tamamlayıcı tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tamamlayıcı tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2019 Salı


GÜNÜMÜZDE KİLO ALMAK NEDEN DAHA KOLAY?

Yapılan bir araştırmaya göre günümüzde kilo vermek 1980’lere oranla daha zor. Peki neden böyle?

2016 yılında yapılan araştırmaya göre günümüzde insanlar daha az yedikleri ve daha fazla egzersiz yaptıkları halde obeziteden korunmaları 1980’li yıllara göre daha zor. Kanada York Üniversitesi Hastanesinde 36.377 yetişkin üzerinde yapılan araştırmaya göre 1971-1988 yılları arasında yaşayan insanlara kıyasla günümüz insanı aynı miktar yeme ve aynı miktar egzersize rağmen yaklaşık %10 oranında daha kilolu.

Bu çalışmada kişilerin o yıllara göre neden daha kilolu olabilecekleri açıklanmamasına rağmen kimi yaşam stili ve çevre değişiklikleri önerilmiş. Özellikle not edilen günümüzde pestisitler, gıda katkıları, paketlemelerde kullanılan kimyasallar gibi çevresel kimyasallara daha fazla maruz kaldığımız, bunun da vücudumuzun hormonal mekanizmasını etkileyerek kilo alımına neden olabileceğinden bahsedilmiş.   2018’de yapılan başka bir araştırma ise perflorinli maddelerin -yağ ve su geçirmez bileşikler- kişilerde kilo alımını arttırdığına dair.  Bu kimyasallar özellikle gıda paketlerinin, su geçirmez kıyafetlerin, cezve ve tavaların, mobilya kumaşlarının ve halıların üretimlerinde kullanılmaktadır. Ve ne yazık ki bu kimyasallara pek çok kişinin kanında da rastlanmaktadır. Bu kimyasalları kanında taşıyan kişiler normal aktivitelerinde normalin çok daha altında kalori harcayabilmektedirler. Dolayısıyla kilo almak daha kolay.Bunun dışındaki diğer ihtimal de reçete edilen ilaçlardaki artış. Özellikle de antidepresan ilaçlarının kullanımındaki artış. Özellikle 6 ayı geçen sürelerde antidepresan ilaç kullanan insanların  %25’inde kilo alımı görüldüğü doğrudur.


Aynı şekilde 1980’lere göre bağırsak mikrobiyatamızda da değişimler olabileceği düşünülmelidir. O yıllara göre daha fazla kırmızı et tüketimi olduğu, hayvanların günümüzde o yıllara oranla daha fazla hormonlu, antibiyotikli ve kimyasallı yemlerle beslendiği de doğrudur. Dolayısıyla hayvanların vücuduna giren antibiyotikleri, hormonları ve kimyasalları biz direkt sürekli alıyoruz.

Kinesioloji Profesörü Jennifer L. Kuk’un bir araştırmasına göre de günümüzde gıda ve içeceklerde bolca kullanılan tatlandırıcılar da bunun sebeplerinden biri olabilir.

Diğer olası açıklama da günümüzde insanlar 1980’lere göre yüksek stres seviyelerinde yaşıyor olmalarına rağmen daha az uyuyorlar. Ayrıca ısı kontrollü yerlerde yaşadığımız için de vücudumuz ısı ihtiyacını karşılamak üzere eskisi kadar kalori yakmıyor.

Sonuç olarak günümüz hayatının koşulları hem kilomuz hem de sağlığımız açısından 1980’lere kıyasla çok daha zorlu. Sağlıklı kilomuzda kalmak ve hatta sağlığımızı korumak geçmiş yıllara göre daha çok dikkat ve özen gerektiriyor. Ne kadar doğal besinlerle beslenirsek, uyku ve egzersiz düzenine ne kadar uyarsak o kadar uzun vadede rahat ederiz.







Sağlık dolu, mutluluk dolu günler diliyoruz.

Bunun dışındaki diğer ihtimal de reçete edilen ilaçlardaki artış. Özellikle de antidepresan ilaçlarının kullanımındaki artış. Özellikle 6 ayı geçen sürelerde antidepresan ilaç kullanan insanların  %25’inde kilo alımı görüldüğü doğrudur.

Aynı şekilde 1980’lere göre bağırsak mikrobiyatamızda da değişimler olabileceği düşünülmelidir. O yıllara göre daha fazla kırmızı et tüketimi olduğu, hayvanların günümüzde o yıllara oranla daha fazla hormonlu, antibiyotikli ve kimyasallı yemlerle beslendiği de doğrudur. Dolayısıyla hayvanların vücuduna giren antibiyotikleri, hormonları ve kimyasalları biz direkt sürekli alıyoruz.

Kinesioloji Profesörü Jennifer L. Kuk’un bir araştırmasına göre de günümüzde gıda ve içeceklerde bolca kullanılan tatlandırıcılar da bunun sebeplerinden biri olabilir.

Diğer olası açıklama da günümüzde insanlar 1980’lere göre yüksek stres seviyelerinde yaşıyor olmalarına rağmen daha az uyuyorlar. Ayrıca ısı kontrollü yerlerde yaşadığımız için de vücudumuz ısı ihtiyacını karşılamak üzere eskisi kadar kalori yakmıyor.

Sonuç olarak günümüz hayatının koşulları hem kilomuz hem de sağlığımız açısından 1980’lere kıyasla çok daha zorlu. Sağlıklı kilomuzda kalmak ve hatta sağlığımızı korumak geçmiş yıllara göre daha çok dikkat ve özen gerektiriyor. Ne kadar doğal besinlerle beslenirsek, uyku ve egzersiz düzenine ne kadar uyarsak o kadar uzun vadede rahat ederiz.

Sağlık dolu, mutluluk dolu günler diliyoruz.


7 Ekim 2019 Pazartesi

ZİHNİ YAVAŞLATMA YOLLARI


Nefes Alın

Tabi ki günlük hayatta sürekli nefes alıyoruz. Ancak bu sefer daha bilinçli bir şekilde derin ve odaklanılarak alınan nefeslerden bahsediyoruz. Elinizi karnınızın üzerine koyun ve derin ve yavaş en az 10 ve hatta 15 burun nefesi alın. Her nefes alışınızda karnınızın yukarı kalktığını, verişte de içe çekildiğini hissedin.

Akvaryumdaki balıkları izleyin

Akvaryumdaki balıkların yüzüşlerini ve diğer su canlılarını izlemek kan basıncını düşürüyor ve insanları daha sakin ve mutlu yapıyor.

Egzersiz Yapmayı ihmal etmeyin

Tempolu yarım saatlik bir yürüyüş veya 5-10 dakikalık bir aerobik egzersizi zihninizi yavaşlatmanıza kesinlikle yardımcı olacaktır. Endorfin salgılanacak ve kendinizi daha iyi hissetmenize neden olacaktır. Hatta benim kendi deneyimlerim kulaklıkla sevdiğiniz tempolu bir müzikte yürümenin tüm zihin aktivitelerini yavaşlatıp, çok mutlu ettiği yönünde.

Müzik Dinleyin

Müzik, kendinizi müziğe vererek dinlerseniz tam anlamıyla beyninizdeki aktiviteleri rahatlatıp, yavaşlatacaktır. Arka plan fonu olarak değil, tam anlamıyla kendinizi müziğe vererek dinleyin.






Yardım Edin


Birine yardım etmek çok ilginç bir biçimde beynin belli bölümlerini aydınlatıp keyif ve bağlantı duygularını harekete geçiriyor. Birisine karşılık beslemeksizin sadece iyilik yapmak üzerine yapılan yardımlar yardım eden kişinin stresini azaltmakla kalmıyor kendini yalnız hissetmemesini de sağlıyor. Yapılan araştırmalar yardım etmenin kalp sağlığını olumlu yönde etkilediğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söylüyor.

Doğada zaman geçirin

Doğada olmak kişilerin daha rahat ve tazelenmiş hissetmeleri kadar düşüncelerinde de netliğe ulaştırıyor. Beyin yeşil ortamda daha çok çalışmak zorunda hissetmiyor. Ayrıca doğada olmak kalp atış hızınızı, kan basıncınızı, stres hormonların salınımını ve hatta kaslardaki gerginliği de azaltabiliyor.

Kas Esnetme Egzersizleri yapın

Zihininizi yavaşlatmanın bir yolu da zihin beden bağlantısını sağlamaktan geçiyor. Zihninizi bedeninize yönlendirip sırayla özellikle vücudunuzun gergin hissettiğiniz her bölümünü (sırt, bacaklar, boyun, yüz kasları, ağız gibi)an az 10 saniye kadar esnetip bırakın. Bunu bilinçli ve odaklı bir biçimde gergin hissettiğiniz her bölüm için uygulayın. Tüm vücut bölümleriniz bittiğinde nasıl kendinizi daha iyi hissettiğinizi farkedeceksiniz. Bu egzersiz ayrıca uykuya çabuk dalmanızı da sağladığı gibi baş ve karın ağrısı problemlerine bile iyi gelebilir.

Ev Hayvanı edinin

Evcil hayvanlarla vakit geçirildiğinde stres hormonları seviyelerinde azalma görülüyor. Bir başka neden de vücudun güven ve bağlılıkla ilgili konularında rol oynayan oksitoksin hormonu da salgılıyor olması. Bol bol evcil hayvanlarla vakit geçirmeye özen gösterin.

Hayal Kurun, görsel rahatlama egzersizi yapın

Zihninizi yavaşlatmanın bir diğer yolu da sevdiğiniz, sizi mutlu eden veya huzur veren bir yeri, görüntüyü zihninize getirip bir süre ona odaklanmaktır. Burada önemli olan zihninizdeki resme olabildiğince detaylı bir şekilde odaklanmanız. Ortamın kokusu, sudaki kabarcıklar, ortamdaki sesler vs. tüm detayları canlandırın, hissedin.  5 Dakika bu şekilde bir odaklanma bile sizi yavaşlatıp, rahatlatacaktır.

Hatha Yoga Yapın

Kimi zorlayıcı pozlar ve kontrollü nefesin karışımından oluşan hatya yoga, başkalarını yargılamak yerine farkındalığınızı şimdide olmaya çekecektir. Düzenli hatha yoga yapmanın kaygıyı ve stresi azalttığına dair kanıtlar var. Ayrıca gücünüzü ve esnekliğinizi arttıran bir egzersizdir.  Sosyalleşmek için de güzel bir ortam.

Yaratıcı Olun
Boyama kitapları (özellikle mandala benzeri), örgü örme, seramik yapma gibi etkinlikler zihin yoğunluğunun azalmasına kesinlikle olumlu katkılar sağlayacaktır. İçsel çocuğunuzla ilgilenin, oyun oynayın diyorlar. Yani bu tür faaliyetler yaparken sürecin tadını çıkarın ve endişelerden ziyade keyif ve neşeye odaklanın.

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda bir “Mola” verin

Zihniniz çok çalışmaya başladığında ve bunu durduramadığınızı düşündüğünüz an hemen odağınızı değiştirin. Odağınızı tamamen başka bir konuya geçirin. Bir arkadaşınızı arayıp, onunla ilgili konuları sohbet edin mesela, ayağa kalkıp odalar arası gezinin, hava almak için kısa bir süreliğine olsa da açık havaya çıkın, kesinlikle ayağa kalkıp vücudunuzu hareket ettirmeyi, enerjiyi vücudun diğer alanlarına kaydırmayı da unutmayın. Bunu kendinizi şarj etmek olarak düşünün. Daha merkezli ve net olacaksınız. Sonra yeniden çalışmaya ve kafanızı meşgul eden şey hakkında yeniden düşünmeye başlayabilirsiniz. Ama her 90 dakikada bir mola vermeyi unutmayın.

Bahçecilikle veya Toprakla Uğraşın

Toprağın içindeki mikroorganizmalar ruh halinizi yükselterek odaklanmanıza yardımcı oluyorlar. Toprakla ilgilenenler ve toprağa değenler daha az depresif, endişeli ve kendilerini bulundukları topluluğa daha bağlı hissediyorlar. Kesinlikle toprak ile ilgili bir merakınız varsa bunun için özel zaman ayırmayı ihmal etmeyin.

Biyorezonans Tedavilerini Deneyin

Mora Terapi’nin Renk ve Bach Çiçekleri Terapileri kişini tüm vücut frekanslarının genel temizliğini yaptığından ve özellikle duygu durumlara yönelik tedaviler olduğundan rahatlatıcı, sakinleştirici ve sedatif bir etkiye sahiptir. Düzenli tedavilerle bir süre sonra hormonal salınımlarız dengelenir, huzurlu ve sakin bir duygu durumuna kavuşursunuz. 

Mutlu, sağlıklı günler dileklerimizle,







14 Haziran 2019 Cuma

Kansere Karşı Moralin Gücü!

Kanser hastası biri olarak eski ve sağlıklı hayatınıza geri dönebilmenin ne kadar güzel olacağını kaç kere düşündünüz? Veya bir yakınınızın ya da hepimizin… Kanser tanısı ile yaşamayı lunaparklardaki rollercoaster’lara yani hız trenlerine benzetirler. Her yeni gün yeni duygular ve kaygılar getirebilir, hem olumlu hem olumsuz. Sürekli olarak kanser tanısı konmadan önce hayatın bizler için nasıl olduğu hakkında düşünmek yerine bugünkü enerjimizin üzerine yoğunlaşmamız emin olun ki tüm bilim ve sağlık insanları tarafından da öneriliyor. Çünkü hastalık fark etmeksizin hastalığın bize verdiği rahatsızlık, acı ve ağrıdan ziyade hastalığın psikolojik tarafı bizi daha fazla rahatsız edebilir. 

Aşırı fiziksel, zihinsel ve duygusal stres bizim bağışıklık sistemimizi yıpratır ve zayıflatır. Zayıf bağışıklık sistemi demek de kansere ve diğer hastalıklara karşı davetiye çıkarma açısından önemli bir faktördür. Bilimsel çalışmalar bol kahkahanın bağışıklık sistemi üzerinde ani ve etkili bir güçlendirici etkisi olduğunu çoktan kanıtlamış durumda. Hatta Japonya'da, kahkaha sonrasında yapılan analizlerde, doğal öldürücü adı verilen hücreleri uyaran 14 genin birden aktive olduğu saptandı.

                 

“Her işin başı sağlık.” sözüyle birlikte bir başka bir sözü de kullanmamız gerek “Her şeyin başı moral.” Ruh ve beden sağlığını birlikte düşünmeli ve değerlendirmeliyiz. Bedenimizde oluşan sorunlar ruh sağlığımızı ve psikolojik durumumuzu bozabilir. Ruh sağlığımızda meydana gelen değişimler de bedenimizi etkileyebilir. Özellikle fiziksel hastalıklar kişinin hayata karşı uyumunu bozar. Bu tip hastalar alıştığı şekilden farklı yaşamak zorunda kalır. Hastalık ister hafif ve geçici olsun isterse ağır ve kronik olsun hastayı ve ailesini olumsuz etkileyebilir. Özellikle kronik hastalığı olan kişilerin yaşam şekillerinin eskiye göre oldukça fazla değişim göstermesi normal.

Biraz da hastanın dışarıyla ve kendisiyle olan ilişkisini ele alalım. Herhangi bir hastalığının olduğunu öğrenen kişi öncelikle doğal olarak büyük bir üzüntü yaşar. Bu hepimiz için geçerli hâliyle. Kişi çevresindekilere bu duygularını belli etmemeye çalışır, insanlarla iletişimini azaltır ve yalnızlık hissetmeye başlar. Bu şekilde devam ederse hastanın duyguları bir süre sonra yoğunlaşmaya başlar ve kişi 
yalnızlık hissine kapılabilir. Hastalığın teşhis edilmesiyle inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme aşamaları yaşanır. Bu süreçte kişi, hastalığa karşı duygusal ve davranışsal tepkiler gösterebilir. Hastanın verdiği tepkiler hastalığın çeşidine, kişinin hastalık algısına, hastanın karakter yapısına ve psiko-sosyal ortama göre değişir. Kronik hastalığı olduğunu öğrenen kişilerin ilk hissettiği duygulardan birisi öfke olur. Bu durum normal ve olması gereken bir süreçtir.

Sonuç olarak bilim dünyasında da
gülümsemenin ve moralli olmanın insan biyolojisi üzerinde olumlu bir rolü olduğu kabul ediliyor. Mesela kuvvetli bir kahkaha endorfin salgımızı yükseltiyor, stres hormonu olarak bilinen kortizon ve adrenalin düzeylerini düşüyor. Gülümsemeyi başardığınızda kızgınlık, endişe, depresyon ve stres düzeylerinde azalma görülüyor, dayanma ve direnme gücü artıyor. Hatta daha da ileri giderek, kimi araştırmacılar, gülmek ile kanser hücrelerinin çoğalmasını engelleyen sitokin ve interferon benzeri maddelerin salınımı arttığını ileri sürüyor. Lütfen yüzünüzden gülümseme eksik olmasın!

10 Mayıs 2019 Cuma

Başarılı Kardiyo, Sağlıklı Kalp!

Kalp ve kan damarları ile birlikte vücudun dolaşım sistemine “kardiyovasküler” sistem denir. Kardiyo ise bunun kısaltılmış hâlidir ve kalp, damar ve akciğerleri yoğun bir şekilde çalıştırıp güçlendiren egzersiz türlerinin hepsini kapsar. Kalp ritminin yükseldiği, nefes alış verişin hızlandığı her durumda kardiyo egzersizi yapmış oluyoruz. Nabız hızınızın arttığı egzersizleri bir düşünün, hepsi kardiyo türleri olarak bilinir: Koşu, yüzme, yürüme, tenis, bisiklet sürme…

Kardiyo genellikle kalori harcamak, yağ yakmak ve zayıflamak için yapılıyor olsa da
kardiyonun güçlü bir kalp, düşük stres, dayanıklılık gibi birçok faydası da var. Ne de olsa
kardiyo ile kalbinizin maksimum atış sayısının %65 – 80 aralığında olduğunu düşünürsek,
sağlığa yararları tartışılamaz bir gerçek. Özellikle diyet yaptığınız bir dönemde, aynı zamanda kardiyo egzersizlerini ve sporu da başarılı bir şekilde yürütebilirseniz, başarılı bir sonuç almanız kaçınılmaz olur. Hem de bilinçli bir sonuç.



Çoğumuz genel bir tabirle hep zayıflamayı isteriz; bazılarımız “biraz daha fit olsam yeter” diye düşünür, bazıları “forma girebilmem için daha çok yolum var” diye. Bir de tabii ki her şeyden önce sağlıklı bir vücut ve metabolizma amacıyla bu egzersizlere yaklaşanlar da. Kilo vermek ve forma girmek için kardiyo yapmamız gerektiği doğru. Pekii fitness ve sağlıklı yaşama hedeflerimiz için illa spor salonuna/gym’e gitmek ya da spor aletleri ile çalışmak mı gerekli? Tabii ki hayır; evde, sokakta hatta her an kardiyo yaparak da forma girebilirsiniz. Kardiyo egzersizlerinin detaylı bir anlatımı ayrı bir blog konusu olabilir; bu yazımızda biraz daha genel bir “kardiyo” tanımını ve etki alanlarını ele alıyoruz. Ancak evde hemen egzersize başlamak isterseniz bile internet dünyası temel bilgiler için yeterli olacaktır.

Günlük hayatınızda merdiven çıkarken zorlanıyor, yürüyüş yaparken soluksuz mu kalıyorsunuz? Eğer bu sorulara verdiğiniz cevap evetse, bu kalp kaslarınızı yeterince
çalıştırmadığınız anlamına gelir. Düzenli ve başarılı kardiyo programı ile kalp daha hızlı bir
şekilde kan pompalamaya başlar ve vücudunuz bu duruma alışır. Bu da kalp kaslarının
güçlenmesini ve vücudun performansını artırmasını sağlar. Böylelikle kalp ve damar
hastalıklarına yakalanma riskinizi de azaltmış olursunuz. Yazımızın başında da dediğimiz gibi, kardiyonun en önemli faydası, kalp ve damar sağlığını destekliyor olması. 

Amacınız daha çok kilo vermek ise kardiyo egzersizleri ile sağlıklı bir şekilde kilo vermek adına yağlardan kurtulmak için doğru beslenmek gerekir. Çünkü aksi takdirde, kas kaybına neden olabilir; bu nedenle, vücut geliştirme ile ilgilenen bazı insanlar kardiyodan çekinirler. Ama aslında düzenli kardiyo egzersizleri, ağırlık antrenmanları sırasındaki performansı artırmaya yardımcı olur. Bu sayede hem yağ yakmış hem de minimum yağ oranına sahip bir vücut yapmış olursunuz. Yağ yakımı için en doğru zaman (yani kardiyo için) midenizin boş olduğu zamandır; tabii sağlık problemi yaşamıyorsanız. Eğer böyle bir probleminiz yoksa ev kan şekeriniz düşük değilse sabah aç karnına kardiyo yapmak doğru bir seçim olabilir.

Ve en önemlisi, kardiyo ile yararlı hormon salınımı sayesinde ruh hâliniz olumlu etkilenir ve vücudunuzun yaşlanma hızı yavaşlar. O zaman şimdi uygulama zamanı, bol terli kardiyolar! :)

20 Ekim 2016 Perşembe

Vücudunuzu detoks ile dinlendirin


21. yüzyıldaki modern yaşam ve teknoloji pek çok konuda yaşamımızı kolaylaştırırken aynı zamanda farkında olmadan bedenimize aşırı yük bindiriyor.En başta kirli hava, işlenmiş gıdalar ve normal (sağlıklı) değerlere uymayan su hayatımızın kalitesini git gide düşürmektedir. Böyle bir tempoda herkes belirli aralıklarla vücudunu dinlendirmeye ve vücudunu temizlemeye ihtiyaç duyar. Vücudumuz her gün gece ve sabahın erken saatlerinde kendisini temizlemeye programlanmıştır. Bu temizlenme toksinlerden arınma ve yeni bir gün için enerji biriktirme anlamına gelir.

Vücudun zararlı maddelerden temizlenmesi anlamına gelen detoks, bedenimizi hastalıklardan korumak, ruhsal, bedensel ve zihinsel olarak dengede tutmak için başvurulan yöntemlerin en başında geliyor. Vücutta birikerek hastalıklara ve yaşlanmaya sebep olan zararlı atıkların (toksinlerin) vücuttan çıkarılma işlemi olan detoks, sağlıklı bir yaşama kapı aralar. Bir kısmı dışarıdan yanlış beslenme ile bir kısmı ise sindirim sisteminin güçlü olmaması sonucunda vücutta oluşan toksinler; baş ve sırt ağrısı, yorgunluk, eklem ağrıları, deri döküntüsü, dolaşım bozukluğu, depresyon, kabızlık, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sağlık sorunlarına yol açmaktadır.

Detoks etkisi olan besinleri tüketerek ve vücutta toksin birikmesine neden olan besinleri tüketmeyerek yapılan vücut temizliğinde kalori yakıldığı içinde aynı zamanda kilo vermeye de yardımcı olur. Detokstan sonra kan temizlenir, organ, doku ve hücreler beslenir, cilt daha parlak ve sağlıklı gözükür. Temizlenen vücutta kişi kendi daha enerjik hisseder.

Temel amacı vücuttaki normal olmayan işleyişi normal ve sağlıklı haline getirmek olan Mora Terapi de tıpkı detoks gibi vücuttaki zararlı maddeleri temizliyor. Sindirim sistemi ve bağırsak florası temizliğinde de önemli başarılara sahip Mora Terapi, toksik maddelerin elektromanyetik frekanslar yardımıyla vücudumuzdan atılması sağlanıyor. Tamamlayıcı tıp yöntemi olan Mora Terapi, Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde başarıyla uygulanmaktadır.



10 Nisan 2016 Pazar

Romatizmal ağrılara çözüm: Mora Terapi


Çalışma hayatı, stres, günlük koşturmaca derken bel, boyun, baş ağrıları listenin başlarına yazabiliriz. Bir de bunlar romatizmal hastalıklardan kaynaklı ağrılar eklenince işin içinden çıkılmaz bir durum bizi bekliyor. Romatizma vücudumuzun hareketini sağlayan kas ve iskelet sistemimizde şişlik, ağrı, hareket sınırlamasına yol açarak, iç organlarımızda çeşitli rahatsızlıklara neden oluyor. Rutubetli ve soğuk yerlerde görülme ihtimali artan romatizma sıcak ve nemli hava da kişiye ağrı ve rahatsızlık veriyor. 200’den fazla çeşidi olan romatizma, eklemlerde, kaslarda ve dokularda şişliklere, kızarıklığa, hareket kısıtlanmasına ve deformasyonlara yol açıyor. Romatizmal hastalıkların nedeni tam olarak tespit edilememiş olsa da mikropların neden olduğu romatizmal hastalıklar gut hastalığı ve akut eklem romatizmasıdır. Psikolojik nedenler ve travmalarda romatizmal hastalıkların ortaya çıkmasında etkili oluyor.

Mora Terapi’de en çok kullanılan tedavi yöntemlerinden biri olan ağrı tedavisi hem romatizmal hastalıklar için hem de akut yani hastalık veya hastalıkların belirtisi veya sonucu olan ağrıları ortadan kaldırmak için kullanılıyor. Vücuttaki normal olmayan işleyişi normal ve sağlıklı haline getirmek olan Mora Terapi ağrıya bir neden değil de sonuç olarak yaklaşarak, ağrıya neden olan sorunu ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atıyor. Mora Terapi’de en çok kullanılan tedavi yöntemlerinden biri olan ağrı tedavisi iki yolla gerçekleşiyor. İlk yöntem hastalıklı veya ağrılı bölgedeki patolojik frekansları yok ederek sağlıklı fizyolojik frekansları daha da güçlendirip tekrar ilgili bölgeye vermek. İkinci yöntem ise enflamasyonlu yani iltihaplı bölgedeki lenfatik drenajı artırıp detoksifikasyonu artırmak ve böylece iltihaplı bölgesindeki asidozu azaltıp normal fizyolojik sürece zemin hazırlamak.

Her yaş grubuna uygulanabilen Mora Terapi ağrı tedavisi genellikle ilköğretim çağından itibaren uygulamak tercih ediliyor. Mora Terapi ağrı tedavisinde tedavi boyunca detoks kurallarına uyum önemli. Mora Terapi ağrı tedavisi çoğunlukla Mora Terapi Renk Terapisi ile destekleniyor.