diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2021 Pazar

Daha Sağlıklı Bir Hayat İçin Mora Kilo Terapileri






Fazla kilo kadın, erkek, yaşlı, genç her insanın hayatının bir dönemini meşgul eden veya sürekli olarak uğraştığı bir sorun. Ne yazık ki bu sorunla baş etmekte kolay değil. Fazla kiloyu verememenin sebeplerinden bahsedecek olursak ilk başta kişinin iradesi gelmektedir. Bununla birlikte bireyin metabolizma hızı ve yiyeceklere karşı bağımlılığı da kilo vermenin önünde büyük engellerdir. Bazı tüketilen gıdalar kişilerde bu gıdalara karşı bağımlılık yaratmaktadır. Bu bağımlılıkları bırakmak ve kilo kontrolünü tek başına  sağlamakta oldukça güç bir durumdur. Günümüzde yağ, şeker gibi içeriği oldukça yüksek ve hazır gıdaların daha kolay ulaşılabilir olması bu tarz besinlerin tercih edilebilirliğini arttırmaktadır. Bununla birlikte günümüzde teknolojinin gelişmesi ve ilerlemesiyle hareket alanlarımız gittikçe azalmaktadır. Hareketsizlikte tıpkı kalorisi yüksek gıdalar gibi fazla kiloya sebep olan etmenlerden biridir . Eğer yakabileceğimizden daha fazla gıda alırsak fazla kilolar vücudumuzda yağ olarak birikir ve kilo sorunumuz oluşmaya başlar. Fazla kilo öncelikle obeziteye sonrasında da çeşitli hastalıklara, sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Şeker, tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, eklem rahatsızlıkları bu sağlık sorunlarından birkaçıdır. Fazla kilo sebebiyle görüntünüzden de memnun olmayabilir ve psikolojik olarakta bundan etkilenebilirsiniz. Kısaca fazla kilo hem sağlık açısından hem de psikolojik açıdan ciddi sorunlar teşkil etmektedir. 


Fazla kiloya sahip insanların bağışıklık sistemleri zayıf olduğu için normal kilodaki insanlara göre hastalıklara yakalanma riskleri daha yüksektir. Şeker, tansiyon ve kalp rahatsızlıkları genellikle normal kilodaki kişilere oranla fazla kiloya sahip kişilerde daha fazla görülmektedir. Uyku apnesi ve horlamaya da sebep olan fazla kilo, uyku ve yaşam kalitenizi düşürmektedir.  Normal kilonuzun çok daha üstündeyseniz uykunuz ağırlaşır ve hareket sınırınız azalır. Ancak kilo vermeye başladığınızda vücuttaki ağırlık ve yağ oranı azalmaya başlar, hayat kaliteniz artar, kendinizi zinde ve dinamik hissedersiniz.  Vücutta azalan yağ miktarıyla birlikte kalbe giden oksijen miktarı da artar ve solunum sıkıntılarında azalma görülür. 

Eğer fazla kilo problemi yaşıyor ve tek başınıza kilo vermekte zorlanıyorsanız, kendinizi bu konuda uzman olan Mora Terapi'ye emanet edebilirsiniz. Kilo verme tedavisinde kalıcı başarılar elde eden tamamlayıcı tıp yöntemi Mora Terapi herhangi bir yan etkiye yol açmaz. Mora terapi kilo terapisi, vücudunuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektro manyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştirdiğinden yola çıkıyor. Mora Terapi ailesi olarak kısa sürede yapılan diyetleri ve mucize sonuçlar vermesi beklenen detoks kürlerini son derece sağlıksız buluyoruz ve kesinlikle desteklemiyoruz. Mora Terapi ailesinin en önemli amaçlarından biri, kişinin sağlıklı bir şekilde kilo vererek ideal kilosuna ulaşmasını sağlamaktır. Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde, iyileştirmeye her zaman ilk olarak bağırsaklardan başlanır. Kilo verme seanslarında, bağırsak terapisinin yanında bağırsak sağlığını bozacak ya da kişinin bağımlı olduğunu düşündüğü yüksek kalori içeren gıdalar tüplere yerleştirilir. Tüplerden alınan frekanslarla, bağımlılık terapilerinde de kullandığımız gibi vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu yaptığımız işlemlerle kişi diyet yapıyorum psikolojisine girmeden rahatlıkla kilo vermeye başladığını görür ve bu durumda mental açıdan hiçbir sorun yaşamaz. Terapilerin dışında danışanlarımıza sağlıklı gıdalardan oluşan yemekleri yemeleri konusunda destek verip düzen kurmalarına, bu şekilde de sağlıklı beslenmeyi bir alışkanlık, yaşam tarzı haline getirmelerine yardımcı oluruz. 

Mora Terapinin bu tedavideki amacı, fazla kilo problemli yaşayan kişilerin sağlıklı şekilde kilo verip ideal kilolarına ulaşmalarını sağlamaktır. Danışanlar, kilo verme sürecinde bedenlerindeki iyi yönde değişimleri fark ederek motive olurlar. Sizlerde Mora Terapi ile birlikte kendinizi iyi hissederek kilo verebilirsiniz. Daha sağlıklı bir yaşam için Mora ailesi her zaman yanınızda. 

Sağlıklı günler dileriz.

27 Ocak 2020 Pazartesi

DAHA AZ YEMEK DAHA UZUN BİR YAŞAMIN SIRRI OLABİLİR Mİ?


Düşük kalorili bir diyet, uzun ve sağlıklı bir yaşamın anahtarı olabilir mi?
Yıllardır yapılan çok sayıda bilimsel çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin daha sağlıklı ve daha uzun bir yaşamla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu çalışmalar genellikle fareler ve meyve sinekleri üzerinde yapılan çalışmalardı.
İnsan DNA’sına en yakın türlerden biri olan ve biyolojik olarak insanlara çok benzeyen al yanaklı maymun türü Rhesus maymunlarıyla yapılan son 2 çalışmadan bahsetmek istiyorum.
Bu maymun türüyle yapılan ilk çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin çok umut verici sonuçları ortaya çıktı.
Orta derecede daha az yiyen, kalori kısıtlaması ile beslenen maymunlar diğerlerine göre çok daha az gri renk saça, vücutlarında daha az sarkmaya ve daha sağlıklı organlara sahip olduğu görüldü. Bağırsak adenokarsinomu gibi kanserlerin görülme oranı %50 oranında azaldı. Diğer maymunlarda diyabet gelişimi görülürken, kalori kısıtlamalı beslenen maymunlarda kan şekerleri normal düzeylerdeydi. Hemen hepsi, son derece sağlıklı kalplere sahip genç maymunlara benziyorlardı. Bu çalışma ile bu maymunların daha az yedikleri zaman daha uzun yaşadıkları sonucu ortaya çıktı.
Yine aynı maymunlarla yapılan ikinci çalışmada ise sağlık ve fiziksel görünüm olarak yukarıdakine benzer sonuçlar ortaya çıkmasına rağmen, bu sefer, bu sağlıklılık halinin maymunların yaşam sürelerine bir katkı sağlamadığı görüldü.





İki çalışmayı da inceleyen ve 2017 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, yazarlar, kalori kısıtlamasının kanser, kardiyovasküler hastalık ve diyabetle ilişkili parametreler dahil olmak üzere klinik olarak en yaygın görülen hastalıklar açısından faydalarının göz ardı edilemez olduğu sonucuna vardılar.
Ne yazık ki Rhesus maymunlarıyla yapılan 2 tane çalışma dışında farklı bir çalışma daha yok elimizde. Birinde maymunların daha uzun yaşadığı, diğerindeyse yaşam sürelerinde daha az yemenin bir fark yaratmadığı bulundu. Ancak her ikisindeki ortak bulgu, orta derece az yiyen maymunların sağlık problemlerinin de yaşlanma belirtilerinin de çok azaldığı ve fiziksel olarak daha enerjik ve zinde olduklarıydı.
Bu sonuçlardan sonra Amerika’da bir araştırma ekibi “Kaloriden kısıtlı diyetin uzun vadedeki etkilerinin kapsamlı değerlendirilmesi” adı altında bir araştırma başlattı. Bunu sağlıklı beslenme gönüllüleri olan insanlar üzerinde yaptılar. Gönüllüler 2 Yıl boyunca toplam kalori alımında %25 bir azalma gerektiren bir diyet yaptılar. Pek tabi, tahmin edebileceğiniz gibi, katılımcıların kolestrol seviyeleri, kan şekeri seviyeleri, kan basınçlarında oldukça sağlıklı yöne doğru bir gelişim görüldü. Diyabet ve kanserli hücre geliştirme olasılıkları çok düştü. Bu araştırma ile daha az kalori alımının sadece kilo vermekle ilgisini olmadığı, yaşlanma sürecini yavaşlattığı, kronik hastalıklara yakalanma riskini azalttığı ve fiziksel olarak da daha zinde ve enerjik olmaya fayda sağladığı yönünde bir sonuca ulaşıldı. Tabi ki yaşlanma süreçlerindeki etkileri daha çok araştırılmaya tabi tutulmalı.
Eğer kaloriden kısıtlı bir diyete başlama kararı verirseniz, bunu yapmadan önce mutlaka doktorunuza veya sağlık danışmanınızla konuyu görüşün. Bunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Çok fazla yemenin sağlığa fayda sağlamadığını biliyoruz. Özellikle fazla kiloluysanız, obezite oranları gün geçtikçe artarken, porsiyonları küçültmenin zarar getirmeyeceğinden de emin olabilirsiniz.  Dikkatinizi çererim, kilonuz fazlaysa.  Çünkü obezitenin ömrü kısalttığını biliyoruz.  Yoksa zaten sağlıklı bir kilonuz varsa kaloriden kısıtlı bir diyet uygulamaya hiç gerek olmayacaktır. Çünkü Anoreksiya da en az obezite kadar tehlikeli bir problem. Anoreksiya hastalarında kardiyovasküler problemler, koroner kalp hastalıkları, hasarlı kemikler, anemi, böbrek rahatsızlıkları ve karaciğer hasarı riskleri çok artmaktadır.

Aslında bu yazıyı okurken sizin de aklınızdan geçirmiş olabileceğiniz gibi, ne kadar yaşayacağınız kadar ne kadar süre sağlıklı kalacağınız asıl önemli olan -kronik hastalıklarla boğuştuğunuz yıllar yerine. Dolayısıyla daha az yemek uzun süreli sağlık halinin devamı için iyi bir seçenek olarak görülmektedir.
Sonuç olarak;
-          Ne kadar yediğimiz ve besin değerleri insan ömrünü etkileyen bir faktördür
-          Ne kadar egzersiz yaptığımız, genlerimiz, çok fazla alkol tüketip tüketmediğimiz, ilgi alanlarımız, kişiliğimiz ve sosyal hayatımız da bunu etkileyen faktörler arasındadır.
-          Şunu kesin biliyoruz ki çok fazla yemek de çok az yemek de sağlığımız için kötüdür. Her iki durum da bizi kronik hastalıklara duyarlı hale getirir.
-          Daha az yemeyi hedeflerken, mutlaka yeterli miktarda vitamin, mineral ve besin alabileceğimiz sağlıklı bir diyet programı uygulamayı ihmal etmeyelim.

Sağlık dolu, keyifli günler diliyoruz.



2 Ocak 2020 Perşembe

SAĞLIKSIZ BESLENME DÜNYADAKİ EN ÖNEMLİ ÖLÜM NEDENLERİNDEN BİRİ


3 Nisan 2019’da Health Days News’de yayınlanan bir çalışmaya göre kötü beslenme alışkanlığı sigara içmekten ve yüksek tansiyon probleminden daha fazla sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor.
Yaklaşık 200 ülkede yapılan çalışmada 2017 yılında kötü beslenme yüzünden 11 milyon insanın hayatını kaybettiği ve bu rakamın o yılın yetişkinleri arasındaki ölümlerin %22’si gibi büyük bir yüzdesine olduğu açıklandı.
Tütün kullanımının 8 milyon, yüksek tansiyon probleminin ise 10 milyon ölüme neden olduğu belirtildi.
Araştırmanın başını yürüten Washington Üniversitesi doktorlarından Dr. Ashkan Afshin’e göre bu sonuç aslında hiç de şaşırtıcı değil.



Kötü beslenme aslında pek çok kronik ve ciddi hastalığın bir numaralı nedeni. Sürekli konuşuyoruz, abur cubur yemeyin, sağlıklı beslenin diye. 


Peki insanlar ne yemeli aslında? Nasıl beslenmeli? Bu konuda dikkat edebileceğiniz birkaç önemli küçük değişiklik hayatınızın ilerleyen yıllarında hastalıklara yakalanma riskinizi çok ama çok düşürecektir.


Kesinlikle daha az işlenmiş ve daha doğal gıdalara yönelmeliyiz. Rafine un, şeker, tuz  vb rafine ürünlerden mutlaka ve mutlaka olabildiğince uzak kalmalıyız.


Daha az işlenmiş gıda ve daha çok sebze ve meyve.
Özellikle lif oranı yüksek sebze ve meyveler kimi toksik atıkların da vücumuzdan atılımını kolaylaştırıyor.

Önemli olan mucize gıdaları bulmak değil, önemli olan meyve sebze tüketimi, baklagiller, doğal kavrulmamış kuruyemişler, ve tahıl ürünü tüketilecekse de lif bakımınca zengin tam tahıllı ürünler.
Gıdalarınızın olabildiğince doğal, taze olmalarına özellikle özen gösterin.

Sağlıklı beslendiğiniz, uzun ömürlü, sağlıklı mutlu günler dileriz.






28 Temmuz 2019 Pazar

KİLONUZU ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?


Bazal Metabolizma Hızı (BHM), fiziksel olarak tamamen dinlenir durumdayken vücudun harcadığı enerji miktarıdır. Bir başka deyişle, 24 saat içinde hiç hareket etmeden dinlenir vaziyette hayati fonksiyonların devamı için harcanan enerjidir. Bu değere, günlük yaşamsal aktiviteler ilave edilerek günlük enerji ihtiyacı hesaplanır. Bazal metabolizma hızının bilinmesi kalori ihtiyacını belirlemek ve kilo kontrolünü sağlamak için çok önemlidir. Yaşam boyu sağlıklı bir kilo kontrolü için önemlidir.

Metabolizma hızını etkileyen pek çok faktör vardır. Bunlardan belli başlıları genetik etkiler, yaş, metabolik hastalıklar, vücut bileşimi (yağ, kas oranları), ateşli hastalıklar, hamilelik, uzun ve sık aralıklarla diyette olmak, stres, hormonal durum.

Günlük beslenmesi protein ağırlıklı olan kişilerin metabolizma hızları daha yüksektir. Aynı şekilde vücut saatine göre beslenenlerin de metabolizmaları yüksektir. Vücut saatine göre beslenmek ne demek? Bedenimiz geceye kıyasla kalorilerle gündüz çok daha etkin bir şekilde başa çıkabiliyor. Bu yüzden gündüz yemek yiyip, gece özellikle 19.00, en geç 20.00 sonrası yemek yememek doğru olan. Beslenme programıyla ilgili bir diğer önemli konu ise porsiyonlar. Sağlıklı bir beslenme düzenini uygulamak kadar porsiyonları da küçük tutmak önemli.

Düzenli egzersiz yapıyorsanız veya en azından günlük 5.000 ile 10.000 adım atıyorsanız metabolizma hızınız yükselecektir. Kilo verme direncinin en önemli nedenlerinin başında aktivite eksikliği geldiğini unutmayın. Çoğu zaman gereğinden fazla yediğimiz için değilde, gerektiği kadar aktif bir hayat yaşamadığımız için kilo alırız.







Uyku eksikliği kilo aldırır. Düzenli ve kaliteli bir uyku uyuyorsanız metabolizmanızı doğru yönde çalıştırıyorsunuzdur.

Stres metabolizma hızını yavaşlatan faktörlerin başında gelir. Stres vücuttaki hayatta kalma modu denilen biyokimyasal süreci tetikliyor. Vücut bu durumda yakıt depoluyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor.

Kimi kullanılan ilaçlar kilo aldırabilir. Kullanılan ilaçların yan etkilerine bakmakta fayda var. Tabi ki bu durumda doktorunuzun sağlık önerisi sizin birincil önceliğiniz olmalı.

Sıcak havalarda metabolizmanın daha hızlı çalıştığını biliyor muydunuz? O yüzden kışın kilo almaya, yazın da vermeye eğilimliyizdir.

Kimi durumlarda tiroid hormonu üretimindeki yetersizlik kilo alımına neden olur. Hipotiroidi her yaşta ortaya çıkabiliyor. Tiroid hormon durumunuzu ara ara kontrol ettirmekte her zaman fayda var. Özellikle kilo verme zorluğu olanların eğer birlikte yorgunluk, cilt kuruluğu, unutkanlık, solukluk, saç dökülmesi, tırnak kırılması, şişkinlik, uyku hali gibi problemleri de varsa hipotiroidi ihtimalini göz ardı etmemek gerekir.

Alkol kullanımını sürekli hale getirmek, az su içmek, kalsiyum, selenyum ve magnezyum azlığı, D vitamini, Demir, B12, omega-3 eksiklikleri de kilo direncine yol açabiliyor.

Bağırsak mikroplarımız da kilo verme üzerine oldukça etkili. Eğer yeteri kadar çok ve çeşitli, sağlıklı bağırsak mikroplarımız varsa sindirim daha kolay oluyor. Genel olarak obez kişilerde yeterli ve çok sayıda sağlıklı bağırsak mikrobu bulunmadığı görülmüştür. Bunun için lifli gıdalarla beslenmek ve gerektiğinde probiyotik ve prebiyotik destekler kullanmak çok önemli.

Ne yazık ki genetik faktörler de konunun başında. Ailenizdeki obezite ne kadar yaygın mutlaka göz ardı etmemek gerekiyor. Kiloyu etkileyen en az 100 kadar gen var. Bunlardan biri de MC4R. Genlerinizle ilgili bir şey yapamazsınız ancak genlerinizin neye yatkın olduğunu bilirseniz, ona uygun diyet ve spor programlarıyla kendiniz için önlem alabilirsiniz.

Aslında yaşam şeklinizi ne kadar sağlıklı yaşam biçimine doğru değiştirir, düzenlerseniz kilo ve kilo ile ilgili problemler artık probleminiz olmaktan çıkacak. O kadar da zor değil sadece disiplinli ve azimli bir şekilde özen gösterme meselesi. İşte tam burada Mora Terapi Kilo Kontrolü programları istek ve iştah konusunda size tam destek sağlıyor. Terapilerle birlikte, stres, hormonal durum, bağırsak sağlığınız da normale dönecek şekilde uyarılıyor. 3 aylık uygulanan sağlıklı beslenme ve egzersiz protokolü “sağlıklı yaşam” bilincine geçmenizi kolaylaştırıyor. Üstelik, çocukluktan beri sevdiğiniz tatlı, börek, makarna vb.ni de artık o kadar da çok sevmiyorsunuz. Programı en büyük rahatlığı bu, iştahı kesmesi, isteksizlik yaratması ve vücut fonksiyonlarını bütüncül yaklaşımla normale doğru değiştirmesi.

Mutluluk dolu, sağlıklı kilolu günler diliyoruz.





27 Ocak 2016 Çarşamba

Besin değerlerini koruyan bağırsak florası temizliği

Sindirim sisteminde yaşayan konak organizmaların çeşitli ve yararlı işlevleri bulunan mikroorganizmalardan oluştuğu sistem bağırsak floramızı oluşturur. Bağırsak florasında bilinen 500 tür bakteri mevcuttur ve söz konusu bakteriler genellikle kalın bağırsakta bulunur. Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin % 98’i faydalı olup tüketilen besinlerdeki protein, aminoasit, karbonhidrat, disakkarit ve yağlardan meydana gelir. Bağırsak florası ile insanlar arasındaki ilişki her iki tarafa da yarar sağlıyor. İnsana fayda sağlayan bakterilerin yanı sıra bazı bağırsak mikroorganizmaları hastalık da yapabilir.

Günün koşturmacası içinde yemek yemeği unuttuğumuz ya da sağlıklı olmayan besinlerle açlığımız geçiştirdiğimiz zamanlar sıklıkla başımıza geliyor. Sindirim sistemimiz ve bağırsak floramız için önemli etkiye sahip bu durumlar sancı, ağrı ve gaz problemlerine neden olarak yaşam kalitemizi düşürüyor. Bağırsak bakterilerinin insanlar için faydalı olan çeşitli işlevleri arasında,sindirilemeyen gıdaların parçalanıp emilmelerine yardımcı olmak, hücre büyümesini teşvik etmek, zararlı bakterilerin çoğalmasını baskılamak ve bağırsaklardan kana toksik ürünlerin geçmesini engellemek sayılabilir.


Bağırsak florasında mükemmel temizlik


Mora terapi cihazları ile yapılan seanslarda ve seanları takiben verilen diyet protokolünde bağırsak florasındaki dengeler gözetilir, böylelikle vitamin ve minerallerin emiliminin de sağlıklı bir şekilde yapılması için bağırsak florası temizlenir. Tükettiğimiz gıdaların bağışıklık sistemimiz için faydalı olan ve vücudumuz tarafında emilmesi gereken vitamin ve mineralleri bağırsak floramız korur ve Mora terapinin seans ve protokolleri bunlardan vücudumuzun yararlanmasını sağlar.


Başta ağır metaller olmak üzere çeşitli toksinler enzimleri tahrip ederek bağırsaktaki sindirimi bozarlar. Bireyler bu bozulmanın etkisiyle karın bölgelerinde şişkinlik ve sancı hissederler. Yağ, protein ve şeker yeteri kadar parçalanmadığında birçok vitamin, mineral, amino asit ve diğer besin unsurlarının emilimi azalır. Emilemeyen besinler ve yan ürünleri patojen mikroorganizmaların üremesini artırır. Mora terapi ile yapılan bağırsak flora temizliği ise kişide devam eden bu durumlara son veriyor, toksik maddelerin elektromanyetik frekanslar yardımıyla vücudumuzdan atılması sağlanıyor.

19 Ocak 2015 Pazartesi

Mutsuzluk Zayıflamaya Engel!

Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan fazla kilosu olan ya da psikolojik sorun yaşayan kadınlar için; “Kişi kilosundan ve görüntüsünden memnun değildir ve bu onu işlerinde başarısızlığa götürüyordur ama bunun analizini yapamıyordur. Kişi çok güzelse ama mutlu değilse sağlıklı değildir, mutluluk ve iç huzur da çok önemli. Ruhsal, fiziksel ve görüntü olarak iyi hissetmesi gerekiyor.” dedi.
Eğer Diyetteyseniz ve bu diyet sırasında bir an önce kilo vermek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı ayrıntılar var” diyen Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan “Bu noktalara dikkat ederek diyetinizi daha verimli hale getirebilir ve çok daha kısa zamanda büyük kilolar verebilirsiniz.Örneğin diyet sırasında kesinlikle atıştırmamalısınız.Öğün aralarında atıştırmak büyük hatadır. Bundan vazgeçin. Buzdolabınızı kalorili ve lezzetli yiyeceklerle doldurmayın.Nefsinize hakim olamayacağınızı bile bile evde bu tür yiyecekler bulundurmak sizin için büyük tehlikedir. Diyette istenilen kilonun verilmesi için yeteri kadar uyku çok çok önemlidir.Ne çok ne de az yeterince uyuyun.Günde en az 6 saat en çok 9 saat uyumaya özen göstermelisiniz ve uykunuz kaliteli olmalı.Ara ara bölünen ve hafif bir uyku size fayda sağlamayacaktır.Kesinlikle uyanır uyanmaz kahvaltı yapmalısınız.Kahvaltısız bir diyet asla işe yaramaz.Kahvaltı sonrası bir fincan yeşil çay içmek işinizi kolaylaştıracak” diye konuştu.
Sık sık ve hafif gıdalarla beslenmeye özen gösterilmesini isteyen Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan, “Asansör kullanmayın, kısa mesafelerde vasıtaya binmeyin ve gün içerisinde mümkün olduğunda yürüme bahaneleri yaratın.Ne kadar fazla hareket ederseniz o kadar hızlı kilo verebilirsiniz.Hareket etmek metabolizmanızı hızlandıracak ve çok daha çabuk kalori yakmanıza ortam hazırlayacak. Böylece düzene giren sağlam bir metabolizma ile etkili bir diyet programı gerçekleştirmiş olacaksınız.” dedi.
Geçtiğimiz Günlerde 'Neden Açım Neden Şişmanım' adlı kitabını çıkararak oldukça dikkat çeken Dr.Gönül Ateşsaçan son olarak, “Diyet yaparken insanlar bir süreden sonra bıkabilir ya da yanlış diyet taktikleri yüzünden kolayca pes edip verdikleri kilonun kat be kat fazlasını alabilir.Diyette bu tip hatalara düşmemek için öncelikle diyetisyeninize başvurmalı ve bir uzman eşliğinde kilo vermeye çalışmalısınız” şeklinde konuştu.

8 Ocak 2015 Perşembe

İnsülin Direncini Ciddiye Alın!


Çabuk acıkıyor ancak geç doyuyor, halsizliğe el ve ayak titremeleri bazen de baş dönmeleri eşlik ediyorsa, hiç vakit kaybedilmeden doktora başvurulmalı.
Bu belirtilerin, başta şeker hastalığı olmak üzere, inme, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, karaciğer yağlanmasını tetikleyebilen insülin direncinin işareti olabileceğini bildirdi.

 Şeker hastalığının insülin salınımı, insülin etkisi veya bu faktörlerin her ikisinde de bozukluk olması sonucunda ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir hastalık olduğunu kaydeden Avrupa Hospital Dahiliye Uzmanı Dr. Salih Işık, insülin direncinin ise kan şekeri normal olmasına rağmen dokuların direnç göstermesi nedeniyle insülin hormonunun normalden fazla salgılanması olduğunu söyledi.

Ciddi hastalıkları tetikleyebilir

Genetik yatkınlık, obezite ve hareket azlığının, aşırı insülin salgılayarak pankreasın erken yorulmasına neden olan insülin direncinin gelişimi ve ortaya çıkmasında en önemli faktörleri oluşturduğunu bildiren Dr. Salih Işık, insülin direncinin birçok hastalıkla birlikte şeker hastalığını da tetikleyebildiğini ifade etti. Işık, “İnsülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalığı tetikleyebiliyor” dedi.

Sağlıklı beslenme ve egzersiz şart

Çabuk acıkma, geç doyma, elde ayakta titremeler, halsizlik, baş dönmesi, soğuk terlemeler ve kilo vermede zorlanma gibi şikayetlerin insülin direncinin belirtileri olabileceğine dikkat çeken Dr. Salih Işık, “Bu etkileri azaltabilmek için sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmak gerekmektedir. Yaşam tarzı değişikliği, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme ile insülin direnci büyük oranda düzelebilmektedir. Diyetin yanında, mutlaka düzenli egzersiz yapılması gerekmektedir. Buna rağmen yeterli görülmüyorsa insülin direncini kıran ilaçlarla destek olunabilir. Metformin ve glitazon grubu ajanlar, insülin direncinin ilaçla tedavisinde kullanılabilirler” diye konuştu.

Kolay teşhis edilebiliyor

İnsülin direncinin, açlık kan şekeri ve kanda insülin düzeyine bakılarak HOMA indeksi kullanılarak kolayca hesaplanabildiğini kaydeden Dr. Salih Işık, insülin direncinin sağlıksız beslenme, kilo artışı ve hareketsiz yaşam tarzı ile tekrar ortaya çıkabileceğini belirterek, şunları söyledi:

“Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran önemli faktörlerdir. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç, patates gibi nişasta ve şeker oranı yüksek gıdalardan uzak durup, glisemik indeksi düşük,kalori içeriği az, posa içeriği yüksek ve tok tutan yiyeceklerin seçilmesi insülin direncini kırmada etkili beslenme seçenekleridir.”


http://www.milliyet.com.tr/insulin-direnci-ciddiye-alinmali-pembenar-detay-genelsaglik-1995497/