5 Kasım 2014 Çarşamba

Astım Hastaları İçin En Riskli Mevsim

Astım hastaları için en riskli mevsim sonbahar. Çünkü bu mevsimde sıkça görülen grip ve soğuk algınlığı kimi hastalarda astım ataklarını tetiklerken, kimilerinde ise tablonun kötüleşmesine yol açıyor.

Astım, tüm dünyada 300 milyonun üzerinde kişide görüldüğü tahmin edilen önemli bir sağlık sorunu. Ülkemizde de yaklaşık her 100 erişkinden 5-7'sini, her 100 çocuktan da 13-15'ini etkisi altına alıyor. Astım, doğru tedavi ile kontrol altına alınabiliyor. Ancak kontrol altına alınamadığında yol açtığı nefes darlığı, sık ve inatçı öksürük, hışırtılı solunum gibi yakınmalarla günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayabilecek kadar ağır seyredebiliyor. Astım hastalarının bu mevsimde üst solunum yolları enfeksiyona karşı çok dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü grip, hatta basit bir soğuk algınlığı bile kimi astım hastalarında atakları tetiklerken, kimilerinde ise atakların daha da kötüleşmesine yol açabiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Bahri Temüray, üst solunum yolu enfeksiyonlarının özellikle genç ve ileri yaşlardaki astım hastalarında tehdit oluşturduğuna dikkat çekerek, “Çünkü bu grup hastalar gerek mevsimin getirdiği gece gündüz ısı farkına, gerekse alerjenlere sonbaharda daha çok hassas ve savunmasız oluyorlar“ diyor.

SONBAHAR, ASTIM HASTALARI İÇİN EN RİSKLİ MEVSİM
Astım ataklarının görülme sıklığı sonbahar mevsiminde artıyor. Hatta, bu mevsim astım hastaları için en riskli mevsimi oluşturuyor. Bunun nedeni ise sonbaharda hemen herkesi etkisi altına alan soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklar ile astım atakları arasında bir ilişki olması. Astım solunum yollarının kronik bir iltihap sonrası aşırı derece duyarlı olması ve bazı faktörler nedeniyle zaman zaman daralmasıyla seyreden bir solunum hastalığı. Grip, hatta basit bir soğuk algınlığı gibi hastalıklar hava yollarında enflamasyon oluşturarak astım ataklarını tetikliyor. Çok hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu bile astım hastalarında nefes darlığı, solunum zorluğu, sık ve inatçı öksürük, hırıltı,hışırtılı solunum gibi ciddi problemlere yol açabiliyor. Üstelik, bu hastalıkların neden olduğu öksürük ve nefes darlığı gibi astım semptomları haftalarca sürebiliyor. Bu yüzden astım hastalarının üst solunum yollarının sık görüldüğü sonbahar mevsiminde kendilerini korumaları ve düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeleri büyük önem taşıyor.

EV ALERJENLERİ DE SONBAHARDA ARTIYOR!
Sonbahar, özellikle ev içinde bulunan akarlar nedeniyle astım hastaları açısından oldukça zor geçiyor. Çünkü değişen nem ve ısı gibi iklimsel koşullarından etkilendikleri için ev tozu ve küf mantarı gibi alerjenlerin yoğunluğu sonbahar mevsiminde artıyor. Bu parazit niteliğindeki böcekler halı, kilim, yorgan, yastık, tüylü eşyalar ve oyuncaklarda yaşıyor. Yaşadıkları ortama bıraktıkları dışkıları da; bunların üzerinde yürüme, silkme ve benzeri hareketlerle çevredeki havaya karışıyor. Buradan buruna, burundan da kolayca solunum yollarına ulaşarak sıklıkla alerjik astıma yol açıyor. Hem alerjenlerin yoğunluğunun artması, hem soğuyan hava yüzünden ev ortamında daha fazla bulunulması nedeniyle alerjik astımlılarda hapşırık, burun akıntısı, geçmeyen öksürük, nefes darlığı, hırıltı gibi yakınmalar artabiliyor. Hatta sadece bu dönemde hastalık ortaya çıkıp daha sonra tamamen normale dönebiliyor.



ASTIM ATAKLARINDAN KORUNMAK İÇİN…
• Eğer grip veya nezle olmuşsanız, bir an önce doktora başvurarak tedavi olun.
• Çevrenizde üst solunum yollarına yakalanmış bir hasta varsa, kendinizi korumaya özen gösterin. Bunun için de öncelikle kalabalık ortamlardan uzak durun. Kapalı ortamlarda kısa süre kalın eğer bu mümkün değilse havalandırmanın yeterli olup olmadığını kontrol edin.
• Bolca su için. Ellerinizi sık sık yıkayın ve dengeli beslenin.
• Sigara içiyorsanız, bu zararlı alışkanlığınızdan mutlaka vazgeçin. Ayrıca sigara içilen ortamdan da kaçının.
• Hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda bulunmamaya dikkat edin.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25548160/

4 Kasım 2014 Salı

SAĞLIK İÇİN BUNLARA DİKKAT!



Kalbi korumak, alkol ve sigaradan uzak durmak, beslenmeye özen göstermek ve spor yapmak sağlıklı bir vücut için önemli ama yeterli değil…
Temizlikten uyku düzenine, cinsel yaşamdan stresten uzak durmaya sağlıklı yaşamın birçok kuralı olduğunu belirten TOBB ETÜ Hastanesi kardiyoloji uzmanı Dr. Rahşan Turan, hafta da 1 gün de olsa şehirden uzaklaşmayı ve doğayla baş başa olmayı önerdi.
OLMAZSA OLMAZ…
Vücudun hasta düşmemesi, esenlik ve sıhhat durumu iyiliğinin sağlıklı olmayı anlattığını ifade eden Dr. Rahşan Turan, “Sağlıklı yaşam ise kişinin temizliğine ve beslenmesine dikkat etmesi, spor yapması ile birlikte yaz-kış aylarında hastalıklara yakalanmadan yaşamını idame ettirebilmesidir. Sağlıklı yaşam kişinin olmazsa olmazlarındandır” diye konuştu.
SAĞLIK İÇİN BUNLARA DİKKAT!
Egzersiz, kalp sağlığı ve beslenme ilişkisinin önemine dikkat çeken Dr. Turan, sağlıklı bir yaşam için uyulması gerekenler ve kuralları şöyle sıraladı;
1-Spor yapmaya özen gösterilmeli.
2- Sağlıklı beslenmeli; yağlı yemekler ve aşırı yemek yenmemeli, sabah kahvaltısı mutlaka yapılmalı, meyve-sebze tüketimine özen gösterilmeli.
3- Alkol ve sigara tüketilmemeli.
4- Gün içerisinde sürekli oturulmamalı, aktif olunmalı.
5- Kişisel temizliğe ve çevre temizliğine önem verilmeli.
6- Stresten uzak durulmalı.
7- Cinsel yaşama dikkat edilmeli.
8- Uyku düzenine dikkat edilmeli.
9- Haftada bir bile olsa şehrin stresli yaşamından uzaklaşmanız, doğa ile baş başa kalmanız size ve sağlığınıza iyi gelecektir.
TEDBİR ALIN…
Kalp ve damar hastalıkları, batı ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de en yaygın ölüm nedenlerinden biridir. Kalp sağlığını korumanın yolu önceden tedbir almaktan geçmektedir.
Beslenme
Tansiyonu ve kolesterolü kontrol altına almanın ilk şartı sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamaktır. Bunun için doymuş yağlardan ve tuzdan olabildiğince kaçınmak, meyve, sebze ve lif yönünden zengin besinlere yönelmek gereklidir. Doğru rejimin normal miktarda protein içermesi, bu proteinin ise balık, kümes hayvanları ve az yağlı kırmızı etten (dana eti) alınması önerilmektedir.
Kilo
Yüksek tansiyona yol açan nedenlerin başında fazla kilolar gelmektedir. Fazla kilolu olmak aynı zamanda koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği ve inme için de risk oluşturmaktadır.
Alkol ve sigara
Günümüzde sigara, önlenebilir ölüm sebepleri içinde ilk sırayı almaktadır. Sigara kullanımı, kansere, kalp damarlarının tıkanmasına dolayısıyla kalp krizine sebep olmaktadır.
Fiziksel egzersiz
Düzenli sporun bizi kalp krizi ve inmenin yanı sıra kemik erimesi, şeker hastalığı, kalın bağırsak ve meme kanseri, depresyon ve bunama gibi ciddi birçok kronik hastalıktan koruduğunu gösteren güçlü kanıtlar var. Egzersizin hemen her hücremize olumlu etkisi var desek yanlış olmaz.
KALP SAĞLIĞI VE SPOR
Spor yapmanın kalp ve damar sağlığını doğrudan etkilediğini vurgulayan Dr. Turan, her kas gibi kalp kasının da antrenman yaptıkça daha güçlü ve verimli çalıştığını ifade etti. Dr. Turan, sporun vücutta yarattığı olumlu etkileri şu sözlerle aktardı;
Kalbin çok hızlı çarpmasını önler
Antrenmanlı kalp, sıkıntılı bir durumla karşılaştığı zaman sakin bir tepki verir. Hareketsizliğe alışmış olan kalp ise kolay telaşa kapılır. Örneğin; otobüse yetişmek için koşarken veya çok heyecan uyandırıcı bir durumla karşılaşan kalbin hızı kolayca yükselir, dakikada 180-200’e kadar çıkabilir. Halbuki bir sporcunun kalbi aynı koşullarda daha yavaş atarak tepki verir ve en kısa zamanda normale döner.
Tansiyonu düşürür
Düzenli spor yapanlarda, örneğin günde yarım saat tempolu olarak yürüyenlerde kan basıncının düştüğü biliniyor. Özellikle tansiyon tehlikesi altında olanların her gün yapacakları yürüyüşle bu tehdidi bertaraf etmeleri mümkün. Araştırmalara göre fiziksel egzersiz, yüksek tansiyonu olanlarda tansiyonu kontrol altına almada yardımcı olmakta ve ilaç gereksinimini azaltmaktadır.
Zayıflatır
Düzenli egzersiz sadece spor yapıldığında değil, dinlenme halinde tükettiğimiz enerjiyi de artırdığı için kilo vermeyi kolaylaştırır. Kilo verdikten sonra düzenli spor yapmadan ideal kiloyu korumak çok zordur.
İyi kolesterolü yükseltir
Damar sertliğine karşı koruyucu rol oynayan HDL kolesterolü yükseltmenin yollarından biri egzersiz yapmaktır. Haftada 3 gün 3 kilometre yürüyenlerde bile iyi kolesterolün yükseldiği biliniyor. Egzersizin süresi ve sıklığı arttıkça olumlu etki de artar.
Kanın aşırı pıhtılaşmasını önler:
Düzenli egzersiz kanda pıhtılaşmayı başlatan ve güçlendiren maddelerin dengede kalmasına yardımcı olur.
Şeker hastalığını önler
Diyabet olma riski yüksek olanların ellerinde sağlıklı beslenmenin yanı sıra çok güçlü bir silah daha var: düzenli egzersiz. İlaçlardan çok daha etkin, yan etkisi yok, hem de bedava.
Stresi azaltır
Düzenli spor yapanların hareketsiz bir yaşam sürenlere göre daha az endişeli olduklarını, uykularının daha düzenli olduğunu gösteren çalışmalar var.
GEZİNTİ YERİNE HIZLI YÜRÜYÜŞ…
Günde 30 dakika hızlı (saatte 5-6 kilometre hızla) yürümenin ve bunu en az haftada 5 gün yapmanın kalp ve damarlara yararlı olduğu biliniyor. Yarım saat sürekli yürüyemezseniz, günde 3 kere 10 dakika yürüseniz bile yeterli.  Yaptığınız egzersiz ağırlaştıkça sağlığa olumlu etkisi artıyor. Buna karşılık gezinti yapar gibi yavaş yürümek aynı yararı sağlamıyor. Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da 30 dakikalık yürüyüşün normal günlük faaliyetlere ek olarak yapılması gerektiği.
ÖLÜME DAVETİYE ÇIKARMAYIN…
Isınmadan yapılan spor ve ani efor sarf edilmesi, kalbe ani yük getirerek kalp krizi ve ani ölümlere davetiye çıkarır. Gerekli ısınma hareketleri yapılmadan spor yapılması ve böylece kalbe ani yük getirilmesi, kalp duvarlarının kalınlaşmasına, kalbi besleyen damarların sıkışmasına, ritim bozukluğuna ve hatta kalbin durmasına neden olabilir. Doğuştan kalp rahatsızlığı olanlar, ritim bozukluğu sorunu yaşayanlar ve ailesinde kalp rahatsızlığı bulunanlar, bu konuda daha fazla risk altındadır. Bu nedenle bu kişilerin düzenli spor yapmaya başlamadan önce mutlaka bir hekim kontrolünden geçmeleri gerekir.
http://www.sagliktayenilikler.com/saglikli-yasamin-altin-kurallari/

27 Ekim 2014 Pazartesi

"Zayıflamaya ve sağlığını geri almaya karar vermek lazım."


Lerna Baytar Demirci tam psikolojisi çöktüğü bir anda bir senedir başının etini yiyen arkadaşı Karin'in tavsiyesini dinledi. Dört ayda dünyası, yeme alışkanlıkları ve psikolojisi değişti. Meşhur neşesi yerine geldi. Kendine güveni sonsuz bu güzel ve genç hanımı bunca mutlu eden olaylar zinciri bakalım nasıl gelişti:
Zayıflamaya ve sağlığını geri almaya karar vermek lazım. Sen  nasıl karar verdin Lerna? Kolay bir karar mıydı?
Doğumlardan dolayı çok kilo alıp bir türlü verememiştim. Hep vermek istiyordum. Kararlıydım, çeşitli diyetisyenlere gidiyor her Pazartesi rejime başlıyor hafta sonuna ulaşamadan bırakıyordum. Sinirli oluyordum. Her bıraktığım rejim listesiyle moralim biraz daha bozuluyor asla kurtulamıyacağımı düşünüyordum.

Mora Terapi ile zayıflamayı denemek nereden aklına geldi?
Sevgili Karin Arslanyan Abrahamoğlu Özel Uzmanlar Tıp & Estetik Merkezinde halkla ilişkiler ve muhasebedeydi. Tam bir sene çırpınmamı görerek bana Mora Terapi'yi denememi söylüyordu. Aslında bir yerde başımın etini yedi. Buraya geldiğimde artık psikolojim bütünüyle çökmüştü. İnancımı yitirmiştim. Ha bir eksik rejim anısı, ha bir fazla Karin'i kırmayıp geldim.


İlk Mora Terapi ile tanıştığında inandın mı?
Buraya geldiğimde tedirgindim. Bir Perşembe günüydü, diyetlerime hep Pazartesi başlardım ve bırakırdım. Bu sefer Perşembe olması da bir enerji verdi bana.  Mora Terapist Servet Çetin ile tanıştım. Konu hakkında muhteşem bir brifing dinledim. Tedirginliğim geçti ve kilo verdikçe kendime güvenim arttı.

Karşımda gözlerinin içi gülen son derece alımlı incecik bir genç hanım duruyor peki kaç kilo verdiniz, ne kadar zamanda ve kaç ay oldu?
Ben listemi harfi harfine takip ettim. Tedavimin sonucunda 22 kilo verdim. Mucize gibi değil mi? Tam iki uzun senedir kilo almadım çünkü zararlı yiyecekleri yeme ihtiyacı hissetmiyorum. Onlar Mora Terapi ile hayatımdan çıkıp gittiler.

Daha önce ki gibi sinirli oldunuz mu kaç senelik kilolarınızı verirken?
Hiç zorlanmadım, hiç sinirlenmedim, moralim bozulmadı. Hiç olmadığım kadar pozitiftim. Öğünlerimi atlamadan yedim. Hiç bir şeyi canım istemedi. Mora Terapi bir mucize.

Eşiniz ve dostlarınız nasıl karşıladı bu başarınızı?
Eşim ben mutlu olduğum için çok mutlu oldu. İşin ilginci bu mucizeye ancak Mora Terapiye getirdiğim arkadaşlarım inanıyor. Bu mucizeye 10-15 kadar arkadaşımı ortak ettim. Onları da Özel Uzmanlar Tıp ve Estetik Merkezi'ne getirip Mora Terapistim Servet Çetin hanıma teslim ettim. Özellikle bana hiç inanmayan bir arkadaşım vardı. Onu da getirdim şimdi kendisine inanmayanlara kızıyor. Beni sonuna kadar anlamış oldu.
  Lerna Baytar Demirci ve eşi
Obezite günümüzün en büyük sorunu ne söylemek istersiniz?
Bence Devlet Mora Terapi için obezite hastalarına destek vermeli. Yapılmayıp bir kenara fırlatılan bir birinin aynı rejim listelerini yazan diyetisyenler bu konuda pek yeterli olamıyor. Ben an be an yaşadım ve gördüm. Bu mucizeyi yaşadığım için çok şanslıyım. Teşekkürler Karin, teşekkürler Servet Çetin, teşekkürler Özel Uzmanlar. İyi ki hayatımda varsınız.
Mora Terapist Servet Çetin, Lerna Baytar Demirci, Hürriyet Turnalı
Servet Çetin Mora Terapi ile ilgili bilgi veriyor
http://hport.com.tr/saglik/lerna-baytar-demircinin-inanilmaz-mucizesi-lernanin-mucizesine-katilmak-ister-misiniz

22 Ekim 2014 Çarşamba

Sigaranın Bozduğu Tat: Kahve

FRANSA’da biliminsanları 451 kişi üzerinde yaptıkları bir araştırma sonucunda sigarayı bırakanların tuzlu, tatlı ve ekşi tatları hiç sigara içmemiş insanlar kadar iyi alabildiklerini ancak kahvenin tadını asla olması gerektiği gibi hissedemediklerini keşfetti.

Paris’teki Pitie-Salpetriere Hastanesi çalışanları üzerinde gerçekleştirilen ve Chemosensory Perception adlı akademik dergide yayınlanan araştırma sonucunda uzun süre sigara içtikten sonra bırakmış deneklerden 5’te 1’inin kahvenin tadını algılamakta zorlandığı ancak hiç sigara içmemiş kişilerde bu oranın yüzde 13’te kaldığı gözlemlendi.Uzmanlara göre, sigara içenlerin vücudunda oluşan tütün birikimi tat alma hücrelerinin kendini yenilemesini engelliyor. Bu kişiler sigarayı bıraksalar dahi bazı tatları asla yoğun hissedemiyor.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Düzenli Uyku Kilo Vermenizi Kolaylaştırır

Kilo vermek isteyenler ilk olarak düzenli olarak spor yapmayı ve sağlıklı az kalori alarak beslenmeyi göz önüne alarak bir zayıflama planı oluşturmakta, uyku düzeni ise genel olarak çok da ciddiye alınmamaktadır. Nasıl ki sporsuz diyet yaptığınızda kas kaybedersiniz, uykunuzu düzenli uyumadığınızda da aldığınız besin artar ve kilo vermeniz yavaşlar. Sağlıklı yaşamak için düzenli beslenme, düzenli spor ve düzenli uyku şart.

Düzensiz Uykunun Olumsuz Etkileri Nelerdir?
Kilo vermeniz uyku düzeninizin olmaması durumunda salgılanan bazı hormonlar tarafından durdurulabilir. Leptin hormonu beyne doyduğunu bildiren hormondur. Leptin hormonu geceleri daha az salgılandığından yediğiniz zaman beyne gönderilen sinyaller gecikir.
Gece uykularını erteleyip geç saatler de uyuyanlar dolayısıyla geç uyanacakları için daha fazla yemek yeme ihtiyacı duyarlar. Gece uyumayan kişiler genellikle abur cubur yemeye yönelirler. Yatmaya yakın yenilen yüksek kalorili besinler vücutta yağ olarak depolanır ve yakılması oldukça güçtür. Bu yağları yakmak için olduğundan daha fazla enerji harcamanız gerekebilir.

Uykusuzluk Problemi İçin Ne Yenmelidir?
Kafein içeren içeceklerden uzak durmalısınız. Kahve, çay, çikolata ve enerji içeceği gibi içecekler tüketmek uykusuzluk sorununu ortaya çıkarmaktadır.
Aşağıdaki listelenen yiyeceklerden tüketmek uyku sorununuz var ise size yardımcı olabilir. Her gün düzenli şekilde tüketerek vücudunuzu uyku düzenine alıştırabilirsiniz.
Ilık süt
Yoğurt
Kefir
Muz
Elma
Kayısı
Bal

Düzenli Uyku İle Kilo Vermek İçin Neler Yapılmalıdır?
Gece uyumadan en az 2 3 saat önce yemek yemeyi bırakmalısınız.
Akşam yemeklerinde mümkün olduğunca hafif yemekler tercih edilmelidir. Ağır yağlı yemekler yerine çorba, salata ve sebze yemekleri tercih edilmelidir.
Akşam yemekten sonra çay, kahve gibi içecekler içilmemelidir.
Erken saatte uyuyup erken saatte uyanmaya özen göstermelisiniz. Erken uyanırsanız metabolizmanız daha hızlı çalışmaya başlar ve kilo vermek de daha da kolaylaşır.
Yaptığınız sporlar gece daha iyi bir uyku uyumanıza yardımcı olmaktadır. Yatmadan hemen önce spor yapmamaya özen göstermelisiniz. Sabah sporu yaparak metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.
http://www.zayiflamaiksiri.com/2014/10/uykunun-kilo-verme-uzerindeki-etkileri.html?showComment=1413078026276

13 Ekim 2014 Pazartesi

Fazla Kilo Kemik Erimesini Artırabilir!

Vücutta pek çok sistemi olumsuz etkileyen obezite, kemiklerde de önemli hasarlara neden olabiliyor. Aşırı kilolu insanların kemiklerinde yağ hücreleri oluşuyor ve bu durum kemikleri daha kırılgan hale getiriyor. Memorial Şişli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Arda Çınar, obezite ve kemik sağlığı ilişkisi hakkında bilgi verdi.
Şişman insanlarda kemik kırığı riski artıyor
Obezite ve osteoporoz (kemik erimesi) günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite, genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının istenilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Osteoporoz ise kemik kütlesinde azalma ve kemik dokunun mikro-mimarisinde bozulma sonucu kemik kırılganlığının ve kırık riskinin artması ile karakterize sistemik bir iskelet hastalığıdır. Birkaç sene öncesine kadar obezitenin kemik mineral yoğunluğu üzerinde olumlu bir etki oluşturduğu kabul edilse de, yapılan son araştırmalarla bunun doğru olmadığı görülmektedir.
Kemiklerin içine yağ gizleniyor
Obezitenin iskelet yapısı üzerindeki olumsuz etkisi kemik oluşumundan sorumlu olan kemik iliği hücrelerinin yerini yağ hücreleri geçmesi ve kemiğin gücünü kaybetmesi olarak özetlenebilir. Aşırı kilolu ve osteoporozu olan kişilerde kemik iliği yağ oranı normalin çok üzerinde çıkması bu durumla açıklanmaktadır. Bu durum kalça kemiği ve omurga kemiklerinde yapılan radyolojik taramalarda kemik yoğunluk değerlerinin düşmesi ile sonuçlanmaktadır.  Bu da kemikte güç kaybına,  kırık oluşma riskinin artmasına yol açmaktadır.
Kadınlarda daha fazla görülüyor
Menopozdan sonra görülebilen postmenopozal kemik erimesinde, obezitenin kemik mineral yoğunluğuna etkisi araştırılmaktadır. Ancak günümüzde yapılan bilimsel çalışmalarda aşırı kilolu kişilerde yüksek oranda yaşa göre kemik yoğunluğu azalması olduğu görülmektedir. Ayrıca hareketsiz yaşam şekli bulunan kadınlarda kemik mineral yoğunluğu kayıpları için risk taşımaktadır. Özellikle aşırı kilolu olanlarda fiziksel aktivenin azlığı kemikler üzerinde büyüme hormon düzeyinde azalışa neden olarak kemik mineral yoğunluğunun devamını engellemektedir. Bununla birlikte obezite, oluşan yeni kemiklerin dokusunda daha fazla yağ hücrelerinin bulunmasına ve daha kırılgan bir yapıya sahip olmasına neden olmaktadır. Bu şaşırtıcı sonuç için çesitli mekanizmalar suçlanmaktaysa da sonuç olarak kemiğin osteoklastik ( kemiği eriten) aktivitenin artışı  oluşan yağ dokusunun kemik iliğinde daha fazla yer aldığı hipotezini ortaya koymuştur.
Tedavi için öncelikle obezite kontrol altına alınmalıdır
Dünya Sağlık Örgütü tarafından osteoporoz için altın standart olarak kabul edilen yöntem DEXA (kemik ölçümü) ve kırık varlığı/yokluğunun birlikte değerlendirilmesidir. DEXA ile kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçülür. Bu sayede osteoporozun tanısal kriterleri sağlanır. Obezite tanısı, kabaca vücut kitle indeksi denilen ve kişinin kilosu ile boyunun ölçümü ile yapılan değerlendirme sonrası konulmaktadır. Tedavide öncelikle obezitenin kontrolü gerekmektedir.  Sonrasında da kemik ölçümü değerleri tedavi sınırının altında ise ilaç tedavisi uygulanır.  40 yaş üzeri sırt kaslarını değerlendirme ve sırt kaslarını güçlendirici egzersizler, dik duruş egzersizleri ve bel kemiği ile ilgili destek kullanımı yararlı olabilmektedir.
http://www.sagliktayenilikler.com/fazla-kilolar-kemik-erimesine-neden/

10 Ekim 2014 Cuma

Alerjik Hastalıkların Tedavisinde Geç Kalınmamalı

Alerjik hastalıkların,  çocuklarda görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Araştırmalar her 6 çocuktan birinde astım, her 10 çocuktan birinde alerjik nezle ve her 20 çocuktan birinde egzama olduğunu gösteriyor. 9 Aralık Dünya Alerji Günü’n de Liv Hospital Çocuk Alerji ve Astım Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Akçay, alerjik hastalıkların teşhisinde en önemli tanı metodunun cilt alerji testi olduğuna dikkat çekiyor. Doç. Dr.Akçay “Ancak sadece cilt alerji testi yeterli değildir. Alerji testiyle birlikte çocuğun şikayeti ve muayene bulgularını değerlendirerek karar vermek gerekir. Teşhis ve tedavide geç kalmamak çok önemli”diyor.  Doç. Dr. Ahmet Akçay, Dünya Alerji Günü’nde ebevenylere A’dan Z’ye alerjiyi anlattı…

Başlıca alerjik hastalıklar ve belirtileri nelerdir?
Astım (alerjik bronşit), hışıltılı çocuk, alerjik nezle, egzama, besin alerjisi, ürtiker (kurdeşen), ilaç alerjisi ve arı alerjisidir. Sık sık öksürük, nefes sıkışması ve hırıltı şikayeti oluyorsa astım olabileceği; peş peşe hapşırma, nezle, burun kaşınması ve burun tıkanması gibi belirtiler oluyorsa alerjik nezle olabileceği, bebeklikte başlayan yüzde kızarıklık, yaş büyüdükçe boyun altlarında ve eklem yerlerinde kaşıntı oluyorsa egzama olabileceği akla gelmelidir. Bu belirtiler çocuğunuzda varsa mutlaka çocuk alerji uzmanı ile temasa geçmelisiniz.

Çocuk alerji uzmanı alerjik hastalıklara bütün olarak ilgilenir
Çocuk alerji uzmanları doğumdan 18 yaşına kadar olan bebek, çocuk ve ergenlerde görülen astım, alerjik nezle, hırıltılı çocuk, egzama, ürtiker gibi cilt alerjileri, göz alerjisi, gıda alerjisi, ilaç alerjisi, böcek alerjisi, meslek alerjileri, alerjik şok ve heriditer anjioödem gibi alerjik sorunların teşhis, tedavi ve izlemleri ile ilgilenen uzmanlardır. Alerjik hastalıklar genelde birlikte olmaya eğilimlidir. Genelde astımla birlikte alerjik nezle de vardır. Egzamalı çocuklarda genelde gıda alerjisi sıktır. Astım ve alerjik nezle gelişme olasılığı yüksektir. Çocuk alerji uzmanları alerjik hastalıklarla bir bütün olarak ilgilenen uzmanlardır.

Çocuk Alerjisi ve Astım Bölümü’nde ki uygulamalar nedir?
Cilt alerji testi yama testi, solunum fonksiyon testleri, çocuk alerji uzmanı tarafından yapılmaktadır.Kandan alerji testi, ter testi, astım izlem (nefeste nitrik oksid seviyesi) testi yapılabilmektedir. Ayrıca tüm radyolojik ve nükleer tıp çalışmaları gerektiğinde uygulanmaktadır.
http://www.sagliktayenilikler.com/alerjik-hastaliklarin-tedavisinde-gec-kalmayin/