sağlıklı beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıklı beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2025 Cuma

Akdeniz Diyetinin Faydaları

 



Akdeniz Diyetinin Faydaları

Akdeniz diyeti; sadece bir beslenme modeli değil, aynı zamanda sağlıklı ve dengeli bir yaşam biçimidir. Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin geleneksel mutfak kültüründen doğan bu yaklaşım, bilimsel araştırmalarla da desteklenen pek çok fayda sunar. Doğal, taze ve mevsiminde besinlerin merkezde olduğu Akdeniz diyeti, uzun vadede hem beden hem de zihin sağlığını destekler.

1. Kalp ve Damar Sağlığını Destekler

Akdeniz diyetinin temel yağ kaynağı zeytinyağıdır. Zeytinyağında bulunan sağlıklı yağ asitleri, kötü kolesterolün (LDL) düşmesine yardımcı olurken iyi kolesterolü (HDL) destekler. Düzenli uygulandığında kalp-damar hastalıkları riskinin azalmasına katkı sağlar.

2. Sağlıklı Kilo Yönetimine Katkı Sağlar

Akdeniz diyeti yasaklayıcı değil, dengeleyici bir beslenme modelidir. Liften zengin sebze ve meyveler, tam tahıllar ve kaliteli protein kaynakları sayesinde uzun süre tokluk hissi sağlar. Bu da ani açlık ataklarını azaltarak kilo kontrolünü kolaylaştırır.

3. Kan Şekeri Dengesini Destekler

Rafine şeker ve işlenmiş gıdaların sınırlı olduğu Akdeniz diyeti, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur. Bu yönüyle insülin direncinin yönetilmesine ve tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına destek olabilir.

4. Sindirim Sistemini Destekler

Sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve zeytinyağı açısından zengin olan Akdeniz diyeti, bağırsak florasının dengelenmesine katkı sağlar. Lifli besinler sindirimi desteklerken, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur.

5. Beyin Fonksiyonlarını ve Zihinsel Performansı Destekler

Balık, ceviz, badem ve zeytinyağı gibi omega-3 ve sağlıklı yağ kaynakları, beyin sağlığı için önemli rol oynar. Akdeniz diyetinin düzenli uygulanması, zihinsel berraklığın korunmasına ve yaşa bağlı bilişsel gerilemenin yavaşlatılmasına katkı sunabilir.

6. Bağışıklık Sistemini Güçlendirmeye Yardımcı Olur

Vitamin, mineral ve antioksidan bakımından zengin olan Akdeniz diyeti; vücudun savunma mekanizmalarını destekler. Özellikle mevsim sebze ve meyveleri sayesinde bağışıklık sistemi daha güçlü bir yapıya kavuşur.

7. Sürdürülebilir ve Doğal Bir Beslenme Modelidir

Akdeniz diyeti kısa süreli bir diyet değil, uzun vadede sürdürülebilir bir yaşam tarzıdır. Katı kurallardan uzak, sosyal yaşamla uyumlu yapısı sayesinde günlük hayata kolayca adapte edilebilir.

Sonuç

Akdeniz diyeti; kalp sağlığından kilo yönetimine, sindirimden zihinsel performansa kadar pek çok alanda bedeni destekleyen bütüncül bir beslenme yaklaşımıdır. Doğal ve dengeli içeriğiyle hem bugün hem de uzun vadede sağlıklı bir yaşam için güçlü bir temel oluşturur.



Doğru Beslenme Alışkanlıkları ve Gıda Bağımlılığı Sürecinde Mora Terapi Desteği

Sağlıklı beslenme süreci yalnızca ne yediğimizle değil, yeme davranışlarımızı etkileyen fiziksel ve duygusal faktörlerle de yakından ilişkilidir. Özellikle gıda bağımlılığı, ani tatlı isteği, kontrolsüz yeme atakları ve belirli besinlere karşı yoğun yönelim; beslenme planlarına uyumu zorlaştırabilir.

Bu noktada Mora Terapi, doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve gıda bağımlılığıyla baş etme sürecinde destekleyici bir yaklaşım olarak öne çıkar. Vücudun frekans dengesini esas alan, non-invaziv yapısıyla Mora Terapi; kişinin besinlere karşı geliştirdiği yoğun isteğin dengelenmesine ve yeme davranışlarının farkındalıkla yönetilmesine katkı sağlayabilir.

Beslenme danışmanlığı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle birlikte uygulandığında, Mora Terapi; sağlıklı seçimlere yönelmeyi kolaylaştıran, süreci daha sürdürülebilir hâle getirmeyi amaçlayan bütüncül bir destek sunar. Böylece kişi, beslenme yolculuğunu daha dengeli, kontrollü ve bilinçli bir şekilde sürdürebilir.



*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.




13 Ekim 2025 Pazartesi

Sonbaharda Bağışıklık Dostu Beslenme Rehberi

 



Sonbaharda Bağışıklık Dostu Beslenme Rehberi

Mevsim değişimleri, özellikle de yazdan sonbahara geçiş, vücudumuzun dengesini en çok zorlayan dönemlerden biridir.
Havanın serinlemesiyle birlikte bağışıklık sistemi daha fazla savunma gücüne ihtiyaç duyar.
Bu dönemde sık görülen halsizlik, yorgunluk, grip ve soğuk algınlığı gibi sorunlara karşı en güçlü kalkanlardan biri ise doğru beslenmedir.

Sonbaharda bağışıklık sistemini destekleyen besinleri sofrana dahil ederek hem enerjini koruyabilir hem de hastalıklara karşı daha dirençli olabilirsin.
İşte bu döneme özel, bağışıklık dostu beslenme rehberi:

1. Mevsim Sebze ve Meyvelerini Tüket

Sonbahar, doğanın bize sunduğu en renkli ve besleyici dönemlerden biridir.
Brokoli, karnabahar, lahana, havuç, pancar, ıspanak ve balkabağı gibi sebzeler, C vitamini ve antioksidan açısından zengindir.
Meyvelerde ise elma, armut, nar, üzüm ve ayva gibi türler hem bağışıklığı güçlendirir hem de sindirimi destekler.

Bir örnek: sabah kahvaltında nar taneleriyle süslenmiş bir yoğurt kasesi, hem güne enerji verir hem de antioksidan desteği sağlar.

2. C Vitamini Kaynaklarını Artır

C vitamini, sonbahar döneminde en önemli bağışıklık destekçilerindendir.
Kuşburnu çayı, mandalina, portakal, kivi, kırmızı biber ve maydanoz, C vitamini açısından zengin kaynaklardır.
Sabah güne bir bardak ılık limonlu suyla başlamak, vücudun savunma sistemini güçlendirmeye yardımcı olur.

3. Probiyotiklerle Bağırsak Sağlığını Koru

Bağışıklığın büyük bir kısmı bağırsaklarda başlar.
Ev yapımı yoğurt, kefir, turşu ve probiyotik takviyeleri bağırsak florasının dengesini korur.
Bu sayede hem sindirim sistemin rahatlar hem de hastalıklara karşı direncin artar.

4. Çinko ve Demir Kaynaklarını Unutma

Çinko, bağışıklık sisteminin güçlü çalışması için kritik öneme sahiptir.
Kabak çekirdeği, yumurta, badem, kırmızı et ve yeşil mercimek gibi besinler çinko ve demir bakımından zengindir.
Haftada birkaç kez bakliyat tüketmek, hem demir seviyeni dengelemene hem de enerji artışına destek olur.

5. Balık ve Omega-3 ile Bağışıklığı Destekle

Sonbahar, yağlı balıkların bol olduğu bir dönemdir.
Somon, sardalya ve uskumru gibi balıklar, Omega-3 yağ asitleriyle iltihaplanmayı azaltır ve bağışıklığı destekler.
Haftada en az 2 gün balık tüketmek, vücudun direncini artırır ve kalp sağlığını korur.

6. Yeterli Su İç, Bitki Çaylarını Dahil Et

Havalar serinledikçe su içme isteği azalır ama unutma: vücut hâlâ suya ihtiyaç duyar.
Günde en az 2 litre su içmeye özen göster.
Ayrıca ıhlamur, zencefil, adaçayı ve tarçın çayı gibi bitki çayları hem bağışıklığı destekler hem de boğazı yumuşatır.

7. Şekeri Azalt, Doğal Alternatifler Tercih Et

Aşırı şeker tüketimi bağışıklığı zayıflatır.
Tatlı ihtiyacını hurma, kuru kayısı, bal veya bitter çikolata gibi doğal alternatiflerle karşılayabilirsin.
Evde yapılan yulaflı enerji topları ya da fırınlanmış meyveler hem sağlıklı hem de lezzetli seçeneklerdir.

8. Yeterli Uyku ve Denge

Beslenme kadar uyku düzeni de bağışıklığın güçlenmesinde etkilidir.
Düzensiz uyku, vücudun yenilenmesini engeller ve stresi artırır.
Her gece aynı saatte uyuyup uyanmak, bağışıklık sisteminin ritmini korumaya yardımcı olur.

Sonbaharda Mora Terapi ile Enerjini ve Direncini Artır

Bedenin bağışıklık sistemi kadar enerji dengesi de bu dönemde önemlidir.
Mora Terapi, non-invaziv yapısıyla vücudun doğal frekans dengesini destekleyerek bağışıklık sisteminin daha dengeli çalışmasına yardımcı olur.
Kimyasal madde kullanılmadan, bedenin kendi savunma mekanizmalarını güçlendirmeye destek olur.
Sonbaharda enerji düşüklüğü, stres veya dengesizlik hissediyorsan, Mora Terapi ile bedenine ve zihnine denge kazandır.

Unutma: Güçlü bir bağışıklık, bilinçli beslenme ve dengeli yaşamla başlar.
Sonbaharda doğanın ritmine sen de uyum sağla, bedenini sevgiyle destekle.


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

16 Aralık 2024 Pazartesi

Sporun Hayatınıza Katacağı Pozitif Etkileri Keşfedin!

 

Sporun Hayatınıza Katacağı Pozitif Etkileri Keşfedin!

Spor, yalnızca fiziksel görünümümüzü değil, ruhsal ve zihinsel sağlığımızı da etkileyen önemli bir yaşam alışkanlığıdır. Düzenli fiziksel aktivitenin yaşamımıza kattığı pozitif etkiler saymakla bitmez. İşte sporun hayatınıza katacağı bazı harika faydalar:

1. Daha Sağlıklı Bir Kalp

Spor yapmak, kalp ve damar sağlığınızı korumanın en etkili yollarından biridir. Düzenli egzersiz, kan dolaşımını iyileştirir, kan basıncını dengeler ve kötü kolesterol seviyelerini düşürür.

2. Enerji Seviyesinde Artış

Spor, metabolizmayı hızlandırarak enerji seviyenizi artırır. Daha aktif bir yaşam tarzı, gün boyunca enerjik hissetmenizi sağlar.

3. Zihinsel Sağlık İçin Güçlü Bir Destek

Egzersiz sırasında salgılanan endorfinler, stresle başa çıkmanıza ve daha mutlu hissetmenize yardımcı olur. Spor aynı zamanda anksiyete ve depresyon belirtilerini hafifletir.

4. Uyku Kalitesinde İyileşme

Düzenli spor yapmak, uyku düzeninizi iyileştirir. Günlük fiziksel aktiviteler, derin ve kesintisiz bir uyku çekmenizi sağlar.

5. Daha Güçlü Kemikler ve Kaslar

Spor, kas ve kemik yoğunluğunu artırır, yaşla birlikte görülen kemik kaybını önler. Özellikle ağırlık kaldırma ve direnç egzersizleri, kas kütlenizi korumanıza yardımcı olur.

6. İdeal Kiloyu Koruma

Spor, kilo vermek veya mevcut kilonuzu korumak için harika bir araçtır. Kalori yakımını artırır ve vücudunuzu daha fit hale getirir.

7. Vücut Direncini Artıran PEMF Terapi ile Sporun Gücünü Katlayın

Sporun sağladığı faydaları bir adım öteye taşımak için PEMF (Pulsed Electromagnetic Field) terapiyi rutininize ekleyebilirsiniz. PEMF terapi, hücresel düzeyde vücudu yeniler, kan dolaşımını hızlandırır ve kas toparlanmasını destekler. Spor sonrası PEMF terapi uygulamaları, vücudun enerji seviyesini artırarak direnci en üst düzeye çıkarır.

Spor yaparak daha sağlıklı bir yaşam sürmek ve PEMF terapiyle vücudunuzu desteklemek için harekete geçin! Sağlığınızı ve mutluluğunuzu bir arada kazanın. 🌟


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.


7 Ağustos 2023 Pazartesi

BEDEN ENERJİSİNİ ARTIRMANIN YOLLARI

 






BEDEN ENERJİSİNİ ARTIRMANIN YOLLARI


Beden enerjisini artırmak, günlük yaşamda daha aktif, dinç ve zinde olmak için oldukça önemlidir. İşte beden enerjisini artırmanın bazı etkili yolları:


1. Düzenli Egzersiz: Düzenli olarak egzersiz yapmak, enerji seviyenizi artırmanın en etkili yollarından biridir. Yürüyüş, koşu, dans, yoga gibi aktiviteler vücudunuzu canlandırır ve enerji verir.


2. Sağlıklı Beslenme: Dengeli ve sağlıklı beslenmek, vücut için gerekli olan besinleri almanızı sağlar. Taze meyve, sebze, protein ve sağlıklı yağlar içeren bir beslenme planı enerji seviyenizi yükseltir.


3. Su Tüketimi: Vücudun yeterli su alması, beden enerjisini artırır. Günde en az 8 bardak su içmeye özen gösterin.


4. Düzenli Uyku: Kaliteli ve yeterli uyku almak, vücudunuzu yenilemenin en doğal yollarından biridir. Uyku düzeninize önem verin.


5. Stresten Uzak Durma: Stres, enerji seviyenizi düşüren etkenlerden biridir. Stres yönetimi teknikleri ile stresi azaltın.


6. Nefes Egzersizleri: Derin ve bilinçli nefes almak, vücuttaki enerjiyi dengelemenize yardımcı olur. Nefes egzersizlerini günlük rutininize ekleyin.


7. Doğal Işık ve Hava: Güneş ışığı ve temiz hava, beden enerjisini artırmada önemli rol oynar. Düzenli olarak dışarıda vakit geçirmeye özen gösterin.


8. Hobiler ve Eğlence: Zevk aldığınız hobiler ve eğlenceli aktiviteler, ruh halinizi yükseltir ve beden enerjisini artırır.


9. Düzenli Mola Verme: Yoğun bir tempoda çalışıyorsanız, düzenli mola vermek ve dinlenmek önemlidir. Kısa molalar, enerjinizi yenilemenize yardımcı olur.


10. Pozitif Düşünce: Pozitif düşünce ve olumlu bakış açısı, beden enerjisini artırmanıza katkı sağlar. Olumlu düşüncelerle kendinizi motive edin.


Beden enerjisini artırmak için bu basit yöntemleri günlük hayatınıza ekleyerek daha zinde, aktif ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirsiniz. Her bireyin ihtiyaçları farklı olduğundan, kendi bedeninizi dinleyerek size uygun yöntemleri belirleyebilirsiniz.




MORA TERAPİ İLE BEDEN ENERJİSİNİ ARTIRMANIN YOLLARI


Mora Terapi, beden enerjisini arttırmak için etkili bir yöntem olarak öne çıkar. Bu yöntemde, biorezonans teknolojisi kullanılarak vücuttaki enerji dengesi optimize edilir ve enerji akışı düzenlenir. Mora Terapi, beden enerjisini artırmada stres azaltmaya yardımcı olur, toksinlerin atılmasını sağlar ve içsel dengeyi güçlendirir. Sağlıklı bir yaşam için beden enerjisini arttırmak önemlidir ve Mora Terapi bu konuda destekleyici bir rol oynar. Beden enerjisini arttırarak daha canlı, zinde ve sağlıklı bir yaşam sürmek için Mora Terapi'yi deneyimleyebilir ve içsel dengeyi keşfedebilirsiniz.


8 Mayıs 2023 Pazartesi

AVOKADO’NUN FAYDALARI NELERDİR?



Avokado, içeriğinde sağlıklı yağlar, lifler, vitaminler ve mineraller bulunan besleyici bir meyvedir. Bazı faydaları şunlardır:

Bir tropikal iklim besini olan avokado; ülkemizde de tüketim yaygınlığı kazanmaya başlamıştır.

Avokadonun pek çok faydası vardır. Gerek besleyiciliğiyle gerekse içindeki sayısız vitamin ve mineral ile sağlık için herkesin tüketmesi gereken bir besindir. Güçlü bir lif kaynağı olan avokado az miktarda şeker içermektedir. Ortalama bir avokado yaklaşık 250 kaloridir ve bu kalorinin %75’inden fazlası iyi yağlardan gelir. Lifli yapısı sayesinde doyuruculuğu yüksek olan ve uzun süre tok tutan avokado, yemeklerde de sağlıklı bir yağ çeşidi olarak kullanılabilmektedir.

Avokado, bir sağlıklı yağ ve lif kaynağı olarak bilinir. Avokadonun içeriğinde Magnezyum, B6, C vitamini, E vitamini ve folat dahil olmak üzere birçok vitamin ve mineral bulunmaktadır. Folat anne karnındaki bebeğin gelişimi ve annenin sağlığı için oldukça önemli olan, besinlerde bulunan B9 vitamininin bir türevidir. Bu vitaminler bağışıklık sistemi sağlığı için oldukça gereklidirler. Verisel olarak ise yarım avokadonun, vücudun günlük potasyum ihtiyacının %10'unu karşıladığı bilinmektedir. Yine aynı şekilde, iltihap bastırma ve oksidatif hasara karşı koruma görevi olan B6 ihtiyacının da günlük olarak %15'ini karşılamaktadır. Vücutta B6 yetersizliği, bağışıklık fonksiyonunu olumsuz etkileyebilmekte ve hastalıklara yatkınlığı arttırabilmektedir.


         AVOKADONUN İÇERİĞİ VE FAYDALARI

• Sağlıklı Yağlar: Avokado, hem içeriği hem de çekirdeğiyle doymamış yağlar bakımından zengin bir meyve olarak bilinir. Bu yağlar kalp sağlığı başta olmak üzere pek çok şeye iyi gelmektedir. Saç ve cilt de bu yağların olumlu etkisinin görüldüğü yerlerdir.

• Yüksek Lif İçeriği: Sindirim sisteminin sağlığı ve düzenlenmesindeki önemli yardımcılardan biri liflerdir. Lif bakımından olfukça zengin olduğu bilinen avokado da kabızlığı önlemeye, bağırsakların iyi çalışmasını sağlamaya ve kolon kanserine karşı korumaya yardımcı olmaktadır.

• Cilt Sağlığı: Çeşitli vitaminlerin ve özellikle de antioksidan özelliğe sahip olan besinlerin cilt ve saçlar için ne kadar önemli olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Avokado da yüksek antioksidan içeriği ve vitaminler bakımından zenginliği ile cildin ve saçların sağlıklı kalmasına yardımcı olmaktadır.

• Göz Sağlığı: Avokadonun zengin bir E vitamini kaynağı olduğundan bahsetmiştik. Bunun yamı sıra göz sağlığı için oldukça önemli olduğu bilinen zeaksantin ve lutein gibi besin maddelerinin de içeren avokado; göz sağlığını da desteklemektedir.

• Kilo Kontrolü: Kalori içeriği bakımından diğer meyve ve sebzelerden daha üstün olan avokado, lif ve sağlıklı yağlar zengini olduğundan tokluk hissi verir, iştahı düzenler ve farklı gıdalarla tüketildiğinde doyurucu bir öğün olabilmektedir. Bu şekilde kilo kontrolüne de yardımcı olabilmektedir.

• Beyin Sağlığı: Çeşitli yağlar içerdiğinden ve zengin bir sağlıklı yağ kaynağı olduğundan bahsettiğimiz avokado, Omega-3 yağ asitleri de içermektedir. Ve bu yağ asitleri beyin sağlığına yardımcı olmaktadır.

• Kalp Sağlığı: Yüksek oranda yağ içeren bir besin olan avokadonun içeriğindeki bu yağ oranının %60 kadarı doymamış yağlardır. Ve araştıramalar bu yağların kalp hastalıklarına karşı koruma sağladığını ve kalp sağlığını desteklediğini göstermektedir.

• Kan Basıncı Kontrolü: Avokado; potasyum, folat ve lif zengini bir besindir. Ve içeriğindeki tüm bu besin değerleri, özellikle de yüksek potasyum sayesinde kalp-damar sağlığının desteklenmesine yardımcı olur ve kan basıncı düzenleyiciliği ve kontrolü de sağlar.


AVOKADO NASIL TÜKETİLİR?

Yeşil kabuğa ve iri bir çekirdeğe sahip olan avokadonun yenilebilmesi için belli bir olgunluğa erişmiş olması gerekir. Ortadan ikiye bölünerek kolayca çekirdeği çıkarıldıktan sonra çeşitli tariflerle tüketilebilen avokado pişirilmeyen bir besindir ve genelde salata çeşitleri yapılarak tüketilir.

Yumuşak, kremsi kıvamlı olmasından ve sağlık için pek çok faydası bulunmasından ötürü bebeklere rahatlıkla yedirilmektedir.

Vegan ve vejetaryenler de avokadoyu kırmızı et alternatifi olarak tüketebilmektedirler.

Her gıdada olduğu gibi avokado tüketiminde de aşırıya kaçmak sağlıklı olmayacaktır. Bu nedenle bebek ve çocuklar başta olmak üzere her yaştan bireyler için öncelikle bir hekime danışmak gerekmektedir.


29 Ocak 2023 Pazar

ÖZ BAKIM FORMLARI NELERDİR?

 


Öz bakım nedir?

Öz bakımı kısaca şu şekilde tanımlayabiliriz: Öz bakım; fizyolojik, psikolojik ve zihinsel olarak sağlığımıza dikkat etmek, bütünsel sağlığımızı korumak amacıyla yaptığımız tüm aktivitelerdir. Önemli bir nokta da, bu aktivitelerin farkındalık ile yapılmasıdır. Bu farkındalık insanda bebeklik döneminden sonra erken çocuklukta oluşmaya başlar. Çocuklarda öz bakım formları/becerileri tamamen, içinde bulundukları hayata adapte olmaya yönelik davranışlardır. Belli yaşlara gelen çocukların edinmiş olması gereken beceriler şu şekildedir:

36-48 Ay arası çocukların edinmesi gereken öz bakım becerileri:

1. Kendi kendine yemek yiyebilmek

2. Düğmesiz ve bağsız giysileri yardımsız çıkarabilmek

3. Yardımla giyinebilmek

4. Giysinin önünü arkasını ayırt edebilmek

5. Dişlerini yardımla fırçalayabilmek

6. Saçlarını yardımla tarayabilmek

7. Tuvalet ihtiyacını yardımla karşılayabilmek

8. Kendine ait eşyaları toplayabilmek.

48 - 60 Ay arası çocukların edinmesi gereken öz bakım becerileri:

1. Saçlarını tarayabilmek

2. Giysilerini yardımsız giyip çıkarabilmek

3. Giysilerini asabilmek

4. Ayakkabılarını yardımla bağlayabilmek

5. Elini yüzünü yardımsız yıkayabilmek

6. Dişlerini fırçalayabilmek

7. Sofra kurallarına uymak

8. Yemekle ilgili araç gereçleri uygun kullanmak

60-72 Ay arası çocukların edinmesi gereken öz bakım becerileri:

1. Dişlerini fırçalayabilmek

2. Vücudunu yıkamak

3. Tuvalet gereksinimini tek başına karşılamak

4. Hava şartlarına uygun kıyafetler seçebilmek

5. Ayakkabılarını bağlayabilmek

6. Yemek araç-gereçlerini bir yetişkin gibi kullanabilmek

7. Tehlike yaratacak durumları fark etmek

Belli bir yaşa kadar öğrenme yoluyla, belli bir yaştan sonra da düşünüp seçerek yaptığı öz bakımın öncelikli olarak amacı sağlıklı olmaktır. Bununla beraber bütünsel sağlık çerçevesinde değerlendirilebilen öz bakım, ikincil olarak da yaşam kalitesini arttırmak için üzerine çalışılması gereken bir durumdur.

Yaşam kalitesini arttırmak eylemini biraz daha açacak olursak; fiziki sağlık ile birlikte kişinin yaşamının hareket doğrultusunda aktifliği de artmaktadır. Fiziki sağlık, zihinsel ve ruhsal sağlıkla birlikte bir bütünü oluşturur. Ve bu bütünlük oluşurken de her biri birbirini tamamlar. Fiziki sağlığını korumaya, desteklemeye çalışan bir kişi; zihinsel ve ruhsal sağlığına da sağlıklı bir zemin hazırlamış olur. Birbirini tamamlayıcı bu durumlar kişinin öz bakıma verdiği önemle değerini katlayabilmektedir. Hem fiziki hem ruhsal hem de zihinsel sağlığımız için uygulamamız gereken öz bakım formları (biçimleri) nelerdir, şu şekilde açıklanabilir.

Öz bakım formları nelerdir?

Öz bakım formlarını/biçimlerini üç ayrı dalda incelememiz mümkündür. Fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığımız için öz bakım.

Fiziksel Sağlığımız İçin Öz Bakım:

Fiziksel sağlığımızın iyi olması demek zihinsel ve ruhsal sağlığımız için de sağlam bir zemin demektir. Fiziken iyi durumda olursak ve bedensel sağlığımız için öz bakım yaparsak; zihinsel ve ruhsal sağlığımızın yanında bütünsel sağlığımızı korumuş oluruz. Fiziksel sağlığımız için yapacağımız öz bakım formları şunlardır:

● Hareket etmek, egzersiz yapmak, sık sık yürümek

● Uyku düzeni oluşturmak

● Sağlıklı beslenmek

● Bağımlılıklardan kurtulmak

Zihinsel Sağlığımız İçin Öz Bakım:

Ruh-beden-zihin dengesi ve sağlığı bütünsel sağlığın anahtarıdır. Zihinsel sağlığımız ve zihinsel rahatlığımız bizi ruhsal olarak da sağlıklı hale getiren önemli etkenlerden biridir. Davranış, düşünüş, duygular vb. şeylerin sağlıklı olabilmesi için zihinsel sağlığımıza da olumlu etkisi olacak faaliyetler yapmalıyız. Zihinsel sağlığımız için yapmamız gereken öz bakım formları şunlardır:

● Zihninizi rahatlatmak ve sağlığınızı arttırmak için meditasyon yapmak

● Uyku düzeninizi korumaya özen göstermek

● Bağımlılıklardan kurtulmak

● Radyasyon etkisinden belirli sürelerde uzaklaşmak ve kitap okumak, bulmaca çözmek gibi alışkanlıklar edinmek

● Sağlıklı beslenmeye özen göstermek

Ruh Sağlığınız İçin Öz Bakım:

Zihinsel olarak sağlıklı olan bir bireyin ruh sağlığı da bir o kadar iyidir demek mümkün. Ruh sağlığı da sağlıklı zihnin bir getirisi ve bir parçasıdır. Ruhumuzu beslemek ve ruh sağlığımız için öz bakım formlarını uygulamak, en az fiziki ve zihinsel öz bakım formlarını uygulamak kadar önemlidir. Ruh sağlığımız için uygulamamız gereken öz bakım formları şunlardır:

● Duygusal olarak öncelikle kendimize sevgi ve saygı göstermek ve kendimize yetebildiğimizi fark etmek

● Sahip olduğumuz her şeye karşı saygı ve şükran duymak

● Hayatın iyi yönlerini görmeyi bilmek ama aynı zamanda da yanlışlar ve hatalarla da yüzleşebilmek

● Gerek duyulduğu takdirde veya ihtiyaç olmasa da istendiğinde psikolojik destek almak

SAĞLIKLI BİR RUH VE ZİHİN İÇİN MORA BACH ÇİÇEKLERİ TERAPİSİ!

Bach Çiçekleri Terapisi bir tür homeopatik tedavidir ve çiçeklerin yaydıkları elektromanyetik frekansları ile olumsuz duygu ve düşüncelere maruz kalarak bozulan vücut sinyallerinin vücuttan uzaklaştırılmasını amaçlayarak; Mora cihazları üzerine programlar şeklinde kaydedilmesiyle oluşturulmuştur.

Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, kişinin zihnindeki tüm olumsuz duygu düşüncelerden kurtulmasına yardımcı olur. Bu duygular örneğin; mutsuzluk, ilgi eksikliği, çaresizlik, öfke, nefret vb.dir.

Zihnin ve ruhun sağlıklı olmadığı bir durumda bütünsel sağlık düşünülemez. Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi de tam bu noktada daha sağlıklı, mutlu ve dingin bir zihin ve ruh için çalışır. Böylelikle kişide olumlu ve pozitif duygular gelişir ve stres, korku, kaygı gibi negatif duygular bağlamında gerçekleşen eylemlerinde de azalma ve yok olma görülür.


1 Ocak 2023 Pazar

ŞİŞLİK, HALSİZLİK Mİ HİSSEDİYORSUNUZ? BAĞIRSAK DETOKSU İLE RAHATLAYIN!

 


Bağırsak sağlığımızı korumak niçin önemlidir?

Bağırsaklarımız ikinci beyin olarak adlandırılan ve genel sağlığımızı, bağışıklık sistemimizi, psikolojik durumumuzu doğrudan doğruya etkileyen organımızdır. Bu sebeple bağırsak sağlığımızı korumamız oldukça önemlidir. Bağırsaklar ne kadar iyi çalışırsa hastalıklardan da o kadar korunuruz. Ayrıca bağırsak sağlığımız iyi olduğu müddetçe, fiziksel ve psikolojik olarak iyi hissederiz. Bağırsak sağlığımızın iyi olması, bağışıklığımızı da güçlü tutmakla beraber kolon kanseri riskini azaltır. Aynı zamanda bağırsak sağlığımızın bozulmasıyla birlikte şişkinlik, hazımsızlık, gaz, kabızlık, halsizlik, yorgunluk gibi problemler de ortaya çıkar.

Bu sebeple rahatsızlık hissedildiğinde ve bahsettiğimiz problemler yaşandığında bağırsaklarımızı temizlemek amacıyla bağırsak detoksu yapmak; özellikle bağırsaklarımızda yaşayan iyi bakterilerin sayısını artırmak için doğru olacaktır.

Bağırsak detoksu nedir ve nasıl yapılır?

Bağırsak detoksu bir anlamda bağırsaklarımızın temizlenmesi demektir. Bağırsak detoksu uzmanların önerisi doğrultusunda ayda sadece 1 kez ve 4 gün süreyle yapılmalıdır. Sürenin uzamaması sağlık açısından önemlidir. Bağırsak detoksu yapmanın belli kuralları vardır. Bağırsak detoksu bağırsakları temizlemek ve rahatlatmak amacıyla yapılacağı için kolay sindirilebilen ve bağırsak sağlığına iyi gelen gıdaları tüketmek önemlidir.

Bağırsak detoksunda yapılması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

• Bol su tüketmek: Yetişkin bir insan günde ortalama 2 litre su içmelidir. Normal şartlarda gereken bu olsa da bağırsak detoksu sırasında bundan da fazlası içilmelidir. Öncelikle vücuttan toksinlerin atılması için su içmek önemlidir. Bol su içmek aynı zamanda sindirimi de kolaylaştıracaktır.

• Bağırsak dostu probiyotikleri tüketmeye özen göstermek: Bağırsak sağlığımızın önemli koruyucuları olan iyi bakterilerin en büyük ihtiyaçlarından biri probiyotiklerdir. İyi bakteriler bağışıklık sistemimizin güçlü olmasını sağlarlar. Probiyotik gıdalar ise başlıca; kefir, yoğurt, lahana, turşu ve bozadır.

• Lif açısından zengin gıdalar tüketmek: Lifli besinler tüketmek hem sindirimi hızlandırmakta hem de bağırsaktaki toksinlerin dışkı yoluyla atılmasını sağlamaktadır. Lif açısından zengin besinler şunlardır: Siyah fasulye, yeşil mercimek, yulaf, kinoa, chia tohumu, enginar, bezelye, pazı.

• Vitamin almak için meyve ve sebzeler tüketmek: Bağırsak detoksu -kişiden kişiye değişmekle beraber- normalden daha hafif beslenilen bir süreçtir. Ve bu süreçte dengeli ve doğru beslenerek yeteri kadar vitamin ve mineral almak önemlidir. Bu nedenle sebze-meyve tüketimine özen gösterilmelidir.

• Alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmak: Başta kafein, alkol, sigara bağımlılıkları olmakla beraber şeker, karbonhidrat gibi çeşitli gıda bağımlılıkları da sinirim sistemini ve genel sağlığımızı kötü etkilediğinden; sadece detoks zamanı değil her daim uzak durulması gerekmektedir.

• Stresten kaçının: Bağırsaklarımızın çalışma düzeni ve sağlığını doğrudan etkileyen faktörlerin başında stres gelir. Önemi bir rahatsızlık olan huzursuz bağırsak sendromunun nedenlerinden biri de strestir. Bağırsaklarımız ruhsal durumumuzdan direkt olarak etkileneceği için olumsuz duygu ve düşüncelerden kaçınmamız doğru olacaktır.


Şişlik ve halsizliğe karşı bağırsak detoksu!

Bağırsak detoksu ile bir temizlenme sürecine girmenizle birlikte, sindirim sisteminde de düzelme yaşayacak ve yararlı bakterilerin sayısını arttıracaksınız. Bu sayede de detoks bittiğinde şişkinlik, gaz, hazımsızlık, halsizlik gibi problemleriniz ortadan kalkacaktır.


MORA TERAPİ İLE BAĞIRSAK SAĞLIĞINIZI KORUYUN

Mora Terapi yöntemi ile yapılan bağırsak terapilerinde, şimdiye kadar bağırsağı tehdit etmiş olan besinlerin frekansları vücuttan silinerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Mora frekans terapileri ile bağırsaklarda çeşitli sebeplerle meydana gelmiş olan hasar onarımı başlatılır ve birikmiş olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmaları sağlanır.

Mora Terapi biorezonans terapilerinde vücudumuzdan toksik maddelerin atılması sağlanır. Ve bağırsak florası temizlediği için karın, şişlik, sancı gibi sorunlar da ortadan kalkmaktadır. Florası temizlenen bağırsak; protein, vitamin gibi besinlerin emilimini daha iyi gerçekleştirir ve bu sayede bağışıklık sistemi de güçlenir.

 Bağırsak sağlığı için bir beslenme planı oluşturulur. Beslenme planı; kefir, yoğurt gibi probiyotik besinlerden zengindir ve bu şekilde bağırsaklardaki flora desteklenmiş olur. Bağırsak florasının tam olarak onarılması için dışarıdan probiyotik takviyesi de önerilmektedir.


18 Aralık 2022 Pazar

VÜCUT DİRENCİNİZİ ARTTIRMAK NEDEN ÖNEMLİDİR?

 


Vücut direncimiz doğrudan doğruya, bedenimizin ne kadar sağlıklı olduğunun, dışarıdan gelen bazı etkenlere karşı savunmasının ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir. Dış etkenleri; virüsler ve bakteriler, hava değişimleri ile birlikte gelen hastalıklar kısacası bağışıklık sistemimizi etkileyen her türlü madde veya durumlar olarak adlandırabiliriz.

Özellikle kış mevsimi ile birlikte havaların soğuması, çeşitli mikrobik hastalıkların ( grip, soğuk algınlığı vs.) yaygınlaşması nedeniyle vücut direncinin yüksek olması önemlidir.

Bağışıklık sistemimizin ne derecede sağlam olduğu vücut direncimizle tamamen bağlantılıdır. Vücut direncimiz zayıfladığı takdirde kendimizi hem fiziksel hem de ruhsal olarak kötü hissetmemiz olasıdır.

Vücut direnci düşüklüğünün belirtileri nelerdir?

• Soğuk algınlığı gibi hastalıklara çabuk yakalanmak ve geç atlatmak

Vücut direncinin düşmesinin en belirgin özelliği hastalıklara yakalanma ve virüs kapma oranının artmasıdır. Özellikle kış aylarının gelmesiyle ve soğuk havaların etkisiyle beraber devamlı olarak tekrar eden soğuk algınlıkları yaşanabilmektedir. Çoğunlukla soğuk algınlığını atlatma süresi 7-10 gün arasıdır. Fakat eğer bu süre uzuyor ve kişi tam iyileşmeden tekrar hastalığa yakalanıyorsa bu durum bağışıklık sisteminin ve vücut direncinin hastalıklara karşı güçlü olmadığını gösterir. Bu sürekli tekrar eden soğuk algınlığı ve diğer hastalıklarda, bağışıklık sistemi daha çok mücadele ettiği için vücut direnci oldukça düşecektir.

• Çabuk ve sık yorulmak

Vücut direncimizin düştüğünün diğer bir göstergesi de enerji olarak yetersiz hissetmemizdir. Vücut direncimiz düştüğü takdirde normalden daha çabuk yorulur, günlük olarak yaptığınız faaliyetleri yapmaya güç bulamayabilirsiniz. Eğer çabuk ve sık yoruluyorsanız ayrıca enerji düşüklüğü de yaşıyorsanız vücut direnciniz düşmüş demektir.

• Yaraların geç iyileşmesi

Vücut direncinin düşük olduğu durumlarda bağışıklık hücreleri sayesinde gerçekleşen iyileşmeler de yavaşlamaktadır. Yaralarınızın normalde olduğundan daha geç iyileşmesi de vücut direncinizin düştüğünün bir belirtisidir.

Vücut direncinin zayıf olması hastalıklara daha çabuk yakalanmamıza sebep olacağından ve hayatımızda diğer eylemlerimizi etkileyeceğinden; bağışıklık sistemimizi ve vücut direncimizi yüksek tutmak önemlidir. Vücut direncimizi yüksek tutmak için yapmamız gereken temel şeyler şunlardır:

1. Dengeli ve sağlıklı beslenmek:

Sağlıklı bir bedenin temel anahtarı sağlıklı beslenmedir. Ve vücudumuzda işleyişin normal olması, bağışıklığımızın güçlü olması gibi durumlar doğrudan beslenmemizle alakalıdır. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen göstermemiz gerekmektedir. Örneğin; hazır gıda tüketimi yerine içeriği temiz, işlenmemiş gıdaları tüketmek önemlidir. Sebze ve meyveler, doğal yağ kaynağı olan yemişler, probiyotik ve antioksidan içeren gıdalar beslenme düzenine mutlaka eklenmelidir. Vücut direncini arttıran besinler şunlardır:

Sarımsak, greyfurt, portakal, zencefil, kuşburnu, maydanoz, kivi, çilek, enginar, ıspanak, brokoli, bal kabağı, havuç, ceviz, fındık, badem, zeytinyağı gibi doğal yağlar ve özellikle E ve C vitamini içeren gıdalar...

2. Sigara ve alkol kullanmamak:

Sigara ve alkol gibi bağımlılık etkisi olan maddeler; özellikle de sigara içerisinde sağlığımıza zarar verecek nikotin, katran, çeşitli gazlar ve dumanlar barındırmaktadır. Sigara başlı başına öldürücü bir etkiye sahip olmakla birlikte ölümcül pek çok hastalığa da sebep olmaktadır. Aynı şekilde alkol de sağlığımıza zararlı olduğundan tüketilmemesi önemlidir. Sağlığımıza zarar verici etkisi olan her şey direkt olarak bağışıklık sistemimize ve vücut direncimize de zarar verecek ve bizi hastalıklara açık hale getirecektir.

3. Düzenli olarak egzersiz yapmak:

Sağlığımız için beslenme ne kadar önemli ise hareket de bir o kadar önemlidir. Fiziksel aktivite şartlar uygun olduğunca yapılmalıdır. En basit olarak yürüyüş yapmak bile sağlığımız için çok faydalıdır. Bunun yanı sıra açık havada yapılan koşu, bisiklet sürme gibi faaliyetler de hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı korumak ve beslemek için gereklidirler.

4. Kişisel hijyeni sağlamaya çalışmak:

Bağışıklık sistemimizi beslenmemize, sıvı tüketimimize ve hareketimize dikkat ederek ne kadar korumaya çalışsak da temizlik ve hijyen olmadığı takdirde hastalıklardan korunmak pek mümkün olmayacaktır bu sebeple de hijyen ve temizlik çok önemlidir. Kalabalık ortamlarda maske takmak, elleri sık sık yıkamak gibi hijyenimizi koruyacak şeyler yapmamız gereklidir.


PEMF TERAPİ CİHAZI İLE VÜCUT DİRENCİNİZİ ARTTIRIN

PEMF Terapisi, vücudunuzdaki her hücreyi yeniden şarj etmenin bir yoludur. Böylece hücreleriniz faydalı maddeleri içeri daha iyi alabilir, atıkları atabilir ve en iyi şekilde işlev görebilirler. Bu şekilde enerji düşüklüğü, kırgınlık gibi vücut direnci düşüklüğü belirtileri yaşanması engellenir.

Vücutta biriken toksinler hücrelerin geçiş yollarını tıkayarak hücreler arası enerji geçişine engel olur. PEMF cihazı ise hücreler arası geçiş yollarını temizler, vücudu zararlı toksinlerden arındırır ve vücuttaki verimliliği artırır. Verimlilik ile birlikte aynı zamanda vücutta direnci de artmaktadır. PEMF cihazı bu sayede hem performans artırımı sağlar hem de hafif şiddete hücreleri sarstığı için fizik tedavi, ağrı tedavileri ve spor yaralanmalarında iyileşme sağlar. PEMF cihazı kişiye bütüncül bir sağlık anlayışı sunmaktadır.


5 Aralık 2022 Pazartesi

MENOPOZUN RAHAT GEÇMESİNİ SAĞLAYAN 10 ÖNERİ

 


 Menopoz dönemi tüm kadınların yaşayacak olduğu tıpkı menstrual döngü gibi doğal bir süreçtir. Menopoz dönemini adet döngülerinin son bularak menstruasyon ve üreme faaliyetinin durması olarak tanımlayabiliriz. Menopoz sürecini iyi geçirmek için en önemli nokta pozitif olmak ve bu dönemin de keyfini çıkarmaktır. 

 Menopoz dönemi; kadınların genellikle 45-55 yaşları arasında, çeşitli faktörlere (beslenme, sigara-alkol kullanımı, genetik gibi) bağlı olarak da daha geç veya daha erken görülen bir dönemdir. Bu yaş aralığının daha da aşağılara indiği de görülmektedir.

 Genellikle 40 yaş öncesi ve 30’lu yaşlar prematür menopoz olarak tanımlanır. Menopozun bu kadar erken yaşlarda başlamasının sebebi çoğunlukla bir sebebe bağlanamaz. Sebebi açıklanamayan prematür menopoz oranı %60’dır. Yine de prematür menopoza sebep olabilen bazı etkenler de vardır. Bu nedenler: genetik hastalıklar ve faktörler, çeşitli enfeksiyonlar (tüberküloz, sıtma, kabakulak vb.), bazı otoimmün hastalıklar, sigara kullanımı, kilo problemleri vs.

Menopoz döneminin belirtileri şunlardır:

● Adet düzensizlikleri

● Ateş basması

● Aşırı terleme

● Üşüme

● Uyku problemleri

● Ani duygu değişimleri

● Depresif ruh hali

● Kilo değişimleri

● İştah artışı

● Yavaşlayan metabolizma

● Cilt kuruluğu

● Vajinal kuruluk

● Cinsel istekte azalma

Menopoz süreci kişinin hayatını etkileyecek çeşitli belirtileri olsa da, dikkat edilmesi gereken bazı uygulamalara uyulduğu takdirde sorunsuz ve kolay şekilde geçirilebilecektir.

Kadınlar için farklı ve çeşitli fiziksel ve ruhsal değişikliklere sebep olan menopoz sürecini rahat geçirmek için 10 öneri:

1-Menopoz döneminiz tıpkı menstrual döngü gibi doğal bir süreçtir ve bu süreci kabullenmeniz, kendinizle barışık olmanız sizi rahatlatacaktır. Vücudunuzda çeşitli değişimlerin olması normaldir. Her halinizle güzel olduğunuzu unutmayın!

2-Duygu-durum değişimleriniz, fiziksel değişimleriniz vs. sebebiyle istek ve ihtiyaçlarınızın farklılaşması normaldir. Bu yüzden destek talep etmekten çekinmeyin ve ailenizden, çevrenizden destek beklediğinizi onlarla paylaşınız. Yakın iletişimde olduğunuz kişilerin sizin sürecinizden haberdar olması, daha rahat hissetmenizi sağlayacaktır.

İhtiyaç duyduğunuz takdirde psikolojik yardım almaktan çekinmeyin. Menopoz dönemi hormonal pek çok değişime açık olunan bir dönemdir. Bu değişimlere bağlı olarak da ruhsal ve psikolojik değişimler de görülebilmektedir.

3-Menopoz süreci öncesi olması gerektiği gibi menopoz sürecinde de doktor kontrollerinizi aksatmayıp gerekli testleri yapmanız oldukça önemlidir. Özellikle de erken menopoz olarak kabul edilen 45 yaş öncesinde menopoz sürecine girdiyseniz doktora görünmeniz önemlidir. Erken menopoz bazen hiçbir sebebe bağlı olamazken; bazen de otoimmün hastalıklar, radyoterapi-kemoterapi, aşırı kilo/aşırı zayıflık, kürtaj ve hipotiroidizm sebebiyle de gerçekleşebilmektedir.

4- Menopoz dönemi öncesinde ve sonrasında uyku problemleri görülebilmektedir. Uykuya dalmada güçlük, kısa süren uykular ve çok erken uyanmak gibi problemler aynı zamanda menopoz belirtileridir. Bunlar gibi uyku problemleri için yapılabilecek bazı şeyler; rahat kıyafetler giymek, her gün aynı saatte yatmak, uyunacak ortamı havalandırmak ve serin bir ortamda uyumaktır.

5-Hem fiziksel hem ruhsal hem de zihinsel rahatlama adına mutlaka düzenli egzersiz, yoga veya meditasyon yapın. Bunlar sizi fiziki olarak da iyi hissettirecek aktivitelerdir. Ayrıca iyi zaman geçireceğiniz seramik, takı tasarım gibi el işçiliği hobiler ya da müzik aleti çalma gibi değişik hobiler edinmeniz de sizi pozitif etkileyecektir.

6-Sağlıklı ve dengeli beslenme yaşamımız boyunca çok önemlidir. Vücudumuzda pek çok değişimin olduğu menopoz sürecinde de sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen göstermek gereklidir. Özellikle bol sıvı tüketimi önemlidir. Ve kafein tüketiminden ne kadar kaçınırsanız o kadar iyi olacaktır. Menopoz dönemi şikayetlerini gidermesi için östrojenik etkisi olan soya ürünleri ve kuru baklagilleri hekiminize danışarak tüketebilirsiniz.

Sağlıklı ve doğru beslenmenin için uzman bir hekimden destek alabilirsiniz.

7-Menopoz sürecini sağlıklı geçirmek için kan şekeri düzeyi oldukça önemlidir. Hormonal ve bedensel pek çok değişimle birlikte kan şekeri de menopoz sürecinden etkilenebileceği için bu süreçte tüketilen gıdalara dikkat etmek önemlidir. Kuru baklagiller, bulgur, arpa, çavdar ekmeği, sebzeler ve meyveler kan şekerinizin aşırı yükselmesini engelleyip dengede kalmasını sağlayacağı için tüketmeniz doğru olacaktır. Şeker, bal, reçel, pirinç, muz, üzüm, incir gibi şeker oranı fazla olan besinler ise kan şekerini yükselteceği için daha az ve kısıtlı tüketilmelidir.

8-Menopoz dönemiyle birlikte kadınlarda östrojen hormonu azalmakta ve kalp-damar hastalıkları görülme olasılığı artmaktadır. Bu sebeple sigara, alkol gibi zararlı maddelerden uzak durmanız önemlidir.

9-Menopoz döneminin şikayetlerinden olan sıcak basması ve terlemeyi tetikleyici ve arttırıcı etkisi olabilecek acı ve fazla baharatlı yiyecek tüketiminden kaçınmanız doğru olacaktır.

10- Menopoz döneminin rahat ve kolay geçmesi için Mora Terapi ile tanışın!

Mora Terapi ile duygu-durum değişimlerinizi ve bu değişimlerin psikolojinize etkilerini en aza indirgemeniz ve sorunsuz bir süreç geçirmeniz mümkündür.

Bach Çiçekler terapisi tamamen doğal homeopatik tedavidir. Bach çiçekleri terapisinde belli çiçeklerin elektromanyetik frekansları kullanılarak, kişinin vücudunda olumsuz duygu ve düşünceler sebebiyle oluşan olumsuz frekanslar uzaklaştırılır.

Mora Bach Çiçekleri terapisi ile mutsuzluk, öfke, sinir, endişe, korku, yalnızlık, yetersizlik gibi olumsuz duyu ve düşüncelerden doğal yolla kurtulabilirsiniz.


23 Ekim 2022 Pazar

BU KIŞI GRİP OLMADAN GEÇİRMEK İÇİN NELER YAPILMALI?

 


Kış aylarının gelmesiyle ve hava sıcaklığının da değişmesiyle birlikte hem mevsim geçişinde hem de kış mevsiminde; hava değişimleri birincil sebep olmakla beraber, gribal enfeksiyonlar, soğuk algınlığı, farenjit, menenjit, bronşit ve zatürre gibi yaygın ve bulaşıcı hastalıklar da görülmeye başlamaktadır. Özellikle çocuklar arasında dolaşan ve daha hızlı bulaşan bu hastalıklar; okul gibi kalabalık yerlerde bir döngü içine girerek uzun süre etkisi korumaktadır. Gribal, mikrobik hastalıkla sadece çocukları da değil yetişkin ve yaşlıları da oldukça etkilemektedir. Yine okul gibi iş yerleri, toplu taşıma vasıtaları mikrobun taşınması ve yayılması için oldukça uygun ortamlardır.  


KIŞI GRİP OLMADAN GEÇİRMEK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

Grip Aşısı

Kışın en hızlı yayılan ve etkisi en uzun süren hastalık griptir. Gripten korunmanın birçok yolu vardır. Hasta olan kişileri bulunduğu ortama girmemek, kalabalık ortamlarda maske kullanmak ve en önemlisi de sağlıklı ve dengeli beslenerek bağışıklığımızı güçlü tutmak bu yollardan bazılarıdır. Bununla birlikte kışı gribe yakalanmadan geçirmek için yapabileceğimiz en etkili şey grip aşısı olmak olacaktır. Uzman hekimler tarafından sıkça tavsiye edilen grip aşısı; Dünya Sağlık Örgütü tarafından devamlı olarak içeriği değiştirilen bir aşıdır. Bunun sebebi de gribin enfeksiyonunun yayıldıkça varyant değiştirmesi ve farklı mikropları taşımasıdır. Grip aşısı 7-10 gün içerisinde vücudumuzda antikor üretmeye ve çeşitli mikroplara karşı kalkan oluşturmaya başlar. Bağışıklığın güç kazanması için grip aşısının tam kış gelmeden sonbahar aylarında kış hazırlık olarak yaptırılması tavsiye edilmektedir. 

Grip aşısı yaptırma düşüncesi olan kişilerin mutlaka bir uzman hekim onayı alması önemlidir.


Bağışıklığımızı Güçlendirmek

Hastalıklara yakalanmamız doğrudan bağışıklığımızın gücü ile ilgilidir. Vücudumuz dış etkenlere kadar ne kadar güçlü ve kapalı olursa; yani bağışıklığımız ne kadar güçlü olursa hastalıklara yakalanma riskimiz de aynı oranda düşük olacaktır. Bağışıklığımızın güçlü olması için birincil faktör beslenmedir. Sağlıklı ve dengeli beslenmek her daim çok önemlidir. Özellikle vitamin ve mineral deposu mevsim meyve ve sebzelerini tüketmek herkes için şarttır. Bununla beraber bağışıklığımız için son derece önemli olan antioksidan ve prebiyotikler ve probiyotikler her yaş grubunun yeterli miktarda tüketmesi gereken besin gruplarıdır.

Beslenme ile birlikte yeterli sıvı tüketimi de oldukça önemlidir. Vücudumuzun yeterli su ihtiyacını karşılamamız ve su yerine farklı içecekler tüketerek sıvı ihtiyacımızı onlardan karşılamaya çalışmamamız doğru olacaktır. 


Hijyen 

Gribin en kolay bulaşan hastalık olduğunu ve mikrop taşıdığını belirtmiştik. Bu sebeple kişisel hijyenimiz dikkat etmemiz gereken bir husustur. Kalabalık ortamlardan kendimizi mümkün olduğunca muhafaza etmemiz önemlidir. Bununla birlikte gribe yakalanmamak için havlu, bardak, kıyafet gibi şahsi eşyaların paylaşılmaması ve steril kullanılması oldukça önemlidir. Ve ellerimizi sık sık yıkamak ihmal etmeyeceğimiz kadar önemli bir konudur. Ellerimizi yıkayamayacağımız ortamlarda ise hijyenik mendil ve kolonya bulundurmamız ve kullanmamız gereklidir.


MORA TERAPİ İLE BAĞIŞIKLIK GÜÇLENDİRME

Hastalıklara karşı savunma sistemiyle donatılan insan vücudu, kendi kendini iyileştirme gücüne sahiptir. Hastalığa yol açabilecek maddeler tarafından uyarılan vücutta bağışıklık sistemi devreye girer ve yabancı bir mikroorganizmayla karşılaştığında belirli hücreler bu maddelerden kurtulmak için mücadele etmeye başlar.

Mora Terapi seanslarında bağırsak sağlığı her zaman ön planda tutulur ve terapilerde her zaman bağırsaklardan başlanmaktadır. Sağlıklı bağırsaklar güçlü bağışıklık sistemini de beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda bağımlılık terapileri ile sigara alkol gibi bağışıklık sisteminizi olumsuz etkileyen bağımlılıklarınızdan kurtularak bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz.

Detaylı bilgi için uzman hekime danışmanızı tavsiye ederiz.



26 Eylül 2022 Pazartesi

BİTKİ STEROLÜNÜN SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ NELERDİR?

 



Bitki sterolleri ya da bitkisel steroller nedir?

Bitki sterolü (Bitkisel steroller);  badem, elma, incir, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar, tahıllar, soya yağı, mısırözü yağı, zeytinyağı gibi bitkisel yağlar, kuru baklagiller, meyve ve sebzelerde bulunur. 

Bitki sterolleri sağlığımıza olumlu etkileri olabilecek fonksiyonel bir besin grubudur. Bitki sterolleri neredeyse tüm bitkilerde bulunur.

Ve yaklaşık 200‘den fazla bitki sterolü çeşidi bulunmaktadır.

 Bitki sterolleri yapı olarak kolesterole benzemektedir fakat kolesterolün rakibidir.

 Bitki sterolleri; vücut tarafından emilebilmesi için çözülebilir yapıda olması gereken kolesterolün emilimini azaltır. 


BİTKİ STEROLÜNÜN SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ NELERDİR?

• Bitki sterollerinin düzenli kullanımda total ve kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olduğu bilinmektedir.  Bir ilaç olmamakla beraber; kolesterol seviyesi yüksek olan kişilerde, tek başına bitkisel sterol kullanılarak kötü kolesterolün %14 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Bitki sterolleri fazla kolesterolü dışkı yoluyla vücuttan atmaktadır. Kolesterol, hayvanların vücut dokularındaki hücre zarlarında bulunan ve kan plazmasında taşınan bir sterol, yani bir steroid ve alkol birleşimidir. Daha düşük miktarlarda bitkilerde de bulunur. Bitki sterolleri kolesterol gibi vücudumuzda sentezlenemezler fakat bitkisel ve hayvansal gıdalardan karşılanabilirler.


Kolesterolün yükselmemesi ve dengede kalması için neler yapılabilir?


Günümüzde pek çok sağlık sorunun birincil sebebi haline gelen sağlıksız ve dengesiz beslenme ve beraberinde hareketsiz bir yaşam kolesterol değerinin bozulmasına da sebebiyet vermektedir.

Kolesterol seviyesinin dengede tutmak için şunlara dikkat edilmelidir;

• Doymuş yağ içerikli hazır ve paketli gıdaların tüketiminden kaçınılmalı ve mümkün oldukça bitkisel yağlar tüketilmelidir.


• Çok yağlı hayvansal gıdalar(kırmızı et, et ve tavuk derileri, yağlı süt, peynir ve tereyağları) tüketilmemelidir.


• Beyaz et ve deniz mahsulleri tüketimine ağırlık verilmeli, ölçülü şekilde tüketilmelidir. Örneğin; karides gibi kabuklu deniz ürünleri, beyin, böbrek...


• Kolesterol yüksekliğinin önemli sebeplerinden biri de yüksek oranda tuz kullanımıdır. Bu nedenle yemekleri az tuzlu, tuzsuza yakın tüketmek önemlidir.


• Öğün atlamamak gerektiğini her zaman vurgulamakla birlikte, yüksek kolesterolü olan kişilerin bu konuya da dikkat etmek zorunda olduğunu belirtmeliyiz.


• Tatlı yeme isteği duyulduğunda kuru meyveleri tercih etmek kolesterol seviyesinin dengede kalması için önemlidir.


• Yüksek ısıda ve fazlaca pişirilmiş gıdalarda vitamin, mineral ve antioksidan değeri düşmektedir. Besinlerden yeterince fayda almak için pişirme derecesine ve süresine dikkat edilmelidir.


Bitkisel sterollerin çocuklarda ve hamilelerde güvenliği konusunda yeterince bilgi bulunmamaktadır. Bu yüzden çocuklarda, hamilelerde ve emziren annelerde doktora danışmadan kullanılması önerilmemektedir. Aynı durum herkes için geçerli olmakla birlikte mutlaka uzman bir hekime danışmanızı tavsiye etmekteyiz.



12 Eylül 2022 Pazartesi

DİYABETTE ETKİLİ BESLENME NASILDIR?

 


DİYABET NEDİR VE NEDEN OLUR?

Diyabet ya da diğer adıyla şeker hastalığı insülin hormonunun işlevsel olarak azlığının sebep olduğu bir hastalıktır.

Diyabetin bir diğer önemli sebebi de pankreasın işlev bozukluğu olabilmektedir.
Hücrelerimizin sağlıklı şekilde çalışması için şeker doğru şekilde alınıp, yakıt olarak kullanılmalıdır. Hücrelerin glikozu gerektiği gibi kullanamadığı ve böbreklerde biriktirip idrarla atması da diyabetin nedenlerindendir.

Temelde 2 tür diyabet vardır. Tip 1 ve Tip 2 diyabet. Tip 1 diyabetin nedeni yüksek oranda genetik faktörler olmakla beraber; insülin hormonu üreten pankreasın işlevsel bozuklukları ve pankreasta meydana gelen aksaklıklar da Tip 1 diyabete sebep olmaktadır. Tip 2 diyabet ise daha çok aşağıda belirteceğimiz sebeplerden ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde oldukça yaygın ve komplikasyonları olan bir hastalık olan diyabet; genç, yaşlı herkesi etkilemektedir. Diyabetin temel sebepleri şunlardır:

• Aşırı kilo (obezite)
• Hareketsiz yaşam
• Genetik aktarım (ebeveynlerde diyabet öyküsünün olması)
• Stres
• Yüksek kilolu çocuk dünyaya getirme
• İleri yaş

İlerlediği veya geç fark edildiği takdirde tehlikesi de artan diyabet hastalığı pek çok komplikasyon ve farklı hastalığa sebebiyet verebilmektedir. Şeker hastalığının yaygın belirtileri ise şunlardır:
• Hızlı ve istemsiz kilo kaybı
• Bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi rahatsızlık hissi
• Yaraların normalden daha geç iyileşmesi
• Bulanık görme
• Ciltte kuruluk ve kaşıntı
• Halsizlik ve yorgunluk
• Normalden daha fazla su tüketme ve sık idrara çıkma

Diyabet teşhisi iki temel test ile konulur. Bunlardan biri açlık kan şeker ölçümü ve diğeri şeker yüklemesi testidir.
Diyabet hastalarının en çok dikkat etmesi gereken konu beslenmedir.

Peki diyabet hastaları beslenmede nelere dikkat etmelidirler, diyabette etkili beslenme nasıldır?

Öncelikle her besinin fazla tüketimi zararlıdır ve olumsuz sonuçlar doğurur. Diyabette de önemli konuların başında zararlı yiyeceklerin tüketiminden ve şeker, yağ oranı yüksek besinlerin aşırı tüketiminden kaçınmak gelir.
Diyabet hastaları;

• Trans yağ içerikli margarin, tereyağı vb. gıdaların tüketiminden mümkün olduğunca kaçınmalı ve doğal yağlar tüketmeye özen göstermelidirler. Ve bunlarda da aşırıya kaçmamalıdırlar. Ve fazla yağlı süt, peynir gibi gıdalar da beslenme düzeninden çıkarılmalıdır.

• Fazla tüketimi kolesterole sebep olabilecek kırmızı et, kabuklu deniz ürünleri vb. Yağlı gıdaların tüketimi kısıtlanmalıdır.

• Aynı şekilde doğal tuz olmadığı sürece rafine tuz tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalı ve aşırı tuz içerikli paketlenmiş, konserve gibi hazır gıdaların tüketiminden kaçınmalıdırlar.

• Doğal olarak şeker içeren meyvelerin tüketiminde bir kısıtlamaya gitmekle beraber; meyve suyu, kutu içecekler gibi ayrıca şeker eklenmiş içeceklerden de uzak durulmalıdır. Aynı şekilde doğrudan şeker içeren reçel, marmelat gibi yiyecekler de kontrollü tüketilmelidir.

• Diyabet hastalarının hem kan şekerini dengede tutmak için hem de uzun süre tokluk için tahıl ağırlıklı beslenmesi doğru olacaktır.

• Herkes için olduğu gibi, diyabet hastalarında da öğün atlamamak çok önemlidir. Uzun süreli açlık kan şekerinde düşüklüğe de neden olabileceğinden sık sık ve az az yemek önemlidir.

MORA TERAPİ İLE İNSÜLİN TEDAVİSİ

Mora terapiyle insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile gerek metabolik belirteçlerde önemli düzelmeler gerekse de sübjektif iyilik hali belirgin şekilde artmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci hızlanabilmektedir.



En sağlıklı yöntem ve beslenme şekli için doktorunuza danışmanız oldukça önemlidir. 

22 Ağustos 2022 Pazartesi

SAĞLIKLI ATIŞTIRMALIK SEÇİMİ NASIL OLMALIDIR?

 


 Sağlıklı yaşamın anahtarı olan sağlıklı beslenme; hepimizin dikkat etmesi gereken ve hayatımızı daha güzel geçirmemizi sağlayacak önemli bir adımdır. Sağlıklı beslenme çok gerekli olduğu gibi uygulanmadığı takdirde çeşitli sağlık problemlerine sebebiyet verebilmektedir.

Sağlığımızı korumak için sağlıklı beslenmeye özen göstererek öğün atlamamaya çalışıyor olsak da; tüketilen ara öğün ve sağlıklı atıştırmalıkların sandığımız kadar sağlıklı olmaması ve yanlış sağlıklı atıştırmalıkları seçmemiz de olasıdır. Yapılan araştırmalar sağlıklı ve düzenli beslenenlerin ve beslenmeyenlerin en çok kalori alımının geçiştirici olarak tüketilen atıştırmalıklar yoluyla olduğunu belirtmiştir. Özellikle kilo verme çabasında olan kişileri sık yaptığı bir hata da; günün uzun saatlerinde ya da gün boyu aç kalarak sadece ara öğün tüketmek ve herhangi başka bir yemek yemediği için de ara öğününü sağlıksız atıştırmalıklardan yana kullanmaktır.


Sağlıklı atıştırmalık seçimi nasıl olmalıdır sorusunun cevabını ise şöyle verebiliriz:

• Uzmanlara göre atıştırmalık tercihi sağlıksız beslenme alışkanlığından uzak, sağlıklı atıştırmalıklardan yana olmalıdır.

• Atıştırmalık seçerken de tıpkı diğer öğünlerde olması gerektiği gibi vücudumuzun ihtiyaçlarını ve intoleranslarını bilerek ona göre seçimler yapmalıyız.

• Sağlıklı atıştırmalık seçerken dikkat edilmesi gereken bir husus da bu atıştırmalıkların anlık kan şekerini yükseltmeyecek tatlı gıdalar olmamasıdır.

• Atıştırmalık olarak çoğunluk tarafından tercih edilen paketli hazır işlenmiş gıdalar sağlıklı atıştırmalık değildirler. Bunlar yerine işlenmemiş sağlıklı gıdalar tüketilmelidir.

• Atıştırmalıkların sağlıklı olmasındaki diğer bir koşul da uzun süreli tokluk hissi verecek şekilde besin değerine sahip olmasıdır.

• Tokluk hissi ile birlikte sağlıklı atıştırmalık; diğer öğünlerle birlikte vücudumuzun direncine ve sağlığına destek olmalıdır. Bu bağlamda atıştırmalık tercihlerimiz mineral ve vitamin gibi değerler açısından zengin olmalıdır.

• Öğünler arasında tüketilen atıştırmalıklar; besleyici olma özelliğinin yanında enerji verici olmalıdırlar.

• Sağlıklı atıştırmalık seçerken dikkat edilmesi gereken diğer kriterler ise şunlardır:

• Antioksidan özellikte olması

• Lifli olması

• Sindirimi kolay olması

• Prebiyotik olması

• Detoks etkisi yaratabilecek gıdalar olması

• Katkısız ve koruyucusuz olması

Tüm bu saydığımız özelliklere sahip olsa da her gıdada olduğu gibi sağlıklı atıştırmalıkların da fazla tüketilmesi olumsuz sonuçlar doğurabileceğinden dengeli tüketmek önemlidir.


 SAĞLIKLI ATIŞTIRMALIK ÖNERİLERİ

• YULAF VE YOĞURT

Lif açısından oldukça zengin olan ve besleyiciliği de yüksek bir gıda olan yulaf; zayıflamak isteyen ve istemeyen pek çok kişinin ara öğününde tükettiği sağlıklı bir atıştırmalıktır. Yulafı birlikte tüketebileceğiniz süt ve süt ürünleri ile birlikte sağlıklı bir ara öğün geçirebilirsiniz. Aynı zamanda yulaf ezmesini tatlı isteğini bastırmak için meyvelerle de tüketebilirsiniz.

• BİTTER ÇİKOLATA

Çikolata; toplumda zararlı olarak bilinse de doğru şekilde seçilirse faydası da olan bir besindir. Bitter çikolatanın magnezyum değeri ve doyuruculuğu yüksek olduğundan sağlıklı atıştırmalık olarak tüketilebilmektedir. Ara öğünde birkaç dilim bitter çikolata ile yine pek çok faydası olan yeşil çay tüketmek faydalı olacaktır.

• KURUYEMİŞLER

Sağlıklı atıştırmalık olarak tercih edilebilecek aperatiflerin başında kuruyemişler gelmektedir. Hem omega-3 gibi doğal sağlıklı yağlar içermesiyle hem de metabolizma hızlandırma gibi etkisi olması nedeniyle ceviz, fındık, fıstık, kaju vb. yemişler sağlıklı atıştırmalık olarak tüketilebilir.

• MEYVELER VE MEYVE SHAKELERİ

Doğal olarak şeker içeren ve bu yüzden dengeli tüketemeye özen gösterilmesi gereken meyveler; sağlıklı atıştırmalık olarak tüketilebilecek besin gruplarıdır. Mevsimine uygun olarak tercih edildiği takdirde vitamin ve mineral açısından da oldukça sağlıklı olan meyveler, süt veya yoğurtla karıştırılıp sıvı halde de tüketilebilmektedir.

Diğer her şeyde olması gerektiği gibi sağlıklı atıştırmalık seçiminde de mutlaka bir uzman hekime danışmanızı öneririz.


11 Temmuz 2022 Pazartesi

CİLT YAŞLANMASININ SEBEPLERİ NELERDİR?

 



 Biyolojik, doğal bir süreç olan yaşlanma süreciyle birlikte hem organlarımız hem de derimiz yaşlanmaya ve zamanla eski formunu, fonksiyonunu kaybetmeye başlar.

 Organlarımız ve vücudumuz için en sağlıklı ve doğru olanı yapmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Sağlıklı beslenme, spor, bağımlılıklardan uzak durmak; vücudumuzun sağlığını korumak ve yaşlanmasını önlemek için yapacağımız en önemli unsurlardır. Bununla beraber cilt sağlığımızı korumak için, genel sağlık için yapmamız gerekenlerin haricinde ayrı bir bakım da uygulamamız gerekmektedir.

 Yaşın ilerlemesi kendini ilk olarak cilt yaşlanması şeklinde gösterir. Cildin erken yaşlanmasında genetik faktör de rol oynar bunun haricinde diğer organlardan farklı olarak cilt; çevresel ve fiziksel faktörlerden de etkilenir. Cilt yaşlanmasında dış faktörlerin fazla olmasıyla birlikte cilt yaşlanmasını önlemek ve olabildiğince geciktirmek için yapılması gereken önemli hususlar vardır.

Cilt sağlığının dış faktörlerden fazlaca etkilendiğini söylemiştik. Cildimiz vücudumuzda en dış katman olarak bir bariyer görevi de görmektedir. Cilt bariyerini ne kadar sağlam ve sağlıklı tutarsak, cilt yaşlanmasını da o kadar önlemiş ve geciktirmiş oluruz. Cilt bariyerini korumak için ise yapılacak birçok şey vardır:

• Cildimizi hem içten hem de dıştan, doğru şekilde beslememiz oldukça önemlidir. Sağlıklı beslenmek tüm organlarımız gibi cildimiz için de dikkat etmemiz gereken bir konudur. Cilt yaşlanmasının belirtilerinden olan sarkma ve kırışıklıkları önlemek için bilinen, antioksidan zengini gıdaların tüketimi cilt yaşlanmasını geciktirmede oldukça etkilidir. Sağlıklı ve düzenli beslenmeyle beraber vitamin, mineral, antioksidan tüketmeye dikkat edildiğinde cilt sağlığı üzerindeki olumlu etkileri görülecektir. Cilt sağlığımızı korumaya yarayan besinler ise şunlardır: yaban mersini, erik, ahududu, böğürtlen, pancar, çilek, ıspanak, avokado, brokoli vb. yeşil yapraklı sebzeler...

• Cilt yaşlanmasını önlemek için beslenme kadar su tüketimi de önem taşımaktadır. Cilt kuruluğu doğrudan su tüketimi ile de bağlantılıdır. Gerektiği kadar su tüketildiğinde cildin nemlenmesi ve dolgunlaşması desteklenmiş olacağından cilt yaşlanması da gecikecektir. Bununla beraber alkol tüketiminin cildi yaşlandırdığı da bilinmektedir.

• Cildimizin güneş ışınlarına, sigara dumanı gibi zararlı dumanlara maruz kalması da yaşlanmasını etkileyecektir. Sigaranın sağlığımız için zararları herkesçe bilinmektedir. Çok üzerinde durulmasa da sigaranın cildimize verdiği zarar da yadsınamazdır. Cilt yaşlanmasının, renk değişmesinin ve kırışmasının temel nedenlerinden biri de sigaradır. Güneş ışınlarına, bilinçsiz ve korumasız şekilde bronzlaşmak vs. amacıyla maruz kalmak da kalıcı lekeler bırakabilmekle beraber cilt yaşlanmasına da sebebiyet verecektir.

• Tüketilen besinlerden cildin nemlendiğini söylemiştik. Buna rağmen cilt tipiniz ne olursa olsun mutlaka nemlendirmeniz gerekmektedir. Nemli ciltlerin daha geç yaşlandığı da bilinen bir gerçektir.

• Özellikle kadınlarca kullanılan makyaj malzemeleri büyük oranda kimyasal içerdiğinden sağlığımıza zararı olduğu bir gerçektir. Fazla makyaj yapılması ve özellikle makyaj malzemelerinin ortak kullanılması cilt sağlığı için oldukça zararlıdır.

Genel sağlığımız ve cilt sağlığımız için sigara ve alkolün ne derece zararlı olduğunu tekrarlayarak bu gibi bağımlılıkların çözümü olduğunu da bilmenizi istiyoruz.


MORA BEAUTY WELLNESS İLE CİLT KALİTENİZİ ARTTIRIN...

Mora Terapi cihazlarımızdan olan Mora Beauty; bağımlılık terapilerinde, kilo kontrol terapilerinde kullanılan aynı zamanda; rahatlama, detoksifikasyon, stres azaltma ve yeniden canlanma, selülitin giderilmesi, cilt, saç, tırnaklar ve gözler için birçok uygulamayı barındırabilen bir Wellness cihazıdır. Mora Terapi fiziksel ve duygusal wellness açısından kişiyi destekler. Mora Terapi yöntemi ile yapılan tüm tedaviler gibi burada da amaç bütünsel olarak sağlıklı olabilmektir.