kilolardan kurtulmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kilolardan kurtulmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2018 Çarşamba

MÜZİK TERAPİSİ NEDİR? NELER İÇİN KULLANILABİLİR?


Müzik, günlük yaşantımızın her alanında önemli rol oynamaktadır. Sakinleştirici veya uyarıcı, neşe veya üzüntü verici olabilmektedir. Anılarımızı canlandırabilir; duygularımızı ifade etmemize yardımcı olabileceği gibi değişik duyguların ortaya çıkmasına da neden olabilir.

Müzik terapi, insanların sağlık durumunda düzelme sağlamak amacıyla terapötik bir ortam sağlayarak melodi, ritim, seyir ve ton gibi müzikal bileşenlerinin kullanılması ile uygulanmaktadır.  Müzik terapide her tür enstrüman ve insan sesi kullanılabilmektedir.

Dünya Müzik Terapisi Federasyonu (WFMT) müzik terapiyi; ‘Müzik terapisi, bir müzik terapistinin bir danışan veya grupla, onların fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal ve kognitif ihtiyaçlarına karşılık verebilmek adına iletişim, diyalog, öğrenim, mobilizasyon, ifade, organizasyon ve bunlarla ilişkili diğer terapötik amaçları gerçekleştirebilmek ve kolaylaştırmak amacıyla planlı bir süreçte müzik ve/veya müzikal unsurları (ses, ritim, melodi ve armoni) kullanmasıdır’ şeklinde tanımlamaktadır.


İnsan yaşamında etkili ve güçlü bir iletişim aracı olan müzik, yalnızca ruhsal yapının kötü olduğu durumlarda değil, iyi olduğu durumlarda da insanı etkilemektedir. Müzik kendine özgü dili, yapısı ve anlatım öğeleriyle insanın duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilmektedir. Bu bağlamda eski medeniyetlerde de psikolojik sorunların giderilmesinde müziğin terapik etkilerinden yararlanılmıştır. Tarihin ilk dönemlerinde şamanlarla başlayan müziğin terapötik kullanımı Antik ve Orta çağ’ da Batı medeniyetinde de etkisini göstermiştir. İslam medeniyetinde sufilerin ilgi gösterdiği müziğin iyileştirici gücü Osmanlı ve Selçuklu döneminde de devam etmiştir. 1960’lı yıllarda müzik ile tedavi uzmanlarının arttırılmasına ve kapsayıcı bir eğitim almalarına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Böylelikle müzik terapi sistematik olarak uygulanan bir disiplin haline gelerek günümüze kadar gelmiştir.


Müzik, merkezi sinir sistemi ve beyin kabuğunda yer alan düşünme, öğrenme, konuşma, beden kontrolü ile ilgili merkezleri uyarmaktadır ve bu alandaki gelişmeleri desteklemektedir. Müzik depresyon geçiren gençlerde beyni rahatlatıcı ve hormonel düzensizlikleri hafifletici rol oynayabilmektedir. Müziğin hormonlar üzerindeki etkisi, müziğin tarz ve şekline bağlı olarak stres hormonlarını artırabilir veya azaltabilmektedir.

Vücudumuzun motor işlevleri müzikal ritimlerle antrene olur. Örneğin, bir müzik parçası dinlerken yürümeye çalıştığınızda adımlarınızın hızı, o müzik parçasının ritmine uyumlu hale gelmektedir. Kaslarımız dışında da nefes alışımız, kalbimizin atışı dinlediğimiz müzikle değişebilmektedir. Diğer bir deyişle müzik, fizyolojik işlevlerimizi etkileme ve değiştirme potansiyeline sahiptir.

Günümüzde müzik terapinin kullanım alanı oldukça geniştir. Nöroloji, kardiyoloji, onkoloji, psikiyatri gibi klinik alanlarda tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Nörolojik hastalıklarda hastalığın ilerlemesini takip etmek için bu yöntem kullanılabilmektedir. Kanser hastalarında dikkatin müziğe odaklanması, hastanın hastalığını düşünmeyeceği bir zaman dilimi oluşturacağından gevşeme ve anksiyetenin giderilmesinde önemlidir. Çocuklarda nöromotor gelişimin desteklenmesinde de bu etkilerden yararlanılabilmektedir. Ayrıca müzik terapi, alkol ve madde bağımlılığının tedavisinde de önemli bir yere sahiptir. Yapılan bilimsel araştırmalarda klasik türk müziği ile klasik batı müziğinin hastalıklar üzerinde iyileştirici bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır.

Mora Nova modüllerinden olan, 5-Element Müzik modülü tanı ve tedaviye Geleneksel Çin Tıbbına göre müziğin eşlik etmesini mümkün kılmaktadır. Huzursuzluğu, üzgünlüğü gideren, kişinin dinginleşmesini, sakinleşmesini, tazelenmesini, canlanmasını, iyileşmesini, rahatlamasını sağlayabilecek melodileri içermektedir. Depresyon tedavilerinde ve iştahsız danışanlarda da  destek olarak kullanılabilecek seçenekleri de bulunmaktadır. Kendi başına terapi olmasının yanında, uygulanan farklı terapilere destek amaçlı da kullanılabilmektedir.  



12 Eylül 2018 Çarşamba

KİLO VERİRKEN EN BÜYÜK DESTEKÇİNİZ: MORA TERAPİ!

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde aşırı kilo kazanımı ve vücut yağlanması gibi problemlere sık sık rastlanmaktadır. Vücudun yağlanması hatta ilerlemesi sonucunda oluşan obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve yanlış beslenmeyle birlikte fiziksel aktivite yetersizliği, temel nedenler olarak kabul edilmektedir.

Günümüzde, yağ ve şeker içeriği oldukça yüksek olan yiyecek ve içeceklerin daha kolay ulaşılabilir olması bu tarz besinlerin tercih edilebilirliğini artırmaktadır. Aynı zamanda günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır. Hareketsiz yaşam, düzensiz öğünler, yanlış besin tercihleri, su yerine şekerli içeceklerin tüketilmesi sonucunda bedenimizin yağlanıyor olması beklenen bir sonuçtur…

Herkesin bir düşkünlüğü vardır. Kimimiz kahvesiz olmaz, çaysız yapamam der, kimimiz hamur işi görünce kendime engel olamıyorum der, büyük bir çoğunluğumuz da şekerli gıdalara karşı koyamamaktan yakınır. Aşırı karbonhidrat ve glisemik indeksi yüksek gıdaların kontrolsüz tüketimi sonucunda kan şekerinde dalgalanmalar meydana gelir. Ani yükselen kan şekeri aniden düşerek erken acıkmanıza sebebiyet verir. Aynı zamanda bozulan insülin salımı sonucunda da yağ yapımı hızlanır ve alınan şeker ve karbonhidratların fazlası yağ olarak depolanmaya başlar. Şekerden ve karbonhidrattan zengin beslenme tarzı son derece yanlıştır.

Mora Terapi ailesi olarak mucize kilo verme kürleri veya detoks suları gibi moda diyet akımlarını son derece sağlıksız buluyoruz ve kesinlikle desteklemiyoruz. Mora Terapinin amacı uygulanan 3 aylık protokol boyunca sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmakla birlikte su tüketimini ve günlük aktiviteleri artırarak sağlıklı ve kalıcı kilolar verebilmektir. Sağlıklı alışkanlıkların oluşabilmesi için 3 ay yeterli bir süredir.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan metabolik sendrom, diyabet, geçirgen bağırsak sendromu gibi terapilerden elde edilen bilgiler ve sonuçlar ışığında Mora Terapi kilo verme terapileri geliştirilmiştir. Kilo verme terapilerinde kalıcı başarılar elde eden tamamlayıcı tıp yöntemi Mora Terapi, herhangi bir yan etkiye yol açmadan, vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkmaktadır. Her seansta genel frekans temizliği yapıldığından, tansiyon, kolesterol veya kan şekeri ile ilgili problem yaşayan danışanlarımızda ciddi düzelmeler gerçekleşmektedir. Ayrıca, frekans temizliği sayesinde vücutta birikmiş olan toksinler de vücuttan uzaklaştırılmış olur.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan kilo terapilerinde, iyileştirmeye her zaman bağırsaklardan başlanır. Kaliteli bağırsak florası, iyi çalışan bağırsakları ve sağlıklı vücut fonksiyonlarını beraberinde getirir. Mora terapi seanslarında ve seanları takiben verilen diyet protokolünde bağırsak florasındaki dengeler gözetilerek temizleme işlemi gerçekleştirilir. Seans sonrasında verilen diyet protokolünden kısaca bahsedecek olursak; sebze, protein ve sağlıklı yağlar içeren, basit şeker içermeyen, karbonhidratların ve meyvelerin de kullanılabilir miktarlarının belirtildiği, bağırsak sağlığını destekleyen sağlıklı bir beslenme planıdır. Serbest olan yiyeceklerde miktar sınırlaması yoktur. Bol su ve fiziksel aktiviteyi de desteklemektedir.

Kilo verme seanslarında, bağırsak terapisinin yanında, bağırsak sağlığını bozacak ya da danışanın özellikle bağımlısı olduğunu düşündüğü yüksek şeker, karbonhidrat ve yağ içerikli gıdalar tüplere koyularak cihaza yerleştirilir. Tüplerden alınan frekanslarla, bağımlılık terapilerinde de kullandığımız gibi vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu şekilde verilen beslenme protokolüne uyum büyük oranda kolaylaşır. Kişi isteksizlik oluşturulan gıdalara karşı yoksunluk hissetmeden, diyet yapıyorum psikolojisine girmeden kolaylıkla kilo vermeye başlar. Titizlikle uygulanan protokol ve düzenli alınan Mora Terapi seansları sonrasında kişi sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yaşam tarzı haline getirmiş olur.

Mora Terapi ile 5+1 seans şeklinde uygulanan 3 ay izlem süreci olan kilo verme protokolümüzde amaç, protokol süresince 12-15 kg kaybetmektir. Bu kayıp 3 ay için ideal bir kilo kaybıdır. Ancak protokol süresince verilebilecek kilo, kişinin metabolizması, yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite durumuna göre değişebilmektedir. İlk 3 seans genellikle 3-4 gün aralıklarla verilmekte, geri kalan seanslar ise 1-2 hafta hatta 1 ay aralıklarla verilebilmektedir. Seans sayıları ve aralıkları kişinin vermesi gereken kiloya göre veya kilo verme hızına göre değişebilmektedir.

Kısacası Mora Terapinin amacı, danışanın sağlıklı şekilde kilo vererek ideal kilosuna ulaşmasını sağlamaktır. Kişi protokol süresince bedenindeki iyi yöndeki değişimleri fark ederek motive olur. Uykuları düzene girer, sabahları daha enerjik güne başlar, duygu durumu düzenlenir… Mora Terapi ile iyi hissederek zayıflayın. Unutmayın ki Mora Terapi kilo vermek isteyenlerin de en büyük destekçisi!

18 Temmuz 2018 Çarşamba

MUTFAĞIMIZDAKİ MUCİZELER: 10 DOĞAL ANTİBİYOTİK


Özellikle son yıllarda antibiyotik kullanımı yaygınlaştı. Bunun sonucunda vücudun genel işleyişinde büyük bir yere sahip olan bağırsaklarımızda yaşayan probiyotik bakteriler, bu yoğun ve bilinçsiz antibiyotik kullanımı sonucu harap olmaktadır.

Vücudumuzu hastalıklardan doğal yollarla nasıl koruyabiliriz, bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendirebiliriz veya hastalıklarla doğal yollarla nasıl savaşabiliriz? Bu soruların cevapları için yazımızın devamına geçelim…


1.    Sarımsak, soğan: Hastalıklara karşı önleyici ve iyileştirici güçlerini duymayanınız yoktur. Ancak biz yine de kısaca bahsedelim. İçerdikleri sülfürlü bileşikler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir, kansere karşı korur ve hücre onarımını kolaylaştırırlar. Ayrıca sarımsağın bakteri, mantar ve virüsleri yok etme kapasitesi de 19. Yüzyılda kanıtlanmıştır.

2.    Kefir: Düzenli tüketildiğinde kefirin üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu olduğu yapılan araştırmalarda kanıtlanmıştır. Kefir, gribal enfeksiyonlara karşı korurken, bağırsakta kanser oluşturan etkenleri de engeller. Aynı zamanda ülser, yüksek tansiyon, bronşit ve astım hastalarının tedavisinde de kullanılır.

3.    Ispanak: Ispanağın içeriğinde anti kanser özelliği olan flavonoidlerden bol miktarda bulunmaktadır. Bu sayede ıspanak, mide, cilt ve prostat kanserlerini önlemede etkilidir. İçeriğinde bulunan A vitamini sayesinde pek çok hastalıkta iyileştirici rol oynamakla birlikte, solunum yolları ile ilgili hastalıklar başta olmak üzere pek çok hastalığın önlenebilmesi için de tüketimi önerilmektedir.

4.    Turp: C vitamini, folik asit, fosfor ve yüksek diyet lifi içeriği sayesinde özellikle soğuk algınlığına karşı koruyucudur. Çok güçlü bir antioksidan olduğundan, soğuk algınlığı gibi hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadır. Aynı zamanda kırmızı turp boğaz ağrılarını ve şişkinliğini giderir, sinüslerin temizlenmesinde de etkili rol oynar.

5.    Brokoli: İçerdiği sulforan maddesinin antioksidan aktivitesi ve C-E vitaminlerini bir arada barındırdığından, bağışıklık sistemini destekler. Hastalıklara yakalanmaya karşı koruma sağlar. Aynı zamanda özellikle akciğer, mide, bağırsak, yemek borusu, kolon, mesane ve meme kanserlerine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Radyasyonun zararlı etkilerini azaltarak cilt kanserine karşı da koruma sağlar. Tümörlerin büyüme hızını azaltır. Amerika’da yapılan bir çalışmanın sonucunda, günümüzde çok yaygın görülen KOAH’ın vücuttaki hasarının engellenmesinde etkin rol oynadığı saptanmıştır.

6.    Zencefil: Zencefil bağışıklığının güçlenmesini sağlayarak enfeksiyonlara karşı vücudunu savunma özelliğine sahiptir. Bir çalışmada taze zencefilin solunum yolu enfeksiyonlarını azaltmada büyük etkiye sahip olduğu kanıtlanmıştır. Ayrıca kireçlenme olarak bilinen hastalıklarda da olumlu sonuçlara sahiptir. Antioksidan içeriği sayesinde zencefil, tümör hücrelerinin oluşmasını engellemekte ya da oluşan hücrelerin küçülmesine yardımcı olmaktadır.

7.    Kırmızıbiber: Tahmin edilenin aksine yüksek bir C vitamini deposudur. Ayrıca çok güçlü antioksidanlara sahiptir. Böylelikle vücudumuzda oluşan toksin maddelerin birikmesini engelleyerek bedenimizi kansere karşı korur. Soğuk algınlığına karşı savaşarak akciğerleri korur. Bir diğer özelliği de sinüsleri temizleyerek sinüzitlerin iyileşmesinde etkili olmasıdır.

8.    Kivi: Kivi, günlük alınması gereken C vitamini miktarını kendi başına karşılayabilmektedir. İngiltere’de yapılan araştırmalar küçük çocuklarda öksürme, hapşırma, nefes darlığı gibi bazı hastalıklarda kivinin olumlu etkisi kanıtlanmıştır.

9.    Pırasa: İçerdiği flavonoid ve kamferol sayesinde kan damarlarında meydana gelen hasarları gidermeye yardımcı olur. Sülfürlü bileşikler sayesinde de özellikle kolon kanseri başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı koruyucu etkisi bulunur. Pırasanın grip, soğuk algınlığı, saman nezlesi ve idrar yolu enfeksiyonları gibi doğal enfeksiyonlara karşı iyileştirici etkileri vardır.

10. Nar: C vitamini açısından zengin besinlerden biri olarak nar, gribal enfeksiyonlara karşı korur ve aynı zamanda kalp-damar dostu bir meyvedir. Aynı zamanda eklem iltihapları ve yüksek tansiyonda da tavsiye edilmektedir. Nar yaprakları mikrop öldürücü özellikleriyle iltihaplı yaralarda kullanılabilir veya ağız içi yaralarda gargara yapılarak tüketilebilir.

Antibiyotik kullanımının kaçınılmaz olduğu bazı durumlar da tabi ki meydana gelebilir. Kullanım sonrası bağırsaktaki yararlı bakterilerin de etkisiz hale geldikleri unutulmamalıdır. Mora Terapi yöntemiyle yapılan bağırsak terapisi ile, bunun gibi antibiyotik kullanımı sonucu oluşmuş veya daha ciddi ilaçların yan etkisi nedeniyle harap olmuş bağırsaklarda olumsuz etkiler ortadan kaldırılarak vücudun işleyişi bağırsaklardan başlayarak tamamen düzeltilebilmektedir. 

25 Mayıs 2018 Cuma

HAREKETE GEÇELİM


Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sağlık, "sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali" olarak ifade edilmektedir. Biz de bu tanımdan yola çıkarak fiziksel aktivitenin hangi alanlarda bizi destekleyebileceğini inceleyelim…


Günümüzde fiziksel aktivite deyince insanların aklına hep spor yapmak gibi özellikle vakit ayırılması gereken bir uğraş geliyor. Ancak bu son derece yanlış bir yargıdır. Fiziksel aktivite enerji harcayarak yapılan tüm bedensel ha­reketlerdir. Örnek verecek olursak, akşam yemeklerinden sonra yapılabilecek 30-45 dakikalık açık hava yürüyüşleri gibi…Hiç zamanım olmuyor ama diyenleri duyar gibiyiz. Onlara da küçük tavsiyelerimiz var. Markete yürüyerek gitmek, otobüsten bir durak önce inip eve yürümek, asansör yerine evin merdivenlerini kullanmak bile tüm gün hareketsiz olmaktan çok daha iyidir.

Fiziksel aktivitenin bedensel sağlığımız üzerine etkileri tabi ki de saymakla bitmez. Kısaca bahsedecek olursak düzenli olarak yaptığımız fiziksel aktivite, kas kuvveti ve miktarımızın korunmasını hatta arttırılmasını sağlar. Aynı şekilde eklem hareketliliğinin ve esnekliğinin korunması ve arttırılmasına da yardımcı olur. Ayrıca vücut dayanıklılığın arttırılmasında, dengenin kolay sağlanabilmesinde, reflekslerin gelişmesinde, vücut duruşunun düzeltilmesinde ve kemik mineral yoğunluğunun korunmasında da rolü büyüktür. Fiziksel aktivite sayesinde, kalp ritmimiz ve kan basıncımız düzene girer, solunum kapasitemiz artar, yüksek kan kolesterol ve trigliserit düzeylerimiz düşer, kan şekerimizin kontrolü sağlanır, metabolizmamız hızlanır ve vücudumuz depo yağlarından enerji sağlamaya başlar.

Fiziksel aktivite sırasında stres hormonlarının üretiminin yavaşlaması, zihinsel olarak rahatlamamıza, günün yorgunluğunu ve stresini geride bırakmamıza yardımcı olur.

Kişinin kendisine zaman ayırması ve bu zaman diliminde aslında kendi bedeni ve ruhu için ne kadar faydalı bir şey yaptığının farkına varması; tatmin hissini beraberinde getirir. Aynı zamanda düzenli fiziksel aktivite kişinin özgüvenli olmasını ve sosyal ilişkilerinde daha başarılı olmasını destekler.

Unutulmamalıdır ki daha sağlıklı yaşamak, kişisel bir seçimdir. Harekete geçmek ve kendimize zaman ayırmak için hala geç değil!

Mora Terapi yöntemiyle yapılan kilo ve bağımlılık terapilerinde, danışanların fiziksel aktivite durumları mutlaka sorgulanır. Genel olarak hareketsiz bir yaşam sürdüğü düşünülen kişilere günlük, düzenli olarak fiziksel aktivite yapmalarının öneminden bahsedilir.

17 Mayıs 2018 Perşembe

NEDEN PROBİYOTİK KULLANMALIYIZ ?

Özellikle son zamanlarda gündeme gelen probiyotik ne demektir? Probiyotik besinler nelerdir, neden gıda takviyesi olarak desteklenmesi gerekmektedir ve neden son zamanlarda bu kadar yaygınlaşmış olabilir? Gelin beraber inceleyelim…
Dünya Sağlık Örgütü’ ne göre probiyotiklerin tanımı, yeterli miktarda kullanıldıklarında sağlık açısından yarar sağlayan canlı mikroorganizmalar olarak yapılmıştır. Bu mikroorganizmalar sağlıklı kişilerin bağırsaklarında belirli miktarlarda bulunmaktadır ancak kontrolsüz antibiyotik kullanımı, fazla alkol kullanımı, bağırsak ameliyatları gibi etkenler sonucunda bu bakterilerin sayısında azalmalar meydana gelmektedir.

Probiyotik mikroorganizmaların bağırsaklarda nasıl etki gösterdiğine bakılacak olursa, vücudumuza aldığımız bu yararlı mikroorganizmalar, bağırsak duvarına tutunarak patojen (hastalık yapan) bakterilerin tutunma bölgelerini kısıtlarlar ve besin kaynakları için rekabete girerek patojen bakterilerin üremelerine engel olurlar. Aynı zamanda patojen bakterilerin zararlı etkilerini inhibe edebilecek maddeler sentezlerler.

Probiyotiklerin yararlarından kısaca bahsedecek olursak, sağlıklı bir sindirim sisteminin oluşmasına katkı sağlarlar ve bağışıklık sistemini güçlendirirler, bazı besin öğelerinin vücutta daha iyi kullanılabilmesini ve vücutta sentezlenebilmesini sağlarlar, hastalıklara bağlı sindirim sistemi şikayetlerinin şiddetini azaltırlar, laktoza duyarlı olan kişilerde laktoza bağlı oluşan olumsuz etkilerin hafifletilmesinde etkilidirler, çeşitli organ kanserlerinin önlenmesinde rol oynarlar, bağırsak rahatsızlıklarında (Crohn hastalığı, spastik kolon vb)meydana gelebilecek olumsuz belirtilerin hafifletilmesine yardım ederler, bağırsak florasını düzenleyerek kabızlığın önüne geçerler, alerjik durumlarda oluşabilecek belirtilerin önlenmesine yardım ederler.

Günlük olarak tüketebileceğimiz doğal probiyotik besinlere; kefir, yoğurt, probiyotikli yoğurt ve peynir örnek olarak verilebilir. Ayrıca boza, şalgam, turşu, tarhana pestili, şıra, fermente zeytinler ve fermente etler de bu gruba dahil edilebilmektedir.

Günümüzde hızlı yaşam şartları sonucu sağlıksız besin tercihlerinin artması probiyotik içeren besinlerin tüketimini azaltabilmekte ve günlük hayatta yaşadığımız stres, vücudumuzu probiyotikler açısından elverişsiz hale getirebilmektedir. Probiyotik besinlerin tüketilemediği durumlarda vücudumuz için gerekli bu mikroorganizmaların gıda takviyesi olarak dışarıdan alınması sağlıklı bir vücut için son derece önemlidir. Dışardan alınabilecek probiyotiğin çeşidi ve dozu ise uzmanlara danışılması gereken konulardır.

Son olarak probiyotiklerin vücutta birçok alanda iyi hali desteklediği unutulmamalı ve eksik olup olmadığı mutlaka sorgulanmalıdır.

Mora terapi yöntemi ile çalışılan kilo kontrolü, metabolik sendrom, insülin direnci, bağırsak mantarı temizliği ve geçirgen bağırsak sendromu gibi pek çok rahatsızlıkta kişiler probiyotik ve prebiyotik takviyeleri ile desteklenmektedir. 

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Messi'nin Sırrı

FC Barcelona’nın yıldızı Lionel Messi’nin İtalya’ya yaptığı ziyaretin yankıları sürüyor.

Sezon başında İtalyan diyetisyen Silvia Tremoleda ile yaptığı özel çalışmalar sayesinde 3,5 kilo vererek forma giren Messi’nin bu kez bir başka İtalyan Doktor Giuliano Poser’le görüşmesi büyük yankı uyandırdı.
Luis Enrique’nin verdiği 3 günlük tatili değerlendiren Messi, mucizelerin doktoru olarak anılan Giuliano Poser’i babası Jorge ve kardeşi Rodrigo ile birlikte ziyaret etti.

Messi’nin verdiği kilolar sonrası artan baş ağrılarına ve kronik hale gelen kusma sorununa çözüm bulmak için Poser’le görüştüğü iddia edildi. Ancak oyuncuya yakın kaynaklar Messi’nin kulüpten ve medikal bölümünden aldığı izin doğrultusunda birkaç kilo daha vermek için İtalyan doktorla görüştüğünü belirtti. Doktor Giuliano Poser’i, Messi’nin yakın dostu ve milli takımdan arkadaşı Demichelis’in önerdiği ortaya çıktı.

Messi'nin Sacile'de görüştüğü Giuliano Poser, Bach Çiçek Terapisiyle tanınıyor. Bunun yanı sıra duygusal terapi ve özel diyetler kullanıyor. Bach Çiçek Terapisi, korku, belirsizlik, yetersiz ilgi, aşırı duyarlılık, üzüntü ve aşırı ilgili olma gibi durumların çözümünde tercih ediliyor. Bu terapide 40’a yakın bitkiye yer veriliyor.

BACH ÇİÇEK TERAPİSİ NEDİR?
İngiliz doktor, bakteriyolog Edward Bach’ın geliştirdiği ve kökeni 1930’lara uzanan Bach çiçekleri terapisinin temeli çiçek özlerinden hazırlanan karışımlara dayanıyor.  Bedensel rahatsızlıkların temelinde ruhsal denge bozukluklarının yattığını fark eden Doktor Bach, 40’a yakın çiçek özünün şifalı enerjilerini kullanarak, hastalıklara neden olan negatif duyguların çözümlendiği bir terapi sistemi geliştirdi.

Bach Çiçek Terapisi'nde kullanılan bitkiler

Agrimony (Kaşıkotu)
Aspen (Toz ağacı)
Beech (Akgürgen)
Centaury (Kantaryon)
Cerato
Cherry Plum (Erik ağacı)
Chestnut Bud (Kestane tomurcuğu)
Chicory (Hindiba)
Clematis (Orman asması)
Crap apple (Yaban elması)
Elm (Karaağaç)
Gentian (Centaniye)
Gorse (Katır tırnağı)
Heather ( Funda)
Holly (Çobanpüskülü)
Honeysuckle (Hanımeli)
Hornbeam (Kayın)
Impatients (Sabır otu)
Larch (Şimal çamı)
Mimulus
Mustard (Hardal otu)
Oak (Meşe)
Olive (Zeytin ağacı)
Pine (Çam)
Red Chestnut (Kızıl Kestane)
Rock Rose
Rock Water
Scleranthus
Star of Bethlehem
Sweet chesnut (Kestane)
Vervain (Mine çiçeği)
Vine (Asma)
Walnut (Ceviz)
Water Violet (Dere Menekşesi)
White Chestnut (Ak Kestane)
Wild Oat (Yaban Otu)
Wild Rose (Yaban Gülü)
Willow (Söğüt ağacı)
http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/28851998.asp

6 Mart 2015 Cuma

Menapoz Döneminde Kilo Almamak İçin...


Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “Menopoz doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu dönemdir. Bütün kadınlar bu özel dönemi yaşarlar. Şişman kadınlarda daha erken olmakla birlikte menopoz yaşı 48-55 olarak belirtilmektedir. Bu dönemde organizmada önemli değişiklikler gözlenir; bunların dışında hormonal değişiklikler gelmektedir. Menopoz döneminde sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapma ve ek olarak tıbbi tedavi çok önem kazanmaktadır” dedi.
Menopoz sonrası kadınlardaki en büyük sorunun hızlı kilo alınması olduğunu kaydeden Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, daha sonra şunları söyledi; “Kimi kadınlar yemek yemekten bağımsız olarak yağlandıklarını hissederler. Bu normal fizyolojinin getirdiği bir yağlanmadır. Daha önce kilo sorunu olmayan kadınlarda da şişmanlık gelişebilmektedir. Östrojen düzeyindeki azalma besin alımını etkiler ve bazal metabolik hızda azalmaya neden olur. Kadınlarda fiziksel aktivite düzeyindeki azalma da bu ağırlık kazanımının daha hızlanmasını sağlamaktadır. Yaşamın bu döneminde düzenli fiziksel aktivite önceliklidir.
İdeal ağırlığın sürdürülmesi, kalp ve kemik sağlığı için önemlidir. Diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve kanserden korunmayı sağlar. Bu nedenle menopozdaki kadınların haftada 4- 5 kere 40- 60 dakika düzenli yürüyüş veya sevdikleri spor aktivitelerini yapmaları gerekmektedir.
Menopoz dönemindeki şişman kadınlarda, ağırlık kaybı programları planlanırken kemik mineral yoğunluğu osteoporoz riski düşünülerek diyetin süresine, şekline ve fiziksel aktivitenin yoğunluğuna dikkat edilmesi gereklidir. Şişmanlık ve östrajen düzeyindeki azalma, kan yağ düzeylerini olumsuz etkilemektedir. Kötü huylu ( LDL ) kolesterolde ve trigliserit denilen kan yağ düzeyinde artma, iyi huylu ( HDL ) kolesterolde azalma oluşmaktadır. HDL/ LDL kolesterol oranının bozulması, kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür. Ayrıca yapılan çalışmalar menopozdaki şişmanlığın tip 2 diyabet oluşumu için de risk faktörü olduğu düşünülmektedir.
Halk sağlığı çalışmaların sonuçları menopoz sonrası kadınlarda, beden kitle indeksi ile meme kanseri arasında pozitif ilişkinin varlığını göstermiştir. Bu nedenle menopozdaki kadınların mutlaka vücut ağırlıklarını hedef tartılarında tutmaları önemlidir.
Menopozda östrojen düzeyindeki azalma ile kadınların kemik kaybı hızlanır, böylece kalsiyum gereksinimi artar. Bu dönemde idrarda kalsiyum atımındaki artış, bağırsaklardan kalsiyumun etkin emilmesindeki azalma ve diyet ile yeterli kalsiyumun alınmaması, kemik kaybının nedenlerindendir.
Menopoz sonrası sağlığın korunması ve kaliteli yaşam için, diyet ve yaşam şeklinin önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Araştırmaların sonuçları menopoz sonrası kadınlarda besin gereksinmesinin genç kadınlardan farklı olduğunu göstermektedir. Beslenme programları düzenlenirken kadınlarda bu dönemde oluşabilecek şişmanlık, kalp- damar hastalıkları ve osteoporozu önleyici şekilde diyetlerin hazırlanması gereklidir.

19 Ocak 2015 Pazartesi

Mutsuzluk Zayıflamaya Engel!

Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan fazla kilosu olan ya da psikolojik sorun yaşayan kadınlar için; “Kişi kilosundan ve görüntüsünden memnun değildir ve bu onu işlerinde başarısızlığa götürüyordur ama bunun analizini yapamıyordur. Kişi çok güzelse ama mutlu değilse sağlıklı değildir, mutluluk ve iç huzur da çok önemli. Ruhsal, fiziksel ve görüntü olarak iyi hissetmesi gerekiyor.” dedi.
Eğer Diyetteyseniz ve bu diyet sırasında bir an önce kilo vermek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı ayrıntılar var” diyen Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan “Bu noktalara dikkat ederek diyetinizi daha verimli hale getirebilir ve çok daha kısa zamanda büyük kilolar verebilirsiniz.Örneğin diyet sırasında kesinlikle atıştırmamalısınız.Öğün aralarında atıştırmak büyük hatadır. Bundan vazgeçin. Buzdolabınızı kalorili ve lezzetli yiyeceklerle doldurmayın.Nefsinize hakim olamayacağınızı bile bile evde bu tür yiyecekler bulundurmak sizin için büyük tehlikedir. Diyette istenilen kilonun verilmesi için yeteri kadar uyku çok çok önemlidir.Ne çok ne de az yeterince uyuyun.Günde en az 6 saat en çok 9 saat uyumaya özen göstermelisiniz ve uykunuz kaliteli olmalı.Ara ara bölünen ve hafif bir uyku size fayda sağlamayacaktır.Kesinlikle uyanır uyanmaz kahvaltı yapmalısınız.Kahvaltısız bir diyet asla işe yaramaz.Kahvaltı sonrası bir fincan yeşil çay içmek işinizi kolaylaştıracak” diye konuştu.
Sık sık ve hafif gıdalarla beslenmeye özen gösterilmesini isteyen Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan, “Asansör kullanmayın, kısa mesafelerde vasıtaya binmeyin ve gün içerisinde mümkün olduğunda yürüme bahaneleri yaratın.Ne kadar fazla hareket ederseniz o kadar hızlı kilo verebilirsiniz.Hareket etmek metabolizmanızı hızlandıracak ve çok daha çabuk kalori yakmanıza ortam hazırlayacak. Böylece düzene giren sağlam bir metabolizma ile etkili bir diyet programı gerçekleştirmiş olacaksınız.” dedi.
Geçtiğimiz Günlerde 'Neden Açım Neden Şişmanım' adlı kitabını çıkararak oldukça dikkat çeken Dr.Gönül Ateşsaçan son olarak, “Diyet yaparken insanlar bir süreden sonra bıkabilir ya da yanlış diyet taktikleri yüzünden kolayca pes edip verdikleri kilonun kat be kat fazlasını alabilir.Diyette bu tip hatalara düşmemek için öncelikle diyetisyeninize başvurmalı ve bir uzman eşliğinde kilo vermeye çalışmalısınız” şeklinde konuştu.

4 Ocak 2015 Pazar

Suyun İnanılmaz Etkisi

Su içmenin insan sağlığı için ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak içtiğimiz suyun vücudumuza ne etkisi olduğunu biliyor muyuz?


1.Su iştah bastırıcıdır
Su iyi bir iştah bastırıcıdır. Eğer su içmeyi sıklaştırırsanız, acıkma süreniz gecikecektir.

2.Su kolesterolü düşürmeye yardım eder
Suyun kolesterol üzerinde büyük bir etkisi vardır ve vücuttaki kolesterol seviyesini düşürür. Bu, daha çabuk zayıflamanıza yardımcı olur.

3.Kas yapmanıza yardımcı olur
Eğer kaslarınız susuz ise ne kadar egzersiz yaparsanız yapın hiçbir değişiklik göremezsiniz. Su içmeyi arttırdığınızda farkı göreceksiniz.

4.Su doğru sindirim için gereklidir
Sindirim sisteminin doğru çalışması için su önemli bir kaynaktır. Eğer aldığınız su yetersiz kalırsa, kendinizi şişkin ve yorgun hissedersiniz.

5.Karaciğerin işlevi için yardımcıdır
Karaciğer, kilo vermede önemli bir organdır ancak bunu başarmak için suya ihtiyacınız var. İhtiyacınız olandan daha az içtiğiniz takdirde karaciğeriniz sadece yağ depo edecektir.

6.Yeterli miktardaki su, vücudun su depolamasını durdurmasına yardımcı olur
Vücudunuz için yeterli olan su miktarını tüketmiyorsanız, vücudunuz su depolayacaktır. Bu da sizi normal halinizden daha şişkin gösterecektir.

7.Su hem açlığınızı, hem de susuzluğunuzu durdurur
Aç hissettiğinizde bir bardak su içmeniz sizin hem susuzluğunuzu geçirir, hem de açlık duygusundan uzaklaşmış olursunuz.

8.Su, cildinizi nemlendirir ve esnek hale getirir
Tüm süper modellerin de bildiği gibi ihtiyacınız kadar suyu aldığınızda deriniz de en güzel şekilde gözükecektir.

9.Toksinleri vücudunuzdan atmanıza yardımcı olur
Sağlıklı olmak, kilo vermede önemli bir etkendir. Su içmek vücudunuzdaki toksinleri atmanıza yardımcı olur. Toksinleri atmanızla birlikte vücudunuz da daha şekilli gözükecektir.

http://www.milliyet.com.tr/suyun-vucudumuzdaki-inanilmaz-pembenar-galeri-analiz-icecekler-1991899/?PAGE=1

2 Ocak 2015 Cuma

Alışkanlıklarınızı Değiştirmenin Zamanı Geldi!

Çoğumuz yılbaşını önemli kararları uygulamak için bir başlangıç olarak kabul ederiz. Gelin en değerli hazinemiz olan sağlığımız için de bunu uygulayalım. Ama unutmayalım ki çoğumuz devamını getiremiyoruz çabuk vazgeçiyoruz. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi, Sağlıklı Yaşam Merkezi Direktörü Uzm. Dr. Özgür Şamilgil, yeni yılda sağlığımız adına alınması gereken karaları belirtiyor;

1- Organik taze sebze meyve ağırlıklı besleneceğim. Çünkü; Uzun ve sağlıklı yaşayan insanlar Dünya'nın çok farklı yelerinde, oralara özgü, çok farklı bitki, meyve ve hayvanlarla besleniyor. Ortak yanlarıysa, hareketli bir yaşam ve mevsiminde yetişen organik ürünlerle beslenmeleri...

Çevre kirliliğinden uzak yerlerde, böcek ilacı ve yabani bitki öldürücü ilaçların mümkün olduğunca az ya da hiç kullanılmadığı, geleneksel tarım ürünlerinin tüketiminin kanser ve kronik hastalıklardan korunmada çok büyük rolü olduğu düşünülüyor. Gelişmekte olan vücudların nhassasiyeti nedeniyle gebelerde ve çocuklarda organik beslenmenin çok daha önemli olduğu biliniyor.

2- Kilo vereceğim insülin direncini yeneceğim. Çünkü; Diyabet, erken ölüm, kalp-damar hastalıkları, inme, böbrek hastalığı ve körlüğün önde gelen nedenlerindendir. Tip 2 diyabet hastalarının çoğu fazla kiloludur. Fazla kilolu veya obez olmak kolon, göğüs, rahim ve safra kesesi kanserleri için riskimizi yükseltir.) Kemiklerde eklemlerde yıpranma ve kireçlenme, Uyku Apnesi (Uykuda nefes duraklaması beynin ve kalbin oksijensiz kalması) Obezite solunum yetersizliği sendromu, kısırlık sorunları ve safra taşları ile ilgili hastalıklardan bu sene uzak yaşamak istiyorum.

3- Bilgisayar ve cep telefonu kullanmadan yüzyüze sosyalleşeceğim! Çünkü; Bağışıklık sistemi dahil vücuttaki birçok sistem kişinin Ruhi durumuyla yakından irtibatlı çalışıyor. İyimser kanser hastalarının kandaki bağışıklık hücrelerinin kemoterapiye daha iyi yanıt verdiğini gösteren birçok araştırma var. Sindirim sistemi hastalıkları, Kalp damar hastalıkları hipertansiyon romatizmal hastalıklar ve cilt hastalıkların hatta böbrek taşının dahi stres ile tetiklenebildiği biliniyor. Hobisi fazla olan, yüzyüze görüşerek sosyalleşen, çevresi geniş olanların daha sağlıklı ve hastalıklarla baş etmede başarılı olduğu, stres hormonları düzeylerinin daha düşük olduğu bildiriliyor.

4- Sigaradan uzak duracağım. Çünkü ; Sigara damarları daraltıyor, iç tabakasını tahrip edip kolesterol yapışmasını tetikliyor, kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırıyor. Kalp krizine, inmeye, çeşitli organların damarlarında tıkanmalara yol açıyor. Kanseri tetikliyor. Sevdiklerimle kaliteli bir hayat sürdürmek için dumansız hava sahası istiyorum.

5- Daha çok hareket edeceğim, egzersizi hayat tarzı haline getireceğim. Çünkü; Egzersiz yapılmadan yapılan diyetlerin metabolizmayı yavaşlatıcı etkisi nedeniyle az yense de kiloların geri alınmasına neden olduğu biliniyor. Kilolu kişilerin kilo veremese de egzersize devam ettiklerinde kalp krizi, felç ve kansere yakalanma oranlarının düştüğü biliniyor. Yapılan 1 saatlik egzersizin ömrü 2 saat uzattığı da bir gerçek. Egzersiz ayrıca beynin yaşlanmasını geciktiriyor mikrobik ve romatizmal hastalıklara yakalanma olasılığını azaltıyor. Bunun için hiçbirşey yapamasam da işe giderken vasıtaya 1 durak geç binip dönerken de 1 durak erken ineceğim, asansör yerine merdiven kullanacağım, saatte bir masa başından kalkıp 2 dk da olsa adım atacağım.


6- Yeni şeyler öğrenmeye çalışacağım, akıllı telefonumun beni akılsızlaştırmasına izin vermeyeceğim. Çünkü; Yeni birşeyler öğrenmeye çalışan, çeşitli kurslara katılan, çok farklı konularda bulmaca çözen, orta ve üstü yaştaki bireylerin bunama, alzheimer gibi beyin hastalıklarına yakalanma oranlarının daha düşük olduğu biliniyor.

7- Fazla alkol tüketiminden uzak duracağım. Çünkü; Uzun süre fazla tüketilen alkolün depresyon hafıza zayıflaması veya sara nöbeti riskini, karaciğer sirozu, kalp hastalıkları, hipertansiyon, inme ve hatta ağıziçi, gırtlak, karaciğer, pankreas, meme kanseri riskini artırabileceği biliniyor.

8- Yeterli ve kaliteli uykuya özen göstereceğim. Çünkü; 6-8 saatlik iyi bir gece uykusunun sağlık için önemi çok büyük. Bölünmüş, kalitesiz, eksik ya da fazla uyku şunlara yol açabiliyor: Bağışıklık sistemini ciddi derecede bozuyor. Hafızayı önemli ölçüde zayıflatıyor, dikkat dağınıklığı yaratıyor. Zihinsel ve fiziksel performansı düşürüp problem çözme yetisini azaltıyor. Şeker Hastalığı'na yatkınlığa, tokken bile sık acıkmaya (gece nöbeti tutanlarda) kilo artışına neden oluyor. Hayvan deneylerinde tümör gelişimini 2-3 kat arttırıyor. Biyolojik iç saate bağlı (uyku hormonu ve antioksidan olan) Melatonin gibi hormonların dengesini bozup kansere neden olan oksidasyon yapıcı maddelere karşı dayanıksızlığa yol açıyor. Stresle ilişkili, kalp, tansiyon, mide, barsak, psişik hastalıkları arttırabiliyor. Uykuda (ve spor yaparken) salgılanan yaşlanmayı geciktirici, hastalıklara karşı dayanıklılık sağlayan gençlik hormonu denen Büyüme Hormonu'nun azalmasına neden oluyor. Kronik uykusuzluk herhangibir nedenden ölüm riskini 3 kat arttırıyor. 5 saatten az veya 9 saatten fazla uyumak kalp krizi, inme riskini %50 kadar arttırıyor.

9- Akdeniz diyetine uyacağım. Çünkü; Her yıl uzun yaşayan ülkeler sıralamasında Akdeniz ülkeleri ve Japonya çoğunlukla başı çekiyor, bunda en çok zeytinyağı, balık, mevsiminde tüketilen taze sebze, meyve, az miktarda alkol (şarap), fermente ürünler (peynir, turşu, soya sosu vb), sarımsak, soğan, az yağlı kırmızı et tüketiminin önemli olduğu düşünülüyor. Çiğ veya buğulama, haşlama pişirme yönetiminin tercihi de önemli görülüyor. Girit'te bunların dışında bol miktarda keçi peyniri tüketiliyor. Uzun yaşayan Kafkas ırkının av eti ve kımız, yoğurt gibi fermente gıda tüketimi yüksek. Eskimolar ise bol miktarda yağı av hayvanı ve soğuk su balığı tüketiyor.

10- Çevremdekileri, ailemi, dostlarımı da bu konularda teşvik edeceğim. Çünkü; Yalnız başına uygulanan bu karalara uyum, ilk haftalar yüzde 75 iken 6 ay sonra yüzde 40 civarına düşüyor. Üstelik dostlarımı çok seviyorum.
http://www.sabah.com.tr/saglik/2014/12/23/yeni-yilda-sagliginiz-icin-yeni-kararlar-alin

27 Ekim 2014 Pazartesi

"Zayıflamaya ve sağlığını geri almaya karar vermek lazım."


Lerna Baytar Demirci tam psikolojisi çöktüğü bir anda bir senedir başının etini yiyen arkadaşı Karin'in tavsiyesini dinledi. Dört ayda dünyası, yeme alışkanlıkları ve psikolojisi değişti. Meşhur neşesi yerine geldi. Kendine güveni sonsuz bu güzel ve genç hanımı bunca mutlu eden olaylar zinciri bakalım nasıl gelişti:
Zayıflamaya ve sağlığını geri almaya karar vermek lazım. Sen  nasıl karar verdin Lerna? Kolay bir karar mıydı?
Doğumlardan dolayı çok kilo alıp bir türlü verememiştim. Hep vermek istiyordum. Kararlıydım, çeşitli diyetisyenlere gidiyor her Pazartesi rejime başlıyor hafta sonuna ulaşamadan bırakıyordum. Sinirli oluyordum. Her bıraktığım rejim listesiyle moralim biraz daha bozuluyor asla kurtulamıyacağımı düşünüyordum.

Mora Terapi ile zayıflamayı denemek nereden aklına geldi?
Sevgili Karin Arslanyan Abrahamoğlu Özel Uzmanlar Tıp & Estetik Merkezinde halkla ilişkiler ve muhasebedeydi. Tam bir sene çırpınmamı görerek bana Mora Terapi'yi denememi söylüyordu. Aslında bir yerde başımın etini yedi. Buraya geldiğimde artık psikolojim bütünüyle çökmüştü. İnancımı yitirmiştim. Ha bir eksik rejim anısı, ha bir fazla Karin'i kırmayıp geldim.


İlk Mora Terapi ile tanıştığında inandın mı?
Buraya geldiğimde tedirgindim. Bir Perşembe günüydü, diyetlerime hep Pazartesi başlardım ve bırakırdım. Bu sefer Perşembe olması da bir enerji verdi bana.  Mora Terapist Servet Çetin ile tanıştım. Konu hakkında muhteşem bir brifing dinledim. Tedirginliğim geçti ve kilo verdikçe kendime güvenim arttı.

Karşımda gözlerinin içi gülen son derece alımlı incecik bir genç hanım duruyor peki kaç kilo verdiniz, ne kadar zamanda ve kaç ay oldu?
Ben listemi harfi harfine takip ettim. Tedavimin sonucunda 22 kilo verdim. Mucize gibi değil mi? Tam iki uzun senedir kilo almadım çünkü zararlı yiyecekleri yeme ihtiyacı hissetmiyorum. Onlar Mora Terapi ile hayatımdan çıkıp gittiler.

Daha önce ki gibi sinirli oldunuz mu kaç senelik kilolarınızı verirken?
Hiç zorlanmadım, hiç sinirlenmedim, moralim bozulmadı. Hiç olmadığım kadar pozitiftim. Öğünlerimi atlamadan yedim. Hiç bir şeyi canım istemedi. Mora Terapi bir mucize.

Eşiniz ve dostlarınız nasıl karşıladı bu başarınızı?
Eşim ben mutlu olduğum için çok mutlu oldu. İşin ilginci bu mucizeye ancak Mora Terapiye getirdiğim arkadaşlarım inanıyor. Bu mucizeye 10-15 kadar arkadaşımı ortak ettim. Onları da Özel Uzmanlar Tıp ve Estetik Merkezi'ne getirip Mora Terapistim Servet Çetin hanıma teslim ettim. Özellikle bana hiç inanmayan bir arkadaşım vardı. Onu da getirdim şimdi kendisine inanmayanlara kızıyor. Beni sonuna kadar anlamış oldu.
  Lerna Baytar Demirci ve eşi
Obezite günümüzün en büyük sorunu ne söylemek istersiniz?
Bence Devlet Mora Terapi için obezite hastalarına destek vermeli. Yapılmayıp bir kenara fırlatılan bir birinin aynı rejim listelerini yazan diyetisyenler bu konuda pek yeterli olamıyor. Ben an be an yaşadım ve gördüm. Bu mucizeyi yaşadığım için çok şanslıyım. Teşekkürler Karin, teşekkürler Servet Çetin, teşekkürler Özel Uzmanlar. İyi ki hayatımda varsınız.
Mora Terapist Servet Çetin, Lerna Baytar Demirci, Hürriyet Turnalı
Servet Çetin Mora Terapi ile ilgili bilgi veriyor
http://hport.com.tr/saglik/lerna-baytar-demircinin-inanilmaz-mucizesi-lernanin-mucizesine-katilmak-ister-misiniz

20 Ekim 2014 Pazartesi

Düzenli Uyku Kilo Vermenizi Kolaylaştırır

Kilo vermek isteyenler ilk olarak düzenli olarak spor yapmayı ve sağlıklı az kalori alarak beslenmeyi göz önüne alarak bir zayıflama planı oluşturmakta, uyku düzeni ise genel olarak çok da ciddiye alınmamaktadır. Nasıl ki sporsuz diyet yaptığınızda kas kaybedersiniz, uykunuzu düzenli uyumadığınızda da aldığınız besin artar ve kilo vermeniz yavaşlar. Sağlıklı yaşamak için düzenli beslenme, düzenli spor ve düzenli uyku şart.

Düzensiz Uykunun Olumsuz Etkileri Nelerdir?
Kilo vermeniz uyku düzeninizin olmaması durumunda salgılanan bazı hormonlar tarafından durdurulabilir. Leptin hormonu beyne doyduğunu bildiren hormondur. Leptin hormonu geceleri daha az salgılandığından yediğiniz zaman beyne gönderilen sinyaller gecikir.
Gece uykularını erteleyip geç saatler de uyuyanlar dolayısıyla geç uyanacakları için daha fazla yemek yeme ihtiyacı duyarlar. Gece uyumayan kişiler genellikle abur cubur yemeye yönelirler. Yatmaya yakın yenilen yüksek kalorili besinler vücutta yağ olarak depolanır ve yakılması oldukça güçtür. Bu yağları yakmak için olduğundan daha fazla enerji harcamanız gerekebilir.

Uykusuzluk Problemi İçin Ne Yenmelidir?
Kafein içeren içeceklerden uzak durmalısınız. Kahve, çay, çikolata ve enerji içeceği gibi içecekler tüketmek uykusuzluk sorununu ortaya çıkarmaktadır.
Aşağıdaki listelenen yiyeceklerden tüketmek uyku sorununuz var ise size yardımcı olabilir. Her gün düzenli şekilde tüketerek vücudunuzu uyku düzenine alıştırabilirsiniz.
Ilık süt
Yoğurt
Kefir
Muz
Elma
Kayısı
Bal

Düzenli Uyku İle Kilo Vermek İçin Neler Yapılmalıdır?
Gece uyumadan en az 2 3 saat önce yemek yemeyi bırakmalısınız.
Akşam yemeklerinde mümkün olduğunca hafif yemekler tercih edilmelidir. Ağır yağlı yemekler yerine çorba, salata ve sebze yemekleri tercih edilmelidir.
Akşam yemekten sonra çay, kahve gibi içecekler içilmemelidir.
Erken saatte uyuyup erken saatte uyanmaya özen göstermelisiniz. Erken uyanırsanız metabolizmanız daha hızlı çalışmaya başlar ve kilo vermek de daha da kolaylaşır.
Yaptığınız sporlar gece daha iyi bir uyku uyumanıza yardımcı olmaktadır. Yatmadan hemen önce spor yapmamaya özen göstermelisiniz. Sabah sporu yaparak metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.
http://www.zayiflamaiksiri.com/2014/10/uykunun-kilo-verme-uzerindeki-etkileri.html?showComment=1413078026276