20 Haziran 2022 Pazartesi

SPOR YAPARKEN NEDEN FARKLI BESLENMELİYİZ?




 Sağlıklı ve dengeli beslenme hepimizin yaşamı için çok önemli olan bir konudur. Bunun yanında hem fiziksel hem de ruhsal olarak iyi hissetmek için spor yapmak da hayatımızın önemli bir parçası olmalıdır.

Sağlıklı beslenme; hem fiziksel hem de psikolojik sağlığımızı olumlu yönde etkiler. Sağlıklı gıdalar sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Ve spor yapan/yapmayan herkesin beslenmesine önem vermesi gerekir.

Spor yapan kişiler, spor yapmayan kişilerden daha çok enerji harcadığı ve düzenli olarak antrenman yaptıkları için beslenmeleri de spor yapmayan kişilerden farklı olmalıdır.

Spor yapan kişilerin hangi sporu yaptığı farketmeksizin, yaptığı spordan daha çok fayda sağlayabilmesi, daha dayanıklı ve enerjik olabilmesi ve en önemlisi sağlığını koruyabilmesi için doğru ve dengeli beslenmesi gerekmektedir.

Sporcu beslenmesin temel farkı; sağlığı ve kiloyu korumakla beraber, yapılan sporun etkisini arttırması ve en yüksek verimi almayı sağlamasıdır.

Spor yapan kişilerin beslenme şeklinde dikkat etmesi gereken önemli noktalar vardır. Örneğin; tuz, şeker, yağ tüketimini vücuda zarar vermeyecek kadar azaltmak, karbonhidrat ve protein tüketimine ağırlık vermek ve bol su içmeye özen göstermek herkes için en sağlıklı olanıdır.

Spor ve egzersiz yapan kişiler ve genel olarak sağlıklı ve düzenli yaşamak isteyen herkes için sağlıklı beslenmenin önemi büyüktür. Spor yapılmadan önce enerji verecek ve tok tutacak gıdaları tüketmek; spor esnasında güç ve enerji kaybetmemeye, yapılan antrenmandan yüksek verim almaya ve böylece spor süresini uzatmaya katkı sağlar. Dengeli ve sağlıklı beslenmek; spor yapan kişilerin konsantrasyonunu arttırmada da etkilidir.


 Vücudumuz için en önemli enerji kaynağı karbonhidratlardır. Spor yaparken enerji ihtiyacı artmaktadır. Bu sebeple spor yaparken karbonhidrat ağırlıklı beslenilmesi önemlidir. Vücuda yeterli kadar karbonhidrat alınmadığında proteinler enerji tüketimi için kullanılır. Yetersiz karbonhidrat sonucu spordan alınan verim düşmektedir. Bu sebeple spor yaparken enerji ihtiyacını karşılayacak kadar, dengeli şekilde karbonhidrat tüketimi gereklidir. Karbonhidrat miktarı kişinin yaşına, kilosuna ve yaptığı spora göre değişkenlik gösterir.

 Spor yapan kişilerin mutlaka tüketmesi gereken bir diğer besin grubu da proteinlerdir. Vücudumuzda doku iyileştirme, inşa etme, güçlendirme ve metabolizmayı düzenleme gibi pek çok önemli görevleri olan proteinler, fiziksel gelişimimiz için oldukça önemlidir. Spor yapan kişiler de kas kütlesini korumak ve onarmak amacıyla protein tüketimine ağırlık verir. Aynı zamanda protein; spor esnasında efor harcanırken oksijen kullanımını destekler.

Spor yaparken beslenme şekline ve tüketilen gıdalara dikkat etmek; yapılan sporun fiziksel etkisini arttıracağı gibi düzenli spor ile beslenme birleştiğinde ruhsal olarak da olumlu etkileri beraberinde getirecektir.

Spor yaparken, bahsettiğimiz gibi yeteri kadar karbonhidrat ve yağ tüketmek, sebze-meyve tüketimini arttırmak kısaca sağlıksız gıdalardan uzak durmak ve sağlıklı beslenmeye çalışmak önemlidir.

Bunun yanında yine sağlığa zararı oldukça fazla olan sigara ve alkol tüketimi herkese zarar verdiği gibi spor yapan kişilerin de hayatında olmaması gereken zararlı maddelerdir.


6 Haziran 2022 Pazartesi

HER GÜN YÜRÜMEK SAĞLIĞINIZIN YOLUNU UZATIR...

 


Günümüz şartlarında oldukça hareketsiz yaşayan ve sağlıksız beslenen bir toplum haline gelmiş durumdayız.

Günlük koşuşturmadan ve vakit darlığından, hazır gıdalara yönelme, hareket halindeyken de yenebilecek tarzda aperatif ve hiç de sağlıklı olmayan besinleri tüketme oranı oldukça fazlalaşmıştır. Bundan dolayı özellikle daha genç olan kesimde çeşitli hormonal bozukluklar, obezite, diyabet, gıda bağımlılığı, kronik hastalıklar ve bunların bir getirisi olarak duygu durum bozuklukları ve daha pek çok farklı sağlık sorunu görülmektedir.

Hazır gıdalara meyil kadar hareketsizliğe yönelme; hareket etmek, yürümek yerine ulaşım için hep vasıta kullanma da oldukça yaygındır.

Fiziksel olarak aktivite yapmasak da fırsat buldukça, vaktimiz oldukça her gün yürümek, sağlımız için oldukça önemlidir.

Herhangi bir maliyeti olmayan, risksiz, güvenli ve oldukça etkili olan yürüyüş; her yaştan kişinin ihtiyaç duyduğu bir aktivitedir.

Sağlığımız için çok gerekli bir aktivite olan yürüyüşün faydaları herkesçe bilinmemekle beraber, araştırmalar sonucu düzenli olarak her gün yürüyüş yapan kişilerin hastalıklara ve çeşitli hastalıkların sebep olabileceği ölümlere yakalanma riskinin düzenli yürüyüş yapmayan kişilerden %33 daha az olduğu bilinmektedir.

İmkanı elveren herkesin günde en az 30 dakika tempolu olacak şekilde açık havada her gün yürümesi sağlık açısından ideal olanıdır.


  HER GÜN YÜRÜMENİN FAYDALARI NELERDİR?

• Her gün yürümek insan sağlığına fiziksel olarak fayda sağlamakla beraber ruhsal sağlığa da oldukça iyi gelmektedir.

• Düzenli olarak her gün yürümek, kan basıncı dengesini düzenleyerek kalp rahatsızlıklarının yaşanma riskini azaltır. Düzenli yürüyüş yapan kadınların kalp krizi geçirme riskinin azaldığı da bilinmektedir.

• Akciğerlerdeki oksijen oranını arttıran yürüyüş, akciğer sağlığını destekler ve solunum yollarını da iyileştirir.

• Yürüyüş esnasında pek çok kas grubu çalışmaktadır. Her gün yürümek iskeleti ve omurgayı da güçlendirir. Ayrıca

düzenli yürüyüş ile postürün ve duruşun düzelmesi de desteklenmiş olur.

• Düzenli olarak her gün yürümek, kemikleri güçlendirir ve kırık riskini azaltır.

• Kan basıncı gibi kan şekerini de düzenleyen yürüyüş diyabet hastaları için de çok iyi bir alternatif olmakla beraber kan şekerini dengelemede koşudan daha etkili olduğu da kanıtlanmıştır.

• Solunum ve iskelet sistemi gibi sindirim sistemine de olumlu etkileri olan yürüyüş, kabızlık probleminin çözülmesine de yardımcı olmaktadır.

• Yürüyüş pek çok kas grubunu çalıştırdığından, düzenli hale geldiğinde yağ yakımına ve kilo kaybına da yardımcı olabilmektedir.

• Her gün yürümek, hareketsizlikten veya hep aynı pozisyonda oturmaktan kaynaklanan eklem ağrılarından kurtulmak için de etkili bir yöntemdir.

Yürüyüşün fiziki sağlık boyutunun yanında ruhsal iyileşme de sağladığından bahsetmiştik.

Açık havada en az 30 dakika her gün yürümek; beyinde endorfin ve serotonin hormonunun salgılanmasını sağlar. Bu salgılar ile de kendinizi daha zinde, mutlu ve enerjik hissetmeniz de mümkün olabilmektedir. Her gün yürümek doğrudan ruh sağlığına da etki etmektedir. Düzenli yürüyüşün beyin sağlığına olumlu etkisi ile depresyon, anksiyete gibi duygu durum bozukluklarının olumsuz etkilerinin ortadan kalkması desteklenmiş olmaktadır. Bu tür zihinsel ve ruhsal problemlerin tedavisinde doktorlarca da önerilen yürüyüş; gündelik zaman dilimi içinde kısa bir vakit ayrımı ile herkesin düzenli şekilde hayatının bir parçası haline getirebileceği oldukça sağlıklı ve rahatlatıcı bir aktivite olmakla beraber; ulaşım gerekliliğinde vasıta kullanımı yerine tercih edildiğinde doğamızı korumak adına da güzel ve önemli bir adım olacaktır.

SAĞLIKLI GÜNLER....


23 Mayıs 2022 Pazartesi

KRONİKLEŞEN KAS AĞRILARINIZI İHMAL ETMEYİN!



Yumuşak kas dokusunun zedelenmesi, yaralanması veya fazla zorlanması ile meydana gelen kas ağrıları kişinin hayatını olumsuz etkilemekle beraber, ilerlediği takdirde yaşamsal faaliyetlerini yapmasına da engel olabilmektedir.

Kas ağrılarının belirli bir noktada uzun süreli ve şiddetli hale gelmesi kronik ağrı olarak adlandırılır.

Akut ağrı bir hareket veya olay sonucu bir belirti olarak meydana gelir ve belirli bir süre sonra tedavi ile geçebilir. Kronik ağrı ise akut ağrı gibi bir belirti değil, hastalığın kendisidir.

Akut kas ağrıları bir hasar ve zedelenme sonucu meydana geldiği halde, kronik ağrılar böyle bir sebebe bağlanmaz. Kronik ağrıların nedeni kolaylıkla teşhis edilememekle beraber belli bazı belirtileri de vardır.

Kronik ağrı, tıbbi tanım olarak ağrı reseptörleri tarafından algılanan ve nörokimyasal yani sinirsel olarak üst merkezlere taşınan ve burada yorumlanan biyopsikososyal bir durumdur.

KRONİK AĞRININ BELİRTİLERİ NELERDİR

• Eklem ve kas ağrıları

• Yorgunluk

• Uyku problemleri

• Depresyon

• Yanma şeklinde hissedilen ağrı

• Öfke

• Cinsel isteksizlik vs.

Kronik ağrılar kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Normal ağrıdan daha zor tanı konulması ve kişinin olumsuz duyguları ile ağrı yoğunluğunun doğru orantılı olup üzüntü, kaygı, öfke gibi duygular ile ağrının daha da artması kronik ağrının akut ağrıdan farklı özellikleridir.

Kronik ağrının farklı türleri vardır

• Baş ağrısı

• Boyun ağrısı

• Ameliyat sonrası ağrı

• Travma sonrası ağrı

• Bel ağrısı

• Kanser ağrısı

• Artrit ağrısı

• Nörojenik ağrı

• Psikojenik ağrı

Herhangi bir yaralanma, zedelenme vb. olmadan da ortaya çıkabilen kronik ağrıları tetikleyen bazı faktörler bulunmaktadır.

 Sigara ve alkol kullanımı

 Obezite

 D vitamini eksikliği

 Sağlıksız beslenme

 Hareketsizlik

 Ruhsal bozukluklar

Tanı konulması zor olan kronik ağrıların tedavisi de karmaşık olabilmektedir. Ağrı sinyallerinin beyinde kalıcı yer edinmesi ile beyinde farklılıklar da oluşturmaktadır. Beyinde gerçekleşen farklılıkların da ağrının süresine ve geçmişine bağlı olarak normale dönme süresi uzayabilmektedir.

Akut ağrı ve kronik ağrının temel farkı süresidir. Eğer ağrınız bir yaralanma veya hasar sonucu meydana gelmediyse ve 3 aydan fazla sürdüyse muhakkak doktora görünmeniz gerekmektedir.

      AĞRI TEDAVİSİNDE PEMF

Hücreler enerji desteğine ihtiyaç duyduğunda bunun sinyallerini ağrı ve yorgunluk şeklinde verir. Enerji ihtiyaç duyulduğunu anlatan diğer belirtiler vücutta herhangi bir organda işlevsel azalma, halsizlik ve duygusal dengesizlikler olabilmektedir.

PEMF Cihazları ile vücudunuz dünyanın manyetik alanıyla doğrudan temasa geçer ve bundan büyük fayda sağlar.

 Vücudunuzdaki her hücre, enerji tutabilen ve şarj edilebilen bir pil gibi düşünüldüğünde bu hücrelerin enerji ve şarj kaybetmesi de gayet mümkündür. PEMF Terapisi, vücudunuzdaki her hücreyi yeniden şarj etmenin bir yoludur. Böylece hücreleriniz faydalı maddeleri içeri daha iyi alabilir, atıkları atabilir ve en iyi şekilde işlev görebilirler.

 Fiziksel yaralanmalar, toksisite, yara dokusu, iltihaplanma ve yetersiz beslenme hücrelerimize enerji kaybettiren durumlardan bazılarıdır.

PEM FDA tarafından kemik kaybını önlemek üzere 1979'da onaylandı. Hatta NASA tarafından dünyaya dönen astronotları desteklemek için bile kullanıldı. 1987'de postoperatif ödem ve ağrı için, 2004'te servikal füzyon cerrahisine ek olarak ve 2011'de de depresyon tedavisi için onay aldı.

Vücudunuzdaki her bir hücre PEMF tedavisinden mutlaka olumlu yönde oldukça fazla fayda görecektir. Mutlaka deneyin.


9 Mayıs 2022 Pazartesi

MEDİTASYON ÇEŞİTLERİ NELERDİR?



   MEDİTASYON NEDİR VE NASIL YAPILIR?

 Meditasyon Latince ´derin düşünme´ anlamına gelen bir kelimedir ve kişinin zihinsel rahatlama ve arınma amacıyla yaptığı bir eylemdir.

Meditasyon; kişinin iç huzurunu yakalamasının yanında zihinsel sağlıkla beraber ruh ve beden sağlığını da olumlu etkilemektedir. İç huzura erişilmeyle birlikte çevre ile ilişkide yaşanan sorunlar da çözümlenebilmektedir.

Meditasyonun kişiye pek çok faydası olmakla beraber bazı hastalıkların tedavisine de yardımcı olduğu bilinmektedir.

Meditasyonun faydalarından ise şöyle bahsedebiliriz:

Meditasyon hafızayı güçlendirir ve dinlendirir.

Stres yönetimini sağlar ve stresi azaltır.

Depresyon ve anksiyeteye iyi gelir.

Odaklanma yeteneğini arttırır.

Yorgunluğu giderir.

Sosyal ilişkileri güçlendirir.

Zamanınıza ve durumunuza göre yapabileceğiniz farklı meditasyon çeşitleri vardır. 

MEDİTASYON ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

 ZEN MEDİTASYONU

Ruhu besleyen ve dinginleştiren, kişiye rahatlama sunan bir meditasyon türü olan zen meditasyonu için gereken en önemli şey temiz ve kişinin kendini rahat hissettiği bir ortamdır. Zen meditasyonu esnasında zihinden kötü ve karmaşık düşünceler uzaklaştırmak amaçlanır ve tamamen buna odaklanılır. Bu odaklanmayı desteklemek için derin nefesler almak önemlidir. Meditasyon esnasında gözler açık ya da kapalı olabilir.


 FARKINDALIK MEDİTASYONU

Farkındalık meditasyonunda ruh-beden-zihin dengesinin sağlanması önemlidir. Tüm meditasyon çeşitlerinde olduğu gibi uygun ve rahat hissedilen enerji olarak olumlu olan bir ortam olması önemlidir. Kötü enerjiyi kovmak için tütsü yakmak faydalı olacaktır. Rahat bir pozisyonda oturularak, herhangi bir yere veya nesneye odaklanmamaya çalışılarak, gözler açık haldeyken farkındalık meditasyonu uygulanabilir.


 TRANSANDANTAL MEDİTASYON 

Diğer türlerden farklı olarak transandantal meditasyonda temel amaç derin düşünmedir. Bu düşünme ile birlikte vücudumuzun bize verdiği sinyaller olan hastalıkların temel nedeni çözümlenebilmektedir. Zihinsel rahatlama ve farkındalığın yanında fiziksel bir rahatlama da sunan transandantal meditasyonda rahat bir ortamın yanında odaklanılacak bir ses yada kelime de gereklidir. Gözler kapalıyken zihindeki her türlü olumsuz düşünceyi uzaklaştırmak adına seçilen kelime veya ses tekrar edilir. Bu şekilde zihinsel bir arınma gerçekleşmiş olur.


 ŞEFKAT MEDİTASYONU

Zihinsel bir farkındalığın yaşandığı şefkat meditasyonunda amaç kişinin kendini her yönüyle sevmesi ve kabullenmesidir. Şefkat meditasyonunda bilinçaltındaki kötü düşünceler uzaklaştırılır ve tamamen sevgiye yoğunlaşılır. Bu meditasyon için kişinin kendini sevmesi, eğer zorlanıyorsa meditasyon yoluyla da sevmeye çalışması gerekir. Meditasyonun amacı şefkat hissini uyandırmak ve acıma duygusunu yok edip empati yapabilmek olduğundan bu doğrultuda meditasyon esnasında sırasıyla kendinizi, sevdiğiniz ve saygı duyduğunuz birisini, derinden sevdiğiniz birisini, nötr hisleriniz olan birisini ve düşmanlık hissettiğiniz birisini düşünmeye odaklanmalısınız. Ve öncelikle kendinizden başlayarak düşündüğünüz her kişi için içinizdeki şefkat hissini uyandırmaya çalışmalısınız. Şefkat meditasyonu sayesinde zihinsel rahatlama ve kişisel saygı ve sevginin artmasıyla beraber bakış açısı ve sosyal ilişkilerde de olumlu değişimler gözlenecektir.


 SPİRİTÜEL MEDİTASYON

Diğer meditasyon türlerinde olduğu gibi spiritüel meditasyonda da kişinin kendini iyi tanıması ve sevmesi, kendini ve hayatı kabullenmesi gerekir. Spiritüel meditasyonda, rahat bir pozisyondayken kişinin kendine iyi gelen bir düşünceye odaklanması, tüm düşüncelerini kabullenmesi gerekir. Nefes egzersizleri ile de desteklenen bu meditasyon da kişinin içindeki şefkati, sevgiyi, merhameti açığa çıkarmaya yardımcı olacaktır.


18 Nisan 2022 Pazartesi

DOĞRU NEFES ALMAK NEDEN ÖNEMLİ?



 Yaşamın en temel ve gerekli eylemi nefes almaktır. Hepimizin yaşaması için nefes alması gerekir. Yemek yemeden ve hatta su içmeden bile bir müddet dayanabiliriz. Ama nefes almadan yaşamak mümkün değildir. 

 Nefes almak kadar önemli olan diğer şey doğru nefes almaktır. Ve ne yazık ki çoğumuz doğru nefes almayı bilmiyoruz.

 Doğru nefes almak sağlığımız için oldukça önemlidir. Doğru nefes almak hem fiziksel hem de zihinsel olarak etkilidir. Konuşurken, koşarken, yemek yerken ya da bunların hiçbirini yapmazken dahi doğru şekilde nefes almamız gerekmektedir.


   Peki doğru nefes almak nasıl olur?

 Nefes almak kimseden öğrenmediğimiz doğal bir reflekstir. Bebeklikte daha doğru nefes alınırken büyüdükçe çeşitli etmenler ile bu yetenek kaybolur.

 Öncelikle doğru nefes alıp vermenin ilk şartı solunum için ağzı değil burnu kullanmaktadır. Nefes alırken de verirken de burnumuzu kullanmalıyız. Bu durum yemek yerken konuşurken, koşarken geçerli ve mümkün değildir.

 Doğru nefes almanın bir diğer adımı da karın kaslarından ziyade diyafram kaslarını kullanmak ve diyaframı aktif hale getirmektir. Pek çoğumuz konuşurken vs. diyaframımızı kullanmıyor böylece ciğerlerimizi tüketiyoruz. Oysa ki diyaframı kullanmayı bilmek nefesi doğru alıp vermek ve konuşurken tıkanmamak için oldukça önemlidir. Ayrıca diyafram kasının çalışması fizyolojik denge açısından da önemlidir.

Diyafram ile daha fazla oksijen almak mümkündür. Böylece akciğerlerin performansı da artar. Diyafram nefesi ile önce karın, daha sonra göğüs kafesi dışa doğru çıkar.

Kısacası bebekken doğru şekilde kullandığımız diyafram; doğru nefes alma şeklidir ve diyafram nefesi ile oksijenden daha fazla yararlanabiliriz.


  DOĞRU NEFES ALMANIN FAYDALARI

Doğru nefes almak her şeyden önce kalp sağlığına çok fayda sağlar kalp ritmini düzenler.

Fiziksel iyileşmenin yanında zihinsel iyileşme de sağlar. Düşünce netliği ve stres, kaygı gibi duygu durumlarından kurtulmada doğru nefesin etkisi büyüktür. Ve zihinsel rahatlama ile uykuya geçişin kolaylaşması da mümkün olur, uyku kalitesi de artar.

Doğru nefes almayla birlikte bağışıklık ve sindirim sisteminde de iyileşme görülür.

Doğru nefes almanın vücudumuza pek çok faydası vardır. Kalp damar sağlığı, cilt sağlığı ve daha fazlası için yani daha sağlıklı yaşamak için doğru nefes almamız gerekmektedir.


5 Nisan 2022 Salı

KETOJENİK DİYET NEDİR?

  


 İlk zamanlarda Epilepsi hastalarının nöbetlerini engellemek için uygulanan Ketojenik diyet; son yıllarda dünyaca ünlü olan bir diyet türüdür. Ketojenik diyetin amacı ve uygulanışı şu şekildedir:

Uygulanma amacı yağ dokusundan kilo vermek olan Ketojenik diyette en yüksek besin değeri yağlar olacak şekilde sırasıyla protein ve az miktarda karbonhidrat alımı olur.

Temel amacı vücuda karbonhidrat alımını büyük ölçüde azaltmak olan Ketojenik diyet; vücudun, enerji harcaması gerektiğinde, depolanan yağdan enerji üretmesini ve bu şekilde yağ yakımını artırmasını hedefler. Karbonhidrat alımındaki bu azalma vücudu ketoz (vücutta yakıt olarak yağların kullanılması durumu) haline sokar.

Ketojenik diyet neticesinde, vücutta hemen her organ için temel enerji kaynağı olmaya başlayan yağlar karaciğerde ketonlara dönüştürülmektedir. 

Ketojenik diyet; metabolik, nörolojik ve şekerle ilgili hastalıklarda olumlu sonuçlar vermekle beraber, insülin seviyesinde ciddi düşüşler yaşatması nedeniyle uzun süre uygulanmamalı ve mutlaka hekim kontrolünde başlanmalıdır. 


Ketojenik diyet bazı hastalıkların tedavisinde bir yardımcı olarak uygulanmaktadır. Bu hastalıklar şunlardır:

         Epilepsi, Tip 2 Diyabet, Polikistik-Over Sendromu, Alzheimer, Parkinson, Kolesterol...


Özellikle bir hastalığın tedavisine yardımcı olmak amacıyla uygulanmaya başlanan Ketojenik diyet tamamen doğal bir yöntem olmadığı gibi, kişide yan etki de gösterebilir. Bunu önlemek için kesinlikle aralık vererek diyeti uygulamak ve diyet süresince de karbonhidrat alımı yapmak için ara vermek gereklidir. 

Ketojenik diyetin yan etkileri:

Yorgunluk ve halsizlik

Enerji düşüklüğü 

Açlık hissinin artması

Uyku problemleri

Sindirim problemleri


Ketojenik diyetin temel besinleri şunlardır:

Düşük karbonhidratlı yeşil sebzeler, et, balık (özellikle yağlı balıklar. Örneğin somon, uskumru vb.), kuruyemişler, meyveler, yumurta, doğal yağlar...

Ketojenik diyette tüketilmemesi gereken besinler ise şunlardır:

Baklagiller, patates, havuç gibi kök sebzeler, alkol, şekerli içecekler ve yiyecekler, ketçap mayonez gibi soslar...


21 Mart 2022 Pazartesi

VİTAMİNLER NASIL FAYDA SAĞLAR

   

                VİTAMİNLER

Vücudumuzdaki düzenli işleyişte önemli rol oynayan; mineraller, proteinler gibi ihtiyaç duyduğumuz ve pek çok faydası olan diğer bir besin ögesi de vitaminlerdir.

Vitaminleri vücudumuz kendi üretemez ve vücudumuzun besinlerden alması gerekir. 

Hastalıklarla mücadeleye yardımcı olan vitaminlerin içinden bazılarına günlük olarak ihtiyacımız vardır.

Bu vitaminler ve faydalarından şöyle bahsedebiliriz:




                         VİTAMİNLER NASIL FAYDA SAĞLAR?

A VİTAMİNİ 

A vitamini büyüme-gelişme, üreme, iskelet sistemi, görme ve  bağışıklık için gerekli olan temel vitaminlerden biridir. A vitamini karaciğerde depolanan ve yağda çözülen bir vitamindir. Özellikle gözlere olan faydasıyla bilinse de cilde de oldukça iyi gelmektedir. A vitamininin eksikliğinde, büyümede gecikme, gece körlüğü, enfeksiyon, ve cilt kuruluğu görülebilmektedir.

A vitamininin iki türü vardır: Retinol ve Beta-karoten. Retinol kanda bulunur, yağlı balıklarda ve hayvansal besinlerden alınabilir. Beta-karoten ise meyve ve sebzelerde bulunur. 

Tüm bu besinler şunlardır:

Karaciğer, tavuk ciğeri gibi hayvansal gıdalar, alabalık ve uskumru gibi yağlı balıklar, süt ve süt ürünleri, mango, kavun, greyfurt, havuç, tatlı patates, kapya biber, ıspanak...



B VİTAMİNİ 

B vitamininin 8 farklı çeşidi ve her birinin farklı faydaları vardır. B vitaminleri suda çözünürler ve proteinlerin, minerallerin parçalanmasında görev alırlar. Bilinen aksine B vitaminleri enerji vermez fakat karbonhidratların enerji vermesine yardımcı olur. B vitamini eksikliğinde beyin ve sinir hastalıkları, Alzheimer, anemi, cilt rahatsızlıkları... görülebilir.

Bağışıklık sistemi için de gerekli olan B vitamini işte bu besinlerde bulunur:

Süt ve süt ürünleri, yumurta, sakatatlar, tavuk eti, tahıllar, ıspanak, kuşkonmaz, badem...



C VİTAMİNİ 

C vitamini de suda eriyebilen bir vitamindir ve Askorbik asit olarak da bilinir. C vitamini vücutta depolanamaz sadece sentezlenir. Özellikle doku onarımında ve dokuların büyümesinde görev alır. Cilt sağlığı için de önemlidir, bir asit olarak serum şeklinde cilde kullanımı da oldukça yaygındır. C vitamini eksiliğinde yaygın olarak görülen hastalık İskorbüttür. İskorbüt C vitamini eksikliğine bağlı olarak görülen, dokularda meydana gelen rahatsızlıklardır. Aynı zamanda antioksidan bir vitamin olan C vitamini hangi besinlerde bulunur inceleyelim:

Portakal, greyfurt, limon, ananas, kivi, mandalina, biber, domates, roka, brokoli...



D VİTAMİNİ 

D vitamini yağda çözünen bir vitamindir. D vitamini özellikle kalsiyum emilimine yardımcı olur. Böylece kemiklerin ve dişlerin güçlü olmasında ve büyümesinde önemli rolü vardır. D vitamini MS hastalığının ve kanser hastalığının ortaya çıkmasını önlemektedir. Belli bir yaştan sonra kemik kaybını önleyen, en doğal şekilde güneşlenerek vücudumuza alabileceğimiz D vitamini işte bu besinlerde bulunur:

Somon, sardalya, uskumru gibi balıklar, karides, tavuk, kırmızı et ve ciğer, mantar, maydanoz...


E VİTAMİNİ 

B vitamini gibi E vitamininin de pek çok türü vardır. E vitamini de yağda çözünen bir vitamindir. Bağışıklık sistemini desteklemeye fayda sağlar. E vitamini aynı zamanda hücreleri koruyan bir antioksidandır. Alyuvarlarda kan üretimini sağlayan E vitamini K vitamininin kullanımında rol oynar. E vitamini eksiliğinde başta kemik ve kas ağrıları olmak üzere; kansızlık, görme bozuklukları, cilt ve deri problemleri görülebilmektedir.

E vitaminini içinde bulunduran gıdalar:

Fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişler, zeytinyağı gibi doğal yağlar, ıspanak, lahana, brokoli, balkabağı, muz, kivi, avokado...



K VİTAMİNİ

K vitamini yağda eriyen bir vitamindir. K vitamini vücudumuz için olmazsa olmazdır. Çünkü K vitamini kanın pıhtılaşmasını sağlar. Kalp sağlığı için de çok önemli olan K vitamininin eksikliğinde ise pıhtılaşamama, önemli ve fazla miktarda kanamalar görülebilmektedir.

Bu olumsuzlukları yaşamamak için tüketilmesi gereken gıdalar:

Ispanak, pazı, lahana, brokoli, karnabahar gibi yeşil sebzeler, süt ve süt ürünleri, kırmızı et...


7 Mart 2022 Pazartesi

YÜRÜMEK İÇİN 8 NEDEN



  YÜRÜMEK HASTALIK RİSKİNİ AZALTIR

 Yürümek basit bir eylem gibi görünür fakat vücudumuza pek çok faydası vardır. Sağlığımızı korumak için hareket etmek birincil ihtiyaçlarımızdandır. Yalnızca kilo vermek için değil, kan basıncını düzenlemek için, diyabet ve kalp-damar hastalıklarından korunmak, kolesterol ve tansiyonun düzenlenmesi ve vücuttaki yağ oranının düşmesi için yürümek gerekmektedir. Yürüyüşün düzenli olarak yapılması ve alışkanlık haline gelmesi de önemlidir.


  YÜRÜMEK ENERJİ VERİR 

Güne yürüyüşle başlamak, öncelikle enerjik olmamızı sağlar. Biraz daha erken kalkıp açık havada yapılan yürüyüş ,fiziksel aktivitelere olanak tanımakla beraber duygusal sağlığı da destekler. Sabah yürüyüşleri kişinin öz saygısının da artmasına etki eder. Ayrıca sabah güneş yukarıdayken yapılan yürüyüşler D vitamini alımını sağlar.


  YÜRÜMEK MENTAL SAĞLIĞI İYİLEŞTİRİR

Yürüyüş yapmanın mental sağlık üzerindeki olumlu etkileri bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Kişinin kendi sağlığını düşünerek ve kendi kendini dinleyerek açık havada oksijen alarak yaptığı yürüyüşlerin anksiyete ataklarının semptomlarını azalttığı ve depresyon riskini de ortadan kaldırdığı bilinir. Ayrıca düşünme ve anlamayı da geliştirir.


  YÜRÜMEK KASLARI GÜÇLENDİRİR 

İskelet sistemi ve kaslar için şüphesiz ki egzersiz ve yürüyüş en önemli şeylerdendir. Her gün yürüyüş yapmak bacak kaslarını ve kalçayı güçlendirir. Ve bu bölgelerde güçlenmenin yanında şekillenme de görülür. Bel bölgesi de yürüme ile aktif olur ve bel ağrılarında azalma görülür.



  YÜRÜMEK KİLO VERMEYE YARDIMCI OLUR

Hareket etmek kilo vermek için önemli bir adımdır. Düzenli yürüyüş yaparak yağ yakmak ve kilo alımı önlenebilir. Yürüyüş ile bacak, kalça ve bel bölgesindeki yağlardan kurtulmak mümkündür. 


  YÜRÜMEK YORGUNLUĞA VE UYKUSUZLUĞA ÇÖZÜM OLABİLİR 

Uykusuzluk veya uykuya dalma sorunu olan kişiler için yürümek çözüm yolu olabilmektedir. Sabah saatlerinde yapılan yürüyüşler enerji vermekle birlikte tüm günü fiziksel ve ruhsal olarak etkiler. Yürümek stresi de azaltır. Ve gece uykuya dalmayı kolaylaştırır. Ayrıca uyku kalitesi de artar.


  YÜRÜMEK ZİHİNSEL RAHATLAMA SAĞLAR

Açık havada yapılan yürüyüşler fiziksel rahatlamanın yanında zihinsel rahatlama da sağlar. Kişinin kendine ayırdığı bir vakitte yaptığı yürüyüş olumsuz düşüncelerden kurtulmakla birlikte kişinin kendini daha iyi hissetmesini ve olumlu bakmasını sağlar. 


  YÜRÜMEK KANSER RİSKİNİ AZALTIR 

Düzenli yapılan yürüyüşün meme ve kolon kanserini önlemeye yardımcı olduğu gibi kanser hastalığının tedavisinde de iyileşmeye yardımcı olur.


  YÜRÜMEK YARATICILIĞI ARTTIRIR 

Yürümek zihni olumsuz düşüncelerden arındırdığı ve zihni boşalttığı için yeni fikir ve planların gelişmesini sağlar. Oksijenin zihni açtığı bilinen bir gerçektir. Böylelikle yürümek yaratıcılık gücünü arttırır. 





 

26 Şubat 2022 Cumartesi

KARACİĞER DOSTU BESİNLER NELERDİR?

 




Karaciğer; vücudumuzda karın boşluğunun sağ üst tarafında bulunan vücudun en büyük organıdır. Karaciğer sağlığı oldukça önemlidir.

            KARACİĞERİN GÖREVLERİ 

Vücuttaki en büyük salgı bezidir.

Protein sentezi yapar.

Yağları hazmetmek için safra üretir.

Enerji, karbonhidrat, protein, yağ ve şeker depolar.

Yağları sentezler, depolar ve metabolize eder.

Vücut ısısını dengelemeye yardımcı olur.

Kandaki glikozu glikojene çevirir.

Kan şekerini düzenlemeye yardımcı olur.

Vücuttaki düzenli işleyişte önemli rolü olan karaciğerin sağlığını korumak için tüketilmesi gereken besinler vardır. 


          KARACİĞER DOSTU BESİNLER 

ENGİNAR: Karaciğer dostu besinler denilince akla ilk enginar gelir. A,B ve C vitamini zengini, aynı zamanda potasyum ve kalsiyum gibi mineralleri de içinde barındıran enginar; içeriğindeki ‘ciarin’ adlı bileşen sayesinde karaciğer, safra kesesi, böbrekler ve bağırsakların düzenli çalışmasına katkı sağlar. Enginar, karaciğerin yanı sıra safra kesesi sağlığını korur ve safra kesesi hastalıklarını önlemeye yardımcı olur. Aynı zamanda böbreklere de olumlu etkisi olan enginar idrar söktürücüdür. Enginar ödem atmaya da yardımcı olur. Karaciğer sağlığı için önemli olan enginarı mevsiminde taze olarak ve haşlayarak ya da zeytinyağlı olarak tüketmek daha doğru olur.


YEŞİL ÇAY: Pek çok faydası olduğu bilinen yeşil çay; düzenli tüketildiğinde  alkolle ilgili olmayan  karaciğer yağlanmasını önlemeye yardımcı olur. Antioksidan özelliği olan yeşil çay, kanserden korur ve inflamasyonu engeller.


KAHVE: Yeşil çay gibi kahvenin de faydaları olduğu bilinmektedir. Ölçülü şekilde tüketilen kahve; karaciğer sağlığına da iyi gelmektedir. Kahve tüketen kişilerde karaciğer hastalığı sonrasında kalıcı hasar olmadığı gözlenmiştir.


SARIMSAK: Doğal antibiyotik ve antiinflamatuar özelliğiyle ve birçok faydasıyla bilinen sarımsak aynı zamanda karaciğer iltihabını da önler.


YER FISTIĞI: Yer fıstığının içeriğindeki kolin sayesinde karaciğer sağlığına fayda sağlanmış olur. Ayrıca E vitamini zengini olan yer fıstığı bu sayede karaciğeri enfeksiyonlara karşı korur.


BALIKLAR: Omega 3 yağ asiti karaciğer sağlığını desteklemektedir. Bu doğrultuda somon, uskumru gibi yağlı balıkların tüketilmesi karaciğer için faydalı olacaktır.


ÜZÜM: İçinde resveratrol adlı güçlü bir antioksidan bileşeni barındıran üzüm, diğer antioksidanlar gibi karaciğeri iltihaplardan ve kanserden korur.


GREYFURT: C vitamini ve antioksidan zengini bir turunçgil olan greyfurt, karaciğerin kendini temizlemesine yardımcı olma özelliğine sahiptir.


YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER: Ispanak, pazı, avokado, maydanoz, kara lahana, Brüksel lahanası gibi sebzeler glutatyon adlı güçlü antioksidan içerdiği için karaciğerin düzenli çalışmasına ve yağlanma olmasını engellemeye fayda sağlar.





11 Şubat 2022 Cuma

EMPATİ İYİLEŞTİRİR...

 





     EMPATİ, NEDEN ÖNEMLİDİR?

 Empati her zaman özellikle yöneticiler için kritik bir beceri olmuştur, ancak daha fazlası vardır. Yumuşak bir yaklaşım her zaman sürdürülebilir önemli sonuçlar ortaya çıkmasını sağlar.


Hep empatinin insanlar için ne kadar olumlu olduğundan bahsederiz ancak yeni araştırmalar empatinin düşündüğümüzden de önemli olabileceğini, yenilikçilikten tutun da her konuda hızlı ilerlemeye kadar pek çok olumlu konuda çok önemli olduğunu vurguluyorlar. 


  STRESİN ETKİLERİ

Empati'nin bu kadar önemli olmasının bir nedeni de insanların birden fazla tür stres yaşadığı günümüzde bu stresin, pandemi ile birlikte katlanarak artmasıdır. Aslında farkında mısınız hepimizin hayatı baş aşağı değişti, daha sıkışık, daha zorlu koşullarda yaşamak zorunda kaldık. 


Qualtrics tarafından yürütülen bir akıl sağlığı çalışmasında, pandemi sonrası insanların %42’sinde zihinsel bir düşüş yaşadığını söylüyor. Spesifik olarak da insanların % 67’sinde stres artışı, %57’sinde kaygı artışı, %54’ünde duygusal tükenmişlik, %53’ündew genel üzgünlük hali, %50’sinde sinirlilik, %28’inde odaklanma problemi, %20’sinde verilen işleri daha uzun sürelerde tamamlayabilme, %15’inde zihinsel bulanıklık, %12’sinde ise sorumluluklarını yerine getirme konusunda zorlanma olduğu görülüyor.

Ve tabi ki bu tür sorunlar genel olarak uyku problemlerine, çalışma arkadaşları veya aile üyeleri ile yaşanan problemlere, anlaşmazlıklara da neden olabiliyor. Ayrıca Carleton Üniversitesinde yapılan başka bir çalışmaya göre de işte olan sorunların ev yaşamına yansıdığı ve iyi bir ebeveyn olamama stresine neden olduğunu göstermiş.

Yönetim Akademisinde yayınlanan başka bir çalışmaya göre tüm yaşanan bu problemlerin aynı zamanda insanların yardım etme ve iş birliği yapma kapasitelerini de düşürdüğünü göstermekte. 


  EMPATİ DOĞRU ÇÖZÜM 

Empati, zor zamanları atlatmakta, tükenmişlikle mücadele etmekle, hayattan tat almakta büyük rol oynuyor. İnsanlarda güven altında oldukları, sevildikleri, anlaşıldıkları, değer verildikleri, yeterli oldukları duyguları yaratıyor. 


Empati gelişimin, yeniliğin önünü de açıyor. Empatinin hakim olduğu ortamlarda insanlar daha açık görüşlü, daha kutunun dışında düşünmeye eğilimliler. 


Empatinin olduğu ortamlarda saygı duyulduğunu hissetme ve dolayısıyla da saygı gösterme eğilimi artıyor. Aynı şekilde kişiler iş birliğine daha sıcak bakma eğiliminde oluyorlar. 


Kimi çalışmalar empatinin doğuştan olduğunu iddia ederken, pek çok çalışma da duygusal zekanın geliştirilebilmesi gibi kişilerin empati gösterme yeteneklerinin de geliştirilebilir olduğunu söylüyor. 


Toplumlar, şirketler, büyük organizasyonlar için empatik liderler çok önemli. Sağlık kuruluşları için de empatik çalışanlar ve empatik doktorlar aynı şekilde.


Çevrelerindeki, bulundukları yerlerdeki insanların durumunu anlayabilen empatik yöneticiler, çalışanlar, doktorlar eylemlerinde daha şefkatli yaklaşma eğiliminde olacaklardır. Bu şefkat tüm topluma dalga dalga yayılır. 


Popüler bir söylemin dediği gibi; İnsanlar onlar için ne yaptığınızı veya ne söylediğinizi unutabilirler ama nasıl hissettirdiğinizi unutmazlar. Kendilerine empatik yaklaşılan herkes aynı şekilde daha empatik olma eğilimindedir. 


4 Şubat 2022 Cuma

GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU NEDİR?


 Bağırsaklar sindirim ve boşaltım sistemi için oldukça önemlidir. Ayrıca ikinci beyin olarak da bilinir. Bağırsaklar vücuttaki doğal işleyişin büyük bir bölümünden sorumludur. Bağırsakla ilgili yaşanan bir sorun kişinin hayatını pek çok yönden olumsuz etkileyebilir. Geçirgen bağırsak sendromu da bunlardan biridir. Geçirgen bağırsak sendromunu; bağırsaklardaki bağların açılması sonucu bağırsaklarda sızıntı olması durumu olarak tanımlayabiliriz. Bağırsak bağlarının açılması ile bakteri ve toksinler kana karışmaya başlar. Bağırsaklarda oluşan bu sızıntının artması ağrının da boyutunu arttırır. Geçirgen bağırsak sendromu olarak tanımladığımız bu rahatsızlığın tedavi edilmesi önemlidir. Tedavi edilmediği takdirde hastanın hayatını kötü etkileyebilmektedir.

GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU NEDEN OLUR?


 Geçirgen bağırsak sendromu yaşanmasının temel sebebi sağlıksız beslenmedir. Karbonhidrat ve şeker (özellikle meyve şekeri olan fruktoz) gibi gıdaların sürekli tüketilmesi buna sebep olabilir. Bağırsak sağlığı için oldukça önemli olan probiyotik ve prebiyotiklerin alımı gereklidir. Alınmadığı takdirde bağırsak florasında bozulmalar meydana gelebilir. Bağırsak florasında meydana gelen bozulmalar onun görevlerini yapmasını engellemektedir. Ve yararlı bakteri florasının bozulması sonucu bağırsak bağlarında açılmalar olur ve beraberinde bağırsak sızıntısı gerçekleşir bunun sonucunda toksinler kana karışmaya başlar. Bu şekilde geçirgen bağırsak sendromu yaşanmış olur. Ayrıca şeker hastalığı, alkol tüketimi, stres, yetersiz beslenme ve bazı otoimmün hastalıklar geçirgen bağırsak sendromunun sebepleri olabilmektedir.

GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU BELİRTİLERİ NELERDİR?

 Geçirgen bağırsak sendromun pek farklı belirtileri vardır. Bu belirtileri şöyle açıklayabiliriz:

Besin Alerjileri: Bağırsak sızıntısı sonucu sindirilemeyen yiyecekler ve çeşitli toksinler kana karışarak direkt olarak vücuda girer. Sızıntı yani geçirgenlik durumu tekrar ettikçe bedene alerji şeklinde uyarı vermektedir.

Otoimmün Hastalıklar: Bağırsakta meydana gelen geçirgenliğin otoimmün (yani bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılığı sonucu oluşan tepki) bir hastalığa sebep olabilmesi muhtemeldir. Bunu anlamak için zonulin (bağırsak hücrelerini bir arada tutmaya yarayan protein) adında bir protein ile bağırsakların geçirgen olup olmadığı test sonucu öğrenilir. Bağırsak geçirgenliğinin bir ölçütü olan zonulin testi sonucunun pozitif olması tanıyı doğrular niteliktedir.

Tiroit Problemleri: Tiroit hormonları ve bağırsak florasının sağlığı birbiriyle doğrudan ilgilidir. Bu yüzden bağırsak florasında görülen bir bozulma bir otoimmün hastalık olan kronik tiroidite sebep olabilecektir.

İshal

Şişkinlik 

Kabızlık 

Gibi rahatsızlıkları olan kişiler mutlaka doktora başvurmalıdır.


GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Geçirgen bağırsak sendromu tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Bağırsak sızıntısı ile bağırsaklarda oluşan sorunun tedavi edilmesi için öncelikle doğru beslenme gereklidir. Bağırsakların işlevini yerine getirirken bir yandan da onarım yapması için yorulmayacak şekilde çalışması gerektiğinden hafif ve zararsız yiyecekler tüketilmesi oldukça önemlidir. Doğru beslenme ile bağırsak florası da düzelmeye başlayacaktır. Süt ürünleri ve tahılların olmadığı veya az olduğu yeni ve hafif bir beslenme planı bağırsak florasının iyileşmesine büyük katkı sağlayacaktır. Ayrıca probiyotik ve prebiyotikler mutlaka beslenme listesinde olmalı ve alkol tüketiminden kaçınılmalıdır. 

MORA TERAPİ İLE BAĞIRSAK SAĞLIĞI 

Mora Terapi yöntemi ile yapılan bağırsak terapilerinde, şimdiye kadar bağırsağı tehdit etmiş olan besinlerin frekansları vücuttan silinerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu besinler olmaksızın verilen diyeti böylelikle kişiler rahatlıkla uygulayabilirler. Mora frekans tedavileri ile bağırsaklarda çeşitli sebeplerle meydana gelmiş olan hasar onarımı başlatılır ve birikmiş olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmaları sağlanır. Üç aylık karbonhidrattan kısıtlı ve basit şeker içermeyen bir beslenme protokolüyle sağlıklı beslenme davranışı oluşturulur. Aynı zamanda bu beslenme planı, kefir, yoğurt gibi probiyotik besinlerden zengindir ve bu şekilde bağırsaklardaki flora desteklenmiş olur. Bağırsak florasının tam olarak onarılması için dışarıdan probiyotik takviyesi de önerilmektedir. 





24 Ocak 2022 Pazartesi

Eklem Sağlığı Nasıl Korunur?




Eklemler; vücutta kemiklerin birbirine bağlandığı kısımdır. Kemiklerin bağlantı noktası olan eklemlerin işlevi ise kemiklerin düzenli bir şekilde hareket etmesini sağlamaktır. Bağ doku ve kıkırdaktan oluşan eklemlerin etrafı kaslarla çevrilidir. 3 çeşit eklem türü vardır: oynar, yarı oynar ve oynamaz eklemler. Oynar eklemler kol ve bacaklarda, yarı oynar eklemler omur ve kaburgada ve oynamaz eklemler ise kafatasında bulunur.

Eklem ağrıları düşme, sakatlanma, ani hareket gibi fiziksel durumlar sonucunda oluşabilir. Daha çok ileri yaşlarda görülen eklem ağrısının sebebi eklem sıvısının azalması/bitmesi ve kıkırdağın güçsüzleşmesi olabilmektedir.

Eklem ağrıları önemli hastalıkların belirtisi olabilmektedir. Bu hastalıklar şunlar olabilir:

  • Gut hastalığı

  • Kemik tümörü

  • Kemiklerin kırılması ya da çıkması

  • Eklemlerde gerçekleşen iltihaplanma

  • Gonokokal artrit

  • Hipotiroidi

  • Fibromiyalji

  • Lyme hastalığı

  • Lösemi

  • Lupus hastalığı

  • Romatizmadan kaynaklanan ateş 

  • Kemiklerde görülen enfeksiyonlar

  • Kireçlenme 

  • Eklemlerde gerçekleşen burkulmalar 

  • Raşitizm 

 

EKLEM SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Eklem sağlığını korumak için yapılabilecek şeylerin başında hareket etmek gelmektedir. Egzersiz yapmak, devamlı aynı pozisyonda kalmamak eklem sağlığı için çok önemlidir. Uzun süre oturan veya uzun süre ayakta kalan kişilerin eklem ağrısından şikayetçi olması daha muhtemeldir. En basit olarak yürüyüş, koşu, yapılabiliyorsa çeşitli fiziksel aktiviteler, sportif egzersizler yapmak eklem sağlığını korumak adına önemli adımlar olacaktır. 

 Eklem ağrısından muzdarip diğer bir grup da fazla kilosu olan insanlardır. Fazla kilo sadece kemikleri değil eklemleri de zorlamaktadır. Vücut ağırlığının fazla olması da eklem ağrılarına sebep olabileceğinden fazla kilolardan kurtulmaya çalışmak önemlidir. Fazla kilolar sadece eklem ağrılarına değil başka pek çok rahatsızlığa ve olumsuzluğa neden olabilmektedir.

Eklem sağlığını korumak ve genel olarak sağlıklı bir yaşam sürmek için gerekli olan diğer şey sağlıklı beslenmedir. Kemiklerin ve eklemlerin güçlü kalabilmesi için kalsiyum tüketimi çok önemlidir. Süt ve süt ürünleri kalsiyum değeri yüksek olan besinlerdir. Eklem sağlığını korumak için yalnızca kalsiyumdan faydalanmak yetmeyecektir. Yeşil yapraklı sebzeler vitamin değeri yüksek olduğu için kemik ve eklem sağlığı için önemlidir. Eklemlerde ‘Tip 2’ kolajen bulunur ve yaş ilerledikçe kolajen miktarı azalabilir. Eklem sağlığı için kolajen takviyesi almak ve kolajen değeri yüksek gıdalar tüketmek de önemlidir.  Eklem sağlığı için önemli besinler şunlardır: Süt ve süt ürünleri, yağlı balıklar, kemik ve ilik suyu, kelle paça çorbası, portakal, mandalina, greyfurt, elma, çeşitli sakatatlar.

Eklem ağrıları ve çeşitli sakatlanmaların önüne geçmek için ağır kaldırmaktan kaçınılmalı, mutlaka kaldırılacaksa kontrollü hareket edilmelidir. Ani yapılan yanlış bir hareket çeşitli ağrılara ve kalıcı hasarlara sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca genel olarak omurganın duruşu çok önemlidir. Kambur durmaktan kaçınmak gerekmektedir.

Eklem sağlığını korumak için yapılabilecek diğer bir şey eklem sıvısının azalmamasını sağlamak olacaktır. Bunun için de bol sıvı tüketimi önemlidir.




PEMF TERAPİ İLE EKLEM AĞRILARINDAN KURTULMAK MÜMKÜN!


Eklem ve kemik ağrılarından kurtulabilmeye yardımcı bir yol da PEMF terapi cihazlarıdır. PEMF terapinin amacı genel olarak kişinin her hücresinin daha sağlıklı olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda da hücrelerde ağrı, iltihap vb. şeylere neden olacak şekilde hücreler arasında birikerek tıkanmaya sebep olan toksinleri vücuttan atmayı hedeflemektedir. Eklem ağrıları veya eklem iltihaplanması problemlerine sahip olanlar PEMF terapiden faydalanabilir. PEMF terapi birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılabilmektedir. Kemiklerde kırık, burkulma, ağrı da bunlardan birkaçıdır.



 

9 Ocak 2022 Pazar

LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

 


LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

Laktoz; özellikle süt ve süt ürünlerinde bulunan ve sütün temel karbonhidratı olan disakkarit (glikoz ve galaktoz) yani süt şekeridir. Laktoz intoleransı da kişinin laktozu sindirememesi sonucu ortaya çıkan rahatsızlıktır. Laktozun vücutta tolere edilememesi durumu şöyle gerçekleşir: Laktoz ince bağırsaktan geçerken laktaz enzimi sayesinde galaktoz (süt şekeri) ve glikoz olarak iki yapı taşına ayrılır ve laktaz enzimi laktozu parçalayamadığında ise laktoz duyarlılığı ve beraberinde laktoz intoleransı meydana gelebilmektedir. Laktoz parçalanamadan kalın bağırsağa geçerek çeşitli rahatsızlık belirtisi gösterir.

Laktoz yani süt şekeri anne sütünde de bulunur. Yalnızca süt değil çeşitli süt ürünleri de laktoz intoleransına sebebiyet verebilmektedir. Laktoz intoleransı bebeklikten yetişkinliğe kadar her dönemde yaşanabilmektedir. Belirtiler ve intolerans şiddeti farklılık gösterebilmektedir. Laktoz intoleransının başlıca belirtileri şunlardır:

  • Şişkinlik
  • Karın ağrısı ve/veya krampları
  • Gaz
  • Bulantı ve kusma
  • İshal

Bu belirtilerin biri veya daha fazlası yaşanıyorsa doktora başvurulması gerekmektedir. Laktoz intoleransının kesin ve kalıcı bir tedavisi olmamakla birlikte hastalar daima laktoz diyeti yapmak zorundadırlar. İçerisinde laktoz bulunduran gıdalar ise şunlardır:

  • Süt, kefir 
  • Peynir 
  • Yoğurt, ayran
  • Krema 
  • Tereyağı, kaymak
  • Dondurma

Laktoz başlıca süt ve süt ürünlerinde bulunur fakat içerisinde laktoz bulunan başka gıdalar da vardır.

Çikolata, kek, bisküvi, kraker gibi ürünlerde de laktoz bulunabilmektedir. Hazır/işlenmiş gıdaların tüketimine dikkat edilmeli ve paket içeriği kontrol edilmelidir.

Ekmek, gözleme ve benzer unlu mamullerin ve tahılların da laktoz içermesi olasıdır. Bu sebeple tüketilmesine dikkat edilmelidir.

Laktoz intoleransı olan bir kişinin süt ve süt ürünleri ve başka ürünlerde laktoz olup olmadığını deneyerek tespit etmeye çalışması yanlış bir yöntemdir. Paketli her gıdanın içeriğinin kontrol edilmesi daha sağlıklı olacaktır.

Bilindiği üzere süt ve süt ürünleri kalsiyum açısından zengin besinlerdir. Laktoz intoleransı olan kişiler; laktoz ve süt içermeyen fakat kalsiyum zenginliği olan gıdalar tüketerek, yaşanabilecek kalsiyum eksikliğini önleyebilirler. Laktoz ve süt içermeyen kalsiyum zengini gıdalar şunlardır:

  • Sardalya Balığı
  • Badem, badem sütü
  • Keten tohumu 
  • Ispanak 
  • Marul
  • Çiğ brokoli
  • Çiğ semizotu
  • Çiğ barbunya
  • Portakal 

LAKTOZ İNTOLERANSI NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Laktoz intoleransı bulunduğunu anlayan bir kişi doktora başvurmalıdır. Laktoz intoleransı teşhisi önce doktorun muayenesi ve sorularıyla başlar. Laktoz intoleransı genetik de olabildiğinden, doktor ailede başka bir kişide bu durumun olup olmadığını öğrenmek isteyebilmektedir. Daha sonra kişiye laktoz intoleransı testi uygulanmaktadır. 

Laktoz intoleransı testi yapılacak kişi 8 saat hiçbir şey yememiş ve içmemiş olmalıdır. Bu testin amacı laktozun sindirim sistemi tarafından nasıl emildiğini kontrol etmektir ve sonucunda laktoz intoleransı tespit edilebilmektedir. Test yapılacak kişiye laktoz içeren bir sıvı içirilip sonrasında kan testi yapılır, test sonucunda kan şekeri yükselmiyorsa bu sonuç laktoz intoleransına işaret eder.

Bir diğer test ise hidrojen solunum testidir. Bu testin uygulanacağı kişiye  laktoz içeren bir sıvı verilir. Daha sonra nefes yoluyla hidrojen miktarına bakılır. Hidrojen eğer artıyorsa laktoz sindiriminde bir problem olduğu anlaşılır. Bunun sebebi sindirilemeyen laktozun kalın bağırsakta fermente olup kana karışarak, akciğere gaz olarak iletilmesi ve bu yolla dışarı atılmasıdır.

Bebeklerde ve küçük çocuklarda laktoz intoleransı olup olmadığını anlamak için dışkı asit testi uygulanır. Laktozu sindiremeyenlerin dışkısında laktik asit ve glikoz bulunur. Laktoz intoleransının tespiti için bu test uygulanır.

LAKTOZ İNTOLERANSI TEDAVİSİ NASILDIR?

Laktoz intoleransı olan kişilerin herhangi bir rahatsızlık yaşamadan hayatını devam ettirebilmesi için, yediği ve içtiği her şeye dikkat etmesi ve laktoz tüketiminden kaçınması gerekmektedir. Aslında tedavi için en basit ve kalıcı çözüm yolu budur. Fakat kişilerin günlük hayatında yeme içme konusunda sürekli dikkatli davranması gerekliliği onları zamanla yorabilmekle beraber dikkatin de azalmasına sebep olabilir. Kişinin laktoz intoleransına bağlı bir rahatsızlık yaşamaması için yeme içme konusundaki dikkatini ve istikrarını sürdürmesi gerekmektedir. Bazı hastalara bağırsak florasını düzenlemeye yardımcı probiyotik ve prebiyotik verilebilmektedir. İlaç takviyesinde ise dikkate değer bir husus vardır. Bazı ilaçların dolaylı olarak laktoz ile işlendiği bilinmektedir.