alerji tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alerji tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2022 Pazar

LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

 


LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

Laktoz; özellikle süt ve süt ürünlerinde bulunan ve sütün temel karbonhidratı olan disakkarit (glikoz ve galaktoz) yani süt şekeridir. Laktoz intoleransı da kişinin laktozu sindirememesi sonucu ortaya çıkan rahatsızlıktır. Laktozun vücutta tolere edilememesi durumu şöyle gerçekleşir: Laktoz ince bağırsaktan geçerken laktaz enzimi sayesinde galaktoz (süt şekeri) ve glikoz olarak iki yapı taşına ayrılır ve laktaz enzimi laktozu parçalayamadığında ise laktoz duyarlılığı ve beraberinde laktoz intoleransı meydana gelebilmektedir. Laktoz parçalanamadan kalın bağırsağa geçerek çeşitli rahatsızlık belirtisi gösterir.

Laktoz yani süt şekeri anne sütünde de bulunur. Yalnızca süt değil çeşitli süt ürünleri de laktoz intoleransına sebebiyet verebilmektedir. Laktoz intoleransı bebeklikten yetişkinliğe kadar her dönemde yaşanabilmektedir. Belirtiler ve intolerans şiddeti farklılık gösterebilmektedir. Laktoz intoleransının başlıca belirtileri şunlardır:

  • Şişkinlik
  • Karın ağrısı ve/veya krampları
  • Gaz
  • Bulantı ve kusma
  • İshal

Bu belirtilerin biri veya daha fazlası yaşanıyorsa doktora başvurulması gerekmektedir. Laktoz intoleransının kesin ve kalıcı bir tedavisi olmamakla birlikte hastalar daima laktoz diyeti yapmak zorundadırlar. İçerisinde laktoz bulunduran gıdalar ise şunlardır:

  • Süt, kefir 
  • Peynir 
  • Yoğurt, ayran
  • Krema 
  • Tereyağı, kaymak
  • Dondurma

Laktoz başlıca süt ve süt ürünlerinde bulunur fakat içerisinde laktoz bulunan başka gıdalar da vardır.

Çikolata, kek, bisküvi, kraker gibi ürünlerde de laktoz bulunabilmektedir. Hazır/işlenmiş gıdaların tüketimine dikkat edilmeli ve paket içeriği kontrol edilmelidir.

Ekmek, gözleme ve benzer unlu mamullerin ve tahılların da laktoz içermesi olasıdır. Bu sebeple tüketilmesine dikkat edilmelidir.

Laktoz intoleransı olan bir kişinin süt ve süt ürünleri ve başka ürünlerde laktoz olup olmadığını deneyerek tespit etmeye çalışması yanlış bir yöntemdir. Paketli her gıdanın içeriğinin kontrol edilmesi daha sağlıklı olacaktır.

Bilindiği üzere süt ve süt ürünleri kalsiyum açısından zengin besinlerdir. Laktoz intoleransı olan kişiler; laktoz ve süt içermeyen fakat kalsiyum zenginliği olan gıdalar tüketerek, yaşanabilecek kalsiyum eksikliğini önleyebilirler. Laktoz ve süt içermeyen kalsiyum zengini gıdalar şunlardır:

  • Sardalya Balığı
  • Badem, badem sütü
  • Keten tohumu 
  • Ispanak 
  • Marul
  • Çiğ brokoli
  • Çiğ semizotu
  • Çiğ barbunya
  • Portakal 

LAKTOZ İNTOLERANSI NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Laktoz intoleransı bulunduğunu anlayan bir kişi doktora başvurmalıdır. Laktoz intoleransı teşhisi önce doktorun muayenesi ve sorularıyla başlar. Laktoz intoleransı genetik de olabildiğinden, doktor ailede başka bir kişide bu durumun olup olmadığını öğrenmek isteyebilmektedir. Daha sonra kişiye laktoz intoleransı testi uygulanmaktadır. 

Laktoz intoleransı testi yapılacak kişi 8 saat hiçbir şey yememiş ve içmemiş olmalıdır. Bu testin amacı laktozun sindirim sistemi tarafından nasıl emildiğini kontrol etmektir ve sonucunda laktoz intoleransı tespit edilebilmektedir. Test yapılacak kişiye laktoz içeren bir sıvı içirilip sonrasında kan testi yapılır, test sonucunda kan şekeri yükselmiyorsa bu sonuç laktoz intoleransına işaret eder.

Bir diğer test ise hidrojen solunum testidir. Bu testin uygulanacağı kişiye  laktoz içeren bir sıvı verilir. Daha sonra nefes yoluyla hidrojen miktarına bakılır. Hidrojen eğer artıyorsa laktoz sindiriminde bir problem olduğu anlaşılır. Bunun sebebi sindirilemeyen laktozun kalın bağırsakta fermente olup kana karışarak, akciğere gaz olarak iletilmesi ve bu yolla dışarı atılmasıdır.

Bebeklerde ve küçük çocuklarda laktoz intoleransı olup olmadığını anlamak için dışkı asit testi uygulanır. Laktozu sindiremeyenlerin dışkısında laktik asit ve glikoz bulunur. Laktoz intoleransının tespiti için bu test uygulanır.

LAKTOZ İNTOLERANSI TEDAVİSİ NASILDIR?

Laktoz intoleransı olan kişilerin herhangi bir rahatsızlık yaşamadan hayatını devam ettirebilmesi için, yediği ve içtiği her şeye dikkat etmesi ve laktoz tüketiminden kaçınması gerekmektedir. Aslında tedavi için en basit ve kalıcı çözüm yolu budur. Fakat kişilerin günlük hayatında yeme içme konusunda sürekli dikkatli davranması gerekliliği onları zamanla yorabilmekle beraber dikkatin de azalmasına sebep olabilir. Kişinin laktoz intoleransına bağlı bir rahatsızlık yaşamaması için yeme içme konusundaki dikkatini ve istikrarını sürdürmesi gerekmektedir. Bazı hastalara bağırsak florasını düzenlemeye yardımcı probiyotik ve prebiyotik verilebilmektedir. İlaç takviyesinde ise dikkate değer bir husus vardır. Bazı ilaçların dolaylı olarak laktoz ile işlendiği bilinmektedir. 

12 Mart 2021 Cuma

 Alerjiler Bağışıklığı Nasıl Etkiler? 



Alerjiler kişinin bağışıklık sisteminin normal bir zamanda zararı olmayan bir maddeyi yanlışlıkla tehlikeli bir durum gibi algılaması sonucu ortaya çıkar. Bu  durumun ortaya çıkmasıyla bağışıklık sistemi oluşan alerjik madde için antikor üretmeye başlar. Genetik olarak alerji yatkın olan insanlara atopik denir.

Atopik, vücudun bazı şeylere karşı daha duyarlı olması ve bunun sonucunda gösterdiği reaksiyondur, bir hastalık değildir. Örnek verecek olursak nemli veya deniz kenarı olan bölgelerde yaşayan açık tenli insanlarda daha sık görülebilir. Alerjinin belirtileri birden fazla olabilir, bölgeden bölgeye, kişiden kişiye değişebilir. Bu kişiler normalde vücuda zarar bulunmayan bu maddelerle karşı karşıya kaldıklarında tepkimeye sebep olabilir. 

Atopik diye bahsedilen bu kişilerde alerjik reaksiyon gösterir. Bunlar; nefes alamama, hapşırma, şişkinlik, kusma, hazımsızlık, kızarıklık, ishal, burunda akıntı, bulantı, egzama, gözlerde sulanma, astım gibi çeşitli, farklı belirtiler olabilir. Kişiler farklı bölgelerden etkilenebilir. Alerjiye sebep olan etkenlerin başında çiçek polenleri, hayvan tüyleri, çeşitli gıdalar, ev tozları, deniz ürünleri, yumurta, süt, arı sokmaları gibi bir çok sebep gelebilir.

 Alerjiye bir enfeksiyon hastalığı diyemeyiz. Kişiden kişiye bulaşmaz. Alerjiler, cildi sindirim sistemini ve solunum yollarını etkileyebilir. Alerjik hastalıklar, bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar ile tedavi edilmektedir. Veya bağışıklık sisteminin alerjinin verdiği duyarlılığın azaltılabilmesi için aşı tedavisi de uygulanabilmektedir. 

Günümüzde, bağışıklık sistemimizin zayıf olması ve tükettiğimiz gıdalardaki katkı maddelerinin eskiye oranla daha fazla olması nedeniyle alerjen maddelerle daha fazla karşılaşmaktayız. Hava değişkenliği, soğukluğu veya kirliliği tüm bireyleri, kimisini az kimisini daha çok etkilemektedir. Soğuk havalarda solunum yolu ve sindirim sistemi hastalıkları daha sık görülmektedir. Havaların soğuk olması itibari ile solunum yolları hastalıkları da daha fazla ortaya çıkar ve bu durum bağışıklık sistemimizi düşürür. Kış aylarında ısınmak için kullanılan yakıtlar, araç kullanım sayısının artması hava kirliliğine yol açmaktadır. Hava kirliliği de belli başlı sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Bağışıklığınızı da düşüren bu hastalıklar alerjik hastalıklarında çoğalmasına neden olur. Yine ilkbahar mevsimi alerjik sorunların daha sık görüldüğü bir zamandır. 

İlkbaharda genelde mevsim geçişinden, bahar yorgunluğundan, polenden, ağaçtan kaynaklı alerjiler sıkça görülmektedir. Vücudumuzun alerjik tepkilerinin nedeni bağışıklık sistemimizin bu duruma karşı verdiği tepkidir. Vücudumuza giren, zarar verecek ihtimali olan maddelere karşı savunmaya geçmesi ile diğer bazı maddelere karşı da aynı savunma mekanizmasını geliştirmesi alerjik tepkimeye neden olur. 

Alerjimizi tespit ettikten sonra alerjiye neden olan maddelerden uzak durmamız gerekir. Farkında olmadan maruz kalmamız da mümkün olabilir tabi. Bunu sağlamak görüldüğü kadar kolay olmuyor maalesef ki. Bu nedenle normal zamanlarda da bağışıklığınızı güçlü tutmamız gerekir. Bağışıklığımızı güçlü tutmak için bol bol vitamin, mineral ve protein tüketmeliyiz. Hareketli yaşamı bir alışkanlık haline getirmeliyiz, egzersizi hayatımızdan hiçbir şekilde çıkarmamalı olabildiğince faydalı besinler tüketmeliyiz.

 Az önce değindiğimiz gibi özellikle bahar ve kış aylarına girerken bağışıklığınızı güçlü tutmalıyız, mevsim geçişlerinde sağlığımıza ekstra özen göstermeniz. Özellikle bahar aylarında polen alerjisi en sık görülen alerji türüdür. Polen alerjisinin yaşanması ve bağışıklığımızın düşük olması sebebiyle  akciğer, solunum sorunları gibi sağlık sorunları diğer zamanlara oranla çok daha sık görülebilir.

Fakat alerji yönünden ciddi problemler yaşıyorsanız, bu durumu sadece bağışıklık sistemini güçlü tutarak aşamayabilirsiniz. Bir doktora başvurmanız gerekir. Yaşam boyu yaşadığımız sıkıntılar ve diğer olaylar sebebiyle herkes aynı kuvvette bağışıklık sistemine sahip olmayabilir. Bu durumda diğer insanlara göre daha kolay alerji olabiliriz. Bu sebepledir ki hem sağlığımız hem de alerjen maddelere karşı savaşa bilmemiz için bağışıklığımızı her zaman güçlü tutmamız gerekir. Aksi bir durum söz Alerjiler Bağışıklığı nasıl etkiler? 

Alerjiler kişinin bağışıklık sisteminin normal bir zamanda zararı olmayan bir maddeyi yanlışlıkla tehlikeli bir durum gibi algılaması sonucu ortaya çıkar. bu durumun ortaya çıkmasıyla bağışıklık sistemi oluşan alerjik madde için antikor üretmeye başlar. genetik olarak alerji yatkın olan insanlara atopik denir.

Atopik, vücudun bazı şeylere karşı daha duyarlı olması ve bunun sonucunda gösterdiği reaksiyondur bir hastalık değildir. Mesela, örnek verecek olursak nemli veya deniz kenarı olan bölgelerde yaşayan açık tenli insanlarda daha sık görülebilir. Alerjin belirtileri birden fazla olabilir, bölgeden bölgeye, kişiden kişiye değişebilir. Bu kişiler normalde vücuda zarar bulunmayan bu maddelerle karşı karşıya kaldıklarında tepkimeye sebep olabilir. Atopik diye bahsedilen bu kişilerde alerjik reaksiyon gösterir. Bunlar; nefes alamama, hapşırma, şişkinlik, kusma, hazımsızlık, kızarıklık, ishal, burun da akıntı, bulantı, Egzama, gözlerde sulanma, astım gibi çeşitli, farklı belirtiler olabilir. Kişiler farklı bölgelerden etkilenebilir. Alerjiye sebep olan etkenlerin başında çiçek polenleri, hayvan tüyleri, çeşitli gıdalar, ev tozları, deniz ürünleri, yumurta, süt, arı sokmaları gibi bir çok sebep gelebilir. Alerji bir enfeksiyon hastalığı diyemeyiz. Kişiden kişiye bulaşmaz. Alerji cildi sindirim sistemini ve solunum yollarını etkileyebilir. Alerjik hastalıklar, bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar ile tedavi edilmektedir. Veya bağışıklık sisteminin alerjinin verdiği duyarlılığın azaltılabilmesi için aşı tedavisi de uygulanabilmektedir. Günümüzde, bağışıklık sistemimizin zayıf olması ve tükettiğimiz gıdalardaki katkı maddelerinin eskiye oranla daha fazla olması nedeniyle alerjen maddelerle daha fazla karşılaşmaktayız. Hava değişkenliği, soğukluğu veya kirliliği tüm bireyleri, kimisini az kimisini daha çok etkilemektedir. Soğuk havalarda solunum yolu ve sindirim sistemi hastalıkları daha sık görülebilmektedir havaların soğuk olması itibari ile solunum yolları hastalıkları da daha fazla ortaya çıkar ve bu durum bağışıklık sistemini düşürür. Kış aylarında ısınmak için kullanılan yakıtlar, araç kullanım sayısının artması hava kirliliğine yol açmaktadır. Hava kirliliği de belli başlı sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Bağışıklığınız da düşüren bu hastalıklar alerjik hastalıklarında çoğalmasına neden olur. Yine ilkbahar mevsimi alerjik sorunların daha sık görüldüğü bir zamandır. 

İlkbaharda genelde mevsim geçişinden, bahar yorgunluğundan, polenden, ağaçtan kaynaklı alerjiler sıkça görülmektedir. Vücudumuzun alerjik tepkilerinin nedeni bağışıklık sistemimizin bu duruma karşı verdiği tepkidir. Vücudumuza giren, oluşma ihtimali olan maddelere karşı savunmaya geçmesi ile diğer baz maddelere karşı da aynı savunma mekanizmasını geliştirmesi alerjik tepkime neden olur. 

Alerjimizi tespit ettikten sonra alerji neden olan maddelerden uzak durmamız gerekir. Farkında olmadan maruz kalmamız da mümkün olabilir tabi. Bunu sağlamak da pek kolay olmuyor. Bu nedenle normal zamanlarda da bağışıklığınızı güçlü tutmamız gerekir. Bağışıklığınızı güçlü tutmak için bol bol vitamin mineral protein tüketmeliyiz hareketli yaşamı bir alışkanlık haline getirmeliyiz. Egzersizi hayatımızdan hiçbir şekilde çıkarmamalıyız. Faydalı besinler tüketmeniz sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Az önce değindiğimiz gibi özellikle bahar ve kış aylarına girerken bağışıklığınızı güçlü tutmalıyız, mevsim geçişlerinde sağlığımıza ekstra özen göstermeniz. Özellikle bahar aylarında polen alerjisi en sık görülen alerji türüdür. Polen alerjisi ve Bağışıklığımızı düşük olması sebebiyle  akciğer solunum sorunları da diğer zamanlara göre daha çok görülebilir.

Fakat alerji yönünden ciddi problemler yaşıyorsanız, bu durumu sadece bağışıklık sisteminizi güçlü tutarak aşamayabilirsiniz. Bir doktora başvurmanız gerekir. Yaşam boyu yaşanan sıkıntılar ve diğer olaylar sebebiyle herkes aynı kuvvete bağışıklık sistemine sahip olmayabilir. Bu durumda diğer insanlara göre daha kolay alerji olmanız mümkün. Bu sebepledir ki hem sağlığımız için hem de alerjen maddelere karşı savaşabilmemiz için bağışıklığımızı her zaman güçlü tutmamız gerekir. Aksi bir durum söz konusu olduğunda doktorumuza danışmalıyız. 

12 Aralık 2018 Çarşamba

BESİN ALERJİSİ VE BESİN İNTOLERANSI


Besin alerjisi ve besin intoleransları toplumumuzda kavramsal açıdan birbirleriyle çok sık karıştırılmaktadır. Herhangi bir besinin tüketiminden sonra sindirim sisteminde meydana gelen şikayetlerin genellikle besin alerjisi nedenli olduğu düşünülmektedir. Oysa bu klinik bulguların birçoğu alerjik reaksiyonlardan ziyade besinlere bağlı intolerans sonucu ortaya çıkmaktadır.

Besin alerjisi ya da intoleransı sonucu gelişen klinik bulgular benzerlik gösterdiği için bu karışıklığın yaşanması normaldir. Ancak her iki durumun gelişim mekanizmaları farklıdır. Bu yüzden doğru tedavi için doğru tanının konulması çok önemlidir.


Besin alerjisi bağışıklık sistemimizin besin proteinlerine karşı verdiği anormal yanıt sonucu meydana gelmektedir. Besinlere karşı oluşan bağışıklık sistemi elemanları, besin alerjisinin gelişmesinde rol oynamaktadır. Besin alerjisinde klinik bulgular besin alımından çok kısa süre sonra ortaya çıkmaktadır. Ciltte kızarıklık, kaşıntı ve ödem plakları (ürtiker), dudaklarda ve göz çevresinde şişlik, karın ağrısı, kusma, nefes darlığı, öksürük, boğazda tıkanıklık hissi, dilde şişme, göğüs ağrısı, çarpıntı ve tansiyon düşüklüğü besin alerjisine bağlı bulgulardır. Tüm vücudu etkileyen anaflaksi ise en ağır besin alerjisi reaksiyonudur. En sık karşılaşılan alerjik besinlere buğday, soya ürünleri, yumurta, süt, çilek, badem ve ceviz örnek olarak verilebilmektedir.

Besin intoleransı, tüketilen bir gıdanın içinde yer alan bir maddeye karşı sindirim sisteminin verdiği tepki olarak tanımlanabilmektedir. Besin intoleransının gelişiminde vücudun bağışıklık sisteminin rolü yoktur. Besin alerji ile aralarındaki en önemli farkı da budur. Besin intoleransının nedeni, enzim eksikliği ya da gıdanın içindeki maddenin vücut tarafından sindirilememesidir. Besindeki bir madde kişinin sindirim sistemi tarafından doğru bir biçimde sindirilemez veya parçalanamaz ise bu durum sindirim sistemini tahriş edebilir ve hasarlara yol açabilir. Örneğin laktoz intoleransı, sütte yer alan laktoz karbonhidratının sindirilmesini sağlayan laktaz enzimi eksikliği sonucu oluşur. 

Vücudun besinlere karşı gösterdiği reaksiyonlarının büyük çoğunluğunu besin intoleransları oluşturmaktadır.  Belirtilerine bulantı, kusma, karın ağrısı, mide de şişkinlik hissi, gaz, karında kramp tarzı ağrılar, yemek borusunda yanma hissi, ishal, baş ağrısı, huzursuzluk ve sinirlilik hali örnek olarak verilebilmektedir. Bu belirtiler besin alerjileri gibi çok kısa sürede açığa çıkmak zorunda değildir. Aynı zamanda besin intoleransında açığa çıkan belirtiler alerjilerdekiler kadar ölümcül değildir. Ancak besin intolenaslarının mutlaka kontrol altında tutulması gerekmektedir.

Besin intoleransı tanısında öncelikle sorumlu besinlerin belirlenmesi gerekmektedir. Sorumlu besinin bulunması sürecinde hastadan geriye dönük besin günlüğü tutması önemlidir. Eliminasyon diyetleri de tanı konusunda yardımcıdır. Sorumlu olabilecek besinler açısından alerjik reaksiyon olasılığı olanlar öncelikle beslenme planından çıkarılmalıdır. Eliminasyon diyetinde problemli besinlerin saptanması için kuşku duyulan besinler tümüyle diyetten çıkarılır ve daha sonra bu besinler teker teker tekrar diyete eklenir. Belirtiler incelenerek hangi besinlerin gıda intoleransına neden olduğu anlaşılabilmektedir.

Mora Terapi yöntemi ile madde frekanslarının vücuda verilerek kişinin ellerindeki birkaç nokta üzerindeki cilt direncinde oluşan ufak oynamalar izlenerek besinlerin test edilmesi mümkündür. Alerjenler ya da gıdaların frekansı vücuda verildiğinde cildin üzerindeki elektriksel aktivite değişir ve bu değişim maddenin vücut için toksik, alerjik veya intolerans olduğu bilgisini vermektedir.

Test cihazda kayıtlı olan gıda intoleransları, ağır metaller, tarım ilaçları, çevresel toksinler ya da gıda katkı maddeleri üzerinden yapılabilmektedir. Aynı zamanda kişinin rahatsızlık duyduğunu düşündüğü maddeler üzerinden de test yapmak mümkündür. Sonrasında çıkan sonuçlar doğrultusunda uygun terapiler seçilerek ilerlenir. Öncelikle genel frekans temizliği ve genel vücut detoksu ile vücut birikmiş tüm kötü etkenlerden arındırılır. Sonrasında verilecek olan eliminasyon diyetleri ile kişinin verdiği reaksiyonlar en aza indirilebilir hatta yok edilebilmektedir. 


4 Ekim 2018 Perşembe

ALERJİ NEDEN BU KADAR YAYGIN?

Alerjiler, bağışıklık sistemimizin çevresel maddelere tepki göstermesi sonucu gelişen biyolojik tepkilerdir. Gıda, polen, toz, hayvanlar, böcek sokmaları veya ilaçlar gibi farklı yapılara alerjen denir ve alerjiler bu maddelere tepki olarak ortaya çıkabilir.

Çocuklarda en sık görülen gıda alerjileri inek sütü, buğday, balık ve deniz ürünleri, tavuk yumurtası, soya, fıstık ve kiviye karşı gelişmektedir.

Vücudun gösterdiği alerjik tepkiler, hapşırık, öksürük, deride kabarma şeklinde olabilmektedir. Ancak, alerjiye yol açan maddeler, bazı kişilerde hayatı tehdit edecek şekilde sonuçlanabilmektedir.


2007 yılında yayımlanan bir araştırma, gıda alerjisi teşhisiyle hastaneye yatırılanların sayısının 1990 yılından bu yana yüzde 500 arttığını göstermektedir. Alerjinin, batı dünyasında daha sık görülmektedir. Her 20 kişiden 1’inde bir gıda alerjisi, her 100 kişiden 1’inde de anafilaksi olarak bilinen hayati tehlikeye sahip alerjik bir reaksiyonların olduğu saptanmıştır.

Peki alerjik reaksiyonlar neden bu kadar artıyor?

Genel olarak ele alındığında, yapılan araştırmalar sonucunda, besin alerjileri daha çok gelişmiş ülkelerde ve büyük kentlerde görülmektedir. Bunun nedenleri endüstrileşme, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, aşırı hijyenik yaşam ve bilinçsiz antibiyotik kullanımı olabileceği düşünülmektedir. Alerjilerin görülme sıklığındaki artışın sebebi net bir şekilde bilinmemekle birlikte bu konuda birkaç teori öne sürülmüştür.

Bu teorilerden biri hijyen teorisidir. Teoriye göre; insanların çok daha temiz ortamlarda yaşamaları, bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına neden oluyor ve bunun sonucunda da vücut alerjik reaksiyon göstermeye elverişli hale geliyor.

İleri sürülen en güncel teorilerden biri de, yumurta ve fıstık gibi alerjik gıdaların çocukluk döneminin sonlarına kadar tüketilmemesi, ileriki dönemlerde bu besinlere karşı alerji gelişimini artırabileceğine yöneliktir. Fıstık alerjisi riskinin yüksek olduğu bir toplumda yapılan bir araştırma, erken yaşta fıstığa maruz bırakılmanın bu besine karşı alerji geliştirmeyi engelleyebileceğini göstermektedir.

D vitamini eksikliği de alerji riskini artırabilmektedir. Yapılan birkaç çalışma, kandaki D vitamini değerinin düşmesinden dolayı alerji geliştirme riskinin arttığını göstermektedir. Fakat var olan alerjileri tedavi etmek için D vitamini tedavisinin etkili olup olmadığı henüz kanıtlanamamıştır.

Alerjilerin neden arttığına dair en yaygın teorilerden biri, bağırsak mikrobiotasının yeterince güçlü olmamasından dolayı alerjilerin arttığıdır.  Düşük lifli diyetler, basit şeker, tatlandırıcı ve gıda katkı maddelerinin tüketiminin artması ve yoğun antibiyotik kullanımı nedeniyle değişmiş bağırsak florası vücudun bağışıklık sistemini olumsuz etkilemekte ve alerji oluşmasına neden olabilmektedir. Aynı zamanda bu konuyla ilgili şunu da söylemek mümkündür. Sezaryen doğum oranları da her geçen gün artmaktadır. Bebek ilk probiyotiklerini annenin vajeninden almaktadır. Bu da bebeğin enfeksiyonlara karşı korunması ve bağışıklık sisteminin güçlü olması için son derece önemlidir. Ancak sezaryen doğumlarda bebek doğum kanalına girmediği için anneden probiyotiklerini alamaz ve bağışıklık sistemi normal doğan bebeklere göre çok daha güçsüzdür. Bu da ileriki dönemlerde alerjik bünyeye sahip olmalarına neden olmaktadır. Aynı zamanda anne sütü yerine verilen mamalar da yine bebeği bağışıklık sistemi açısından yeterince destekleyemez ve bunun sonucunda da bebeğin alerjik bir bünyeye sahip olmasını tetikleyebilmektedir.

Mora terapi yöntemi ile yapılan alerji terapilerinde de; kilo, metabolik sendrom, diyabet terapilerinde olduğu gibi bağırsak sağlığı ve bağışıklık sistemi ön planda tutulmaktadır. Çünkü; güçlü bağırsaklar, güçlü bağışıklık sistemi ve güçlü metabolizma demektir. 


22 Ocak 2016 Cuma

Alerjiyi vücudumuzdan söküp atmak mümkün!


Vücudumuz, aslında zararlı olmayan bazı maddelerden veya hava şartlarından etkilenmesi ya da psikolojik etkenler sonucu bazı maddelere aşırı tepki göstermesini alerji olarak adlandırırız. Alerjenler normalde insanların çoğu için zararsızdırlar ancak alerjinin gelişimine yatkın insanlarda alerjik hastalıklara yol açar. En sık karşılaştığımız ev tozu, polen, evcil hayvanların tüyleri, bazı gıda maddeleri ve ağır metallerden ilaçlara kadar geniş yelpazede sayabileceğimiz alerji türleri günlük hayatımıza büyük sekte vurur.


Günümüzde gittikçe artan sağlık problemlerini başında gelen alerjik hastalıkların sebebi olarak sanayileşmeyle başlayan çevresel etkiler ve beslenme alışkanlıklarını sayabiliriz. Hazır gıdaların tüketiminin artması ve paketlenmiş gıdaların başta solunum ve cilt olmak üzere pek çok sisteme ait alerjik reaksiyonları artırdığını gözlemleyebiliyoruz. Pek çok çeşidi bulunan bu alerjik reaksiyonlar, birçok yolla ortaya çıkarlar ve vücudumuzun değişik bölümlerinde kendilerini gösterirler. Çeşitli şiddette olabilen alerjik reaksiyonlar bazen hayatımızı yaşanılmaz kılar.

Kişiden kişiye değişen alerji semptomları; reaktif bronşit, geçmeyen öksürük, sık tekrarlayan enfeksiyonlar, astım, kronik sinüzit, tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları, saman nezlesi, ciltte değişik tipte egzamalar, sivilceler gibi kendini gösterir. Klasik tıpta alerji çoğu zaman kesin tedavisi mümkün olmayan bir durumdur. Kişiye alerjiye neden olan durumlardan uzak durması tavsiye edilir. Var olan tedavi yöntemleri ve ilaçlarla alerjik durumu baskı altına tutulmaya çalışılır. Yıllar süren aşı tedavileri ise alerjinin şiddetini azaltma isteğiyle en yaygın uygulanan yöntemdir.


Vücuttaki alerjen yükü temizleniyor

Tamamlayıcı tıp yöntemi Mora terapi cihazları ise alerjiyi reaksiyonlara neden olan sebep yerin sonuç olarak algılar ve alerjiye neden olan asıl sebebi bulup onu ortadan kaldırmaya yönelir. Alerjiden kurtulmak için uygulanan terapiler esnasında kişinin vücudundaki alerjiye neden olan maddeyle birlikte ağır metal yükü ve elektromanyetik yük gibi diğer toksik yükler de temizlenir. En basit ifadeyle kişi ile alerjik maddeler arasında oluşmuş olan patolojik ilişkinin değiştirilmesi, vücut üzerinde bıraktığı izlerin silinmesi, kişinin vücudundan uzaklaştırılmasıdır. Bu işlemlerden sonra kişinin vücudunda birikmiş alerjen yük temizlenmiş olur. Kişinin vücudu kalıcı bir şekilde, doğal, sağlıklı durumuna döner. Kişi için alerji durumu yaratan frekansların vücuttan silinmesiyle beraber kişide pek çok alanda pozitif bir değişim göze çarpar ve hastaların yüzde 80’inden fazlasında olumlu sonuçlar verir.

16 Mart 2015 Pazartesi

Bahar Yorgunluğuna Karşı Öneriler


Yorgunluk, neşesizlik, uyuşukluk, bitkinlik, eklem ağrıları, uykuya dalamamak ve uyanamamak gibi şikâyetleriniz varsa bahar yorgunu olma ihtimaliniz yüksek. Uzmanlar yorgunluğun ciddiye alınması gerektiğini hatırlatarak basit önlemlerle bahar yorgunluğu etkilerinin en aza indirilebileceğine dikkat çekiyor.
Üsküdar Üniversitesi Np İstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “bahar sendromu” olarak da adlandırılan bu durumun çoğunlukla ciddiye alınmadığını belirterek bahar yorgunluğunun kimi zaman bazı kişilerde depresyona kadar götüren sonuçlar doğurabildiğini söyledi.

Uyum çabası kaygı yaratabiliyor
“Bahar yorgunluğu olarak başlayıp sonradan bahar depresyonuna dönen ruh hali, eğer tedavi edilmezse ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bahar, doğal olarak değişimi, yeni mevsime adaptasyon sürecini gerektiriyor. Bahar canlanmanın, uyanışın sembolü. Bu yeni sürece uyum çabası insanda kaygı uyandırabiliyor. Bünye kışın yorgunluğundan çıkma, sonra yeni bir harekete geçme ve yeni bir duruma alışmanın zorluğunu yaşıyor. Kış saatinden yaz saatine geçmek bile insanları olumsuz etkileyebiliyor. İnsanlar daha erken kalkmak zorunda ve bu biyoritm açısından önemli. Ayrıca baharda güneşli, aydınlık saatlerin artması, dinlenme ve uyuma süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor.”

İşte o belirtiler
Öztekin, bahar yorgunluğunun belirtilerini de şöyle sıraladı. “Bitkinlik, neşesizlik, uyuşukluk, yorgunluk, eklem ağrıları, uykuya dalamamak ve uyanamamak, sürekli sıkıntı hali”

Bahar yorgunluğuna karşı 10 altın öneri
Uzman klinik psikolog İhsan Öztekin, bahar yorgunluğunu yenmek için de şu tavsiyelerde bulundu. Özellikle kıştan bahara geçerken bol vitamin almak gerekiyor. Vücut özellikle B ve C vitaminleri ile potasyuma ihtiyaç duyar.

Günde 3 litre su için.
Alkol kullanıyorsanız mümkün olduğunca azaltın.
Bol bol egzersiz yapın. Hareket edin, 30 - 45 dakikalık yürüyüşler yapın.
Güneşlenin.
Gelecek kaygısını yaşamak yerine sürprizlerin güzel olduğunu düşünün.
Erken kalkmak da bahar yorgunluğunu atmak açısından çok önemli.
Uyku saatine dikkat etmek gerekiyor. Yatmadan önce sıkıntılı konuları aklınızdan uzaklaştırın, hoşunuza giden konuları düşünün. Kendinizi kötü haberlere, uyuşukluğa teslim etmeyin. Silkinin. ‘Ben güçlüyüm, istediklerimi yapabilirim’ derseniz kendi dışınızdaki dünya ile daha kolay başedebilirsiniz. Eğer tekrarlayıcı ve ilerleyici bir enerji kaybı ve bitkinlik sorunu yaşıyorsanız, bu sorunun çözümü için tıbbi yardım isteyin.

12 Mart 2015 Perşembe

İlkbahar Geldi, Alerjiye Dikkat

İlkbahar mevsiminde daha fazla alerji türü rahatsızlıklarının etkili olduğunu ifaden Aile Hekimi Dr. Yalçın Kurak, “Alerjik nezle, astım, konjonktivite (göz alerjisi) alerjik dermatit, egzama, ürtiker, hayati tehlike arz eden anjioodem ve anafilaksidir. Alerji, özellikle polenler bahar dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. Küfler, mite (ev tozu akarları), klimalarda ve özellikle halılarda biriken tozlarda bulunur. İlaç alerjileri, besin alerjileri genelde yiyeceklerde bulunan katkı maddelerinde bu reaksiyonlara neden olur. Evcil hayvanlarda da (kedi, kuş, köpek) ve bu kimyasal alerjinler bulunabilir.

Yine aynı şekilde bağışıklık sistemimiz ile ilgili bazı hastalıklarda bu alerjik reaksiyonların oluşmasını kolaylaştırmaktadır. Alerjik hastalık tipine göre burun akıntısı, burun tıkanıklığı, aksırık nöbetleri, kaşıntı, öksürük, hırıltı, nefes darlığı, deri döküntüleri ve şişmeler görülebilir. Tekrarlayan geçmeyen öksürükler ve nefes darlıkları astıma neden olabileceğinden, burada bebekler çocuklar gebeler ve 65 yaş üstü kişilerin daha dikkatli olması gerekir. Bu belirtiler bazen tekrarlayan sinüzit, iyileşmeyen üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına, bazen de pnömoni dediğimiz zatüre hastalığına neden olabilir. Özellikle de nefes darlığı durumunda hayati tehlikelere neden olabileceği göz önünde bulundurularak mutlaka bir sağlık kurumuna başvurmaları gerekmektedir” dedi.
Önlem olarak çeşitli tavsiyelerde bulunan Dr. Kurak, “Bahsettiğimiz alerjik reaksiyonlara sebep olabilecek etkenlerden uzak durulması, halıların sık aralıklarla yıkanması ve temizlenmesi, odaların yeterince havalandırılması, klimaların rutin bakımlarının yapılması, polen ve tozlu yerlerden uzak durulması, alerjik reaksiyonların oluşmasını azaltacaktır” ifadelerini kullandı.
http://www.milliyet.com.tr/ilkbahar-da-alerjiye-dikkat-pembenar-detay-genelsaglik-2026483/

5 Kasım 2014 Çarşamba

Astım Hastaları İçin En Riskli Mevsim

Astım hastaları için en riskli mevsim sonbahar. Çünkü bu mevsimde sıkça görülen grip ve soğuk algınlığı kimi hastalarda astım ataklarını tetiklerken, kimilerinde ise tablonun kötüleşmesine yol açıyor.

Astım, tüm dünyada 300 milyonun üzerinde kişide görüldüğü tahmin edilen önemli bir sağlık sorunu. Ülkemizde de yaklaşık her 100 erişkinden 5-7'sini, her 100 çocuktan da 13-15'ini etkisi altına alıyor. Astım, doğru tedavi ile kontrol altına alınabiliyor. Ancak kontrol altına alınamadığında yol açtığı nefes darlığı, sık ve inatçı öksürük, hışırtılı solunum gibi yakınmalarla günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayabilecek kadar ağır seyredebiliyor. Astım hastalarının bu mevsimde üst solunum yolları enfeksiyona karşı çok dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü grip, hatta basit bir soğuk algınlığı bile kimi astım hastalarında atakları tetiklerken, kimilerinde ise atakların daha da kötüleşmesine yol açabiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Bahri Temüray, üst solunum yolu enfeksiyonlarının özellikle genç ve ileri yaşlardaki astım hastalarında tehdit oluşturduğuna dikkat çekerek, “Çünkü bu grup hastalar gerek mevsimin getirdiği gece gündüz ısı farkına, gerekse alerjenlere sonbaharda daha çok hassas ve savunmasız oluyorlar“ diyor.

SONBAHAR, ASTIM HASTALARI İÇİN EN RİSKLİ MEVSİM
Astım ataklarının görülme sıklığı sonbahar mevsiminde artıyor. Hatta, bu mevsim astım hastaları için en riskli mevsimi oluşturuyor. Bunun nedeni ise sonbaharda hemen herkesi etkisi altına alan soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklar ile astım atakları arasında bir ilişki olması. Astım solunum yollarının kronik bir iltihap sonrası aşırı derece duyarlı olması ve bazı faktörler nedeniyle zaman zaman daralmasıyla seyreden bir solunum hastalığı. Grip, hatta basit bir soğuk algınlığı gibi hastalıklar hava yollarında enflamasyon oluşturarak astım ataklarını tetikliyor. Çok hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu bile astım hastalarında nefes darlığı, solunum zorluğu, sık ve inatçı öksürük, hırıltı,hışırtılı solunum gibi ciddi problemlere yol açabiliyor. Üstelik, bu hastalıkların neden olduğu öksürük ve nefes darlığı gibi astım semptomları haftalarca sürebiliyor. Bu yüzden astım hastalarının üst solunum yollarının sık görüldüğü sonbahar mevsiminde kendilerini korumaları ve düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeleri büyük önem taşıyor.

EV ALERJENLERİ DE SONBAHARDA ARTIYOR!
Sonbahar, özellikle ev içinde bulunan akarlar nedeniyle astım hastaları açısından oldukça zor geçiyor. Çünkü değişen nem ve ısı gibi iklimsel koşullarından etkilendikleri için ev tozu ve küf mantarı gibi alerjenlerin yoğunluğu sonbahar mevsiminde artıyor. Bu parazit niteliğindeki böcekler halı, kilim, yorgan, yastık, tüylü eşyalar ve oyuncaklarda yaşıyor. Yaşadıkları ortama bıraktıkları dışkıları da; bunların üzerinde yürüme, silkme ve benzeri hareketlerle çevredeki havaya karışıyor. Buradan buruna, burundan da kolayca solunum yollarına ulaşarak sıklıkla alerjik astıma yol açıyor. Hem alerjenlerin yoğunluğunun artması, hem soğuyan hava yüzünden ev ortamında daha fazla bulunulması nedeniyle alerjik astımlılarda hapşırık, burun akıntısı, geçmeyen öksürük, nefes darlığı, hırıltı gibi yakınmalar artabiliyor. Hatta sadece bu dönemde hastalık ortaya çıkıp daha sonra tamamen normale dönebiliyor.



ASTIM ATAKLARINDAN KORUNMAK İÇİN…
• Eğer grip veya nezle olmuşsanız, bir an önce doktora başvurarak tedavi olun.
• Çevrenizde üst solunum yollarına yakalanmış bir hasta varsa, kendinizi korumaya özen gösterin. Bunun için de öncelikle kalabalık ortamlardan uzak durun. Kapalı ortamlarda kısa süre kalın eğer bu mümkün değilse havalandırmanın yeterli olup olmadığını kontrol edin.
• Bolca su için. Ellerinizi sık sık yıkayın ve dengeli beslenin.
• Sigara içiyorsanız, bu zararlı alışkanlığınızdan mutlaka vazgeçin. Ayrıca sigara içilen ortamdan da kaçının.
• Hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda bulunmamaya dikkat edin.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25548160/