12 Eylül 2022 Pazartesi
DİYABETTE ETKİLİ BESLENME NASILDIR?
13 Temmuz 2021 Salı
Gizli Şekeriniz Varsa İnsülin Direnciniz Olabilir!
Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet,
“insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde
getiriyor. Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de
vücutta yağ oranı artışına ve obeziteye neden oluyor. İnsülin pankreasta
salgılanan ve kandaki glukoz seviyesini düzenleyen bir hormondur. Glukoz ise
besinlerden alınarak kana karışan basit bir şekerdir. Kandan hücreler
aracılığıyla alınıyor ve enerji olarak kullanılıyor. Kandaki glukoz seviyesinin
artması, pankreastaki bazı hücrelerin insülin salmasına neden oluyor. İnsülin,
kandaki glukozu çeşitli dokulara taşıyan ve kan şekerinin düşmesine neden olan
bir nevi aracı görevi görüyor. Ancak insülin direncinde hücreler, insüline
karşı duyarsızlık geliştiriyorlar.
İnsülin direnci kısaca, vücuttaki şekeri kontrol etmek
için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilmektedir.
Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına
alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin
salgılamak durumunda kalır. İnsülin direnci arttıkça, şeker
kontrolünü sağlamak için vücutta gereğinden fazla insülin salgısı meydana
gelmektedir. İnsülin direncini sıklıkla genetik yatkınlığı olan
bireylerde görülmekle beraber, son zamanlarda giderek kilo artışı olanlarda,
özellikle bel çevresinde yağlanma problemi yaşayanlarda, uyku düzeni bozuk veya
kalitesiz uyku uyuyanlarda, stresli bir hayata sahip olanlarda, gün içinde çok
hareketsiz olanlarda, hızlı ve düzensiz yemek yiyenlerde, sürekli rafine,
paketli ürün tüketenlerde görülme riski artmaktadır. İnsülin direncinin olduğu
durumlarda ise salgılanan insülin yeterli gelmiyor. Vücut 2-3 kat daha fazla
insülin salgılamak zorunda kalıyor. İnsülin direncini düzeltmek için oluş
mekanizmalarını tersine çevirmek gerekir. Bu amaçla öncelikle gluten, şeker ve
rafine gıdalardan uzak doğal bir beslenme yöntemine geçmek gerekir.
Probiyotik-prebiyotik takviyeleri, eksik vitamin minerallerin yerine konulması
gerekir. Bağırsak astarının onarılması için rektal ozon uygulaması, besin
duyarlılıklarının azaltılması ve şekersiz diyete uyumun sağlanabilmesi için biorezonans
tedavisi etkili bir tedavidir. Bağırsak hastalık hafızasının resetlenmesi,
kanlanmanın ve lenfatik drenajın sağlanması için de nöral terapi tedavi de
yer alabilir. Bunların yanı sıra yeterli su içilmeli ve yeterli egzersiz de
yapılmalıdır. İnsülin direncinin kırılabilmesinde düzenli egzersizin ve iyi bir
beslenme düzeninin önemi büyüktür. Kanda yüksek miktarda bulunan insülini daha
da yükseltmemek adına, kişinin besin tercihlerinde glisemik indeksi düşük,
protein, lif ve sağlıklı yağlardan zengin besinleri tercih etmesi tok kalma
süresinin uzaması ve kandaki insülini yükseltmemesi açısından doğru olacaktır.
Bu süreçte, kan şekerinde ani dalgalanmalara sebebiyet verebilecek, basit
şekerler, glisemik indeksi yüksek gıdalar ve paketli ürünler kesinlikle
tüketilmemelidir. Meyveler tavsiye edilen miktarlarda ve saatlerde
tüketilmelidir. Doğru pişirilen veya doğru servis edilen sebzeler ve
et-tavuk-balık gibi protein grubu besinler beslenme planına dahil edilmelidir.
Ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağların ve
yoğurt-kefir gibi probiyotik içerikli süt ürünlerinin diyete eklenmesi
önerilmektedir. Probiyotik kullanımı, omg 3 takviyesi, Dvitamini takviyesi bu
süreçte en büyük destekçileriniz olacaktır.
Mora terapi ile insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki
insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın
temizlenmesi-detoksifikasyonu- gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler
insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği
artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora
Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile genel sağlıkta gözle görülür
düzelmeler saptanmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi
kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci
hızlanabilmektedir.
25 Mart 2021 Perşembe
Yüksek Antioksidan İçerikli Yiyecekler Nelerdir?
YÜKSEK ANTİOKSİDAN İÇERİKLİ YİYECEKLER NELERDİR?
Antioksidanlar vücudumuzda üretildikleri gibi, kimi gıdalarda da bulunur. Potansiyel olarak zararlı serbest radikal moleküllerinin neden olduğu hasarlardan vücudumuzu korumaya yardımcı olurlar. Serbest radikaller vücudumuzda fazlaca biriktiğinde DNA ve hücrelerimize zarar veren, oksidatif stres olarak bilinen bir duruma neden olur.
Oksidatif stresin kronik olarak sürmesi ise tüm kronik hastalıkların oluşma riskini arttırır.
Dolayısıyla antioksidan bakımından zengin gıdalarla beslenmek kandaki antioksidan seviyesini arttırmak ve oksidatif stresle savaşmak için birebirDİR.
Yiyeceklerin içerisindeki antioksidan içeriği FRAP tekniği ile ölçülebiliyor. Bu test, gıdalardaki antioksidan içeriğini ve belirli bir serbest radikali ne kadar iyi nötralize edebildiklerini ölçer.
İşte ölçülmüş ve antioksidan değerleri açısından yüksek ANTİOKSİDAN değerlerİ bulunmuş gıdalardan bazıları;
Bitter Çikolata;
Çikolata sevenler aslında çok şanslı. Ancak bitter çikolata normal sütlü çikolatadan daha fazla kakao, daha fazla antioksidan ve mineral içerir. Hatta bilinen yiyecekler içerisinde en yüksek antioksidan içeriğine sahiptir diyebiliriz.
Dahası kakao ve bitter çikolatadaki antioksidanlar vücutta enflamasyonun ve kalp hastalıkları risklerinin azalması ile de ilişkilendirilmiştir. Düşük kan basıncı ile kakao ve bitter çikolatadan zengin ürünler tüketmek arasında da olumlu bir korelasyon bulunduğunu ispatlayan pek çok çalışmalar mevcuttur. Bir başka çalışmada, bitter çikolatanın kan antioksidan seviyelerini yükselterek iyi HDL kolestrolü desteklediğini, kötü LDL kolestrolün oksitlenmesini önleyerek kalp hastalıkları riskini azaltabileceğini buldu.
Özet olarak diyebiliriz ki; Bitter çikolata, en yüksek antioksidan kaynaklarının başında gelir.
Pekan Cevizi:
Pekan Cevizi Meksika ve Güney Amerika’ya özgü bir kuruyemiş türüdür. Sağlıklı yağlar ve zengin mineraller kaynağıdır. Ayrıca cidden yüksek miktarlarda antioksidan kaynağıdırlar.
Pekan cevizleri kandaki antioksidan seviyelerinin yükselmesine yardımcı olurlar. Örneğin bir araştırma, günlük kalorilerinin %20’sini pekan cevizi tüketerek elde eden kişilerin antioksidan seviyelerinde önemli ölçüde artışlar buldu. Hatta başka bir çalışmada pekan cevizi tükettikten sonraki 2-8 saat içerisinde okside kan LDL seviyelerinde %26-33 düşüş yaşandığı bulundu.
Pekan cevizlerinin tek dezavantajı, çok kalorili olmalarıdır. Bu yüzden aşırı tüketimden mutlaka kaçınılmalıdır.
Çilek;
Çilek en popüler, en sevilen meyvelerden bir tanesidir. Harika bir tadı var, C vitamini deposu ve zengin bir antioksidan kaynağıdır. Üstelik çilek ona kırmızı rengini veren antosiyanin denen antioksidanlara sahiptir ki karaciğer ve kalp detoksu için birebirdirler. Kötü kolestrolün düşürülmesi konusunda mükemmellerdir.
Enginar;
Enginar yapraklarının eski toplumlarda sarılık gibi karaciğer rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanıldığı bilinir. Enginar aynı zamanda harika bir diyet lifi, mineral ve antioksidan kaynağıdır.
Klorojenik asit olarak bilinen antioksidan açısından özellikle zengindir. Araştırmalar, klorojenik asidin antioksidan ve antienflamatuar faydalarının bazı kanser, tip2 diyabet ve kalp hastalıkları risklerini azaltabileceğini göstermektedir.
Enginar haşlandığında antioksidan içeriği 8 kat, buharda pişirildiğinde 15 kat artmaktadır. Ancak enginarı kızartmak antioksidan içeriğini azaltabilir. Pişirme, hazırlama şekli özellikle önemlidir.
Kırmızı Lahana;
Kırmızı lahana etkileyici bir besin profiline sahiptir. C, K ve A vitaminleri bakımından çok zengindir ve yüksek antioksidan içeriği vardır. Normal lahanaya göre 4 kattan fazla antioksidan içeriğine sahiptir. Bunun bir nedeni de kırmızı lahananın antisiyoninler içermesidir.
C vitamini içeriği de çok yüksektir ve biliyorsunuz ki C vitamini vücutta başlı başına bir antioksidan görevi görür. Bağışıklığı güçlü tutmak ve cildi sıkılaştırmak C vitaminin yardımcı olduğu rollerin başında gelir.
Aynı enginar gibi, kırmızı lahanayı hazırlama biçimi de antioksidan içeriğini etkileyebilir. Buharda pişirmek hiç uygun olmaz, antioksidan içeriği %35’lere varan oranda azalabilir. Kaynatmak veya karıştırarak kızartmaksa içeriği arttırır.
Fasulye;
Fasulye en sağlıklı baklagillerdendir. Lif bakımından da inanılmaz zengindir. Aynı zamanda iyi bir bitkisel antioksidan kaynağıdır.
Barbunya gibi kimi fasulye çeşitleri kaempferol adı verilen belirli bir tip antioksidanı içerirler. Bu antioksidanın vücutta iltihaplanmayı durdurucu, kanser hücrelerinin büyümesini önleyici etkileyici faydaları vardır.
Pancar;
Pancar, bilimsel adı Beta vulgaris olan bir sebzenin kökleridir. Tadı hafif olmakla birlikte harika bir lif, potasyum, demir, folat ve antioksidan kaynağıdır.
Betalainler adı verilen bir antioksidan grubu açısından özellikle zengindirler. Betalainler, kolon ve sindirim sisteminde daha düşük kanser riski ile ilişkilendirilmişlerdir.
Vücuttaki iltihabı durdurmaya yardımcı olabildiklerine dair araştırmalar vardır.
Örneğin, bir araştırma, pancar özünden yapılan betalain kapsüllerinin alınmasının osteoartrit ağrısı ve iltihaplanmayı önemli ölçüde azalttığını bulmuştur.
Ispanak;
Ispanak besleyici değeri en yüksek sebzelerden biridir. Vitamin, mineral ve antioksidan yüküdür ve kalorisi çok düşüktür.
Ayrıca gözleri UV ve diğer zararlı dalga boylarındaki ışıklardan koruyan lutein ve zeaksantin kaynağıdır. Lutein ve zeaksantin birer antioksidandır ve serbest radikallerin zamanla neden olabileceği göz hasarıyla mücadeleye çok yardımcı olurlar.
Özet olarak antioksidanlar vücudumuzun doğal ürettiği bileşiklerdir ancak gıdalardan da alınabilirler. Bunlar vücudumuzu oksidatif stresle biriken serbest radikallere karşı korurlar. Ne yazık ki oksidatif stres kronik hastalıkların vücutta oluşma riskini tetiklerler.
Neyse ki antioksidan gıdalarla beslenerek bu riski en minimuma indirme şansımız her zaman var. Bu şansı kullandığınız, doğru beslendiğiniz, sağlık dolu günler diliyoruz.
Kaynakça:
Nutr 2010 Jan 22;9:3. doi: 10.1186/1475-2891-9-3. The total antioxidant content of more than 3100 foods, beverages, spices, herbs and supplements used worldwide
Monica H Carlsen 1, Bente L Halvorsen, Kari Holte, Siv K Bøhn, Steinar Dragland, Laura Sampson, Carol Willey, Haruki Senoo, Yuko Umezono, Chiho Sanada, Ingrid Barikmo, Nega Berhe, Walter C Willett, Katherine M Phillips, David R Jacobs Jr, Rune Blomhoff
www.nutritionaldata.self.com
2004 Oct;59(5):479-84. doi: 10.2143/AC.59.5.2005219.Oxidized LDL and coronary heart disease Paul Holvoet 1
www.healthline.com Ryan Raman MS; March 2018
19 Eylül 2018 Çarşamba
TİP2 DİYABET İÇİN NELER YAPILABİLİR?
6 Nisan 2015 Pazartesi
Diyabet Giderek Yaygınlaşıyor.
‘Şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabet, grip kadar yaygınlaştı. Diyabetli sayısı on yıl öncesine oranla iki kat arttı. Kalp, damar ve sinir sistemi rahatsızlıklarına neden olduğu gibi göz damarlarında ve böbreklerde kalıcı hasarlara da yol açabilen bu hastalık, sağlığı ciddi anlamda tehdit ediyor.Beslenme şekli, stres, yaşam tarzı gibi çevresel etkenler de diyabetin çıkışını hızlandırabiliyor.
Kandaki şeker düzeyi belli bir seviyede olmalı ki yaşamsal fonksiyonlarımız devam edebilsin. Ama diyabette olması gerekenden daha yüksek şeker kanda tespit ediliyor.
Şekerin fazlalığı da kısa ve uzun vadede vücuda zarar veriyor. Çok su içme, sık idrara çıkma, fazla yeyip buna rağmen kilo alamama gibi durumlar diyabetin belirtileri arasında yer alıyor.
Aşırı halsizlik, kas güçsüzlüğü, iyileşmeyen yaralar ve özellikle bayanlarda görülen iyileşmeyen ve tekrarlayan idrar yolu ve genital enfeksiyonlar da belirti olarak sayılabilir.
Şişmanlık oluşum nedeni
Diyabet, Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere ikiye ayrılır. Bunların dışında gebelikte ve pankreas organının hasarına bağlı gelişen diyabet de vardır. Tip 1 diyabette vücudun kendi bağışıklık sistemi pankreasta insülin üreten hücrelere karşı antikorlar oluşturur.
Buradaki hücreleri öldürmesi yüzünden insülin yetersizliği söz konusu olur. Tip 2 diyabet ise daha çok beslenme alışkanlıkları, genetik özellikler, çevresel faktörler, stres ve obezite nedenleriyle oluşuyor. Genelde düzensiz ve yanlış beslenme, spordan yoksun bir hayat sonucunda şişmanlık gelişiyor. Kişinin vücudunda özellikle yağ ve kas dokusunda pankreastan yeterince insülin üretilmesine rağmen hedef organlarda insülin şekerinin yeterince kullandırılmaması sonucunda şeker yükselmeye başlıyor.
Şeker taraması konusunda bilinçlendirme şart
İlerleyen zamanlarda şeker kontrol edilemezse beyine giden damarlarda tıkanıklıklar oluşabiliyor. Aynı şekilde göz damarlarına da zarar gelebiliyor. Hatta bu durum zaman zaman görme kayıplarına kadar ilerleyebiliyor. Şekerin kontrolsüz kaldığı durumlardan böbrek damarı da etkilenebiliyor.
Böbrek yetmezliği başlayıp hastanın diyalize girmesine neden olabiliyor. Ayak damarlarında veya sinirlerinde duyu kayıpları oluştuğu için de travmaya, kesiğe ya da yanmaya acı hissi azalabiliyor. Bu nedenle de yaralanmalar artabiliyor. Tüm bu süreçleri yaşamadan insanları şeker taraması konusunda bilinçlendirmeliyiz.
Bilinen diyabetli sayısı Türkiye’de yüzde 8’lerdeyken 13’lere yükseldi. Yani yüzde 30’un üzerinde bir artış var. Özellikle obezite ile paralel olarak 10 yıl öncesine göre diyabetli sayısı iki katına çıktı.
Bir bu kadar da bilinmeyen diyabetli var. Erken tarama gerekiyor. Kişiler risk grubundaysa yani kırk yaş üstündeyse, vücut kitle endeksi normalden fazlaysa, ailede diyabetli varsa mutlaka şeker yükleme testiyle ileri şeker taramasına gitmesi lazım.
Dengeli beslenmek önemli
Beslenme ile diyabet arasında önemli bir bağ var. Bu nedenle sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Mide boşalma zamanları var. İki buçuk saat ile dört saat arasında değişir.
Kesinlikle üç ana öğün üç de ara öğün beslenme şeklinde bir hayat tarzı oluşturulmalı ve öğünler sağlıklı bileşenlerden oluşmalı. Karbonhidratlar glikozun ana kaynağıdır. Vücudumuzun enerjisini karşılayacak en önemli besin maddeleridir. İşte bu sebeple, beslenmemizde karbonhidrat olmalı.
Meyveden süt ve süt ürünlerine, makarnadan ekmeğe kadar her şeyi yemek gerekiyor. Bunun dışında aşırı proteinli beslenmek de kilo artışına neden olabilir. Yasak kavramına karşıyım. Önemli olan öğünlerde bunların dengeli tüketilmesi.
Bol lifli, meyve ve sebze oranı yeterli olan proteini de dengeli olan bir beslenme şekli gerekli. Ara öğünlerde ise badem, yer fıstığı, ceviz gibi besinleri tüketmekte fayda var. Bir avuçtan fazlası yenmemeli.
8 Ocak 2015 Perşembe
İnsülin Direncini Ciddiye Alın!
Çabuk acıkıyor ancak geç doyuyor, halsizliğe el ve ayak titremeleri bazen de baş dönmeleri eşlik ediyorsa, hiç vakit kaybedilmeden doktora başvurulmalı.
Bu belirtilerin, başta şeker hastalığı olmak üzere, inme, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, karaciğer yağlanmasını tetikleyebilen insülin direncinin işareti olabileceğini bildirdi.
Şeker hastalığının insülin salınımı, insülin etkisi veya bu faktörlerin her ikisinde de bozukluk olması sonucunda ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir hastalık olduğunu kaydeden Avrupa Hospital Dahiliye Uzmanı Dr. Salih Işık, insülin direncinin ise kan şekeri normal olmasına rağmen dokuların direnç göstermesi nedeniyle insülin hormonunun normalden fazla salgılanması olduğunu söyledi.
Ciddi hastalıkları tetikleyebilir
Genetik yatkınlık, obezite ve hareket azlığının, aşırı insülin salgılayarak pankreasın erken yorulmasına neden olan insülin direncinin gelişimi ve ortaya çıkmasında en önemli faktörleri oluşturduğunu bildiren Dr. Salih Işık, insülin direncinin birçok hastalıkla birlikte şeker hastalığını da tetikleyebildiğini ifade etti. Işık, “İnsülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalığı tetikleyebiliyor” dedi.

Sağlıklı beslenme ve egzersiz şart
Çabuk acıkma, geç doyma, elde ayakta titremeler, halsizlik, baş dönmesi, soğuk terlemeler ve kilo vermede zorlanma gibi şikayetlerin insülin direncinin belirtileri olabileceğine dikkat çeken Dr. Salih Işık, “Bu etkileri azaltabilmek için sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmak gerekmektedir. Yaşam tarzı değişikliği, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme ile insülin direnci büyük oranda düzelebilmektedir. Diyetin yanında, mutlaka düzenli egzersiz yapılması gerekmektedir. Buna rağmen yeterli görülmüyorsa insülin direncini kıran ilaçlarla destek olunabilir. Metformin ve glitazon grubu ajanlar, insülin direncinin ilaçla tedavisinde kullanılabilirler” diye konuştu.
Kolay teşhis edilebiliyor
İnsülin direncinin, açlık kan şekeri ve kanda insülin düzeyine bakılarak HOMA indeksi kullanılarak kolayca hesaplanabildiğini kaydeden Dr. Salih Işık, insülin direncinin sağlıksız beslenme, kilo artışı ve hareketsiz yaşam tarzı ile tekrar ortaya çıkabileceğini belirterek, şunları söyledi:
“Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran önemli faktörlerdir. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç, patates gibi nişasta ve şeker oranı yüksek gıdalardan uzak durup, glisemik indeksi düşük,kalori içeriği az, posa içeriği yüksek ve tok tutan yiyeceklerin seçilmesi insülin direncini kırmada etkili beslenme seçenekleridir.”http://www.milliyet.com.tr/insulin-direnci-ciddiye-alinmali-pembenar-detay-genelsaglik-1995497/




