1 Haziran 2020 Pazartesi

MORA TERAPİ TEDAVİLERİ NEDEN İMMÜN(BAĞIŞIKLIK) SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİR?



Bağışıklık sistemi veya immün sistem, bizim hastalıklara karşı savunma mekanizmalarımızı oluşturan, patojen veya tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden, vücudumuzu yabancı zararlı maddelere karşı koruyan karmaşık bir sistemdir. Kısacası vücudumuzun hastalıklara karşı korunmasında kalkan görevi görür. Vücudumuza girmeye çalışan tüm maddeleri tanır, ayrıştırır ve zararlı gördüklerini yok eder.

Doğumla birlikte aktif hale gelen bağışıklık sistemimiz zayıfladığında hastalıklara yakalanma riskimiz de artar.  Bağışıklık sistemindeki zayıflığı fırsat bile virüs ve mikroplar da vücudumuza akın ederek hastalıklara yol açar. Özellikle Covid-19 ile gündeme gelen bağışıklık sistemimizi güçlendirmek konusu sadece Covid-19’a karşı değil, oluşabilecek tüm hastalıklara karşı kendimizi, vücudumuzu güçlendirmek açısından çok önemlidir.

Uzun zamandır Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik blog sayfalarımızdan sayısız yazılarla sizi bilgilendirdik. Mora Terapi’nin hangi alanlarda kullanıldığı konusunda da sıkça yazılar yazdık. Ancak Mora Terapi’nin neden bağışıklık sisteminizi güçlü tutmaya yarayan bir terapi olduğu konusunda bir özet yapmanın da tam zamanı.

Öncelikle Mora Terapi’nin ana terapi felsefesinden bahsetmek istiyorum. Tüm bütünsel terapi metotları gibi hastalıklara bütünsel bir bakıştan yaklaşır. Vücudu kısımlara veya bölümlere ayırmak yerine bütün olarak ele alır. Hastanın bir organ veya vücut bölümünü iyileştirmek yerine, tüm tedavilerde, tüm vücudun iyileşmesini kapsayacak şekilde terapiler yapılır. Dolayısıyla migren için alınan bir Mora Terapi seansında aslında, hedef migren hastalığı olmakla birlikte, tüm vücudun sağlıklılık hali arttırılacak şekilde terapi yapılmaktadır.



Aslında sigara bırakırken veya kilo tedavilerimizde iştah kesme seansları alırken veya alerji vb tedavilerimizdeki seanslarda tüm vücuttaki sağlıklılık halinin arttırılmasına yönelik işlemler yapılır. Kişi sigarayı bırakmanın yanı sıra tüm vücudunun daha sağlıklı hale gelmesi için desteklendiği bir tedaviyi almış olur. Çünkü terapi aldığınız konu ne olursa olsun, Mora Terapi seanslarının tamamında, kişinin tüm vücudundan alınan frekans bilgisi filtreleme, ters çevirme, yükseltme işlemlerinden geçirilerek sağlıklı frekans bilgisinin yükseltilmesine, sağlıksız bilginin de ortadan kaldırılmasına yönelik olarak yapılır. Terapi seansları ilerledikçe cihaz üzerinde olan bütün vücut frekans bilgisinin - enerjisinin tarandığı ve tanımlandığı segment test bölümünde vücuttaki genel enerji-frekans bilgisinin nasıl olumlu yönde değiştiğine tanık olmak her zaman şaşırtıcıdır. Segment test değerlerindeki değişimin yanı sıra, kişiler kendi genel sağlık durumlarındaki iyileşmeyi, enerji artışı, genel duygu durumdaki iyilik hali, uykuların derin ve kaliteli olması, ağrıların azalması veya semptomların ortadan kalkması şeklinde net olarak her zaman görmekte, hissetmektedirler. Zihinsel netlik, duygusal rahatlık fiziki bedendeki iyileşmeler kadar net bir şekilde hissedilir.

Ayrıca Mora Terapi diğer tüm bütünsel tıp yaklaşım modelleri gibi hastalığın vücutta oluşma nedeninin, vücudun hastalığın oluşumuna imkan veren halinden kaynaklandığı varsayımıyla hareket eder. Yani aynı immün sistemimiz bozukken nasıl hastalıklara açık hale geliyorsak benzeri şekilde fiziksel bedendeki bozukluklar veya yanlış işleyişler veya sağlıklılık halinin zayıflığının, o hastalığın ortaya çıkmasındaki en büyük neden olduğunu, hastalık zemini olduğunu düşünür. Dolayısıyla migren, alerji, romatizma, diyabet vs’nin kendisiyle değil, bu hastalıkların vücutta ortaya çıkmasına neden olan  hastalık yapıcı zemin ile uğraşır ve onları ortadan kaldırmak için çalışır. Vücut normal sağlıklı haline geri döndüğünde, hastalığa neden olan zemin ortadan kalktığında hastalık da ortadan kalkacaktır.

İşte tam bu yüzden, tüm Mora terapi tedavileri aynı zamanda yaşam değişiklikleri de içerir. Çünkü hastalık yapıcı zemini değiştirmek, bir taraftan, o hastalığa neden olan tüm sorunları da ortadan kaldırmak ve yeniden oluşmasına izin vermemek demektir. Bu da, tedavilerin kalıcı olması için uzun vadede kişinin yaşam alışkanlıklarını değiştirmekle mümkündür.

Örneğin kişinin, vücudundaki enflamasyonu arttıracak şekilde bir beslenme alışkanlığı varsa ve bundan dolayı yüksek tansiyon, diyabet, kilo vb problemleri yaşıyorsa, Mora Terapi ile vücut sağlıklı haline dönsün diye desteklenirken, bir taraftan da beslenme alışkanlığı enflamasyona neden olmayacak şekilde değiştirilir. Bir çöplüğün içinden bir çöpü çıkarıp, yıkayıp temizlediğinizi düşünün. Sonra yeniden o çöplüğün içerisine atarsanız ne olur? Yine eski, kirli haline döner değil mi? O zaman hastalığın uzun vadede yeniden oluşmaması için hastalığı oluşturan etmenleri de ortadan kaldırmak mutlaka gerekir.
Dolayısıyla tüm Mora Terapi tedavilerinde, tedavilerin yanı sıra,  kişilerin sağlıklılık halinin devamı için yaşam alışkanlığı değişimlerini de mutlaka yapmaları sağlanır.

Genel olarak o zaman Mora Terapi tedavileri neden immün sisteminizi güçlendiren tedavilerdir konusunu şu şekilde özetleyebiliriz;
-Çünkü Mora Terapi ile vücudunuza zarar veren bağımlılıklarınızdan (sigara, alkol, ilaç vb) kurtulabilirsiniz.
-Çünkü Mora Terapi kilo tedavileri ile hem kilo verip hem de kolaylıkla sağlıklı beslenme alışkanlığı geliştirebilirsiniz.
-Çünkü Mora terapi alerji ve diğer immün sistemi tedavilerimizde vücudunuz alerjen maddeye reaksiyon vermeyecek şekilde güçlendirilir.
-Çünkü tüm kronik hastalık tedavilerimizde vücuttaki enflamasyon miktarı azaltılacak veya ortadan kaldırılacak şekilde tedaviler yapılır böylelikle immün sisteminiz güçlenir.
-Çünkü vücudunuzda yıllardır birikmiş ağır metal, parazit, mantar vb toksik yükleri Mora Terapi tedavilerimizle vücudunuzdan atabilir, detoks olabilirsiniz.
-Çünkü hemen hemen tüm tedavilerimizde, tedavilere ek olarak duygu durum tedavileri de yapılmaktadır. Böylelikle duygusal olarak da daha güçlü olmanız kolaylaşır. Biliyorsunuz immün sistem, kronik stres veya kronik duygu durum bozukluklarında zayıflamaktadır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerimizin tamamında sağlıklı beslenme, uyku, yeterince su ve egzersizin önemi her zaman anlatılır ve uygulama konusunda kişiler takip edilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları desteklenir.
-Çünkü Mora terapi tedavilerinde kişinin kendisinden alınan frekans bilgisi daha sağlıklı frekanslarla desteklendiğinden ve bu işlem tüm vücudu destekleyecek şekilde yapıldığından problemin ortadan kalkması hızlıdır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinde kişiler, mutlaka, aldıkları tedaviye uygun, mineral, vitamin, eser element, nutrasötik vb’leri için değerlendirilir ve gerekli durumlarda eksik olanlar takviye edilir.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinin birincil önceliği kişilerin kalıcı olarak daha sağlıklı yaşamlarını devam ettirmeleridir.


Kalıcı olarak sağlıklı, mutlu, keyifli, güçlü bağışıklık - immün sistemine sahip nice güzel yıllarımız olsun… 

27 Nisan 2020 Pazartesi

KİŞİSEL ÖZGÜRLÜĞÜNÜZ DEĞERLİDİR HAYATI DİLEDİĞİNİZCE VE MUTLU YAŞAYIN

Yaşamın tamamı hareket, büyüme ve değişim içerir. Peki sizin için uygun olan ne? Aslında hepimiz özgürüz. Seçim yapabilir ve geleceğimizi ona göre şekillendirebiliriz. Gerçekten istediğimiz hayatı yaratma yetisine sahibiz.

“Biz, birer robot değiliz. Memeli türünden gelmekle birlikte artık tam olarak bir hayvan bile diyemeyiz insanlığa. Aslında bilincini kullanan canlılar olarak sonsuz bir olasılıklar denizinde yüzüyoruz. Yeryüzünde bize yaraşır, sevdiğimiz hayatı yaratma şansımız her zaman var.



Kölelik dönemi biteli çok oldu.

Kimseyi kendimize köle etmeyi nasıl sevmiyorsak (ki sevmeyelim sakın, bu kadar egosantrik olmayalım) bize de kölelik dayatılmadığından emin olmalıyız.
Peki bize kölelik nasıl dayatılabilir? Başkalarının gündemine boyun eğmekle. Hayatınızdaki insanları düşününün. İstediklerini yaptırmak için size sıklıkla ahlaki veya duygusal yollardan yaptıkları baskıları. Pek tabidir ki yakınlarımıza ve sevdiklerimize karşı sevgi dolu ve anlayışlı olmak çok önemlidir. Ancak her şeyden önemlisi kendimizle ilgili konularda kontrolün bizde olması aslında bizi mutlu eder.  

Farkına vardığınız zaman çok net olarak anlayacaksınız ki asıl sorun başkaları değil, kendinizi koşullara, diğer insanlara teslim etme konusunda ikna edişiniz ve kendinize olan güvensizliğiniz.

Daha da sinsi ve görünmeyen olan; yetiştiğimiz kültürün baskın kuralları, inançları, değerleri ve bizi yönlendirdikleri gizli koşullandırmalardır. Politika, din, eğitim, ırk, göç, yaşam tarzı gibi önemli normları düşünün. Liste sonsuza kadar uzayabilir. Hiç düşünmeden yaşarsanız ve kendi istek, beklentilerinizin farkında olmazsanız, temel yaşam biçimini sorgulamayacak şekilde normalleştirip içinde yaşadığınız toplumla tamamen özdeşleşebilirsiniz.
Oysa çok daha iyi bir yol mümkün; Kişisel özgürlüğü seçmek. Kişisel olarak özgür olmayı her zaman her durumda seçebiliriz. Bunu yapmak için önünüze gelen her seçimi sorgulayarak işe başlamak en iyisi. Gerçekten istediğim bu mu? Beni mutlu edecek olan, sağlığımı, mutluluğumu, yaşam konforumu arttıracak olan seçim bu mu?

Kesinlikle kişisel özgürlüğümüzü yaşamaya değer! Neden mi? Çünkü kendi yaşamımızı kendimiz kontrol edebilir, kendimize bize uygun hedefler belirleyebilir, hedeflere ulaşmak için hangi yoldan gideceğimize karar verebilir ve yaptığımız ve olduğumuz her şeyi kendi istediğimiz kalitede yapabiliriz. Kişisel özgürlüğümüz hayatta kendimize verebileceğimiz en büyük hediyedir. Sorumluluk almamızı, hayatı olumlu anlamda değiştirebilmemizi sağlar.

Olumlu yaşam tarzı değişiklikleri ancak kişisel olarak özgür olduğunuz zaman yapabileceğiniz şeylerdir. Çünkü gerçekte sorumluluk almanızı gerektirir. Özgür olmadığınız zamanlarda sorumluluk da almadığınızdan yapılabilecekleri yapamazsınız. Kendi hayatınızla ilgili konularda kontrollü, yaratıcı ve sorumlu olmanızı, olumlu yaşam değişiklikleri yapmanızı sağlayan şey kişisel özgürlüğünüzdür.

Kendi geleceğini kendin yarat
Unutmayın, geleceğimiz değişmez bir sabit değildir. Kendi özgür seçimlerimizle istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Enfes kararlar vererek kendimiz için en doğru seçimleri yapabiliriz.

Doğru seçimler için doğru soruları sormak olmazsa olmaz. Hedef belirlemek ve strateji oluşturmak için doğru soruları sormakla işe başlamak gerekiyor. Mesela;
Bazı şeyler olmasını gerektiğini düşünüp öylesine sorgulamadan kabul ettiğiniz şeyler mi?
Hayatta sizin için önemli olan ana değerler neler?
Hedeflere ulaşmak için çözüm yolları neler olabilir? 
Ne hakkında meraklı ve tutkulusunuz?
Neleri çok severek yapıyorsunuz?
Nasıl yaşadığınızda kendinizi mutlu hissediyorsunuz?

Bu ve benzeri detay sorularla birlikte en derinde sizin için önemli olan şeylerin farkına varıp hayatınızı istediğiniz yönde değiştirme konusunda adımlar atmaya başlayabilirsiniz.

Kişisel özgürlüğümüz en değerli varlığımızdır. Bizi mutluluğa taşıyan en önemli değerlerin başında gelir. Hepimizin istediği, hak ettiği ve ihtiyacı olan şeydir. Unutmayalım, geleceğimiz bizim elimizde, biz şekillendiriyoruz. O zaman sorumluluk alalım ve olumlu değişimler yapalım.

Her zaman ruh, zihin, beden bütünlüğünde olduğunuz mutlu, sağlıklı, özgür bir yaşam diliyoruz.


16 Nisan 2020 Perşembe

BELİRSİZLİKLE BAŞ ETME YOLLARI



Ne yazık ki beynimiz, genellikle modern yaşamımızı zorlaştıracak şekilde çalışır. Özellikle belirsizlikle başa çıkma konusunda bu daha da geçerlidir. Ancak beynimizin bu özelliğinin bilincindeysek bizi sokmak istediği mantıksız yollardan kurtulabilir ve belirsizliği etkili bir biçimde ele alabiliriz.

Beynimiz belirsizlikle karşılaştığında korku ile tepki vermekle programlanmıştır. Yenilerde yapılmış bir çalışmada deneklere giderek daha da belirsizleşen bahisler yapmaları konusunda talimatlar verildi. Denekler ne kadar az bilgi sahibi oldularsa o kadar mantıksız tahminler yapmaya, kararlar vermeye başladılar. Oysa bilgi azken, o bilginin geçerliliğini daha akılcı ve dikkatli değerlendireceğimizi varsayarız. Gerçekte durum tam tersidir. Senaryolardaki bilgi ne kadar azsa deneklerin beyinlerinin kontrolü o kadar çok korku, endişe gibi duyguların ağır bastığı limbik sistem tarafından ele geçirildiği bu çalışmada kanıtlanmıştır.

Açıkçası, belirsizlikle karşılaştığımız her durumda, beynimiz bizi aşırı tepki vermeye zorluyor.  Bu mekanizmayı geçersiz kılabilir ve düşüncelerimizi daha rasyonel yönde değiştirebiliriz.
Bu tür belirsizlik durumlarında, korku ve endişe duyguları baskısı altındayken, daha kaliteli kararlar vermek için yapabileceklerimiz var.

İşte sizin için belirsizlikle başarıyla mücadele eden insanların genel olarak yaptıklarını araştırıp maddeler halinde aşağıda özetledik.



1. Beyinlerinin limbik sistemini susturmayı başarabilirler.
Limbik sistem belirsizliğe korku reaksiyonu ile yanıt verir ve biliyoruz ki korku kaliteli kararlar  vermeyi engeller. Belirsizlikle başa çıkmada iyi olan insanlar korkuya karşı temkinli olurlar ve korkularının farkındadırlar. Böylelikle körkuyun kontrolleri altına alabilirler. Rasyonel olanla, irrasyonel olanı ayırt edebilir, irrasyonel olanları eleyebilirler. Bu şekilde daha doğru ve rasyonel bilgiye odaklanmaya başlayabilirler. Süreç boyunca, kendilerine beyinlerinin ilkel kısmının çok fazla çalıştığı ama asıl kontrolde olması gereken kısmın rasyonel ve mantıksal kısım olduğunu kendilerine hatırlatırlar. Başka bir deyişle, limbik sistemlerine gerçek, reel bir korku öznesi ortaya çıkana kadar sessiz olmalarını söylerler. Bu arada Koronavirüs gibi reel,  gerçek bir korku öznesi olduğunda korkmak ve buna karşın önlem almak çok doğaldır.

2. Olumlu bakış açısında kalırlar
Olumlu düşünceler, beynimizin dikkatini tamamen stressiz bir şeye odaklayarak korkuyu ve mantıksız düşünceleri sessizleştirmemize olanak tanır. Unutmayalım, olumlu düşünme bir pratik etme işidir ve bunun için beynimize bilinçli olarak yardım etmeliyiz. Olumlu düşünceler dikkatimizi yeniden odaklamamızı sağlar. Biliyoruz, işler iyi gittiğinde veya ruh halimiz iyi olduğunda, bu nispeten kolaydır. Asıl zor olan, zor bir karar vermek zorunda olduğumuzda, özellikle zihnimizi olumsuz düşünceler doldurmuşken olumlu düşünmeyi sürdürmektir. Burada dikkat edeceğimiz şey, belirsizlik stresinden dolayı düşüncelerimiz olumsuz olduğunda, dikkatimizi sahip olduğumuz olumlu şeylere yöneltmemizin bize çok yardımcı olacağıdır. Böylelikle beynimiz sakinleşir ve daha rasyonel kararlar vermeye başlarız.

3. Ne bildiklerini ve ne bilmediklerini bilirler
Belirsizliği yönetmede iyi olanlar, bildiklerini ve bilmedikleri şeylerin bir listesini yaparlar. Bildiklerini arttırmanın ve bilmedikleri konusunda bilgi sahibi olmanın yollarını ararlar. Böylelikle belirsizlik içerisinden birer “belirliler” dataları ortaya çıkar.

4. Kontrol edemedikleri şeyleri de kucaklarlar
Belirsizlikle başa çıkmada güçlü olan insanlar, kontrol altına alamadıkları şeyleri de kucaklamaktan korkmazlar. Başka bir deyişle, daha gerçekçi bir bakış açısına sahiptirler. Hayatta her şeyi kontrol edemeyeceklerini bilirler. Herhangi bir durumu gerçekte olduğundan daha iyi veya daha kötü şekilde göstermeye çalışmaz, içinde bulundukları gerçeği olduğu gibi analiz ederler. Gerçekten kontrol edebildikleri tek şeyin kararlarına ulaşma süreci olduğunun farkındadırlar. Bilinmeyeni yönetmenin ve düz yolda yürümenin tek yolu budur.  Adım atmaktan, bilmediklerimize rağmen bildiklerimize dayanarak ilerliyoruz demekten korkmazlar. Hatalar yapılabilir ve düzeltilebilir şeylerdir, hiçbir karar, karar  vermemekten ve hiçbir şey yapmamaktan daha iyi değildir.

5. Sadece önemli olan şeylere odaklanırlar
Bazı kararlar önemlidir. Bir şeyleri bozabilir veya tam tersi kurtarabilir. Bir sürü kararın ise bu kadar büyük bir önemi yoktur. Belirsizlikler karşısında ilerleme konusunda iyi olanlar, en büyük riskin kararsız kalmak dolayısıyla zaman kaybetmek olduğunu bilirler. Ancak, ajandamızdaki pek çok kararı doğru bir şekilde dengelemeyi öğrenmek, enerjimizi doğru şeylere odaklamamızı ve daha bilinçli seçimler yapmamızı sağlar. Ayrıca dikkati gereksiz yere dağıtan küçük endişelere kapılmaktan da bizi kurtarır.


6. Mükemmellik aramazlar
Belirsizlik karşısında başarılı olan insanlar aynı zamanda duygusal olarak da zeki insanlardır. Hedeflerinde veya kararlarında mükemmellik aramazlar. Çünkü mükemmel karar diye bir şeyin olmadığını bilirler. Mükemmelliği aramak tamamen yanılsama yaratır ve hayattan zevk almak yerine boşuna vakit kaybettiricidir.

7. Sorunlar üzerinde takılı kalmazlar
Unutmayın, dikkatinizi nereye odakladığımız duygusal durumumuzu belirler. Olumsuz duygular performansımızı etkiler, stres yaratır ve problemleri çözmemizi zorlaştırır. Oysa koşulları iyileştirmek üzere eylemlere odaklandığımızda, olumlu duygular üreten ve performansı artıran kişisel bir etkililik duygusu yaratırız. Belirsizlikle başa çıkmada başarılı olan insanlar, tüm dikkat ve çabalarını var olan koşulları iyileştirmek için yapabileceklerine odaklayarak aksiyon alırlar.

8. Sezgilerine ne zaman güvenebileceklerini bilirler
Doğru sezgilere sahip olmak hayatta istediğimiz yöne gitmemiz için olmazsa olmaz önemli yeteneklerden biridir. Dürtüler ve sezgiler arasındaki farkı ayırt edebilmek, belirsizlikle başarılı bir şekilde başa çıkabilen insanların en önemli özelliklerinden biridir. Geçmiş deneyimlerinden edindiği bilgiler ışığında  sezgilerinin gücüne güvenir ve bilinmezliğin kimi noktalarına doğru stratejiler oluşturarak onu aşmayı başarabilirler. Kendi filtrelerini tanırlar, başka kişilerin varsayımları, görüşlerini veya duygularını iyi bir şekilde süzgeçten geçirerek, gereksiz yere etkilendiklerini kolaylıkla eleyebilirler. Sezgileriyle uyumlu olmayan duygu ve düşünceleri filtreleme yetenekleri, doğru çözüme odaklanmalarına yardımcı olur.
Buradaki önemli bir ayrıntı; sezgilerin her zaman biraz zamana ihtiyacı olduğudur veya onları iyi analiz etmek için bizi rahatlatan, odağımızı başka tarafa çeken, bütünüyle zihnimizi serbest bıraktığımız zamanlara ihtiyacımız vardır. Doğru sezgilere kendimizi zorlayarak veya kendimize baskı yaptığımızda erişemeyiz. Albert Einstein veya başka pek çok mucit, bilim insanının yaptığı gibi önemli fikirler ve buluşlar hep bambaşka şeyler yaparken (yelkenli ile gezerken, banyo yaparken veya ormanda rahatlatan bir yürüyüş sırasında vs) ortaya çıkar aslında. Dolayısıyla bir belirsizlik karşısında çözüm üzerine düşünen insanlar sık sık sezgilerini dinlemek için kendilerine zaman ayırırlar, sezgilerinin izini sürerler ve küçük adımlarla onları gerçekleştirmeye başlarlar. Böylelikle büyük olan adıma veya aksiyona zemin hazırlarlar.

9. Her zaman bir B planları vardır.
Belirsizliğin üstünden gelmek aynı zamanda önümüze çıkabilecek risk faktörlerini veya çıkabilecek başarısızlıkları da bilmek ve bunlar ortaya çıktığında gerekli olabilecek alternatiflere dair planlarımızı da yapmış olmakla ilgilidir.  Belirsizlik konusunda başarılı olanlar genellikle yanlış yapabileceklerini itiraf etmekten korkmazlar. Her zaman doğru kararları veremeyebileceklerini bilirler. Bu bilgi hatalarından ders çıkarmalarını da sağlar aynı zamanda. Zaten en önemlisi hata yapmak değil, hatalardan ders çıkarmak değil midir?

10. Hiçbir zaman “ ya öyleyse..” şeklinde verdikleri kararla ilgili kendilerini gereksiz endişeler içine sokacak şekilde sorgulamazlar
Bir karar verdiğimizde, kararı uygulama sırasında sürekli kendimizi sorgulamayız değil mi? Ya öyle değilse, ya böyleyse şeklinde… Çünkü bunu yaparsak, üzerimizde gereksiz bir endişe ve stres yaratmış oluruz. Kararı verir ve sonuçları deneyimlemek üzere sakince bekleriz. Bir yandan endişe ve strese ne kadar çok zaman harcarsak kararımızı aksiyona dönüştürecek eylemleri doğru yapmamız da o kadar zorlaşır. Dolayısıyla belirsizlikle başa çıkmada başarılı olan insanlar, verdikleri kararlar sonrasında gereksiz sorgulamalarla kendilerini yormazlar.

11. Zihinlerini sakinleştirmeyi her zaman becerebilirler
Unutmayın, belirsizlikler karşısında iyi kararlar verebilmek ve doğru çözüm yolları yaratabilmek için her zaman sakin kalmaya ihtiyacımız var. Sakin olmak demek, aynı zamanda zihinlerimizin de sakin olması demek. Çok fazla farklı duygu ve düşünce içindeyken net olmamız zorlaşır. Bunu yapmanın pek çok farklı yolu var. ( Zihni yavaşlatma yolları blog yazımıza bir göz atmanızı öneririz).
En kolay iki yolu var. Yapabiliyorsanız günlük, kısa da olsa kendimize meditasyon molaları vermek.
Ama hayır yapamam diyorsanız, zihnimiz fazlaca çalışmaya başladığında hemen derin, uzun nefesler alarak kendi nefesimize odaklanmak.
Bunalmış veya çok fazla duygu ve düşünce arasında netliğimizi bulamıyor, kendimizi kaybolmuş hissediyorsak, nefesimize odaklanmak çok kısa bir zaman dilimi içerisinde bizi bu durumdan çıkarabilir. Kulağa çok basit gelmekle birlikte çok etkili bir yöntem. Bunu iki dakika boyunca derin nefesler alarak ve aldığımız ve verdiğiniz her nefese odaklanarak yaptığımızda ( hatta nefesi sayarak alıp, sayarak vermeye odaklandığımızda) beynimizde kalıcı olarak yerleşmiş gibi görünen, bizim dikkatimizi ve netliğimizi bozan duygu ve düşüncelerin ne kadar kolaylıkla ortadan kalktığına şaşıracağız.

Belirsizliği stratejik olarak yönetme yeteneği, belirsizliği giderek artan bir dünyada geliştirebileceğimiz en önemli becerilerden biri. O yüzden yukarıdaki adımları hayatımıza adapte etmeye kesinlikle değer.

Ruh, zihin, beden bütünlüğünde sağlıklı, uzun, mutlu bir yaşam diliyoruz.



30 Mart 2020 Pazartesi

KORONAVİRÜS KAYGISIYLA BAŞ ETME YOLLARI


Şu aralar çoğumuz, eğer mecbur kalmıyorsak evden çıkmıyor ve sağlık sistemimizin çöküşüne neden olacak kadar bu virüsün yayılmasının ve yaygınlaşmasının önünü kesmek üzere, kendimizle birlikte başkalarını da düşünerek gönüllü karantinada yaşıyoruz.

Dünyada başka ülkelerin başına gelen kötü senaryoları yaşamayalım diye. Dünyada konuyla ilgili başarılı olmuş örnekleri göz önünde bulundurarak, zamanla, yavaş geçişle bu virüsle karşılaşmamız olsun, böylelikle elimizdeki kaynakları (hastanelerimiz, sağlık personelimiz) doğru ve tüm toplumun faydasına kullanmış olalım diye.


Kolay değil, hiç alışık olmadığımız bir durum. Günlerce evde olmak. Kimilerimiz üstelik evde yalnız. Sevdiklerinden, aile bireylerinden uzak… Ancak biliyoruz ki önce sağlık. Dolayısıyla sabırlı ve sebatkarız. En doğrusu neyse yapmaya hazırız. Kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanalım.



İşte size bu evde kalma döneminde dikkat edebileceğiniz kimi öneriler hazırladık.
·         Ellerimizi daha sık yıkama ve yüzümüze dokundurmama konusunda daha dikkatli ve özenli olalım.
·         Evimizi günde en az 2 kez olacak şekilde temiz hava ile havalandıralım. Hava sirkülasyonu ve temiz havaya hepimizin ihtiyacı var.
·         Dışarıya çıkmak zorunda kaldığımızda mutlaka kalabalık ortamlardan özellikle kaçınalım ve insanlarla aramıza mesafe koymayı unutmayalım.
·         Sosyal mesafe kuralına (en az 1 hatta 1,5 metre) her zaman, her koşulda uygun davranmaya özen gösterelim. Çünkü biliyoruz ki kimilerimiz semptom göstermeden bile taşıyıcı olabiliyor ve öksürük veya hapşırıkla viral damlacıklar etrafa yayılabiliyor ve çevredekiler tarafından ağız ama özellikle burun yoluyla solunabiliyor.
·         Dokunduğumuz yüzeylerde bulaşma varsa farkına varmadan bize de geçebilir. Dolayısıyla kapılar, asansör düğmeleri vs. daha dikkatli olalım ve ellerimizi yine hiç yüzümüze değdirmeden temizlemeye (en az 20 sn sabunlayarak) özen gösterelim.
·         Dışarıdan geldiğinizde giydiğiniz kıyafetleri ayrı bir odada (yaşama alanıyla bağlantısız bir bölümde) değiştirelim ve en az 12 saat havalandırmadan veya yıkamadan tekrar giymeyelim.
·         Evimizde de sık kullandığımız kapı kolları, elektrik düğmeleri gibi yüzeyleri daha sık temizleyebilir ve çamaşırlarınızı daha yüksek sıcaklıklarda yıkayabilirsiniz. (60 C gibi).
·         Yine sık kullanılan anahtar gibi materyaller kullanıldıktan sonra dezenfekte edilebilir. Şu an biliyoruz ki virüsün kabuğunu kıran ve bozulmasına neden olan en iyi çözücü sabun. Sabunun olmadığı durumlarda veya yer eşya temizliğinde bir miktar çamaşır suyu veya %65’i geçkin alkol oranına sahip her hangi dezenfektan işimizi görür. Sabunun olmadığı yerde ellerimizi kolonya ile dezenfekte edebileceğimizi hepimiz biliyoruz artık.
·         Ellerimizi sık yıkamadan dolayı kuruyabilir, mutlaka nemlendirmek ve cildimizi sağlıklı tutmak da burada önemli bir detay.
·         Su kullanımımıza da dikkat edelim. Su kaynaklarımızı doğru tüketmek açısından ellerimizi yıkadığımız süre boyunca çeşmeyi açık bırakmamak da dikkat edeceğimiz şeylerin başında olsun.  Yazın susuz kalmayalım.

Peki duygusal olarak rahatlamak için neler yapabiliriz?
·         Görüşmelerinizi, aileniz, sevdiklerinizle olan görüşmelerinizi görüntülü yapabilirsiniz. Böylelikle karşılıklı sohbet etmiş kadar iyi hissedersiniz kendinizi. Ben son 10 gündür sürekli yapıyorum. Özellikle annem, oğlum, kardeşlerim ve ailenin diğer üyeleriyle. Birbirimizle sevgi dolu sohbetler yapmak, birbirimizi düşündüğümüzü, önemsediğimizi göstermek gerçekten duygusal olarak çok rahatlatıcı.
·         Endişe durumunuzu çok yüksek seviyelere kadar çıkartacak, olumsuz, negatif, korku ve komplo senaryoları ile dolu haber ve yayınlardan uzak durmak bu dönem kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerin başında geliyor. Doğru ve güvenilir bilgi kaynaklarını belirleyip, bilgi alışverişinizi sadece bu kaynaklardan olmasına özen gösterin. Gerçekçi olmak, tedbirli olmak önemli. Ancak kendimizi ve sevdiklerimizin korku ve endişe senaryolarınca hapsedilmesine de izin vermeyelim. Bu bizde kronik strese neden olacaktır ki bağışıklığımızın yüksek olması için çabaladığımız bir dönemde gereksiz ve olumsuz bir faktör. Hayatımızın kontrolü bizde olsun.
·         Zamanımızı verimli ve faydalı kullanmak önemli. Evden çalışmaya başladıysanız zaten var olan ve devam eden pek çok işiniz olacaktır. Ancak kalan zamanlarınızı olabildiğince kaliteli olarak değerlendirmeye özellikle dikkat etmenizi öneririm. Yoksa zaman uçuyor.
·         Uzun zamandır okumak istediğiniz ama bir türlü fırsat bulamadığınız bir kitabı okuyabilir veya bir filmi izleyebilirsiniz.
·         Uzun zamandır yapmak istediğiniz ama bir türlü zaman bulamadığınız bir projenizi hayata geçirmek üzerine çalışabilirsiniz.
·         Hayatın hızlı akışı içerisinde çok da farkına varmadan yaptığınız bunca şeyin arasında ( daha önce düzenli ara ara yapmıyorsanız tabi ki) durup bir kendinize ve hayatınıza göz gezdirebilir ve yeni hedefler ve öncelikler belirleyebilirsiniz.
·         Evde düzenli egzersiz yapmak için fırsatlar ve olanaklar yaratabilirsiniz.
·         Kaygı düzeyinizin arttığını düşündüğünüz zamanlarda burnunuzdan 10 tane, tüm nefes karnınıza kadar dolacak şekilde 5’e kadar sayarak alın ve yine burnunuzdan 10’a kadar sayarak verin. Sonunda endişenizin ne kadar azaldığını kontrolü elinize aldığınızı, kaygınızın azaldığını göreceksiniz.
·         Meditasyon ve yoga’nın duygu durumu rahatlattığını biliyoruz. Deneyebilirsiniz. Bu konuda ön yargılarınız varsa kırmak için güzel bir zaman. Ama hayır hiç yapamam diyorsanız, zihninizi sakinleştiren ve sizi kutsal sevgiyle ve güvenle yakınlaştıran ve zihninizi sakinleştiren dualar okumayı da deneyebilirsiniz.
·         Sizi mutlu eden, rahatlatan (karantina sınırları dahilinde) ve sağlığınıza zarar vermeyen şeyleri daha fazla yapın. Güzel bir müzik dinlemek, ilginizi çeken bir belgesel veya güldüren bir komedi filmi izlemek gibi.
·         En önemlisi ve her şeyden etkilisi şu an sahip olmadığınız şeylere veya kısıtlamalara değil, sahip olduklarınıza odaklanın ve onlar için teşekkür etmeyi, şükretmeyi unutmayın. Sağlığımız, sevdiklerimiz, sahip olduklarımız için şükürler olsun. Bu deneyim sonunda kazanacağımız yeni yetkinlikler (sebat etmek, dayanıklılık, kendimizle birlikte daha büyük bir topluluk için de çalışıyor ve kendimizle birlikte başkalarını da düşünüyor olmak, daha sorumlu davranmanın ne olduğunu anlamak, kısıtlı durumlarda yaratıcı çözümler bulabilmek, daha sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmek, vs)  için teşekkür etmeyi ve şükretmeyi unutmayalım.

 Zor zamanlar aynı zamanda büyüdüğümüz ve geliştiğimiz zamanlardır unutmayalım. Biz de bu içinden geçtiğimiz sürecin dünyanın 100 yılda bir yaşadığı o büyüme ve gelişim zamanlarından biri olduğunu unutmayalım. Umuyoruz ki insanlık, bu salgından sonra, daha iyi, daha yaşanabilir, daha doğa ile barışık, daha bütünü gözeten şekilde yaşamaya başlayacak. Kendimiz ve bizden sonra gelen nesiller için daha güzel bir dünya yaratalım. En büyük dileğimizdir.
Sevgi dolu, sağlıklı nice uzun yıllar diliyoruz.

2 Mart 2020 Pazartesi

ÖMRÜNÜZÜ UZATACAK 5 ÖNEMLİ ALIŞKANLIK


Harward Üniversitesi Sağlık Bölümü 3 yıl boyunca 123.219 kişi üzerinde, iyi alışkanlıkların insan ömrünü ne kadar uzatabileceğine dair bir araştırma gerçekleştirdi.
Tabi ki uzun yaşamanın mucize bir garantisi yok. Ancak bu araştırma bu konu ile ilgili yapılmış en son çalışma olması ve derli toplu sonuçlar sunması anlamında ilginç.
Aslında birazdan okuyacağınız hiçbir alışkanlık size değişik veya bilmediğiniz bir şeymiş gibi gelmeyecek. Ancak bu araştırmanın bizce en ilginç kısmı aşağıda sayılan alışkanlıkları düzenli yapan kadınların ömürlerinin 12 yıl, erkeklerinse 14 yıl daha uzun olacağını tahmin etmiş olması. Bu kadar net bilebileceklerini iddia ediyorlar.:)
Bu araştırma 2018 Nisan ayında Amerika’da Circulation dergisinde yayınlanmış.
Amerikalılar’ın bu araştırmayı yapma sebepleri, sağlık harcamaları konusunda neredeyse dünya birincisi olmalarına rağmen, yaşam (ömür) beklenti sıralamasında dünyada 31. (79,3 yaş ile) sırada yer almaları. Hem bu kadar sağlık harcaması yapıp hem nasıl bu kadar düşük bir yaşam beklenti sıralamasında olduklarını merak etmişler. Yaşam beklenti yaşını Amerika’da nasıl arttırabiliriz diye araştırmışlar aslında.  Biliyor muydunuz; Türkiye’deki yaşam beklenti rakamı 2019 TUİK verilerine göre ise sadece 78,3.
Araştırma aslında daha önce başka çalışmalarda kullanılan 44.354 erkek ve 78.865 kadının sağlık geçmişleri 2 yıl boyunca incelenerek yapılmış. Çalışmaya katılan kişilerin 42.000’den fazlası, bu araştırmanın yapılmaya başlandığı sırada zaten vefat etmiş olduklarından araştırmacılar sağlıklı alışkanlık geliştirmiş insanlarla, onların ömürleri arasındaki korelasyonu yapabilmişler. Kadınlarda 12 fazla yıl ve erkeklerde 14 fazla yıl değerlerine böyle ulaşmışlar. 



1.       Alışkanlık: SİGARA İÇMEYİN
Eğer sigara içiyorsanız, bırakın. Ara ara içiyor veya içmeye başlayacak gibi hissediyorsanız, sakın başlamayın. Araştırmalar sigara içenlerin içmeyenlere göre 7 yıl daha kısa bir ömürle yaşadıklarını göstermiş.
2.       Alışkanlık: VÜCUT KÜTLE İNDEKSİNİZ DÜŞÜK OLSUN
Karın yağları veya yağlı bir vücut biliyorsunuz vücut kütle indeksinin yüksek olduğunun göstergelerinden. Hayatınıza istediğiniz kadar güzel, sağlıklı yıllar eklemek için kesinlikle vücut yağlarınızdan kurtulmalısınız.
3.       Alışkanlık: DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN
Blog yazılarımızda sürekli olarak egzersizin tüm vücut sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu (beynimiz, kalbimiz vs.) tekrarlayıp duruyoruz. Ama gerçekten öyle. Uzmanlara göre günde en az 30 dak hafif, orta ağırlıktaki bir egzersiz (tempolu bir yürüyüş bile tek başına) sizin ömrünüzü tam 9 yıl daha uzatacak.
4.       Alışkanlık: ALKOL ALIMINIZA DİKKAT EDİN
Düzenli ve sürekli alkol alımının vücudun toksin temizleme mekanizmaları üzerinde belirgin bir olumsuz etkisi var. Genel sağlığımız düzenli alkol kullanımında bozuluyor. Bu konu gerçekten dikkat etmemiz gereken konuların başında. Mutedil, sosyal içicilik boyutunda, dikkatli bir alkol tüketicisi olun.
5.       Alışkanlık: SAĞLIKLI BESLENİN
Tabi ki sağlıklı diyet deyince daha önceki yazılarımızı okuyanlar hatırlayacaklardır, demek istediğimiz Akdeniz tipi, işlenmiş ve rafine gıdaların çok az olduğu, bol lifli, doğal sebze ve meyveler ve yüksek antioksidan içeren gıdalar içeren, şekerden ve işlenmiş, rafine karbonhidrattan kısıtlı bir diyet.

Bu araştırmadan, özellikle bu çalışmadaki 12 ve 14 yıl rakamlarının herkes için her zaman geçerli olduğu anlamı çıkmaz tabi ki. Ancak biliyorsunuz ne kadar çok sağlıklı alışkanlıklar geliştirirsek o kadar uzun ve sağlıklı bir yaşam süreriz. Yaşamımızın uzun olması kadar kaliteli olması da önemli biliyorsunuz. Doya doya keyfine varabileceğimiz kadar sağlıklı olduğumuz bir yaşamdan bahsediyoruz.
Umarım bir gün, sahilde koşarken veya spor salonunda karşılaşabiliriz sizinle. Bu da bu yazılarımız sayesinde sizi egzersiz yapmaya ve daha sağlıklı bir yaşamı seçmeye ikna edebilmişiz anlamına gelir. Emin olabilirsiniz ki; mutlulukla keyifle gülümseyerek sizi kutlayacağız o zaman.
Sağlıklı alışkanlıklarla dolu uzun, sağlıklı bir ömür dileğiyle…

Kaynaklar;
Impact of Healthy Lifestyle Factors on Life Expectancies in the US Population
Originally published 30 Apr 2018https://doi.org/10.1161/CIRCULATIONAHA.117.032047Circulation. 2018;138:345–355

18 Şubat 2020 Salı

KUCAKLAŞMANIN FAYDALARI


Biliyor muydunuz; Kucaklaşmak hem zihinsel hem fiziksel sağlığınızı olumlu yönde etkiliyor. Genel olarak çok hayatın akışında çok da dikkat etmediğimiz bir ayrıntı olmasına rağmen, bir o kadar da önemli olabilir.

Kişisel gelişim eğitimlerinde eğitimciler arasında samimi, içten bir bağ kurmak ve insanlara genel olarak inancımızı ve güvenimizi de kazandırmak üzere kucaklaşma egzersizi yaptırdıklarına belki siz de tanık olmuşsunuzdur.

Ancak güven duyma, içten bağ ve samimiyet kurma amaçları dışında kucaklaşmanın sağlığa da 3 temel faydası var. Bu çok ilginç sağlık faydalarını sizinle paylaşmak istiyorum.





11-      Kucaklaşmak grip olma riskini azaltıyor.

Her birimizin stresle baş edebilme konusunda yaptıkları elbette son derece bireysel farklılıklar içerebilir. Yine de çoğu insan için yürekten bir sarılma gibi fiziksel, rahatlatıcı bir dokunuş gayet yerinde bir stres gidericidir de aynı zamanda.
2015 yılında Psikolojik Bilim Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmaya göre kucaklaşmak fiziksel olarak daha sağlıklı olmamıza yardımcı olabilir.
Bu ilginç çalışma için 404 gönüllü seçildi. Ve bu 404 gönüllü her akşam çağrılarak, sosyal ilişkilerinin nasıl olduğu ve o gün kucaklaşıp kucaklaşmadıkları soruldu. Ortalama olarak katılımcılar 14 günün sonunda %68 gün süresince kucaklaşmışlardı. İlginç bir şekilde kucaklaşma yapan bireyler bu 14 günlük sürede kendilerini daha fazla sosyal yardım almış hissettiler.
Ama çalışmanın asıl ilginç kısmı son bölümü! Bu 404 gönüllü yerel otellerin izole odalarına ayrı ayrı yerleştirildiler. Araştırmacılar gönüllülere içinde gribe neden olan bir virüs bulunan bir burun damlası verdi ve tüm katılımcıların bu damlayı kullanması sağlandı. Genel olarak katılımcıların %78’i bu virüse yakalandı. Daha fazla kucaklaşmış bireylerde enfeksiyon riskinin daha az olduğu görüldü. Dahası, enfekte olmuş gönüllüler arasında daha fazla kucaklaşmış olan bireyler daha az şiddetli semptomlar gösterdiler. Araştırmacılar bu çalışma sonunda, kucaklaşmanın genel fiziksel stresi ve enfeksiyon riskini azalttığı sonucuna vardılar. Yani bundan sonra, üşütecekmiş veya grip olacakmış gibi hissettiğinizde sevdiklerinize daha çok sarılmayı ihmal etmeyin.

22-      Kucaklaşma kan basıncınızı düşürüyor:

2005 Yılında Biyolojik Psikoloji Dergisi’nde yayınlana başka bir çalışma da 20-49 yaş arası 59 çift ile yapıldı. Kucaklaşma, dokunma ve stres, kan basıncı ölçümlerinin karşılaştırıldığı bu çalışmada birbirlerine daha sık sarılan çiftlerin oksitosin seviyelerinin daha yüksek olduğu ve kan basıncı değerlerinin daha düşük olduğu görüldü. Bildiğiniz gibi yüksek tansiyon kardiyovasküler sağlık için zaralıyken, düşük kan basıncı veya normal tansiyon kardiyovasküler sağlık için yararlıdır. Yani kısaca diyebiliriz ki kucaklaşmak ve sarılmak kalp hastalığı risklerini azaltıyor. Bir dahaki sefere evden çıkarken eşinize sarılmayı unutmayın. Bu hem ilişkiniz hem de kalp sağlınız için harika bir koruyucu.

33-      Kucaklaşmak en kötü gününüzde bile ruh halinizi düzeltebilir:

2018 Yılında yapılan başka bir araştırmada yüzlerce kişinin her gün, o gün kucaklaşıp kucaklaşmadıkları ve günlerinin genel olarak nasıl geçtiği sorgulandı. Ve çalışmanın sonucunda görüldü ki, çalışmaya katılan kişilerde kucaklaştıkları günler, normal diğer günlere göre daha iyi geçmişti. Kavga ettikleri veya olumsuz bir olay yaşadıkları günlerdeyse eğer birilerine sarılmışlarsa daha az etkilenmiş, daha az kötü ruh hali içerisine girmişlerdi. Bu çalışmadan, kucaklaşmanın hem gününüzün daha iyi geçmesine yardımcı olduğu hem de olumsuz olaylardan daha az etkilenmek için bir tampon görevi gördüğü sonucu çıkarılabilir😊

Lütfen bundan sonra sevdiklerinize daha fazla sarılmayı ihmal etmeyin. Çünkü onlarla kucaklaşarak, onlara sarılarak hem kendinizin hem de sevdiklerinizin fiziksel ve ruhsal sağlığına olumlu bir katkı yapmış oluyorsunuz.

Mutluluk dolu, karşınıza çıkan olumsuz durumlarla ve stresle kolaylıkla baş edebildiğiniz sağlık dolu günler diliyoruz.


27 Ocak 2020 Pazartesi

DAHA AZ YEMEK DAHA UZUN BİR YAŞAMIN SIRRI OLABİLİR Mİ?


Düşük kalorili bir diyet, uzun ve sağlıklı bir yaşamın anahtarı olabilir mi?
Yıllardır yapılan çok sayıda bilimsel çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin daha sağlıklı ve daha uzun bir yaşamla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu çalışmalar genellikle fareler ve meyve sinekleri üzerinde yapılan çalışmalardı.
İnsan DNA’sına en yakın türlerden biri olan ve biyolojik olarak insanlara çok benzeyen al yanaklı maymun türü Rhesus maymunlarıyla yapılan son 2 çalışmadan bahsetmek istiyorum.
Bu maymun türüyle yapılan ilk çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin çok umut verici sonuçları ortaya çıktı.
Orta derecede daha az yiyen, kalori kısıtlaması ile beslenen maymunlar diğerlerine göre çok daha az gri renk saça, vücutlarında daha az sarkmaya ve daha sağlıklı organlara sahip olduğu görüldü. Bağırsak adenokarsinomu gibi kanserlerin görülme oranı %50 oranında azaldı. Diğer maymunlarda diyabet gelişimi görülürken, kalori kısıtlamalı beslenen maymunlarda kan şekerleri normal düzeylerdeydi. Hemen hepsi, son derece sağlıklı kalplere sahip genç maymunlara benziyorlardı. Bu çalışma ile bu maymunların daha az yedikleri zaman daha uzun yaşadıkları sonucu ortaya çıktı.
Yine aynı maymunlarla yapılan ikinci çalışmada ise sağlık ve fiziksel görünüm olarak yukarıdakine benzer sonuçlar ortaya çıkmasına rağmen, bu sefer, bu sağlıklılık halinin maymunların yaşam sürelerine bir katkı sağlamadığı görüldü.





İki çalışmayı da inceleyen ve 2017 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, yazarlar, kalori kısıtlamasının kanser, kardiyovasküler hastalık ve diyabetle ilişkili parametreler dahil olmak üzere klinik olarak en yaygın görülen hastalıklar açısından faydalarının göz ardı edilemez olduğu sonucuna vardılar.
Ne yazık ki Rhesus maymunlarıyla yapılan 2 tane çalışma dışında farklı bir çalışma daha yok elimizde. Birinde maymunların daha uzun yaşadığı, diğerindeyse yaşam sürelerinde daha az yemenin bir fark yaratmadığı bulundu. Ancak her ikisindeki ortak bulgu, orta derece az yiyen maymunların sağlık problemlerinin de yaşlanma belirtilerinin de çok azaldığı ve fiziksel olarak daha enerjik ve zinde olduklarıydı.
Bu sonuçlardan sonra Amerika’da bir araştırma ekibi “Kaloriden kısıtlı diyetin uzun vadedeki etkilerinin kapsamlı değerlendirilmesi” adı altında bir araştırma başlattı. Bunu sağlıklı beslenme gönüllüleri olan insanlar üzerinde yaptılar. Gönüllüler 2 Yıl boyunca toplam kalori alımında %25 bir azalma gerektiren bir diyet yaptılar. Pek tabi, tahmin edebileceğiniz gibi, katılımcıların kolestrol seviyeleri, kan şekeri seviyeleri, kan basınçlarında oldukça sağlıklı yöne doğru bir gelişim görüldü. Diyabet ve kanserli hücre geliştirme olasılıkları çok düştü. Bu araştırma ile daha az kalori alımının sadece kilo vermekle ilgisini olmadığı, yaşlanma sürecini yavaşlattığı, kronik hastalıklara yakalanma riskini azalttığı ve fiziksel olarak da daha zinde ve enerjik olmaya fayda sağladığı yönünde bir sonuca ulaşıldı. Tabi ki yaşlanma süreçlerindeki etkileri daha çok araştırılmaya tabi tutulmalı.
Eğer kaloriden kısıtlı bir diyete başlama kararı verirseniz, bunu yapmadan önce mutlaka doktorunuza veya sağlık danışmanınızla konuyu görüşün. Bunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Çok fazla yemenin sağlığa fayda sağlamadığını biliyoruz. Özellikle fazla kiloluysanız, obezite oranları gün geçtikçe artarken, porsiyonları küçültmenin zarar getirmeyeceğinden de emin olabilirsiniz.  Dikkatinizi çererim, kilonuz fazlaysa.  Çünkü obezitenin ömrü kısalttığını biliyoruz.  Yoksa zaten sağlıklı bir kilonuz varsa kaloriden kısıtlı bir diyet uygulamaya hiç gerek olmayacaktır. Çünkü Anoreksiya da en az obezite kadar tehlikeli bir problem. Anoreksiya hastalarında kardiyovasküler problemler, koroner kalp hastalıkları, hasarlı kemikler, anemi, böbrek rahatsızlıkları ve karaciğer hasarı riskleri çok artmaktadır.

Aslında bu yazıyı okurken sizin de aklınızdan geçirmiş olabileceğiniz gibi, ne kadar yaşayacağınız kadar ne kadar süre sağlıklı kalacağınız asıl önemli olan -kronik hastalıklarla boğuştuğunuz yıllar yerine. Dolayısıyla daha az yemek uzun süreli sağlık halinin devamı için iyi bir seçenek olarak görülmektedir.
Sonuç olarak;
-          Ne kadar yediğimiz ve besin değerleri insan ömrünü etkileyen bir faktördür
-          Ne kadar egzersiz yaptığımız, genlerimiz, çok fazla alkol tüketip tüketmediğimiz, ilgi alanlarımız, kişiliğimiz ve sosyal hayatımız da bunu etkileyen faktörler arasındadır.
-          Şunu kesin biliyoruz ki çok fazla yemek de çok az yemek de sağlığımız için kötüdür. Her iki durum da bizi kronik hastalıklara duyarlı hale getirir.
-          Daha az yemeyi hedeflerken, mutlaka yeterli miktarda vitamin, mineral ve besin alabileceğimiz sağlıklı bir diyet programı uygulamayı ihmal etmeyelim.

Sağlık dolu, keyifli günler diliyoruz.