8 Ağustos 2022 Pazartesi

YEME BAĞIMLILIĞI BELİRTİLERİ VE TEDAVİLERİ NELERDİR?



Yeme Bağımlılığı nedir?

Bağımlılık dendiğinde hepimizin aklına ilk olarak sigara, alkol ve madde bağımlılıkları geliyor olsa da günümüzde yaygınlığı artmakta olan önemli ve kötü sonuçlar doğurabilecek bir bağımlılık türü de gıda/yeme bağımlılığıdır. Yeme bağımlılığı ya da diğer adıyla gıda bağımlılığı; kişinin özellikle şeker, yağ ve karbonhidrat ağırlıklı sağlıksız gıdaları tüketme isteğinin fazla olduğu ve kendini üzgün, kaygılı ya da benzeri bir duygu durumu içinde hissettiğinde yöneldiği ve bastıramadığı yeme isteği olarak tanımlanabilen davranışsal bir bağımlılık türüdür.

Yeme bağımlılığı olan kişilerde gereğinden fazla yemek yeme ve yemek yemediğinde kendini mutsuz ve depresif hissetme oldukça sık görülür. Bununla beraber yeme bağımlılığı devamlılık gösteren ve tekrar eden bir durumdur.

Yeme bağımlılığının tanısı zor değildir ve spesifik pek çok belirtiye de sahiptir. Bağımlılığı olan kişi tarafından kontrolü kolay olmayan yeme bağımlılığı bu belirtiler doğrultusunda tedavi edilebilmektedir.

Yeme/Gıda Bağımlılığı Belirtileri Nelerdir?

• Yeme bağımlılığının en önemli belirtisi yeme isteğinin devamlı olması ve önlenememesidir.

• Yeme isteğinin devamlı olması ile birlikte yeme bağımlılığı olan kişiler yemeği; yaşamsal bir ihtiyaç olduğu için değil duygusal haz almak için tüketirler.

• Yeme bağımlılığın yine önemli bir belirtisi de çok hızlı yemek yeme ve gereğinden fazlasını yemedir. Kişi tam olarak doyuma ulaştığını hissedemez. Ve yeme sıklığını, zamanını da kontrol edemez.

• Yeme bağımlılığı olan kişilerin çoğunluğunda bağımlılığını fark etme görülür fakat buna rağmen yeme bağımlılığını ve bununla birlikte gelişen problemleri engelleyemeyip sürdürme görülmektedir.

• Yeme bağımlılarında sürekli olarak ve engellenemeyen yeme isteği olmasıyla beraber, bu durum devamlılığını sürdürdüğü için kişide bir süreden sonra yemek yedikten sonra oluşan pişmanlık, suçluluk, vicdan azabı ve üzüntü gibi duygular gelişmeye başlar.

• Yeme bağımlısı olan kişiler bu düzensiz yeme durumunu durduramadıklarında, sonlandıramadıklarında kendilerini yalnız hissetmemek için ve normalleştirme amacıyla çevresindekileri de kendi durumlarına dahil etmeye çalışırlar.

• Yeme bağımlılığında sık görülen ve teşhis için de önemli olan bir başka belirti de kalorisi düşük ve daha sağlıklı gıdalar tüketildiğinde tatmin olmama ve mutsuz olmadır ve yeme bağımlısı kişinin tüketmek istediği gıdaya ulaşamaması halinde başka bir şey yemek yerine mutlaka daha sağlıksız olan kendi istediği gıdayı hazırlaması ya da başka bir şekilde ona ulaşmaya çalışmasıdır.

MORA TERAPİ İLE GIDA BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİ

Sebebi ne olursa olsun Mora Terapi seanslarıyla diyet yapıyor hissi yaşamadan yeme isteğiniz azalabilmektedir. Tamamlayıcı tıbbın önde gelen uygulayıcılarından Mora Terapi cihazları; ekmek, makarna, hamur işleri, tatlılar gibi karbonhidrat içeren besinler ile tuz, kahve, çay ve alkol gibi metabolizmaya zarar veren gıdaları yeme isteğinizi ortadan kaldırıyor. Mora Terapi cihazları, elektromanyetik frekanslar yardımıyla kişinin metabolizmasındaki rafineri karbonhidrat bağımlılığını silerek, yeme isteğini ve insülin direncini azaltıyor. Bu sayede gıda bağımlılığı olan kişi engelleyemediği ve durduramadığı sağlıksız ve dengesiz yeme isteğinden kurtulmuş olacaktır. Ve bu tedavi sayesinde sağlıklı beslenmeye de yönelmiş olacaklardır.


25 Temmuz 2022 Pazartesi

BAĞIRSAK SORUNLARINIZIN NEDENİ DUYGULARINIZ OLABİLİR...



Bağırsaklarımız vücut sağlığımız için oldukça önemli olan ve beynimizle daima etkileşimde kalan, batı tıbbında Alman bilim insanı Prof. Horst Ferdinand Herget tarafından ikinci beyin olarak tanımlanan organımızdır.

Vücuttaki sistemlerde beyin; bağırsak ve mide üzerinde doğrudan etkilidir. Yaşadığımız duygular midemizi ve sindirim sistemimizi etkilediği gibi, mide ve bağırsağımız da beyne sinyaller yollayabilmekte ve duygu durumlarını etkileyebilmektedir. Halk arasında da söylenen ‘Midemde kelebekler uçuyor!’ gibi sözler mide bağırsak beyin bağlantısının ispatı durumundadır.

Genellikle depresyon, stres, kaygı gibi duygu durum bozukluklarının sebebi bağırsakta meydana gelen bir sorun veya işleyiş bozukluğu olabilmektedir.

Duygusal beyin olarak adlandırılan bağırsaklarımız ile beyin arasında nasıl bir bağlantı olduğundan bahsedelim:

Bağırsak duvarında omurilikten daha fazla sinir hücresi vardır. Ve sindirim sisteminde 100 milyondan fazla nöron bulunur.

Bağırsaklardan beyne giden sinir yoğunluğunun beyinden bağırsağa giden yoğunluktan daha fazla olduğu bilinmektedir.

Duygusal bağlantı yönünden ise kalın bağırsaktaki bakterilerin vagus siniri yoluyla duygusal ve zihinsel olarak etki ettiği ve kontrol sağlayabildiği bilinmektedir.

İlk defa ikinci beyin adlandırmasını yapan Prof. Herget; aynı zamanda bağırsakların sindirim sistemi görevinin dışında başka işlevleri olduğunu belirterek, duyguların karında oluştuğunu da söylemiştir. Herget bağırsak rahatsızlıklarının pek çoğunun psikosomatik hastalık olarak değerlendirilmesi gerektiğini de savunmuştur.

Herkesin mutlaka deneyimlemiş olduğu bir durum olan duygu bağırsak etkileşimine örnekler vererek daha kolay anlaşılmasını sağlayabiliriz.

• Aşık olmak ve beraberinde gelen heyecan ile özellikle karın bölgesinde hissedilen kelebek uçuşu hissini deneyimlediğinizi hatırlamış olmalısınız.

• Stresli geçen bir gün sonrasında veya seyahat edilen bir günün ardından sindirim sisteminde gerçekleşen önemli bir sorun olan kabızlığın yaşanması da muhtemeldir.

• Sinirsel problemler ve depresyon gibi problemler sebebiyle kullanılan anti-depresan özellikteki ilaçların da mide bulantısı bağırsak rahatsızlıklarına yol açtığı bilinmektedir.

• Stresli durumlarda da yine karın bölgesinde kramplar hissedilmesi de duygu bağırsak ilişkisi yoluyla gerçekleştiği bilinir. Örneğin sınav stresi, iş görüşmesi stresi, heyecan ve stresli bekleyişler...

Bağırsaklar beyinle en çok etkileşim içinde olan organ olmakla beraber aynı zamanda vücudumuzda en bağımsız hareket eden organlardır.

Bağırsakların beyinden daha fazla serotonin hormonu ürettiği de bilinmektedir. Serotonin hormonu; vücudumuzda ruh halinden bağırsak hareketlerine kadar pek çok şeye etki eden ve eksikliğinde kişiye depresif, yorgun ve mutsuz bir ruh hali bırakan bir nörotransmitterdir.

Serotonin hormonu uykuyu ve iştahı düzenlediği gibi hafızayı güçlendirme etkisi de olan bir hormondur ve vücudumuz için oldukça gereklidir.

Gıdalardan doğrudan alınamayan serotonin hormonunun yaklaşık %90’ı bağırsaklarda sentezlenmektedir. Bu sebeple bağırsaklarda meydana gelen herhangi bir problem serotonin hormonu eksikliğine neden olabilmektedir.

Ruh halimizi etkileyen bağırsaklarımızın sağlığını korumak daha sağlıklı ve mutlu yaşamamızın anahtarıdır.


     MORA TERAPİ İLE BAĞIRSAK SAĞLIĞI

Mora Terapi yöntemi ile yapılan bağırsak terapilerinde, şimdiye kadar bağırsağı tehdit etmiş olan besinlerin frekansları vücuttan silinerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu besinler olmaksızın verilen diyeti böylelikle kişiler rahatlıkla uygulayabilirler. Mora frekans tedavileri ile bağırsaklarda çeşitli sebeplerle meydana gelmiş olan hasar onarımı başlatılır ve birikmiş olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmaları sağlanır. Üç aylık karbonhidrattan kısıtlı ve basit şeker içermeyen bir beslenme protokolüyle sağlıklı beslenme davranışı oluşturulur. Aynı zamanda bu beslenme planı kefir, yoğurt gibi probiyotik besinler yönünden zengindir ve bu şekilde bağırsaklardaki flora desteklenmiş olur. Bağırsak florasının tam olarak onarılması için dışarıdan probiyotik takviyesi de önerilmektedir.


11 Temmuz 2022 Pazartesi

CİLT YAŞLANMASININ SEBEPLERİ NELERDİR?

 



 Biyolojik, doğal bir süreç olan yaşlanma süreciyle birlikte hem organlarımız hem de derimiz yaşlanmaya ve zamanla eski formunu, fonksiyonunu kaybetmeye başlar.

 Organlarımız ve vücudumuz için en sağlıklı ve doğru olanı yapmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Sağlıklı beslenme, spor, bağımlılıklardan uzak durmak; vücudumuzun sağlığını korumak ve yaşlanmasını önlemek için yapacağımız en önemli unsurlardır. Bununla beraber cilt sağlığımızı korumak için, genel sağlık için yapmamız gerekenlerin haricinde ayrı bir bakım da uygulamamız gerekmektedir.

 Yaşın ilerlemesi kendini ilk olarak cilt yaşlanması şeklinde gösterir. Cildin erken yaşlanmasında genetik faktör de rol oynar bunun haricinde diğer organlardan farklı olarak cilt; çevresel ve fiziksel faktörlerden de etkilenir. Cilt yaşlanmasında dış faktörlerin fazla olmasıyla birlikte cilt yaşlanmasını önlemek ve olabildiğince geciktirmek için yapılması gereken önemli hususlar vardır.

Cilt sağlığının dış faktörlerden fazlaca etkilendiğini söylemiştik. Cildimiz vücudumuzda en dış katman olarak bir bariyer görevi de görmektedir. Cilt bariyerini ne kadar sağlam ve sağlıklı tutarsak, cilt yaşlanmasını da o kadar önlemiş ve geciktirmiş oluruz. Cilt bariyerini korumak için ise yapılacak birçok şey vardır:

• Cildimizi hem içten hem de dıştan, doğru şekilde beslememiz oldukça önemlidir. Sağlıklı beslenmek tüm organlarımız gibi cildimiz için de dikkat etmemiz gereken bir konudur. Cilt yaşlanmasının belirtilerinden olan sarkma ve kırışıklıkları önlemek için bilinen, antioksidan zengini gıdaların tüketimi cilt yaşlanmasını geciktirmede oldukça etkilidir. Sağlıklı ve düzenli beslenmeyle beraber vitamin, mineral, antioksidan tüketmeye dikkat edildiğinde cilt sağlığı üzerindeki olumlu etkileri görülecektir. Cilt sağlığımızı korumaya yarayan besinler ise şunlardır: yaban mersini, erik, ahududu, böğürtlen, pancar, çilek, ıspanak, avokado, brokoli vb. yeşil yapraklı sebzeler...

• Cilt yaşlanmasını önlemek için beslenme kadar su tüketimi de önem taşımaktadır. Cilt kuruluğu doğrudan su tüketimi ile de bağlantılıdır. Gerektiği kadar su tüketildiğinde cildin nemlenmesi ve dolgunlaşması desteklenmiş olacağından cilt yaşlanması da gecikecektir. Bununla beraber alkol tüketiminin cildi yaşlandırdığı da bilinmektedir.

• Cildimizin güneş ışınlarına, sigara dumanı gibi zararlı dumanlara maruz kalması da yaşlanmasını etkileyecektir. Sigaranın sağlığımız için zararları herkesçe bilinmektedir. Çok üzerinde durulmasa da sigaranın cildimize verdiği zarar da yadsınamazdır. Cilt yaşlanmasının, renk değişmesinin ve kırışmasının temel nedenlerinden biri de sigaradır. Güneş ışınlarına, bilinçsiz ve korumasız şekilde bronzlaşmak vs. amacıyla maruz kalmak da kalıcı lekeler bırakabilmekle beraber cilt yaşlanmasına da sebebiyet verecektir.

• Tüketilen besinlerden cildin nemlendiğini söylemiştik. Buna rağmen cilt tipiniz ne olursa olsun mutlaka nemlendirmeniz gerekmektedir. Nemli ciltlerin daha geç yaşlandığı da bilinen bir gerçektir.

• Özellikle kadınlarca kullanılan makyaj malzemeleri büyük oranda kimyasal içerdiğinden sağlığımıza zararı olduğu bir gerçektir. Fazla makyaj yapılması ve özellikle makyaj malzemelerinin ortak kullanılması cilt sağlığı için oldukça zararlıdır.

Genel sağlığımız ve cilt sağlığımız için sigara ve alkolün ne derece zararlı olduğunu tekrarlayarak bu gibi bağımlılıkların çözümü olduğunu da bilmenizi istiyoruz.


MORA BEAUTY WELLNESS İLE CİLT KALİTENİZİ ARTTIRIN...

Mora Terapi cihazlarımızdan olan Mora Beauty; bağımlılık terapilerinde, kilo kontrol terapilerinde kullanılan aynı zamanda; rahatlama, detoksifikasyon, stres azaltma ve yeniden canlanma, selülitin giderilmesi, cilt, saç, tırnaklar ve gözler için birçok uygulamayı barındırabilen bir Wellness cihazıdır. Mora Terapi fiziksel ve duygusal wellness açısından kişiyi destekler. Mora Terapi yöntemi ile yapılan tüm tedaviler gibi burada da amaç bütünsel olarak sağlıklı olabilmektir.


20 Haziran 2022 Pazartesi

SPOR YAPARKEN NEDEN FARKLI BESLENMELİYİZ?




 Sağlıklı ve dengeli beslenme hepimizin yaşamı için çok önemli olan bir konudur. Bunun yanında hem fiziksel hem de ruhsal olarak iyi hissetmek için spor yapmak da hayatımızın önemli bir parçası olmalıdır.

Sağlıklı beslenme; hem fiziksel hem de psikolojik sağlığımızı olumlu yönde etkiler. Sağlıklı gıdalar sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Ve spor yapan/yapmayan herkesin beslenmesine önem vermesi gerekir.

Spor yapan kişiler, spor yapmayan kişilerden daha çok enerji harcadığı ve düzenli olarak antrenman yaptıkları için beslenmeleri de spor yapmayan kişilerden farklı olmalıdır.

Spor yapan kişilerin hangi sporu yaptığı farketmeksizin, yaptığı spordan daha çok fayda sağlayabilmesi, daha dayanıklı ve enerjik olabilmesi ve en önemlisi sağlığını koruyabilmesi için doğru ve dengeli beslenmesi gerekmektedir.

Sporcu beslenmesin temel farkı; sağlığı ve kiloyu korumakla beraber, yapılan sporun etkisini arttırması ve en yüksek verimi almayı sağlamasıdır.

Spor yapan kişilerin beslenme şeklinde dikkat etmesi gereken önemli noktalar vardır. Örneğin; tuz, şeker, yağ tüketimini vücuda zarar vermeyecek kadar azaltmak, karbonhidrat ve protein tüketimine ağırlık vermek ve bol su içmeye özen göstermek herkes için en sağlıklı olanıdır.

Spor ve egzersiz yapan kişiler ve genel olarak sağlıklı ve düzenli yaşamak isteyen herkes için sağlıklı beslenmenin önemi büyüktür. Spor yapılmadan önce enerji verecek ve tok tutacak gıdaları tüketmek; spor esnasında güç ve enerji kaybetmemeye, yapılan antrenmandan yüksek verim almaya ve böylece spor süresini uzatmaya katkı sağlar. Dengeli ve sağlıklı beslenmek; spor yapan kişilerin konsantrasyonunu arttırmada da etkilidir.


 Vücudumuz için en önemli enerji kaynağı karbonhidratlardır. Spor yaparken enerji ihtiyacı artmaktadır. Bu sebeple spor yaparken karbonhidrat ağırlıklı beslenilmesi önemlidir. Vücuda yeterli kadar karbonhidrat alınmadığında proteinler enerji tüketimi için kullanılır. Yetersiz karbonhidrat sonucu spordan alınan verim düşmektedir. Bu sebeple spor yaparken enerji ihtiyacını karşılayacak kadar, dengeli şekilde karbonhidrat tüketimi gereklidir. Karbonhidrat miktarı kişinin yaşına, kilosuna ve yaptığı spora göre değişkenlik gösterir.

 Spor yapan kişilerin mutlaka tüketmesi gereken bir diğer besin grubu da proteinlerdir. Vücudumuzda doku iyileştirme, inşa etme, güçlendirme ve metabolizmayı düzenleme gibi pek çok önemli görevleri olan proteinler, fiziksel gelişimimiz için oldukça önemlidir. Spor yapan kişiler de kas kütlesini korumak ve onarmak amacıyla protein tüketimine ağırlık verir. Aynı zamanda protein; spor esnasında efor harcanırken oksijen kullanımını destekler.

Spor yaparken beslenme şekline ve tüketilen gıdalara dikkat etmek; yapılan sporun fiziksel etkisini arttıracağı gibi düzenli spor ile beslenme birleştiğinde ruhsal olarak da olumlu etkileri beraberinde getirecektir.

Spor yaparken, bahsettiğimiz gibi yeteri kadar karbonhidrat ve yağ tüketmek, sebze-meyve tüketimini arttırmak kısaca sağlıksız gıdalardan uzak durmak ve sağlıklı beslenmeye çalışmak önemlidir.

Bunun yanında yine sağlığa zararı oldukça fazla olan sigara ve alkol tüketimi herkese zarar verdiği gibi spor yapan kişilerin de hayatında olmaması gereken zararlı maddelerdir.


6 Haziran 2022 Pazartesi

HER GÜN YÜRÜMEK SAĞLIĞINIZIN YOLUNU UZATIR...

 


Günümüz şartlarında oldukça hareketsiz yaşayan ve sağlıksız beslenen bir toplum haline gelmiş durumdayız.

Günlük koşuşturmadan ve vakit darlığından, hazır gıdalara yönelme, hareket halindeyken de yenebilecek tarzda aperatif ve hiç de sağlıklı olmayan besinleri tüketme oranı oldukça fazlalaşmıştır. Bundan dolayı özellikle daha genç olan kesimde çeşitli hormonal bozukluklar, obezite, diyabet, gıda bağımlılığı, kronik hastalıklar ve bunların bir getirisi olarak duygu durum bozuklukları ve daha pek çok farklı sağlık sorunu görülmektedir.

Hazır gıdalara meyil kadar hareketsizliğe yönelme; hareket etmek, yürümek yerine ulaşım için hep vasıta kullanma da oldukça yaygındır.

Fiziksel olarak aktivite yapmasak da fırsat buldukça, vaktimiz oldukça her gün yürümek, sağlımız için oldukça önemlidir.

Herhangi bir maliyeti olmayan, risksiz, güvenli ve oldukça etkili olan yürüyüş; her yaştan kişinin ihtiyaç duyduğu bir aktivitedir.

Sağlığımız için çok gerekli bir aktivite olan yürüyüşün faydaları herkesçe bilinmemekle beraber, araştırmalar sonucu düzenli olarak her gün yürüyüş yapan kişilerin hastalıklara ve çeşitli hastalıkların sebep olabileceği ölümlere yakalanma riskinin düzenli yürüyüş yapmayan kişilerden %33 daha az olduğu bilinmektedir.

İmkanı elveren herkesin günde en az 30 dakika tempolu olacak şekilde açık havada her gün yürümesi sağlık açısından ideal olanıdır.


  HER GÜN YÜRÜMENİN FAYDALARI NELERDİR?

• Her gün yürümek insan sağlığına fiziksel olarak fayda sağlamakla beraber ruhsal sağlığa da oldukça iyi gelmektedir.

• Düzenli olarak her gün yürümek, kan basıncı dengesini düzenleyerek kalp rahatsızlıklarının yaşanma riskini azaltır. Düzenli yürüyüş yapan kadınların kalp krizi geçirme riskinin azaldığı da bilinmektedir.

• Akciğerlerdeki oksijen oranını arttıran yürüyüş, akciğer sağlığını destekler ve solunum yollarını da iyileştirir.

• Yürüyüş esnasında pek çok kas grubu çalışmaktadır. Her gün yürümek iskeleti ve omurgayı da güçlendirir. Ayrıca

düzenli yürüyüş ile postürün ve duruşun düzelmesi de desteklenmiş olur.

• Düzenli olarak her gün yürümek, kemikleri güçlendirir ve kırık riskini azaltır.

• Kan basıncı gibi kan şekerini de düzenleyen yürüyüş diyabet hastaları için de çok iyi bir alternatif olmakla beraber kan şekerini dengelemede koşudan daha etkili olduğu da kanıtlanmıştır.

• Solunum ve iskelet sistemi gibi sindirim sistemine de olumlu etkileri olan yürüyüş, kabızlık probleminin çözülmesine de yardımcı olmaktadır.

• Yürüyüş pek çok kas grubunu çalıştırdığından, düzenli hale geldiğinde yağ yakımına ve kilo kaybına da yardımcı olabilmektedir.

• Her gün yürümek, hareketsizlikten veya hep aynı pozisyonda oturmaktan kaynaklanan eklem ağrılarından kurtulmak için de etkili bir yöntemdir.

Yürüyüşün fiziki sağlık boyutunun yanında ruhsal iyileşme de sağladığından bahsetmiştik.

Açık havada en az 30 dakika her gün yürümek; beyinde endorfin ve serotonin hormonunun salgılanmasını sağlar. Bu salgılar ile de kendinizi daha zinde, mutlu ve enerjik hissetmeniz de mümkün olabilmektedir. Her gün yürümek doğrudan ruh sağlığına da etki etmektedir. Düzenli yürüyüşün beyin sağlığına olumlu etkisi ile depresyon, anksiyete gibi duygu durum bozukluklarının olumsuz etkilerinin ortadan kalkması desteklenmiş olmaktadır. Bu tür zihinsel ve ruhsal problemlerin tedavisinde doktorlarca da önerilen yürüyüş; gündelik zaman dilimi içinde kısa bir vakit ayrımı ile herkesin düzenli şekilde hayatının bir parçası haline getirebileceği oldukça sağlıklı ve rahatlatıcı bir aktivite olmakla beraber; ulaşım gerekliliğinde vasıta kullanımı yerine tercih edildiğinde doğamızı korumak adına da güzel ve önemli bir adım olacaktır.

SAĞLIKLI GÜNLER....


23 Mayıs 2022 Pazartesi

KRONİKLEŞEN KAS AĞRILARINIZI İHMAL ETMEYİN!



Yumuşak kas dokusunun zedelenmesi, yaralanması veya fazla zorlanması ile meydana gelen kas ağrıları kişinin hayatını olumsuz etkilemekle beraber, ilerlediği takdirde yaşamsal faaliyetlerini yapmasına da engel olabilmektedir.

Kas ağrılarının belirli bir noktada uzun süreli ve şiddetli hale gelmesi kronik ağrı olarak adlandırılır.

Akut ağrı bir hareket veya olay sonucu bir belirti olarak meydana gelir ve belirli bir süre sonra tedavi ile geçebilir. Kronik ağrı ise akut ağrı gibi bir belirti değil, hastalığın kendisidir.

Akut kas ağrıları bir hasar ve zedelenme sonucu meydana geldiği halde, kronik ağrılar böyle bir sebebe bağlanmaz. Kronik ağrıların nedeni kolaylıkla teşhis edilememekle beraber belli bazı belirtileri de vardır.

Kronik ağrı, tıbbi tanım olarak ağrı reseptörleri tarafından algılanan ve nörokimyasal yani sinirsel olarak üst merkezlere taşınan ve burada yorumlanan biyopsikososyal bir durumdur.

KRONİK AĞRININ BELİRTİLERİ NELERDİR

• Eklem ve kas ağrıları

• Yorgunluk

• Uyku problemleri

• Depresyon

• Yanma şeklinde hissedilen ağrı

• Öfke

• Cinsel isteksizlik vs.

Kronik ağrılar kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Normal ağrıdan daha zor tanı konulması ve kişinin olumsuz duyguları ile ağrı yoğunluğunun doğru orantılı olup üzüntü, kaygı, öfke gibi duygular ile ağrının daha da artması kronik ağrının akut ağrıdan farklı özellikleridir.

Kronik ağrının farklı türleri vardır

• Baş ağrısı

• Boyun ağrısı

• Ameliyat sonrası ağrı

• Travma sonrası ağrı

• Bel ağrısı

• Kanser ağrısı

• Artrit ağrısı

• Nörojenik ağrı

• Psikojenik ağrı

Herhangi bir yaralanma, zedelenme vb. olmadan da ortaya çıkabilen kronik ağrıları tetikleyen bazı faktörler bulunmaktadır.

 Sigara ve alkol kullanımı

 Obezite

 D vitamini eksikliği

 Sağlıksız beslenme

 Hareketsizlik

 Ruhsal bozukluklar

Tanı konulması zor olan kronik ağrıların tedavisi de karmaşık olabilmektedir. Ağrı sinyallerinin beyinde kalıcı yer edinmesi ile beyinde farklılıklar da oluşturmaktadır. Beyinde gerçekleşen farklılıkların da ağrının süresine ve geçmişine bağlı olarak normale dönme süresi uzayabilmektedir.

Akut ağrı ve kronik ağrının temel farkı süresidir. Eğer ağrınız bir yaralanma veya hasar sonucu meydana gelmediyse ve 3 aydan fazla sürdüyse muhakkak doktora görünmeniz gerekmektedir.

      AĞRI TEDAVİSİNDE PEMF

Hücreler enerji desteğine ihtiyaç duyduğunda bunun sinyallerini ağrı ve yorgunluk şeklinde verir. Enerji ihtiyaç duyulduğunu anlatan diğer belirtiler vücutta herhangi bir organda işlevsel azalma, halsizlik ve duygusal dengesizlikler olabilmektedir.

PEMF Cihazları ile vücudunuz dünyanın manyetik alanıyla doğrudan temasa geçer ve bundan büyük fayda sağlar.

 Vücudunuzdaki her hücre, enerji tutabilen ve şarj edilebilen bir pil gibi düşünüldüğünde bu hücrelerin enerji ve şarj kaybetmesi de gayet mümkündür. PEMF Terapisi, vücudunuzdaki her hücreyi yeniden şarj etmenin bir yoludur. Böylece hücreleriniz faydalı maddeleri içeri daha iyi alabilir, atıkları atabilir ve en iyi şekilde işlev görebilirler.

 Fiziksel yaralanmalar, toksisite, yara dokusu, iltihaplanma ve yetersiz beslenme hücrelerimize enerji kaybettiren durumlardan bazılarıdır.

PEM FDA tarafından kemik kaybını önlemek üzere 1979'da onaylandı. Hatta NASA tarafından dünyaya dönen astronotları desteklemek için bile kullanıldı. 1987'de postoperatif ödem ve ağrı için, 2004'te servikal füzyon cerrahisine ek olarak ve 2011'de de depresyon tedavisi için onay aldı.

Vücudunuzdaki her bir hücre PEMF tedavisinden mutlaka olumlu yönde oldukça fazla fayda görecektir. Mutlaka deneyin.


9 Mayıs 2022 Pazartesi

MEDİTASYON ÇEŞİTLERİ NELERDİR?



   MEDİTASYON NEDİR VE NASIL YAPILIR?

 Meditasyon Latince ´derin düşünme´ anlamına gelen bir kelimedir ve kişinin zihinsel rahatlama ve arınma amacıyla yaptığı bir eylemdir.

Meditasyon; kişinin iç huzurunu yakalamasının yanında zihinsel sağlıkla beraber ruh ve beden sağlığını da olumlu etkilemektedir. İç huzura erişilmeyle birlikte çevre ile ilişkide yaşanan sorunlar da çözümlenebilmektedir.

Meditasyonun kişiye pek çok faydası olmakla beraber bazı hastalıkların tedavisine de yardımcı olduğu bilinmektedir.

Meditasyonun faydalarından ise şöyle bahsedebiliriz:

Meditasyon hafızayı güçlendirir ve dinlendirir.

Stres yönetimini sağlar ve stresi azaltır.

Depresyon ve anksiyeteye iyi gelir.

Odaklanma yeteneğini arttırır.

Yorgunluğu giderir.

Sosyal ilişkileri güçlendirir.

Zamanınıza ve durumunuza göre yapabileceğiniz farklı meditasyon çeşitleri vardır. 

MEDİTASYON ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

 ZEN MEDİTASYONU

Ruhu besleyen ve dinginleştiren, kişiye rahatlama sunan bir meditasyon türü olan zen meditasyonu için gereken en önemli şey temiz ve kişinin kendini rahat hissettiği bir ortamdır. Zen meditasyonu esnasında zihinden kötü ve karmaşık düşünceler uzaklaştırmak amaçlanır ve tamamen buna odaklanılır. Bu odaklanmayı desteklemek için derin nefesler almak önemlidir. Meditasyon esnasında gözler açık ya da kapalı olabilir.


 FARKINDALIK MEDİTASYONU

Farkındalık meditasyonunda ruh-beden-zihin dengesinin sağlanması önemlidir. Tüm meditasyon çeşitlerinde olduğu gibi uygun ve rahat hissedilen enerji olarak olumlu olan bir ortam olması önemlidir. Kötü enerjiyi kovmak için tütsü yakmak faydalı olacaktır. Rahat bir pozisyonda oturularak, herhangi bir yere veya nesneye odaklanmamaya çalışılarak, gözler açık haldeyken farkındalık meditasyonu uygulanabilir.


 TRANSANDANTAL MEDİTASYON 

Diğer türlerden farklı olarak transandantal meditasyonda temel amaç derin düşünmedir. Bu düşünme ile birlikte vücudumuzun bize verdiği sinyaller olan hastalıkların temel nedeni çözümlenebilmektedir. Zihinsel rahatlama ve farkındalığın yanında fiziksel bir rahatlama da sunan transandantal meditasyonda rahat bir ortamın yanında odaklanılacak bir ses yada kelime de gereklidir. Gözler kapalıyken zihindeki her türlü olumsuz düşünceyi uzaklaştırmak adına seçilen kelime veya ses tekrar edilir. Bu şekilde zihinsel bir arınma gerçekleşmiş olur.


 ŞEFKAT MEDİTASYONU

Zihinsel bir farkındalığın yaşandığı şefkat meditasyonunda amaç kişinin kendini her yönüyle sevmesi ve kabullenmesidir. Şefkat meditasyonunda bilinçaltındaki kötü düşünceler uzaklaştırılır ve tamamen sevgiye yoğunlaşılır. Bu meditasyon için kişinin kendini sevmesi, eğer zorlanıyorsa meditasyon yoluyla da sevmeye çalışması gerekir. Meditasyonun amacı şefkat hissini uyandırmak ve acıma duygusunu yok edip empati yapabilmek olduğundan bu doğrultuda meditasyon esnasında sırasıyla kendinizi, sevdiğiniz ve saygı duyduğunuz birisini, derinden sevdiğiniz birisini, nötr hisleriniz olan birisini ve düşmanlık hissettiğiniz birisini düşünmeye odaklanmalısınız. Ve öncelikle kendinizden başlayarak düşündüğünüz her kişi için içinizdeki şefkat hissini uyandırmaya çalışmalısınız. Şefkat meditasyonu sayesinde zihinsel rahatlama ve kişisel saygı ve sevginin artmasıyla beraber bakış açısı ve sosyal ilişkilerde de olumlu değişimler gözlenecektir.


 SPİRİTÜEL MEDİTASYON

Diğer meditasyon türlerinde olduğu gibi spiritüel meditasyonda da kişinin kendini iyi tanıması ve sevmesi, kendini ve hayatı kabullenmesi gerekir. Spiritüel meditasyonda, rahat bir pozisyondayken kişinin kendine iyi gelen bir düşünceye odaklanması, tüm düşüncelerini kabullenmesi gerekir. Nefes egzersizleri ile de desteklenen bu meditasyon da kişinin içindeki şefkati, sevgiyi, merhameti açığa çıkarmaya yardımcı olacaktır.