bütünseltıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bütünseltıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2021 Salı

Gizli Şekeriniz Varsa İnsülin Direnciniz Olabilir!

 



Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor. Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücutta yağ oranı artışına ve obeziteye neden oluyor. İnsülin pankreasta salgılanan ve kandaki glukoz seviyesini düzenleyen bir hormondur. Glukoz ise besinlerden alınarak kana karışan basit bir şekerdir. Kandan hücreler aracılığıyla alınıyor ve enerji olarak kullanılıyor. Kandaki glukoz seviyesinin artması, pankreastaki bazı hücrelerin insülin salmasına neden oluyor. İnsülin, kandaki glukozu çeşitli dokulara taşıyan ve kan şekerinin düşmesine neden olan bir nevi aracı görevi görüyor. Ancak insülin direncinde hücreler, insüline karşı duyarsızlık geliştiriyorlar.
İnsülin direnci kısaca, vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilmektedir. Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.  İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için vücutta gereğinden fazla insülin salgısı meydana gelmektedir.  İnsülin direncini sıklıkla genetik yatkınlığı olan bireylerde görülmekle beraber, son zamanlarda giderek kilo artışı olanlarda, özellikle bel çevresinde yağlanma problemi yaşayanlarda, uyku düzeni bozuk veya kalitesiz uyku uyuyanlarda, stresli bir hayata sahip olanlarda, gün içinde çok hareketsiz olanlarda, hızlı ve düzensiz yemek yiyenlerde, sürekli rafine, paketli ürün tüketenlerde görülme riski artmaktadır. İnsülin direncinin olduğu durumlarda ise salgılanan insülin yeterli gelmiyor. Vücut 2-3 kat daha fazla insülin salgılamak zorunda kalıyor. İnsülin direncini düzeltmek için oluş mekanizmalarını tersine çevirmek gerekir. Bu amaçla öncelikle gluten, şeker ve rafine gıdalardan uzak doğal bir beslenme yöntemine geçmek gerekir. Probiyotik-prebiyotik takviyeleri, eksik vitamin minerallerin yerine konulması gerekir. Bağırsak astarının onarılması için rektal ozon uygulaması, besin duyarlılıklarının azaltılması ve şekersiz diyete uyumun sağlanabilmesi için biorezonans tedavisi etkili bir tedavidir. Bağırsak hastalık hafızasının resetlenmesi, kanlanmanın ve lenfatik drenajın sağlanması için de nöral terapi tedavi de yer alabilir. Bunların yanı sıra yeterli su içilmeli ve yeterli egzersiz de yapılmalıdır. İnsülin direncinin kırılabilmesinde düzenli egzersizin ve iyi bir beslenme düzeninin önemi büyüktür. Kanda yüksek miktarda bulunan insülini daha da yükseltmemek adına, kişinin besin tercihlerinde glisemik indeksi düşük, protein, lif ve sağlıklı yağlardan zengin besinleri tercih etmesi tok kalma süresinin uzaması ve kandaki insülini yükseltmemesi açısından doğru olacaktır. Bu süreçte, kan şekerinde ani dalgalanmalara sebebiyet verebilecek, basit şekerler, glisemik indeksi yüksek gıdalar ve paketli ürünler kesinlikle tüketilmemelidir. Meyveler tavsiye edilen miktarlarda ve saatlerde tüketilmelidir. Doğru pişirilen veya doğru servis edilen sebzeler ve et-tavuk-balık gibi protein grubu besinler beslenme planına dahil edilmelidir. Ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağların ve yoğurt-kefir gibi probiyotik içerikli süt ürünlerinin diyete eklenmesi önerilmektedir. Probiyotik kullanımı, omg 3 takviyesi, Dvitamini takviyesi bu süreçte en büyük destekçileriniz olacaktır.


Mora terapi ile insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu- gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile genel sağlıkta gözle görülür düzelmeler saptanmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci hızlanabilmektedir. 


16 Nisan 2020 Perşembe

BELİRSİZLİKLE BAŞ ETME YOLLARI



Ne yazık ki beynimiz, genellikle modern yaşamımızı zorlaştıracak şekilde çalışır. Özellikle belirsizlikle başa çıkma konusunda bu daha da geçerlidir. Ancak beynimizin bu özelliğinin bilincindeysek bizi sokmak istediği mantıksız yollardan kurtulabilir ve belirsizliği etkili bir biçimde ele alabiliriz.

Beynimiz belirsizlikle karşılaştığında korku ile tepki vermekle programlanmıştır. Yenilerde yapılmış bir çalışmada deneklere giderek daha da belirsizleşen bahisler yapmaları konusunda talimatlar verildi. Denekler ne kadar az bilgi sahibi oldularsa o kadar mantıksız tahminler yapmaya, kararlar vermeye başladılar. Oysa bilgi azken, o bilginin geçerliliğini daha akılcı ve dikkatli değerlendireceğimizi varsayarız. Gerçekte durum tam tersidir. Senaryolardaki bilgi ne kadar azsa deneklerin beyinlerinin kontrolü o kadar çok korku, endişe gibi duyguların ağır bastığı limbik sistem tarafından ele geçirildiği bu çalışmada kanıtlanmıştır.

Açıkçası, belirsizlikle karşılaştığımız her durumda, beynimiz bizi aşırı tepki vermeye zorluyor.  Bu mekanizmayı geçersiz kılabilir ve düşüncelerimizi daha rasyonel yönde değiştirebiliriz.
Bu tür belirsizlik durumlarında, korku ve endişe duyguları baskısı altındayken, daha kaliteli kararlar vermek için yapabileceklerimiz var.

İşte sizin için belirsizlikle başarıyla mücadele eden insanların genel olarak yaptıklarını araştırıp maddeler halinde aşağıda özetledik.



1. Beyinlerinin limbik sistemini susturmayı başarabilirler.
Limbik sistem belirsizliğe korku reaksiyonu ile yanıt verir ve biliyoruz ki korku kaliteli kararlar  vermeyi engeller. Belirsizlikle başa çıkmada iyi olan insanlar korkuya karşı temkinli olurlar ve korkularının farkındadırlar. Böylelikle körkuyun kontrolleri altına alabilirler. Rasyonel olanla, irrasyonel olanı ayırt edebilir, irrasyonel olanları eleyebilirler. Bu şekilde daha doğru ve rasyonel bilgiye odaklanmaya başlayabilirler. Süreç boyunca, kendilerine beyinlerinin ilkel kısmının çok fazla çalıştığı ama asıl kontrolde olması gereken kısmın rasyonel ve mantıksal kısım olduğunu kendilerine hatırlatırlar. Başka bir deyişle, limbik sistemlerine gerçek, reel bir korku öznesi ortaya çıkana kadar sessiz olmalarını söylerler. Bu arada Koronavirüs gibi reel,  gerçek bir korku öznesi olduğunda korkmak ve buna karşın önlem almak çok doğaldır.

2. Olumlu bakış açısında kalırlar
Olumlu düşünceler, beynimizin dikkatini tamamen stressiz bir şeye odaklayarak korkuyu ve mantıksız düşünceleri sessizleştirmemize olanak tanır. Unutmayalım, olumlu düşünme bir pratik etme işidir ve bunun için beynimize bilinçli olarak yardım etmeliyiz. Olumlu düşünceler dikkatimizi yeniden odaklamamızı sağlar. Biliyoruz, işler iyi gittiğinde veya ruh halimiz iyi olduğunda, bu nispeten kolaydır. Asıl zor olan, zor bir karar vermek zorunda olduğumuzda, özellikle zihnimizi olumsuz düşünceler doldurmuşken olumlu düşünmeyi sürdürmektir. Burada dikkat edeceğimiz şey, belirsizlik stresinden dolayı düşüncelerimiz olumsuz olduğunda, dikkatimizi sahip olduğumuz olumlu şeylere yöneltmemizin bize çok yardımcı olacağıdır. Böylelikle beynimiz sakinleşir ve daha rasyonel kararlar vermeye başlarız.

3. Ne bildiklerini ve ne bilmediklerini bilirler
Belirsizliği yönetmede iyi olanlar, bildiklerini ve bilmedikleri şeylerin bir listesini yaparlar. Bildiklerini arttırmanın ve bilmedikleri konusunda bilgi sahibi olmanın yollarını ararlar. Böylelikle belirsizlik içerisinden birer “belirliler” dataları ortaya çıkar.

4. Kontrol edemedikleri şeyleri de kucaklarlar
Belirsizlikle başa çıkmada güçlü olan insanlar, kontrol altına alamadıkları şeyleri de kucaklamaktan korkmazlar. Başka bir deyişle, daha gerçekçi bir bakış açısına sahiptirler. Hayatta her şeyi kontrol edemeyeceklerini bilirler. Herhangi bir durumu gerçekte olduğundan daha iyi veya daha kötü şekilde göstermeye çalışmaz, içinde bulundukları gerçeği olduğu gibi analiz ederler. Gerçekten kontrol edebildikleri tek şeyin kararlarına ulaşma süreci olduğunun farkındadırlar. Bilinmeyeni yönetmenin ve düz yolda yürümenin tek yolu budur.  Adım atmaktan, bilmediklerimize rağmen bildiklerimize dayanarak ilerliyoruz demekten korkmazlar. Hatalar yapılabilir ve düzeltilebilir şeylerdir, hiçbir karar, karar  vermemekten ve hiçbir şey yapmamaktan daha iyi değildir.

5. Sadece önemli olan şeylere odaklanırlar
Bazı kararlar önemlidir. Bir şeyleri bozabilir veya tam tersi kurtarabilir. Bir sürü kararın ise bu kadar büyük bir önemi yoktur. Belirsizlikler karşısında ilerleme konusunda iyi olanlar, en büyük riskin kararsız kalmak dolayısıyla zaman kaybetmek olduğunu bilirler. Ancak, ajandamızdaki pek çok kararı doğru bir şekilde dengelemeyi öğrenmek, enerjimizi doğru şeylere odaklamamızı ve daha bilinçli seçimler yapmamızı sağlar. Ayrıca dikkati gereksiz yere dağıtan küçük endişelere kapılmaktan da bizi kurtarır.


6. Mükemmellik aramazlar
Belirsizlik karşısında başarılı olan insanlar aynı zamanda duygusal olarak da zeki insanlardır. Hedeflerinde veya kararlarında mükemmellik aramazlar. Çünkü mükemmel karar diye bir şeyin olmadığını bilirler. Mükemmelliği aramak tamamen yanılsama yaratır ve hayattan zevk almak yerine boşuna vakit kaybettiricidir.

7. Sorunlar üzerinde takılı kalmazlar
Unutmayın, dikkatinizi nereye odakladığımız duygusal durumumuzu belirler. Olumsuz duygular performansımızı etkiler, stres yaratır ve problemleri çözmemizi zorlaştırır. Oysa koşulları iyileştirmek üzere eylemlere odaklandığımızda, olumlu duygular üreten ve performansı artıran kişisel bir etkililik duygusu yaratırız. Belirsizlikle başa çıkmada başarılı olan insanlar, tüm dikkat ve çabalarını var olan koşulları iyileştirmek için yapabileceklerine odaklayarak aksiyon alırlar.

8. Sezgilerine ne zaman güvenebileceklerini bilirler
Doğru sezgilere sahip olmak hayatta istediğimiz yöne gitmemiz için olmazsa olmaz önemli yeteneklerden biridir. Dürtüler ve sezgiler arasındaki farkı ayırt edebilmek, belirsizlikle başarılı bir şekilde başa çıkabilen insanların en önemli özelliklerinden biridir. Geçmiş deneyimlerinden edindiği bilgiler ışığında  sezgilerinin gücüne güvenir ve bilinmezliğin kimi noktalarına doğru stratejiler oluşturarak onu aşmayı başarabilirler. Kendi filtrelerini tanırlar, başka kişilerin varsayımları, görüşlerini veya duygularını iyi bir şekilde süzgeçten geçirerek, gereksiz yere etkilendiklerini kolaylıkla eleyebilirler. Sezgileriyle uyumlu olmayan duygu ve düşünceleri filtreleme yetenekleri, doğru çözüme odaklanmalarına yardımcı olur.
Buradaki önemli bir ayrıntı; sezgilerin her zaman biraz zamana ihtiyacı olduğudur veya onları iyi analiz etmek için bizi rahatlatan, odağımızı başka tarafa çeken, bütünüyle zihnimizi serbest bıraktığımız zamanlara ihtiyacımız vardır. Doğru sezgilere kendimizi zorlayarak veya kendimize baskı yaptığımızda erişemeyiz. Albert Einstein veya başka pek çok mucit, bilim insanının yaptığı gibi önemli fikirler ve buluşlar hep bambaşka şeyler yaparken (yelkenli ile gezerken, banyo yaparken veya ormanda rahatlatan bir yürüyüş sırasında vs) ortaya çıkar aslında. Dolayısıyla bir belirsizlik karşısında çözüm üzerine düşünen insanlar sık sık sezgilerini dinlemek için kendilerine zaman ayırırlar, sezgilerinin izini sürerler ve küçük adımlarla onları gerçekleştirmeye başlarlar. Böylelikle büyük olan adıma veya aksiyona zemin hazırlarlar.

9. Her zaman bir B planları vardır.
Belirsizliğin üstünden gelmek aynı zamanda önümüze çıkabilecek risk faktörlerini veya çıkabilecek başarısızlıkları da bilmek ve bunlar ortaya çıktığında gerekli olabilecek alternatiflere dair planlarımızı da yapmış olmakla ilgilidir.  Belirsizlik konusunda başarılı olanlar genellikle yanlış yapabileceklerini itiraf etmekten korkmazlar. Her zaman doğru kararları veremeyebileceklerini bilirler. Bu bilgi hatalarından ders çıkarmalarını da sağlar aynı zamanda. Zaten en önemlisi hata yapmak değil, hatalardan ders çıkarmak değil midir?

10. Hiçbir zaman “ ya öyleyse..” şeklinde verdikleri kararla ilgili kendilerini gereksiz endişeler içine sokacak şekilde sorgulamazlar
Bir karar verdiğimizde, kararı uygulama sırasında sürekli kendimizi sorgulamayız değil mi? Ya öyle değilse, ya böyleyse şeklinde… Çünkü bunu yaparsak, üzerimizde gereksiz bir endişe ve stres yaratmış oluruz. Kararı verir ve sonuçları deneyimlemek üzere sakince bekleriz. Bir yandan endişe ve strese ne kadar çok zaman harcarsak kararımızı aksiyona dönüştürecek eylemleri doğru yapmamız da o kadar zorlaşır. Dolayısıyla belirsizlikle başa çıkmada başarılı olan insanlar, verdikleri kararlar sonrasında gereksiz sorgulamalarla kendilerini yormazlar.

11. Zihinlerini sakinleştirmeyi her zaman becerebilirler
Unutmayın, belirsizlikler karşısında iyi kararlar verebilmek ve doğru çözüm yolları yaratabilmek için her zaman sakin kalmaya ihtiyacımız var. Sakin olmak demek, aynı zamanda zihinlerimizin de sakin olması demek. Çok fazla farklı duygu ve düşünce içindeyken net olmamız zorlaşır. Bunu yapmanın pek çok farklı yolu var. ( Zihni yavaşlatma yolları blog yazımıza bir göz atmanızı öneririz).
En kolay iki yolu var. Yapabiliyorsanız günlük, kısa da olsa kendimize meditasyon molaları vermek.
Ama hayır yapamam diyorsanız, zihnimiz fazlaca çalışmaya başladığında hemen derin, uzun nefesler alarak kendi nefesimize odaklanmak.
Bunalmış veya çok fazla duygu ve düşünce arasında netliğimizi bulamıyor, kendimizi kaybolmuş hissediyorsak, nefesimize odaklanmak çok kısa bir zaman dilimi içerisinde bizi bu durumdan çıkarabilir. Kulağa çok basit gelmekle birlikte çok etkili bir yöntem. Bunu iki dakika boyunca derin nefesler alarak ve aldığımız ve verdiğiniz her nefese odaklanarak yaptığımızda ( hatta nefesi sayarak alıp, sayarak vermeye odaklandığımızda) beynimizde kalıcı olarak yerleşmiş gibi görünen, bizim dikkatimizi ve netliğimizi bozan duygu ve düşüncelerin ne kadar kolaylıkla ortadan kalktığına şaşıracağız.

Belirsizliği stratejik olarak yönetme yeteneği, belirsizliği giderek artan bir dünyada geliştirebileceğimiz en önemli becerilerden biri. O yüzden yukarıdaki adımları hayatımıza adapte etmeye kesinlikle değer.

Ruh, zihin, beden bütünlüğünde sağlıklı, uzun, mutlu bir yaşam diliyoruz.



30 Mart 2020 Pazartesi

KORONAVİRÜS KAYGISIYLA BAŞ ETME YOLLARI


Şu aralar çoğumuz, eğer mecbur kalmıyorsak evden çıkmıyor ve sağlık sistemimizin çöküşüne neden olacak kadar bu virüsün yayılmasının ve yaygınlaşmasının önünü kesmek üzere, kendimizle birlikte başkalarını da düşünerek gönüllü karantinada yaşıyoruz.

Dünyada başka ülkelerin başına gelen kötü senaryoları yaşamayalım diye. Dünyada konuyla ilgili başarılı olmuş örnekleri göz önünde bulundurarak, zamanla, yavaş geçişle bu virüsle karşılaşmamız olsun, böylelikle elimizdeki kaynakları (hastanelerimiz, sağlık personelimiz) doğru ve tüm toplumun faydasına kullanmış olalım diye.


Kolay değil, hiç alışık olmadığımız bir durum. Günlerce evde olmak. Kimilerimiz üstelik evde yalnız. Sevdiklerinden, aile bireylerinden uzak… Ancak biliyoruz ki önce sağlık. Dolayısıyla sabırlı ve sebatkarız. En doğrusu neyse yapmaya hazırız. Kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanalım.



İşte size bu evde kalma döneminde dikkat edebileceğiniz kimi öneriler hazırladık.
·         Ellerimizi daha sık yıkama ve yüzümüze dokundurmama konusunda daha dikkatli ve özenli olalım.
·         Evimizi günde en az 2 kez olacak şekilde temiz hava ile havalandıralım. Hava sirkülasyonu ve temiz havaya hepimizin ihtiyacı var.
·         Dışarıya çıkmak zorunda kaldığımızda mutlaka kalabalık ortamlardan özellikle kaçınalım ve insanlarla aramıza mesafe koymayı unutmayalım.
·         Sosyal mesafe kuralına (en az 1 hatta 1,5 metre) her zaman, her koşulda uygun davranmaya özen gösterelim. Çünkü biliyoruz ki kimilerimiz semptom göstermeden bile taşıyıcı olabiliyor ve öksürük veya hapşırıkla viral damlacıklar etrafa yayılabiliyor ve çevredekiler tarafından ağız ama özellikle burun yoluyla solunabiliyor.
·         Dokunduğumuz yüzeylerde bulaşma varsa farkına varmadan bize de geçebilir. Dolayısıyla kapılar, asansör düğmeleri vs. daha dikkatli olalım ve ellerimizi yine hiç yüzümüze değdirmeden temizlemeye (en az 20 sn sabunlayarak) özen gösterelim.
·         Dışarıdan geldiğinizde giydiğiniz kıyafetleri ayrı bir odada (yaşama alanıyla bağlantısız bir bölümde) değiştirelim ve en az 12 saat havalandırmadan veya yıkamadan tekrar giymeyelim.
·         Evimizde de sık kullandığımız kapı kolları, elektrik düğmeleri gibi yüzeyleri daha sık temizleyebilir ve çamaşırlarınızı daha yüksek sıcaklıklarda yıkayabilirsiniz. (60 C gibi).
·         Yine sık kullanılan anahtar gibi materyaller kullanıldıktan sonra dezenfekte edilebilir. Şu an biliyoruz ki virüsün kabuğunu kıran ve bozulmasına neden olan en iyi çözücü sabun. Sabunun olmadığı durumlarda veya yer eşya temizliğinde bir miktar çamaşır suyu veya %65’i geçkin alkol oranına sahip her hangi dezenfektan işimizi görür. Sabunun olmadığı yerde ellerimizi kolonya ile dezenfekte edebileceğimizi hepimiz biliyoruz artık.
·         Ellerimizi sık yıkamadan dolayı kuruyabilir, mutlaka nemlendirmek ve cildimizi sağlıklı tutmak da burada önemli bir detay.
·         Su kullanımımıza da dikkat edelim. Su kaynaklarımızı doğru tüketmek açısından ellerimizi yıkadığımız süre boyunca çeşmeyi açık bırakmamak da dikkat edeceğimiz şeylerin başında olsun.  Yazın susuz kalmayalım.

Peki duygusal olarak rahatlamak için neler yapabiliriz?
·         Görüşmelerinizi, aileniz, sevdiklerinizle olan görüşmelerinizi görüntülü yapabilirsiniz. Böylelikle karşılıklı sohbet etmiş kadar iyi hissedersiniz kendinizi. Ben son 10 gündür sürekli yapıyorum. Özellikle annem, oğlum, kardeşlerim ve ailenin diğer üyeleriyle. Birbirimizle sevgi dolu sohbetler yapmak, birbirimizi düşündüğümüzü, önemsediğimizi göstermek gerçekten duygusal olarak çok rahatlatıcı.
·         Endişe durumunuzu çok yüksek seviyelere kadar çıkartacak, olumsuz, negatif, korku ve komplo senaryoları ile dolu haber ve yayınlardan uzak durmak bu dönem kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerin başında geliyor. Doğru ve güvenilir bilgi kaynaklarını belirleyip, bilgi alışverişinizi sadece bu kaynaklardan olmasına özen gösterin. Gerçekçi olmak, tedbirli olmak önemli. Ancak kendimizi ve sevdiklerimizin korku ve endişe senaryolarınca hapsedilmesine de izin vermeyelim. Bu bizde kronik strese neden olacaktır ki bağışıklığımızın yüksek olması için çabaladığımız bir dönemde gereksiz ve olumsuz bir faktör. Hayatımızın kontrolü bizde olsun.
·         Zamanımızı verimli ve faydalı kullanmak önemli. Evden çalışmaya başladıysanız zaten var olan ve devam eden pek çok işiniz olacaktır. Ancak kalan zamanlarınızı olabildiğince kaliteli olarak değerlendirmeye özellikle dikkat etmenizi öneririm. Yoksa zaman uçuyor.
·         Uzun zamandır okumak istediğiniz ama bir türlü fırsat bulamadığınız bir kitabı okuyabilir veya bir filmi izleyebilirsiniz.
·         Uzun zamandır yapmak istediğiniz ama bir türlü zaman bulamadığınız bir projenizi hayata geçirmek üzerine çalışabilirsiniz.
·         Hayatın hızlı akışı içerisinde çok da farkına varmadan yaptığınız bunca şeyin arasında ( daha önce düzenli ara ara yapmıyorsanız tabi ki) durup bir kendinize ve hayatınıza göz gezdirebilir ve yeni hedefler ve öncelikler belirleyebilirsiniz.
·         Evde düzenli egzersiz yapmak için fırsatlar ve olanaklar yaratabilirsiniz.
·         Kaygı düzeyinizin arttığını düşündüğünüz zamanlarda burnunuzdan 10 tane, tüm nefes karnınıza kadar dolacak şekilde 5’e kadar sayarak alın ve yine burnunuzdan 10’a kadar sayarak verin. Sonunda endişenizin ne kadar azaldığını kontrolü elinize aldığınızı, kaygınızın azaldığını göreceksiniz.
·         Meditasyon ve yoga’nın duygu durumu rahatlattığını biliyoruz. Deneyebilirsiniz. Bu konuda ön yargılarınız varsa kırmak için güzel bir zaman. Ama hayır hiç yapamam diyorsanız, zihninizi sakinleştiren ve sizi kutsal sevgiyle ve güvenle yakınlaştıran ve zihninizi sakinleştiren dualar okumayı da deneyebilirsiniz.
·         Sizi mutlu eden, rahatlatan (karantina sınırları dahilinde) ve sağlığınıza zarar vermeyen şeyleri daha fazla yapın. Güzel bir müzik dinlemek, ilginizi çeken bir belgesel veya güldüren bir komedi filmi izlemek gibi.
·         En önemlisi ve her şeyden etkilisi şu an sahip olmadığınız şeylere veya kısıtlamalara değil, sahip olduklarınıza odaklanın ve onlar için teşekkür etmeyi, şükretmeyi unutmayın. Sağlığımız, sevdiklerimiz, sahip olduklarımız için şükürler olsun. Bu deneyim sonunda kazanacağımız yeni yetkinlikler (sebat etmek, dayanıklılık, kendimizle birlikte daha büyük bir topluluk için de çalışıyor ve kendimizle birlikte başkalarını da düşünüyor olmak, daha sorumlu davranmanın ne olduğunu anlamak, kısıtlı durumlarda yaratıcı çözümler bulabilmek, daha sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmek, vs)  için teşekkür etmeyi ve şükretmeyi unutmayalım.

 Zor zamanlar aynı zamanda büyüdüğümüz ve geliştiğimiz zamanlardır unutmayalım. Biz de bu içinden geçtiğimiz sürecin dünyanın 100 yılda bir yaşadığı o büyüme ve gelişim zamanlarından biri olduğunu unutmayalım. Umuyoruz ki insanlık, bu salgından sonra, daha iyi, daha yaşanabilir, daha doğa ile barışık, daha bütünü gözeten şekilde yaşamaya başlayacak. Kendimiz ve bizden sonra gelen nesiller için daha güzel bir dünya yaratalım. En büyük dileğimizdir.
Sevgi dolu, sağlıklı nice uzun yıllar diliyoruz.

2 Mart 2020 Pazartesi

ÖMRÜNÜZÜ UZATACAK 5 ÖNEMLİ ALIŞKANLIK


Harward Üniversitesi Sağlık Bölümü 3 yıl boyunca 123.219 kişi üzerinde, iyi alışkanlıkların insan ömrünü ne kadar uzatabileceğine dair bir araştırma gerçekleştirdi.
Tabi ki uzun yaşamanın mucize bir garantisi yok. Ancak bu araştırma bu konu ile ilgili yapılmış en son çalışma olması ve derli toplu sonuçlar sunması anlamında ilginç.
Aslında birazdan okuyacağınız hiçbir alışkanlık size değişik veya bilmediğiniz bir şeymiş gibi gelmeyecek. Ancak bu araştırmanın bizce en ilginç kısmı aşağıda sayılan alışkanlıkları düzenli yapan kadınların ömürlerinin 12 yıl, erkeklerinse 14 yıl daha uzun olacağını tahmin etmiş olması. Bu kadar net bilebileceklerini iddia ediyorlar.:)
Bu araştırma 2018 Nisan ayında Amerika’da Circulation dergisinde yayınlanmış.
Amerikalılar’ın bu araştırmayı yapma sebepleri, sağlık harcamaları konusunda neredeyse dünya birincisi olmalarına rağmen, yaşam (ömür) beklenti sıralamasında dünyada 31. (79,3 yaş ile) sırada yer almaları. Hem bu kadar sağlık harcaması yapıp hem nasıl bu kadar düşük bir yaşam beklenti sıralamasında olduklarını merak etmişler. Yaşam beklenti yaşını Amerika’da nasıl arttırabiliriz diye araştırmışlar aslında.  Biliyor muydunuz; Türkiye’deki yaşam beklenti rakamı 2019 TUİK verilerine göre ise sadece 78,3.
Araştırma aslında daha önce başka çalışmalarda kullanılan 44.354 erkek ve 78.865 kadının sağlık geçmişleri 2 yıl boyunca incelenerek yapılmış. Çalışmaya katılan kişilerin 42.000’den fazlası, bu araştırmanın yapılmaya başlandığı sırada zaten vefat etmiş olduklarından araştırmacılar sağlıklı alışkanlık geliştirmiş insanlarla, onların ömürleri arasındaki korelasyonu yapabilmişler. Kadınlarda 12 fazla yıl ve erkeklerde 14 fazla yıl değerlerine böyle ulaşmışlar. 



1.       Alışkanlık: SİGARA İÇMEYİN
Eğer sigara içiyorsanız, bırakın. Ara ara içiyor veya içmeye başlayacak gibi hissediyorsanız, sakın başlamayın. Araştırmalar sigara içenlerin içmeyenlere göre 7 yıl daha kısa bir ömürle yaşadıklarını göstermiş.
2.       Alışkanlık: VÜCUT KÜTLE İNDEKSİNİZ DÜŞÜK OLSUN
Karın yağları veya yağlı bir vücut biliyorsunuz vücut kütle indeksinin yüksek olduğunun göstergelerinden. Hayatınıza istediğiniz kadar güzel, sağlıklı yıllar eklemek için kesinlikle vücut yağlarınızdan kurtulmalısınız.
3.       Alışkanlık: DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN
Blog yazılarımızda sürekli olarak egzersizin tüm vücut sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu (beynimiz, kalbimiz vs.) tekrarlayıp duruyoruz. Ama gerçekten öyle. Uzmanlara göre günde en az 30 dak hafif, orta ağırlıktaki bir egzersiz (tempolu bir yürüyüş bile tek başına) sizin ömrünüzü tam 9 yıl daha uzatacak.
4.       Alışkanlık: ALKOL ALIMINIZA DİKKAT EDİN
Düzenli ve sürekli alkol alımının vücudun toksin temizleme mekanizmaları üzerinde belirgin bir olumsuz etkisi var. Genel sağlığımız düzenli alkol kullanımında bozuluyor. Bu konu gerçekten dikkat etmemiz gereken konuların başında. Mutedil, sosyal içicilik boyutunda, dikkatli bir alkol tüketicisi olun.
5.       Alışkanlık: SAĞLIKLI BESLENİN
Tabi ki sağlıklı diyet deyince daha önceki yazılarımızı okuyanlar hatırlayacaklardır, demek istediğimiz Akdeniz tipi, işlenmiş ve rafine gıdaların çok az olduğu, bol lifli, doğal sebze ve meyveler ve yüksek antioksidan içeren gıdalar içeren, şekerden ve işlenmiş, rafine karbonhidrattan kısıtlı bir diyet.

Bu araştırmadan, özellikle bu çalışmadaki 12 ve 14 yıl rakamlarının herkes için her zaman geçerli olduğu anlamı çıkmaz tabi ki. Ancak biliyorsunuz ne kadar çok sağlıklı alışkanlıklar geliştirirsek o kadar uzun ve sağlıklı bir yaşam süreriz. Yaşamımızın uzun olması kadar kaliteli olması da önemli biliyorsunuz. Doya doya keyfine varabileceğimiz kadar sağlıklı olduğumuz bir yaşamdan bahsediyoruz.
Umarım bir gün, sahilde koşarken veya spor salonunda karşılaşabiliriz sizinle. Bu da bu yazılarımız sayesinde sizi egzersiz yapmaya ve daha sağlıklı bir yaşamı seçmeye ikna edebilmişiz anlamına gelir. Emin olabilirsiniz ki; mutlulukla keyifle gülümseyerek sizi kutlayacağız o zaman.
Sağlıklı alışkanlıklarla dolu uzun, sağlıklı bir ömür dileğiyle…

Kaynaklar;
Impact of Healthy Lifestyle Factors on Life Expectancies in the US Population
Originally published 30 Apr 2018https://doi.org/10.1161/CIRCULATIONAHA.117.032047Circulation. 2018;138:345–355

5 Aralık 2018 Çarşamba

KORKULARINDAN ARINMIŞ, ÖZGÜR BİR SEN


Sağlık anlayışı hastalıkları tedavi etmek yerine, hastalıklara neden olan sorunu ortadan kaldırmaya yönelik olan bütünsel tıp son zamanlarda Türkiye’de de sıkça tercih edilen yöntemlerin arasına yer almaktadır. Klasik tıpta, hastalık süreçlerinin tedaviyle kontrol altına alındığı bir süreç izlenirken bütünsel tıpta “tedavi” değil, “iyileşme” esas alınmaktadır. İyileşme ise bir bütün olarak kişini ruh, beden ve zihin sağlığına yönelmektedir. Bütünsel tıp bir bütün olarak kişinin sağlık dengesinin kurulmasıyla gerçekleştirilmektedir. Bütünsel tıp, insanların birbiriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerinin, yaşayış tarzlarının, ruhsal durumlarının genel sağlıkları üzerindeki belirleyiciliğine vurgu yapmaktadır.   



Kişinin bütünsel olarak sağlıklı olabilmesi için, kendisini her alanda özgür hissedebiliyor olması elzemdir. Kişilerin zihinlerini sürekli meşgul eden korkularından, bedenen ve duygusal açıdan bağlandıkları sigara, alkol gibi zararlı maddelerden arınabilmesi, sağlıklı bir yaşam tarzı ve beslenme düzeni benimsemeleri özgürce yaşayabilmeleri için çok önemlidir. Duygu, beden ve zihin dengesi ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

Kişilerin kendi bütünselliğinde çok geniş alanlara yayılan korkular aslında zihne yerleşmiş otomatik programların sonucudur. Genel geçer anlamda korkuyu bir belirsizlik karşısında tehdit algısıyla tetiklenen, rahatsız edici ve olumsuz bir his olarak tanımlayabiliriz. Günlük yaşamda sık yaşanan korkulara; yükseklik korkusu, hayvan korkusu, kapalı alan korkusu ve karanlık korkusunu örnek olarak verebiliriz. Korkuların ardında kimi zaman yaşanmış kötü tecrübeler yer alırken, tecrübe edilmemiş, çevresel etkenlerden öğrenilmiş korkular da korku yaşayan kişini hayatını etkileyebilmektedir. Unutulmamalıdır ki tüm insanlığın ortak bir korkusu yoktur ve korkular sonradan kazanılmıştır.

Kişi kendisi için tehlikeli gördüğü durumu hayatına kronik olarak yaymaktadır. Bu genelleme kişinin tüm hayatına etki eder, kişi kendisine yabancılaşabilir, hatta depresif bir noktaya doğru ilerleyebilir.

İnsanlar, korkularını cesur adımlar atarak ve pozitif düşünerek hayatlarından uzaklaştırabilirler. Korkuları yenme konusunda da Mora Bach Çiçekleri terapileri en büyük destekçiniz olacaktır. Bach Çiçekleri Terapisi, otomatik korkuların vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyalleri filtreleyerek vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengelemektedir. Korkuya maruz kalan bireylerde bozulan elektromanyetik sinyallerin vücuttan atılmasıyla kişide rahatlama, sakinlik ve mutluluk hali gözlemlenmektedir. Bach Çiçekleri Terapi ile ruhsal durum dengelendiğinden oluşan pozitif düşünce, bedensel rahatsızlıklarda da iyileşme görülmesini sağlar, kişinin motivasyonunu artırır. Pozitif düşüncelere sahip bireyler duygu, beden ve zihin bütünlüğünde sağlıklı bir yaşam sürerler.

19 Eylül 2018 Çarşamba

TİP2 DİYABET İÇİN NELER YAPILABİLİR?


Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet, vücutta kan şekerini düzenleyen hormonlardan olan insülinin yetersizliği veya vücudun salgılanan insülini etkili kullanamaması sonucunda oluşan kan şekerindeki kontrolsüz yükselmelere denmektedir. Zamanında önlem alınmadığı veya kan şekerinin kontrol edilmediği durumlarda diyabet, şeker yüksekliği ile birlikte şekerin toksik etkilerinin özellikle damarlar üzerinde gösterdiği olumsuz etkilerle başta gözler, böbrekler, sinir uçları, kalp ve beyin damarları ve bacak damarları gibi pek çok organımızda ve dokumuzda kalıcı hasarlar oluşturabilmektedir.

Tip 2 diyabetin ortaya çıkmasındaki etmenler; kalıtım, şişmanlık, gebelik, uzun süreli ilaç kullanımı, enfeksiyonlar, fiziksel – psikolojik travmalar ve bazı pankreas hastalıklarıdır.



Son zamanlarda tüm Dünya’ da ve Türkiye’de artış gösteren obezite diyabet oluşumundaki en önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle karın çevresindeki yağlanma insülin direnci oluşumunu tetiklemektedir. Bu nedenle, diyabetin önlenmesinde, kontrol altına alınmasında, ilerlemesi durumunda oluşabilecek sorunların önüne geçebilmek ve yaşam kalitemizi artırabilmek adına kilo kaybı şarttır.

Sağlıklı beslenme davranışlarını ve düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirebilmek esastır. Genel beslenme kurallarından kısaca bahsetmek gerekirse; basit şekerden kesinlikle uzak durulmalıdır. Kan şekerinde ani dalgalanmalara sebebiyet verebilecek, glisemik indeksi yüksek gıdalar ve paketli ürünler kesinlikle tüketilmemelidir. Meyveler tavsiye edilen miktarlarda ve saatlerde tüketilmelidir. Doğru pişirilen veya doğru servis edilen sebzeler ve et-tavuk-balık gibi protein grubu besinler beslenme planına dahil edilmelidir. Ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağların ve yoğurt-kefir gibi probiyotik içerikli süt ürünlerinin diyete eklenmesi önerilmektedir. Probiyotik kullanımı, omg 3 takviyesi, Dvitamini takviyesi bu süreçte en büyük destekçileriniz olacaktır.

Mora terapi ile insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile gerek metabolik belirteçlerde önemli düzelmeler gerekse de sübjektif iyilik hali belirgin şekilde artmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci hızlanabilmektedir.