20 Şubat 2019 Çarşamba

CANDİDA MANTARI NEDİR?


Candida, bir maya bakterisi türüdür ve her canlıda bulunabilmektedir. Genelde lenf sistemi içerisinde görev alan bu mantar türü, dış etkenler sebebiyle gereğinden fazla çoğaldığında tehlikeli olmaya başlamaktadır. Vücutta mukoza zarı bulunan her bölgede varlık gösterebilen candida mantarına; bağırsak, göz, kulak, mide, mesane, ciğerler ve genital bölgede rastlanabilmektedir.



Doğal olarak vücut yüzeylerinde bulunan Candida, aslında zararlı bir mantar değildir. Doğru sayıda bulunan Candida, bağırsaktaki emilim ve sindirim süreçlerine yardım etmektedir. Ancak bağışıklık sistemi tarafından kontrol edilen mantar miktarı kontrolden çıktığında durum değişmekte ve candida bir hastalık halini almaktadır.  

Candida, bağırsaklarda yaşayan probiyotik bakterilerle bir denge içerisinde vücutta bulunmaktadır. Hatalı antibiyotik kullanımı, fazla şeker tüketimi, rafine un tüketimi gibi bağırsakta metabolize olan bazı ürünler bağırsaktaki bakteri florasının azalmasına ve candidanın çoğalmasına sebep olabilmektedir. Böylece denge bozulmakta ve Candida zararlı etkilerini göstermeye başlamaktadır.

Aynı zamanda bilinçsiz tüketilen antibiyotikler ve bağışıklık sistemini zayıflatan rahatsızlıklar da bağırsaktaki dengeyi bozarak aşırı Candida üremesine sebep olabilmektedir. Örneğin; Yüksek kan şekeri ve aşırı insülin bağışıklık sistemini zayıflatabilmektedir. Yorgun düşen bağışıklık sistemi bakteri ve mantarlarla savaşma yetisini kaybedebilmektedir. Bunun sonucunda candida mantarı kontrolsüz çoğalmaya başlamaktadır. Kontrol altına alınamayan stres, aşırı kortizol salınımına neden olmakta ve kontrolsüz kortizol salınımı ise bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır. Bunun sonucunda bağırsaktaki denge bozulmakta ve Candida yayılmaya başlamaktadır.

Candida mantarının vücutta kontrolsüz üremesinin birçok belirtisi vardır. Bunlardan bazıları; Gıda alerjileri, iritasyon, vajinal mantar enfeksiyonları, şeker krizleri, konsantrasyon eksikliği, şişkinlik veya kabızlık, yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, dilde kalın, beyaz bir tabaka, depresyon, egzama gibi ciltte döküntüler, akne, bağışıklık sistemi problemleridir.

Genel olarak vücuttaki Candida seviyesinin düzenlenebilmesi için bağırsak florasındaki yararlı bakterileri ve aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirecek besinleri tüketmek doğru seçim olacaktır. Şeker ve karbonhidratlı besinlerden uzak, probiyotik içeriği yüksek, mayalı ve glüten içeriği yüksek gıdalardan sınırlı, fermente sebze ve doğal besin içeriği yüksek bir beslenme tarzı benimsemek Candida yayılımını durdurabilmek açısından önemlidir. Sarımsak, hindistan cevizi yağı, elma sirkesi, zerdeçal, zencefil gibi mantar üremesini engelleyen besinler de beslenme planına dahil edilmelidir. Aynı zamanda yeşil yapraklı sebzeler, maydanoz, enginar, elma gibi vücutta detoksu destekleyen besinlerin tüketilmesi candida temizliği açısından önemlidir.

Genel olarak vücutta birçok sistemde çeşitli rahatsızlıklara sebep olan candida mantarının mutlaka teşhis edilerek tedavi edilmesi şarttır. Stresi düşürmek, probiyotikten ve prebiyotiklerden zengin beslenmek, bağışıklık sistemini güçlü tutmak, mantar üremesini engelleyen ve vücutta detoksu destekleyen besinlerin beslenme planına eklenmesi son derece önemlidir.

Mora Terapi ile Candida terapilerinde Candida mantarının aşırı artışı teşhis edilebilmekte ve silme işlemi yapılarak vücuttan atılımı desteklenebilmektedir. Her terapide olduğu gibi burada da bağırsak sağlığının öneminin altını çizmek istiyoruz. Mora Terapi ile bağırsak detoksu ile Candida silme işlemi desteklenerek bağırsakların sağlıklı flora dengesine geri dönmesi desteklenerek, sağlıklı beslenme davranışlarının kazandırılması ile temizliğin kalıcılığı sağlanmaktadır. 

13 Şubat 2019 Çarşamba

SAĞLIKLI BESLENME PROGRAMINIZI DESTEKLEYECEK BESİNLER


Sağlıklı kilo vermenin sırrı, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve bol su içmektir. Hızlı kilo vermeyi vaat eden, yoyo etkisi yaratabilecek, ciddi kalori kısıtlaması yapılmış olan diyetlerden uzak durulmalıdır. Popüler ve tekrarlayıcı diyetler yağ yakımından çok vücutta kas ve su kaybına neden olmaktadır. Kişi kilo kaybettiğini düşünürken vücudu aslında su kaybına uğrar ve kısa süren diyet programından sonra verilen kilolar fazlası ile geri alınabilmektedir. Onun yerine sağlıklı beslenme davranışları kazanmak uzun vadede sağlıklı olabilmek adına oldukça önemlidir. Örneğin; mevsiminde meyve sebze tüketmek, beslenme planında her gruptan besine yer vermek, porsiyon kontrolüne dikkat etmek, tabaklarımızda renk renk sebze meyve ve yağlı tohumlara yer vermek gibi.

Sağlıklı bir beslenme planında çeşitlilik en önemli faktörlerden biridir. Hiçbir besinin vücutta kendi başına mucize yaratmadığı unutulmamalıdır. Önemli olan her besinden fayda sağlayabilmektedir.


Yumurta: Yumurta, dolgunluk hissi üzerinde güçlü bir etkiye sahip, besleyici, yüksek protein içeren bir besindir. Tam bir yumurta vücudun üretemediği 9 aminoasitin tamamını içermektedir ve bu amino asitler sindirildikten sonra bağırsaklardaki iştah bastırıcı hormonların salınmasını tetiklemektedir. Ayrıca yumurta proteini anne sütünden sonra vücutta en iyi kullanılan proteindir.


Süt ve süt ürünleri: İçerdikleri kalsiyum, yağ yakımını sağlayan en önemli mineraldir. Hem protein içeriği hem de kalsiyumun metabolizmayı hızlandıran etkisi ile kilo verme döneminde sizi destekleyeceklerdir. Aynı zamanda kefir, yoğurt gibi fermente süt ürünleri içerdikleri probiyotikler sayesinde bağırsak dostu özelliktedirler.

Elma sirkesi: Elma sirkesinin taşıdığı asetik asit sayesinde mide asiditesini arttırarak, asit azlığı nedeniyle yaşanan sindirim problemlerini çözebildiği bilinmektedir. Klinik çalışmalarda elma sirkesinin kan basıncını, kolesterolü ve tokluk kan şekerini düşürdüğü kanıtlanmıştır. Elma sirkesinin kilo, serum trigliserit seviyesi, yağ alanları ve vücut yağ kütlesinde azalma sağladığı saptanmıştır.

Yeşil Çay: Yeşil çayda kafeinin yanı sıra yüksek miktarda fenolik bileşikler bulunmaktadır. İçeriğindeki kafein ve kateşinlerle yağ yakımını destekleyerek kilo kaybını kolaylaştırmakta, aynı zamanda antioksidan özellik göstermektedir. Termojenik etkisi ile metabolizma hızında da artış sağlayabilmektedir.

Tarçın: Kan şekeri regülasyonu sağlandığında, yağ yakımı ve kilo verme süreci kolaylaşmaktadır. Bu nedenle kan şekeri ve insülin direnci üzerine etkili olan çin tarçınını beslenme düzeninize ekleyebilirsiniz. Yapılan çalışmalar tarçının kan şekeri seviyesini düzenlemede yardımcı olduğunu göstermiştir. Özellikle Tip 2 diyabeti olan kişilerde tarçın iştahı azaltmak için kullanılmaktadır.

Keten Tohumu: Balıkta olduğu gibi, omega yağ asitleri bakımından zengin olan keten tohumu yağ yakımını hızlandırmakta ve yağın vücutta depolanmasını önlemektedir. Ayrıca içerdiği lignan sayesinde keten tohumu menopoz sonrası kadınlarda vücut yağının artışını da önleyebilmektedir. Ancak ailesinde meme / rahim kanseri öyküsü olanlar, kan sulandırıcı kullananlar keten tohumu tercih etmemelidir.

Yulaf Ezmesi: Yulaf ezmesi yüksek lif içeriği ve yüksek su emme kapasitesinden dolayı tok tutma gücü oldukça yüksek bir tam tahıldır. Yulafta bulunan beta-glukan gibi çözünebilir lifler midede su çekerek yoğunlaşmakta ve mide boşalmasını geciktirerek uzun süre tok kalmayı desteklemektedir.

Avokado: Avokado, omega 9 yağ asitlerinden oldukça zengin ve kilo vermeye yardımcı bir besindir. Yağ yakımını ve metabolizmayı hızlandırabilmektedir. Düzenli olarak tüketildiğinde kilo kaybına destek olmaktadır.

Hindistan Cevizi Yağı: İçinde bulunan orta zincirli yağ asitleri; vücudun depolamak yerine enerji için kullanmayı tercih ettiği bir yağ cinsidir. Yapılan çalışmalarda günde 2 yemek kaşığı hindistan cevizi yağı tüketiminin; insülini dengelediği ve göbek bölgesinde yağlanmayı özellikle kadınlarda azalttığı görülmüştür.  Ancak hidrojenize Hindistan cevizi yağı kullanılmamalıdır.

Çiğ Badem: Çiğ badem; magnezyum, protein, vitamin E, lif ve kalsiyum gibi besin ögelerinden oldukça zengindir. Bu zengin içeriğiyle özellikle karın çevresindeki yağlanmayı önlemektedir.

Limon: Karın bölgesindeki yağları azaltmak için, güne limonlu su ile başlayabilirsiniz. Ancak bu uygulama düşük tansiyon problemi olanlarda önerilmemektedir.

Aynı zamanda sebzelerin sindirimleri için harcamanız gereken kalori, kendi içerdikleri kaloriden genellikle fazladır. Bu nedenle kilo vermek için günlük doğru miktarlarda meyve ve sebze tüketimi posa içeriği ve çeşitli besin bileşenleri açısından önemlidir.

Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde amaç sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırabilmektir. Bağırsak terapisi ile birlikte yapılan bağırsak sağlığını bozabilecek veya vücuda herhangi bir fayda sağlamaksızın kalori içeriği yüksek gıdalara karşı isteksizlik oluşturularak vücudunun sağlıklı işleyişini geri kazandırmaktır. Mora Kilo Terapileri sağlıklı besin tercihleri yapmanızı sağlayarak, sağlıklı yaşama teşvik etmektedir.



6 Şubat 2019 Çarşamba

GÜNE GÜZEL VE MOTİVE BAŞLAYABİLMEK İÇİN İPUÇLARI


Güne zinde başlamak tüm günü enerjik geçirebilmek ve motivasyon kazanabilmek açısından çok önemlidir. Gün içerisinde birçok stres yaratan faktöre maruz kalıyoruz, çalışıyoruz, yoruluyoruz. Stresle baş edebilmek, işlerimize odaklanabilmek ve verimli olabilmek adına güne nasıl başladığınızın önemi çok büyüktür.


Güne zinde başlayabilmek için öncelikle kaliteli bir uyku uyumak şarttır. Her akşam aynı saatlerde uyuyup her sabah aynı saatlerde kalkmak vücudun düzeni açısından çok önemlidir. Aynı zamanda karanlık ortamda uyumak ve sabah kalktığınızda gün ışığının odanıza girmesini sağlamak da hormonların düzenlenmesini ve kaliteli uyumayı desteklemektedir. Özellikle gece yatmadan önceki ve sabah kalkmadan önceki yarım saat cep telefonlarından uzak durulmalıdır. Zinde bir güne başlayabilmek için hayatın karmaşasından uzaklaşıp kendinizi dinleyerek güne başlamak daha doğru olacaktır.


Sağlıklı ve zinde bir gün geçirmek için, güne sigara ve koyu bir kahve ile başlamak yerine 1-2 bardak su içerek başlanmalıdır. Bu içilen su gece boyunca oluşmuş olan susuzluğu giderecek, metabolizmayı harekete geçirecek ve böbrekleri rahatlatacaktır. Aynı zamanda güne güzel bir kahvaltı ile başlamak da enerjimizi artırmaktadır. Sabahları proteinden zengin, sağlıklı ve zaman açısından rahat bir kahvaltı yapmak, belki sonrasında çay veya kahve ile kendinize biraz olsun zaman ayırmak gün içerisinde enerjinizi korumanızı sağlayacak ve motivasyonunuzu artıracaktır.

Sabah miskinliğini üzerinizden atmanız için yapmanız gerekenlerden ilki, alarmı ertelemeden uyanmaktır. Yapılan birçok araştırmaya göre, alarm ertelemeler esnasındaki kısa uykular derin olmadıkları için kişiyi yorgun kılmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Dolayısıyla alarm bir kez çaldığında, kararlı olmak ve uyanmak çok önemlidir. Aynı zamanda güne yüksek sesli ve korkutucu bir alarmla uyanmaktansa sevdiğiniz bir müzikle uyanmak daha güzel olacaktır.

Sabah sevdiğiniz bir müzikle uyandıktan sonra gün içerisinde yapmanız gerekenleri düşünerek karamsar olmaktansa, derin bir nefes alarak zihni rahatlatmak, ardından hafif esneme egzersizleri yaparak zihninizi ve bedeninizi yeni güne hazırlamak oldukça önemlidir. Yürüyüş veya daha fazla spor yapmaya vaktiniz yoksa da işe giderken toplu taşıma araçları yerine yürümeyi, asansör yerine merdiveni tercih ederek hareket edebilirsiniz.

Mora Terapi ile kaliteli bir güne başlayabilmenizi engelleyebilecek yanlış beslenme davranışlarınızdan, alkol sigara gibi bağımlılıklarınızdan kolaylıkla kurtulabilirsiniz. Aynı zamanda Bach çiçekleri ve Mora Color terapileri ile duygu durumunuzu ve uykularınızı düzene sokabilirsiniz. Zihin berraklığı, pozitif düşünceler ve sağlıklı bir beden bütünsel sağlıkla mümkündür. Bütünsel olarak sağlıklı olabilmek için Mora Terapiyi deneyebilirsiniz. 



30 Ocak 2019 Çarşamba

MORA BACH ÇİÇEKLERİ İLE ODAKLANIN


İç ve dış uyaranlardan etkilenmeden, dikkat ile bir işe yoğunlaşabilme; iş üzerinde dikkati sürdürebilme yeteneğine konsantrasyon denmektedir. Konsantrasyon bozukluğu; süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilen yapılan işlere göre değişiklik gösterebilen kişinin bir konu üzerinde zihinsel olarak odaklanamaması durumudur.


Gelişen teknolojiyle birlikte maruz kaldığımız çevredeki yoğun uyarıcılar odaklanma sorunu yaşamamıza sebep olabilmektedir. Bunlar; sosyal medya bildirimleri, saat alarmı, SMS bildirimi, çağrı bildirimi, otomobil iç uyarıcılar ve korna gibi dış uyarıcılar, trafik işaretçileri, toplu yaşam alanları, sürekli duyduğumuz sesler ve genel adıyla tüm uyaranlardır. Aynı zamanda gün içerisinde birçok bilgi almaktayız. Bu bilgiler, beyine iletildikten sonra alt beyine aktarılmakta ve orada saklanmaktadır. Beynimize ulaşan her bilgi alt beyinde depolanmamaktadır ancak bazı kişiler gereksiz bilgileri elemekte güçlük çekebilmektedirler. Bu kişiler de dikkat toplama ve odaklanma ile ilgili problemler yaşayabilmektedir. Bu gibi durumlar yaptığımız işte verimli ve etkin olmamızı engellemektedir. Çevresel uyaranların yanında odaklanma problemleri, psikolojik, kalıtsal, stres, beslenme veya uyku bozukluklarından kaynaklı farklı sebepler nedeniyle de meydana gelebilmektedir.

İlgilenilen konuya olan ilginin kısa sürede sona ermesi, başlanılan işin bitirilememesi ve bunu takip eden derin kaygı hali, dalgınlığın tetiklediği unutkanlığa bağlı iş kazalarının yaşanması, düzensiz ve dağınık bir yaşam tarzı, sorumluluk alamama ve sorumluktan kaçma, bu durum sonucu iş, meslek, okul ve sosyal ilişkilerinde yaşanan sorunlar, ders çalışırken yahut iş yerinde ders ve işten çok, çevreyle ilgilenmesi, sık aralıklarla dalıp gitme, anlatılan şeyleri dinleyememe, yapılan işten hemen sıkılıp bıkma, okunulan metin veya kitaptan bir şey anlamama, eşyaların sıklıkla kaybedilmesi ve düşüncelerin toparlanamayıp, isimlerin unutulması gibi durumların yaşanması odaklanma veya konsantrasyon bozukluğu belirtileridir.

Odaklanma probleminin aşılmasında ilk adım; kişinin odaklanma sorunu yaşadığının farkına varması ve bu sorunun çözümü için girişimde bulunmaya hazır hale gelmesi olmalıdır. Kişiler, yakın çevrelerini bu konu hakkında bilgilendirerek onlardan da destek almalıdır. 

Odaklanma probleminiz olduğunu düşünüyorsanız kaliteli uyuduğunuzdan ve düzenli-sağlıklı beslendiğinizden emin olmalısınız. Kişinin uyku veya beslenme davranışları yanlış ise kişi kendini yorgun hissederek odaklanma sorunu yaşayabilmektedir. Uyku tam olarak alınmalıdır. Yatmadan önce kitap okumak veya ılık duş almak uykunuzu getirmeye yardımcı olacaktır. Güne bir bardak su içerek başlamak zihninizi açarak sizi yeni güne hazırlar. Gün içerisinde sağlıklı besin tercihleri yapılmalı çok ağır öğünlerden kaçınılmalıdır. Aynı zamanda gün içerisinde yapacağınız 30-45 dakikalık orta tempo yürüyüş veya diğer egzersizler dikkatinizi toplamanızı destekleyecektir.

Odaklanma probleminin ortadan kaldırabilmek için, aynı anda birden fazla işle uğraşılmamalıdır. Çünkü aynı anda iki farklı işe odaklanma olasılığımız yoktur. Planlı şekilde, yapılacak işleri sıraya koymak zaman yönetimi ve dikkat toplama açısından oldukça önemlidir. Kişinin planladığı günlük işleri tamamladıktan sonra kendini ödüllendirmesi motivasyonu artırarak odaklanmayı destekleyebilecek unsurlardandır. Uzun süre bir işle uğraşmak zihni yormaktadır. İş yerinde veya okulda kısa küçük molalar vermek zihni dinlendirerek konsantrasyonu artırabilmektedir. Tüm bunların yanı sıra dikkat dağınıklığı olan bireylerde bulmaca çözmek ve zeka oyunları oynamak çok güçlü bir şekilde konsantrasyon artırıcı etkiye sahiptir. 

Çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ünlü İngiliz Dr. Edward Bach’ in çiçeklerin iyileştirici özelliklerini kullanarak çeşitli duygu ve düşünce bozukluklarına çözüm sunmaktadır. Avrupa’da 100 yıldır yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemi olan Bach Çiçekleri Terapisi, dikkat dağınıklığı tedavisinde de başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Mora Bach Çiçekleri Terapileri ile dikkat dağınıklığı üzerinde çalışılabildiği gibi, odaklanma problemi meydana getirebilecek, uyku bozuklukları, düzensiz beslenme, stres gibi etkenler üzerine de çalışılabilmektedir. 

23 Ocak 2019 Çarşamba

RENK RENK BESLEN, DAHA SAĞLIKLI YAŞA


Sebze meyve tüketimi hem vitamin ve mineral alımı açısından hem de lif deposu olmaları açısından oldukça önemlidir. Aynı zamanda, sebze ve meyvelere renklerini veren maddelerin sağlığa faydası oldukça fazladır.
Renkli meyve sebzeler dendiğinde akla ilk gelen renkler kırmızı, turuncu, beyaz, mor, yeşil ve sarıdır. 

Besinlere renklerini veren, tek başlarına besleyici özellik taşımayan ancak sağlığı koruyan ve yaşama zindelik katan maddeler "fitokimyasallar" olarak adlandırılmaktadır. Çeşitli renklerdeki besinler tercih edildiği zaman farklı vitamin, mineral ve fitokimyasallar bir arada alınmış olmaktadır. Bu yüzden sağlıklı beslenmede renkli tercihler yapmak oldukça önem taşımaktadır.


Kırmızı ve mor besinler: Antioksidan kapasitesi yüksek olan kırmızı-mor meyve ve sebzeler, bağışıklık sistemimizi korumada oldukça etkilidir. Hastalıklara karşı vücudumuzu korumakta ve kırmızı kan hücrelerini olumlu yönde etkilemektedir. Ayrıca, kalp-damar sağlığı için de oldukça etkilidir. Domates, kırmızı kapya biber, çilek, kiraz, böğürtlen, frambuaz, yaban mersini, nar gibi besinler örnek olarak verilebilmektedir. Tüm bu etkilerin yanı sıra özellikle mor renkli patlıcan, siyah üzüm, mor lahana, incir ve mürdüm eriği gibi besinler kansere karşı koruyucu ve yaşlanma karşıtı etkileri ile bilinmektedir.


Sarı ve turuncu besinler: Genellikle yüksek C vitamini ve yüksek lif içerikli besinlerdir. Toksinleri vücudumuzdan uzaklaştırarak vücut direncimizi arttırmaktadırlar. Yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak sağlığımıza da olumlu etkilemektedirler. Besinlere turuncu rengi veren bileşik olan beta-karotenin kanser, damar sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yönünde araştırmalar bulunmaktadır. Ayrıca güçlü bir antioksidan olduğundan hücreleri erken yaşlanmadan da korumaktadır. Muz, limon, ananas, sarı biber, kayısı, kavun, havuç, mango, balkabağı, portakal, mandalina bu besinlere örnek olarak verilebilmektedir.

Yeşil besinler: Yeşil besinler oldukça zengin bir sınıftır. Lif, vitamin ve mineral içeriği oldukça yüksek gruplardan biridir. Kansere karşı koruyucu ve K vitamini açısından da zengindir. Özellikle karaciğer sağlığında ve toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasında önemli rol oynamaktadırlar. Mutlaka her öğünde bulunması tavsiye edilmektedir. Brokoli, maydanoz, marul, roka, taze nane, dereotu, ıspanak, enginar, yeşil biber, yeşil erik, yeşil elma, kivi, taze fasulye, kabak gibi besinler örnek olarak verilebilmektedir.

Beyaz besinler: Sarımsak, soğan, karnabahar, turp, kereviz, pırasa gibi besinlerin içinde bulunduğu bu grup, enfeksiyonlardan korunmada ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde oldukça önemlidir. Aynı zamanda anti-inflamatuar ve kansere karşı koruyucu etkileri ile de dikkat çekmektedirler.

Siyah besinler: Özellikle anti-kanserojen etkisi ile bilinen bu besinlerin ayrı ayrı kan şekerini dengeleme, tokluk hissi verme, bağırsak hareketlerini düzenleme, demir emilimini arttırma, tansiyonu dengeleme gibi önemli etkileri bulunmaktadır. Koyu renge sahip meyveler kalp sağlığı ve idrar yolları sağlığında da olumlu etki yaratmaktadır. Siyah üzüm gibi kabuk ve çekirdeği ile birlikte yenilen meyveler, vücut hücrelerinin yenilenmesinde oldukça etkilidir. Keçiboynuzu, kuru üzüm örnek olarak verilebilmektedir.

Her besinden alınabilecek vitamin, mineral ve bileşenler farklı olduğundan öğünlerde farklı renkli sebze ve meyvelere yer vermek çok önemlidir. Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde kişilerin olumsuz beslenme davranışlarından uzaklaşarak doğru besin tercihleri yapabilmeleri ve daha sağlıklı bir vücuda sahip olabilmeleri desteklenmektedir. 



16 Ocak 2019 Çarşamba

İLAÇ BAĞIMLILIĞI NEDİR


İlaç bağımlılığı, ilaç ya da ilaç gibi dışarıdan alınan maddelerin fizyolojik, ruhsal ve toplumsal açıdan olumsuz etki oluşturmalarına karşın tıbbi amaç dışında kullanılmasına yol açan alışkanlık haline gelmiş bir davranış biçimidir.

Özellikle son zamanlarda daha sık karşılaştığımız ilaç bağımlılığı hakkında şunu bilmek gerekir ki, her ilacın bağımlılık yapma potansiyeli yoktur. Bağımlılık yapan ilaçlar içerisinde uyku ilaçları ve sakinleştiriciler gibi psikiyatrik ilaçlar ve bazı ağrı kesiciler önde gelmektedir. Bu ilaçlar kendi gerçek tesirleri yanında aynı zamanda rahatlama, gevşeme, moralde açılma hissi gibi psikoloji üzerinde de bir etki yaratabilmektedirler.


İlaca karşı bir bağımlılık oluşmuş ise hepsi bir arada olmasa da bir dizi tipik belirtiler kendini gösterebilmektedir. Bunlardan bazıları; zararlı sonuçlarının bilinmesine rağmen sürekli hale gelen tüketim, ilaç alımına karşı yenilmez bir dürtü, ulaşmak istenilen tesire ulaşmak için dozun giderek arttırılması, ilacın bırakılması veya dozunun azaltılması halinde oluşan yoksunluk hissi, ilacın alımı üzerindeki kontrolün yitirilmesi ve son olarak ilaç alımına dikkati yoğunlaştırılması sebebiyle sosyal bağların, hobilere karşı isteğin azalabilmesidir.


Bağımlılık derecesi ve etkileri ilaca göre değişiklik göstermektedir. Kimyasal bağımlılık, kullanılan ilaç bırakıldığında ya da dozu önemli derecede azaltıldığında kendini yoksunluk sendromu olarak göstermektedir. Bu durumda birey bağımlı olduğu ilacı alamamasından dolayı kendi kontrolü dışında olan hareketlerde bulunabilmektedir. Yoksulluk sendromuna girdiği anda tek ve en önemli amaç bağımlısı olduğu ilacı almaktır. En çok alınan ağrı kesici grubunu romatizma ilaçları veya basit ağrı kesiciler oluşturmakla birlikte en hızlı bağımlılık yapan ilaçlar ergotamin içeren ilaçlar ve triptan grubu ilaçlardır.

İlaç bağımlılığında ortaya çıkan bir durum da toleranstır. Bu durumda ilk zamanlarda belirli bir doz ile ortaya çıkan etki giderek daha yüksek dozların kullanılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin eskiden baş ağrısını dindiren doz kişi için artık yetersiz hale gelir. Kişi kendisini daha iyi hissetmek için dozu arttırır ve her artan doz kullanımı beraberinde tolerans problemini ortaya çıkarmaktadır. Bu durum aslında bir kısır döngü yaratmaktadır.

Yapılan bazı araştırmalar; ağrı kesicilerin yaygın ve kontrolsüz kullanımının ilaç alınmadığı durumlarda ağrının daha da artmasına ve ağrının ilaçlara daha az cevap verir hale gelmesine sebep olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda kontrolsüz kullanılan ağrı kesicilerin mide ülseri, böbrek ve karaciğer yetersizliği gibi ciddi rahatsızlıklara da sebebiyet verebileceği unutulmamalıdır. Ayrıca, ergotamin grubu ilaçların kalp damarları dahil tüm damarlar üzerine uzun süreli daraltıcı etkileri olduğundan kontrolsüz alımı sonucu nöropatilere yol açabilmektedirler. El, ayaklarda üşümeler, karıncalanma, uyuşmalar şeklinde sonuçlanabilmekte veya bu damar sorunları kalp krizine ve ölüme kadar götürebilmektedir.

Her gün 2-3 ağrı kesici kullanarak, bağımlılık seviyesine gelenlerin sayısı azımsanamayacak düzeydedir. İlaç bağımlılıkları tedavi gerektiren bir durumdur. Sürekli ağrı kesicilere sığınan kişiler, ileride daha büyük ağrılara maruz kalabilmektedir. Aşırı ağrı kesici kullanımına bağlı sürekli baş ağrısı çeken, yani bağımlı kişiler yalnızca ağrı yaşamamakta, unutkanlık, dikkat eksikliği, enerji eksikliği, yorgunluk, depresif durum, çarpıntı, baş dönmesi gibi şikâyetleri de meydana gelebilmektedir. Tipik bir bağımlı gibi, ağrı kesici almadıklarında baş ağrısı krizi geçirebilmektedirler ve bu durumu çözebilecek şeyin sadece ağrı kesici olduğunu düşünmektedirler.

Tüm bağımlılıklarda olduğu gibi ilaç bağımlılığı terapilerinde de en iyi destek terapilerinden biri Mora Terapidir. Bağımlı olunan ilaç üzerinden çeşitli testler yapılarak kişiye özel terapiler planlanarak tedaviye geçilmektedir. Aynı zamanda yapılan renk terapileri ve bach çiçekleri terapileri ile bağımlılıkların oluşturabileceği psikolojik etkilerden de arınmak amaçlanmaktadır. Mora Terapi ile yapılan her seansta olduğu gibi burada da yapılan genel frekans temizliği ile genel sağlık durumu desteklenmektedir. 



9 Ocak 2019 Çarşamba

SAĞLIKLI YAĞLARDAN KORKMA!


Yağlar en değerli besin gruplarındandır. Birçok yağ çeşidi bulunmaktadır ve tüm yağları zararlı olarak adlandırmak çok yanlıştır. Araştırmalar sonucu yağ içermeyen diyetlerin insan sağlığını olumlu yönde etkilemediği kanıtlanmıştır. Fakat beslenme planına dahil etmemiz gereken yağlar sağlıklı yağlar olmalıdır. Yağ içeriği yüksek paketli gıdalar, kızartmalar, trans yağ içeren gıdalar bu gruba kesinlikle girmemektedir.

Sağlıklı yağlar hem enerji kaynağı olmaları açısından hem de çeşitli vücut sistemlerini destekledikleri ve enflamasyonu dengelediklerinden insan sağlığı için oldukça önemlidir. Sağlıklı yağlardan zengin besinlere ise; zeytinyağı, badem, ceviz, keten tohumu, yağlı balıklar, hindistan cevizi yağı, avokado ve yer fıstığı verilebilmektedir.


Zeytinyağı: Zeytinyağının en önemli özelliklerinden biri kalp ve dolaşım sistemi dostu olmasıdır. İçerdiği fito kimyasallar ve E vitamini gibi antioksidanlar sayesinde bağışık sistemini güçlendirir hatta kansere karşı vücudu korumada etkilidir. Kan şekeri seviyesini kontrol altında tutmakta ve hücrelerin insüline duyarlılığını artırmaktadır. Ayrıca kemik yapımını arttıran hormonların salgılanmasına destek olarak ileri dönemlerde oluşan osteoporoza karşı önlem oluşturmaktadır. Aynı zamanda bağırsak hareketleri ve temizliğinde de oldukça etkilidir. Ancak zeytinyağını kullanırken yararlı etkilerinden faydalanabilmek için doğru tüketilmesi çok önemlidir. Çabuk yanabileceğinden, kızartma ve kavurma gibi yüksek ısı isteyen işlemler için zeytinyağı doğru bir tercih olmayacaktır. Salatalarda çiğ şekilde veya zeytinyağlı sebze yemeklerinde kullanımı daha doğru olacaktır.


Avokado: 2013 yılında yapılan bir çalışma sonucunda, avokadonun kişilerde metabolik sendrom riskini düşürebildiği ve bel çevresi yağ miktarını azaltmada etkili olduğu gözlemlenmiştir. Kalp sağlığı için oldukça faydalı olan avokado limon ve sarımsak ile lezzetlendirilerek tercih edilebilmektedir. Ancak porsiyon kontrolü her yağ grubunda olduğu gibi burada da önemlidir.

Hindistan cevizi yağı: Özellikle son zamanlarda sıkça duyduğumuz Hindistan cevizi yağı, bağırsaklardan direkt emilebilme özelliğine sahiptir. Bu sayede metabolizma hızlandırıcı etki oluşturabilmektedir. Kilo kontrol veya zayıflama amaçlı oluşturulan diyetlerde porsiyon kontrolüne dikkat edilmek üzere kullanılabilmektedir. Ayrıca Hindistan cevizi yağının antibakteriyel özelliği de mevcuttur. Pişirme açısından yüksek ısıya dayanıklı olduğundan mutfakta rahatlıkla kullanılabilmektedir.

Keten Tohumu: İçerdiği omega 3 yağ asitleri sayesinde kalp dostu yağlar arasındadır ve bağışıklık sistemini de güçlendirmektedir. Kansere karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Aynı zamanda içeriğindeki omega 3 yağ asitleri sayesinde de depresyondan korunmada etkilidir.

Ceviz ve Badem: Ceviz, kalp damar sağlığını koruduğu gibi beyin için de en değerli besinlerden bir tanesidir. Bademin, Amerikan Kalp Cemiyetinin yaptığı bir araştırmaya göre kalp hastalıklarına karşı önleyici etkisinin olduğu ve bel çevresi yağlanmayı azaltıcı etki gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca yüksek oranda magnezyum ve E vitamini içerdiğinden bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektedir.

Beslenme düzenine dahil edilebilecek sağlıklı çeşitlilik sağlayarak, daha zengin ve sağlıklı öğünlerin oluşturulabilmesini sağlamaktadır. Bu yüzden, Mora terapi ile yapılan bağırsak terapisi ve kilo seanslarından sonra, danışanlara hangi yağların, gün içerisinde nasıl ve ne kadar kullanabilecekleri hakkında bilgi verilmektedir. Özellikle zeytinyağı kullanımı Mora protokollerinde sıkça kullanılması önerilen yağlardandır.