odalar arası gezinin, hava almak için kısa bir süreliğine olsa da açık havaya çıkın, kesinlikle ayağa kalkıp vücudunuzu hareket ettirmeyi, enerjiyi vücudun diğer alanlarına kaydırmayı da unutmayın. Bunu kendinizi şarj etmek olarak düşünün. Daha merkezli ve net olacaksınız. Sonra yeniden çalışmaya ve kafanızı meşgul eden şey hakkında yeniden düşünmeye başlayabilirsiniz. Ama her 90 dakikada bir mola vermeyi unutmayın.

Bahçecilikle veya Toprakla Uğraşın

Toprağın içindeki mikroorganizmalar ruh halinizi yükselterek odaklanmanıza yardımcı oluyorlar. Toprakla ilgilenenler ve toprağa değenler daha az depresif, endişeli ve kendilerini bulundukları topluluğa daha bağlı hissediyorlar. Kesinlikle toprak ile ilgili bir merakınız varsa bunun için özel zaman ayırmayı ihmal etmeyin.

Biyorezonans Tedavilerini Deneyin

Mora Terapi’nin Renk ve Bach Çiçekleri Terapileri kişini tüm vücut frekanslarının genel temizliğini yaptığından ve özellikle duygu durumlara yönelik tedaviler olduğundan rahatlatıcı, sakinleştirici ve sedatif bir etkiye sahiptir. Düzenli tedavilerle bir süre sonra hormonal salınımlarız dengelenir, huzurlu ve sakin bir duygu durumuna kavuşursunuz. 

Mutlu, sağlıklı günler dileklerimizle,







10 Eylül 2019 Salı

STRESİ AZALTMANIN (VE BÖYLELİKLE TANSİYON, FELÇ, KALP KRİZİ VE DEMANS’I ÖNLEMENİN) 8 YOLU;


Önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olan stres göz ardı edilmemesi gereken bir konu.

Özellikle stres problemi yaşıyorsanız ve kendinizi sık sık gergin hissediyorsanız aşağıdaki 8 yolu mutlaka deneyin.

1   1-      Yeterince ve kaliteli uyumaya özen gösterin. Yetersiz ve kalitesi düşük bir uyku, ruh halinizi, enerjinizi, zihinsel uyanıklığınızı ve bunlarla birlikte genel olarak fiziksel beden sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir.
2   2-      Gevşeme tekniklerini mutlaka öğrenin. Meditasyon, kas gevşetme, nefes egzersizleri, yoga, masaj stresin bir numaralı düşmanlarıdır.
3   3-      Sosyal ağınızı güçlendirin. Bir eğitim grubu veya sivil toplum örgütlerine katılarak diğerleriyle bağlantı kurmayı ve iş birliği yaparak birlikte olmayı deneyimleyin.
4   4-      Zaman yönetimi becerilerinizi geliştirin. İş ve aile taleplerini ne kadar dengeli ve iyi bir şekilde  koordine ederseniz o kadar stres seviyeniz düşük olur.








1   5-      Stres yaratan anlaşmazlık veya çatışma durumlarının büyümesine izin vermeyin. Çatışmaları nasıl yöneteceğiniz konusunda eğitimlere katılın, çatışma yönetimi becerilerinizi geliştirin.
2   6-      Kendinizle ilgilenin. Masaj yaptırın, en sevdiğiniz müziği dinleyeceğiniz veya en sevdiğiniz şeyleri yapacağınız (okumak, yürüyüşe çıkmak vs gibi) kendinize özel zamanlarınız olsun. Kendinizi şımartın. Deneyimleri gerçekten an be an yaşayın. Anı daha bilinçli yaşamak için her lokmanın tadına varacak şekilde yavaş yemek yiyin, doğanın sesine kulak verin, güzel bir manzara seyredin ve bunları yaparken de sadece yaptığınız şeye odaklanın. Düşüncelerinizin sizi alıp başka yerlere götürmesine izin vermeyin.
3   7-      En önemlisi mutlaka yardım isteyin. Ailenizden, arkadaşlarınızdan, komşularınızdan yardım istemekten çekinmeyin. Yardım isteyebilen kişiler aynı zamanda kendileri de yardım edebilen kişilerdir unutmayın.
4   8-      Ve son olarak da stres ve anksiyete durumunuz gerçekten baş edemeyeceğiniz kadar fazlalaştıysa mutlaka profesyonel yardım almayı, doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin. Mora Terapi Bach Çiçekleri homeopatik ilaç terapi’sinin stres için hazırlanmış özel kürlerini uzman terapistiniz veya doktorunuz eşliğinde deneyin.

Stresinizi kolayca yönetebileceğiniz, mutluluk ve sağlık dolu günler diliyoruz.





31 Ağustos 2019 Cumartesi

GIDALARIN GLİSEMİKS İNDEKS DEĞERLERİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Glisemik indeks (GI), karbonhidratların vücutta verecekleri glisemik tepkilerine (örn. glikoza dönüşmelerine) göre belirlenen sayısal bir değerdir. GI değeri 1 ila 100 arasında değişir; daha yüksek değerler kan şekerini daha hızlı yükselten gıdalara verilir. Saf glikoz bir referans noktasıdır ve glikozun glisemik indeksi 100’dür.

Glisemik indeks değerleri, bir gece boyunca aç kaldıktan sonra yemek yedirilen denekler üzerinde yapılan kan testleri ile belirlenir; belirli zaman aralıkları ile kan alınır ve kandaki glikoz değerleri ölçülür. Referans alınan glikoz değerine (100) göre kıyaslanır.

Yüksek glisemik indekse sahip bir gıda kan şekerini (kandaki glikoz seviyesini) orta ya da düşük glisemik indeksli bir gıdadan daha hızlı yükseltir.

Kısaca “Kan Şekeri” olarak da bilinir. Normalin üzerindeki Glisemik indeks (GI) değerleri vücutta toksik etki yapar ve körlüğe, böbrek yetmezliğine kadar ciddi problemlere yol açabilir. Ayrıca kardiyovasküler riski de arttırır.






Glisemik indeks (GI) değeri düşük gıdalar yavaş ve düzenli olarak glikoz salma eğilimindedirler, yüksek olanlarsa hızlı glikoz salarlar.

Düşük GI değerine sahip gıdalar kilo kaybını arttırma eğilimindeyken, yüksek olanlarsa egzersiz sonrası enerjinin geri kazanılmasına yardımcı olur veya yetersiz glisemiyi desteklerler.

Uzun mesafe koşucuları yüksek glisemik indeks değerine sahip gıdaları tercih etme eğilimindeyken, normal sınırlarda egzersiz yapanların veya kilo vermek isteyenlerin ve diyabet, insülin direnci problemi olanların kesinlikle düşük Glisemik indeksli gıdalara yönelmeleri gerekmektedir. Çünkü düşük glisemik indeksli gıda tüketimi yavaş ve düzenli glikoz salınımını desteklemekte ve kandaki glikozu kontrol altında tutmada yardımcı olmaktadır.

Düşük glisemik indeksli yiyecekler 55 ve daha aşağı, orta glisemik indeksli yiyecekler 56-69 arası ve yüksek glisemik indeksli yiyecekler 70 ve daha fazla olarak isimlendirilebilir. 

Aşağıda Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin sağlık yayınlarının Amerikan Diyabet Derneği, 2008 verileri baz alınarak hazırladığı GI değerlerine göre bazı yiyecekler verilmiştir.


GIDALAR


GLISEMIK İNDEKS ( glikoz=100)

Beyaz Ekmek

75 +/- 2

Tam Buğday Unu Ekmek

74 +/-2

Özel Tahıllı Ekmek


53 +/- 2

Mayasız Beyaz Ekmek

70 +/- 2

Tortilla (Mısır)

46 +/- 4

Beyaz Pirinç, kaynamış

73 +/- 4

Esmer Pirinç, kaynamış

68 +/- 4

Arpa

28 +/- 2

Tatlı Mısır

52 +/- 5

Spagetti, beyaz

49 +/- 2

Spagetti, kepekli

48 +/- 5

Pirinç Noodle

53 +/- 7

Buğday Noodle

55 +/- 7

Kuskus

65 +/- 4

Cornflakes kahvaltılık gevreği

81 +/- 6

Yulaf Kepeği

55 +/- 2

Pirinç Lapası

78 +/- 9

Müsli

57 +/- 2

Elma, taze

36 +/-2

Portakal, taze

43 +/- 3

Muz, taze

51 +/- 3

Ananas, taze

59 +/-8

Mango, taze

51 +/- 5

Karpuz, taze

76 +/- 4

Hurma, taze

42 +/- 4

Şeftali, konserve

43 +/- 5

Çilek Reçeli

49 +/- 3

Elma Suyu

41 +/- 2

Portakal Suyu

50 +/- 2

Kaynamış Patates

78 +/- 4

Patates Püresi

87 +/- 3

Patates Kızartması

63 +/- 5

Pişmiş Havuç

39 +/- 4

Pişmiş Balkabağı

64 +/- 7

Sebze Çorbası

48 +/- 5

Süt, tam yağlı

39 +/- 3

Süt, yağsız

37 +/- 4

Dondurma

51 +/- 3

Yoğurt, meyveli

41 +/- 2

Soya Sütü

34 +/- 4

Pirinç Sütü

86 +/- 7

Nohut

28 +/- 9

Barbunya

24 +/- 4

Mercimek

32 +/- 5

Soya Fasulyesi

16 +/- 1

Çikolata

40 +/- 3

Patlamış Mısır

65 +/- 5

Gazlı İçecekler

59 +/- 3

Pirinç gevrekli krakerler

87 +/- 2



ŞEKERLER

GLISEMIK İNDEKS ( glikoz=100)

Fruktoz

15 +/- 4

Sükroz

65 +/- 4

Glikoz

103 +/- 3

Bal

61 +/- 3


Sağlıklı beslendiğiniz mutlu günler dileklerimizle.

28 Temmuz 2019 Pazar

KİLONUZU ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?


Bazal Metabolizma Hızı (BHM), fiziksel olarak tamamen dinlenir durumdayken vücudun harcadığı enerji miktarıdır. Bir başka deyişle, 24 saat içinde hiç hareket etmeden dinlenir vaziyette hayati fonksiyonların devamı için harcanan enerjidir. Bu değere, günlük yaşamsal aktiviteler ilave edilerek günlük enerji ihtiyacı hesaplanır. Bazal metabolizma hızının bilinmesi kalori ihtiyacını belirlemek ve kilo kontrolünü sağlamak için çok önemlidir. Yaşam boyu sağlıklı bir kilo kontrolü için önemlidir.

Metabolizma hızını etkileyen pek çok faktör vardır. Bunlardan belli başlıları genetik etkiler, yaş, metabolik hastalıklar, vücut bileşimi (yağ, kas oranları), ateşli hastalıklar, hamilelik, uzun ve sık aralıklarla diyette olmak, stres, hormonal durum.

Günlük beslenmesi protein ağırlıklı olan kişilerin metabolizma hızları daha yüksektir. Aynı şekilde vücut saatine göre beslenenlerin de metabolizmaları yüksektir. Vücut saatine göre beslenmek ne demek? Bedenimiz geceye kıyasla kalorilerle gündüz çok daha etkin bir şekilde başa çıkabiliyor. Bu yüzden gündüz yemek yiyip, gece özellikle 19.00, en geç 20.00 sonrası yemek yememek doğru olan. Beslenme programıyla ilgili bir diğer önemli konu ise porsiyonlar. Sağlıklı bir beslenme düzenini uygulamak kadar porsiyonları da küçük tutmak önemli.

Düzenli egzersiz yapıyorsanız veya en azından günlük 5.000 ile 10.000 adım atıyorsanız metabolizma hızınız yükselecektir. Kilo verme direncinin en önemli nedenlerinin başında aktivite eksikliği geldiğini unutmayın. Çoğu zaman gereğinden fazla yediğimiz için değilde, gerektiği kadar aktif bir hayat yaşamadığımız için kilo alırız.







Uyku eksikliği kilo aldırır. Düzenli ve kaliteli bir uyku uyuyorsanız metabolizmanızı doğru yönde çalıştırıyorsunuzdur.

Stres metabolizma hızını yavaşlatan faktörlerin başında gelir. Stres vücuttaki hayatta kalma modu denilen biyokimyasal süreci tetikliyor. Vücut bu durumda yakıt depoluyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor.

Kimi kullanılan ilaçlar kilo aldırabilir. Kullanılan ilaçların yan etkilerine bakmakta fayda var. Tabi ki bu durumda doktorunuzun sağlık önerisi sizin birincil önceliğiniz olmalı.

Sıcak havalarda metabolizmanın daha hızlı çalıştığını biliyor muydunuz? O yüzden kışın kilo almaya, yazın da vermeye eğilimliyizdir.

Kimi durumlarda tiroid hormonu üretimindeki yetersizlik kilo alımına neden olur. Hipotiroidi her yaşta ortaya çıkabiliyor. Tiroid hormon durumunuzu ara ara kontrol ettirmekte her zaman fayda var. Özellikle kilo verme zorluğu olanların eğer birlikte yorgunluk, cilt kuruluğu, unutkanlık, solukluk, saç dökülmesi, tırnak kırılması, şişkinlik, uyku hali gibi problemleri de varsa hipotiroidi ihtimalini göz ardı etmemek gerekir.

Alkol kullanımını sürekli hale getirmek, az su içmek, kalsiyum, selenyum ve magnezyum azlığı, D vitamini, Demir, B12, omega-3 eksiklikleri de kilo direncine yol açabiliyor.

Bağırsak mikroplarımız da kilo verme üzerine oldukça etkili. Eğer yeteri kadar çok ve çeşitli, sağlıklı bağırsak mikroplarımız varsa sindirim daha kolay oluyor. Genel olarak obez kişilerde yeterli ve çok sayıda sağlıklı bağırsak mikrobu bulunmadığı görülmüştür. Bunun için lifli gıdalarla beslenmek ve gerektiğinde probiyotik ve prebiyotik destekler kullanmak çok önemli.

Ne yazık ki genetik faktörler de konunun başında. Ailenizdeki obezite ne kadar yaygın mutlaka göz ardı etmemek gerekiyor. Kiloyu etkileyen en az 100 kadar gen var. Bunlardan biri de MC4R. Genlerinizle ilgili bir şey yapamazsınız ancak genlerinizin neye yatkın olduğunu bilirseniz, ona uygun diyet ve spor programlarıyla kendiniz için önlem alabilirsiniz.

Aslında yaşam şeklinizi ne kadar sağlıklı yaşam biçimine doğru değiştirir, düzenlerseniz kilo ve kilo ile ilgili problemler artık probleminiz olmaktan çıkacak. O kadar da zor değil sadece disiplinli ve azimli bir şekilde özen gösterme meselesi. İşte tam burada Mora Terapi Kilo Kontrolü programları istek ve iştah konusunda size tam destek sağlıyor. Terapilerle birlikte, stres, hormonal durum, bağırsak sağlığınız da normale dönecek şekilde uyarılıyor. 3 aylık uygulanan sağlıklı beslenme ve egzersiz protokolü “sağlıklı yaşam” bilincine geçmenizi kolaylaştırıyor. Üstelik, çocukluktan beri sevdiğiniz tatlı, börek, makarna vb.ni de artık o kadar da çok sevmiyorsunuz. Programı en büyük rahatlığı bu, iştahı kesmesi, isteksizlik yaratması ve vücut fonksiyonlarını bütüncül yaklaşımla normale doğru değiştirmesi.

Mutluluk dolu, sağlıklı kilolu günler diliyoruz.





23 Temmuz 2019 Salı

NEDEN SİGARAYI BIRAKMALISINIZ?


Bir tek sigara bile zararlıdır. Sigara içtiğinizde her nefes alışınızda tütünün içindeki kimyasal maddeler hızla akciğerlerinize ulaşır. Vücudunuzdaki kan zehirli maddeleri tüm organlarınıza taşır. Son içtiğiniz sigaradan hemen 20 dakika sonra bedeniniz iyileşmeye başlar. Nikotin bedeni 3 gün içinde terk eder.

Kalp hızınız ve kan basıncınız düşer. Dolaşımdaki karbon monoksit seviyesi normale düşer. Kan dolaşımı ve akciğerleriniz normal işlevlerine geri döner. Daha kolay nefes alırsınız. Koroner kalp hastalığı ve kanser riskiniz çok çok azalır. KOAH, bronşit, astım hastalıklarına yakalanma riskiniz düşer. Damar tıkanıklıkları nedeniyle felce yakalanma riskinizi aynı şekilde çok azalır. Bağışıklık sisteminiz güçlenir. Üreme yeteneğiniz artar. Erken yaşlanmazsınız. Kemik erimesi içmediğinizde 10 kat azalıyor. Diş ve dişeti sorunlarına yakalanma riskiniz de öyle.

Sigaradaki nikotin eroin kadar bağımlılık yapıcıdır. Yapılan araştırmalar sigara bağımlılığının tüm diğer bağımlılıklarla kıyaslandığında en yüksek bağımlılık türlerinden biri olduğunu söylüyorlar.

Dünyada 5 milyon, ülkemizde 100.000’e yakın kişi doğrudan sigara nedeniyle hayatını kaybediyor. Bunun nedeni ise sigaranın içinde kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltıp hücre yaşlanmasına yol açan karbon monoksit ve doğrudan zehir olan arsenik ile DDT gibi vücudumuz için zararlı olan 400’den fazla madde bulundurması. Dolayısıyla sağlıklı ve uzun bir yaşam için sigarayı bir an önce bırakmak şart.






Aslına bakarsanız bırakmak sorun değil, çözümdür. Öyle ya da böyle her tiryaki sonunda bırakacaktır. Çocuklarınızın sigara içmesini istemezsiniz değil mi? Unutmayın bırakma iradesini göstermek sizi güçlendirir. Bundan sonra her hedef gözünüze daha kolay görünür. Kendinizle bu doğru kararı verdiğiniz için gurur duyacaksınız.

Sigara yüzünden üstünüzün, giysilerinizin, nefesinizin ve evinizin nasıl leş gibi koktuğunu bilirsiniz. Oysa tertemiz, her zaman duştan yeni çıkmış gibi kokmak var. Ayrıca körelmiş olan koku ve tat duyularınız eski haline gelecek. Bahar geldiğinde esen rüzgardaki bahar kokusunu, bir çiçeğin yanından geçerkenki kokusunu, yağmurdan sonraki toprak kokusunu kendiğinden duyacaksınız. Yedikleriniz de size daha keyifli ve lezzetli gelecek.

Sakın bırakırsam kilo alırım diye korkmayın. Sigara dolayısıyla vücudunuzda biriken ağır metallerin bir numaralı kilo verememe sorunu olduğunu ve insülin direncinizi arttırdığınızı biliyor muydunuz?

Sigarayı bırakmak size her anlamda çok iyi gelecek. Özgüveniniz bile artacak. Bu yüzden ertelemeyin. Şimdi bırakın.



16 Temmuz 2019 Salı

VÜCUDUNUZUN GÜNLÜK D VİTAMİNİ İHTİYACININ KARŞILADIĞINDAN EMİN MİSİNİZ?


D Vitanini, bağırsaklardan kalsiyum ve fosfat minerallerinin emilimini arttırarak kemiklerde gerekli mineralleşmeyi sağlayan ve kemiklerin büyümesi, güçlenmesi, yeniden şekillenmesi için gerekli olan bir vitamindir. Kuvvetli kemik ve dişler için olmazsa olmaz bir bileşiktir. Eğer yeterli D vitamini olmazsa, kemikler ince ve kırılgan olur, şekil bozuklukları görülür.

D Vitamini kemik sağlığının yanında; bağışıklık sistemini güçlendirir, hücre büyümesini düzenler, vücudu kas zayıflığına karşı korur, yangıyı yani enflamasyonu azaltır, ayrıca kalp atışlarının düzenlenmesi, tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için de gereklidir.

İnsanlar D vitaminini güneşe maruziyet ile kendi ciltlerinde üretebilir, bunun yanında bazı besinlerden veya vitamin takviyelerinden alabilirler. Güneş iyi bir D vitamini kaynağı olmakla birlikte, yaydığı ultraviyole ışınlarıyla (UVA ve UVB) hem cilt yanıklarına neden olmakta hem de cilt kanseri için ciddi bir risk oluşturmaktadır.








D Vitamini yağda çözünen bir vitamindir ve birçok hayvansal gıdada doğal olarak bulunur. Balık ve balık yağları, büyük ve küçükbaş hayvanların karaciğeri gibi gıdalarda yüksek miktarda; yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısında az miktarda D vitamini mevcuttur.

Güneşe maruziyet, yiyecekler, vitamin takviyeleriyle elde edilen D vitamini aktif hale gelmek için vücutta 2 yerde hidroksilasyon denilen işleme uğramalıdır. Bunlardan ilki karaciğerde, diğeri de böbrekte gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu organarda oluşan problemlerde de – başta böbrek ve karaciğer yetmezliği- aktif D vitamini miktarını etkilemektedir.

Günlük D Vitamini ihtiyacı 600 IU (Uluslararası birim), 70 yaş üzeri için 800 IU’dur.

Yapılan laboratuar çalışmalarında D vitamininin kanserden korunmadaki rolü üzerine güçlü biyolojik kanıtlar elde edilmiştir. D vitamini; hücre büyümesi ve enflamasyonun sınırlanmasını düzenleyen kanser hücrelerinin yayılmasına izin veren sinyal moleküllerini azaltan bazı genleri engelleyebilir veya deaktive edebilir. D vitaminin bu süreçteki rolü, araştırmaların son derece aktif bir alanıdır.

Aynı şekilde Omega-3 yağ asitleriyle birlikte alınan D Vitamini desteğinin beyinde seratonin sentezinde etkili olduğu ve pek çok beyin işlev bozukluklarının önüne bu şekilde geçilebileceği de son yılların popüler aktif araştırma konularının başında gelmektedir. Bildiğiniz gibi seratonin halk arasında mutluluk hormonu olarak bilinmekte ve eksikliği ciddi oranda depresyon, uykusuzluk, negatif düşüncelerde artış, şüphecilik risklerini arttırmaktadır. Omega-3 yağ asitleriyle birlikte alınan D vitamini beyindeki seratonin sentezini arttırmaktadır.

Sonuç olarak, vücudumuz, kemik sağlığımız ve beynimiz için çok önemli olan D vitaminini mümkün olduğunca çok gıda çeşitliliğiyle karşılayabildiğimizden emin olalım. Hatta D vitamini takviyesine ihtiyaç duyup duymadığımızı doktorumuzla birlikte mutlaka değerlendirelim. Kan testi yaptırarak, D vitamini ihtiyacımız olup olmadığına, varsa hangi dozajda kullanmamız gerektiğine mutlaka baktıralım. İhmal edilmeyecek kadar önemli bir vitamin D vitamini.

Sağlık dolu günler.

28 Haziran 2019 Cuma

Ülkemizde ve Dünyada Dijital Sağlık

Dijital sağlık hastaların tanı ve tedavisinde, hasta olmayan bireylerin sağlık ve risk durumlarını takip etmede, sağlık sistemi çalışanlarının eğitiminde ve toplum sağlığını denetlemede ve iyileştirilmesinde bilişim ve iletişim teknolojilerinin kullanılması olarak tanımlayabiliriz. Teknolojinin ilerlemesi ve toplumun her kesimi tarafından kolay erişilebilir hale gelmesi sayesinde dijital sağlık hastaların ve sağlık çalışanlarının günlük hayatındaki önemi gün geçtikçe artıyor.

Global Futures Enstitüsü’ne göre 21. yüzyılın yeni sağlık trendleri arasında, medikal kuruluşların önemli bilgileri hastalarıyla doğrudan paylaşacağı ağ sistemlerinin oluşturulması ön plana çıkıyor. Aynı zamanda hastaların bilgilerinin araştırmalar için paylaşılabilir olması da ihtiyaç duyulan kriterler arasında. Ancak bilgi paylaşımının ne kadar etik olacağı konusundaki tartışmalar kolay kolay dineceğe benzemiyor. 

 İnsanlar sağlıkları bozulduğunda çoğu zaman ilk iş olarak bir doktora başvururlar. Fakat çoğu zaman da doktora başvurmakla beraber, daha önce aynı hastalığı geçirmiş olan diğer hastalarla da bilgi alışverişi yapmak ister. İnternet özellikle sosyal medya platformları hastaların bu ihtiyacını olabilecek en pratik bir şekilde gerçekleştirmiş hatta sağlık sektörü içinde bulunan herkese farklı yararlar sağlayabilmişler. 
 İnternetin yaygınlaşması ise sağlık kuruluşlarının fiziksel olarak ulaşamadığı bölgelere en azından bilgi aktarımı yapmalarını kolaylaştırıyor. Cep telefonları ve internet bağlantısı, dünyanın en ücra köşelerinde yardıma ihtiyaç duyanlar için her geçen gün daha fazla bilgi iletmeye devam ediyor. Günümüzün en önemli sağlık trendlerinden biri ise standart prosedürleri yerine getiren robot doktorlar. Bu konudaki uygulamalar ve medikal operasyonlardaki yapay zekâ kullanımı her geçen gün hızla artıyor. Yapay zekânın kullanımı, akıllı ilaçlar ya da ileri izleme teknolojileri ile daha kontrollü tedavileri de mümkün kılıyor.

Hâl böyle olunca bilgi ve iletişim teknolojileri, değişen toplumsal ihtiyaçlara yönelik “dijital dönüşüm” kavramını yaratıyor. Türkiye’deki birçok sektörün gündeminde yer alan dijital dönüşüm, özellikle sağlık sektöründe öne çıkıyor. Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler; sağlık hizmet standartlarının yükselmesini ve sağlık sistemindeki verimliliği büyük oranda etkiliyor.

2017 ve 2018 yıllarında dijitalleşmede gösterdikleri gelişmelerle HIMSS (healthcare information and management systems society) EMRAM derecelendirmelerinde sonucunda 6 ve 7 seviyelerine ulaşan hastanelere ödülleri verildi. ABD ve Avrupa’dan gelen HIMSS yetkilileri tarafından yapılan değerlendirme sonucu ülkemiz, 164 hastane ile Avrupa’nın en başarılı ülkesi oldu. Almanya, İspanya ve İtalya’da toplam 16 adet 6. seviye hastane bulunurken, Türkiye 163 adet 6. seviye ve 1 adet 7. seviye hastane ile Avrupa toplamının önüne geçti.

Umarız bu güzel başarıyı hep sürdürürüz. Herkese sağlıklı hafta sonları!