mora terapi ile kilo vermek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mora terapi ile kilo vermek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2018 Çarşamba

KİLO VERİRKEN EN BÜYÜK DESTEKÇİNİZ: MORA TERAPİ!

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde aşırı kilo kazanımı ve vücut yağlanması gibi problemlere sık sık rastlanmaktadır. Vücudun yağlanması hatta ilerlemesi sonucunda oluşan obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve yanlış beslenmeyle birlikte fiziksel aktivite yetersizliği, temel nedenler olarak kabul edilmektedir.

Günümüzde, yağ ve şeker içeriği oldukça yüksek olan yiyecek ve içeceklerin daha kolay ulaşılabilir olması bu tarz besinlerin tercih edilebilirliğini artırmaktadır. Aynı zamanda günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır. Hareketsiz yaşam, düzensiz öğünler, yanlış besin tercihleri, su yerine şekerli içeceklerin tüketilmesi sonucunda bedenimizin yağlanıyor olması beklenen bir sonuçtur…

Herkesin bir düşkünlüğü vardır. Kimimiz kahvesiz olmaz, çaysız yapamam der, kimimiz hamur işi görünce kendime engel olamıyorum der, büyük bir çoğunluğumuz da şekerli gıdalara karşı koyamamaktan yakınır. Aşırı karbonhidrat ve glisemik indeksi yüksek gıdaların kontrolsüz tüketimi sonucunda kan şekerinde dalgalanmalar meydana gelir. Ani yükselen kan şekeri aniden düşerek erken acıkmanıza sebebiyet verir. Aynı zamanda bozulan insülin salımı sonucunda da yağ yapımı hızlanır ve alınan şeker ve karbonhidratların fazlası yağ olarak depolanmaya başlar. Şekerden ve karbonhidrattan zengin beslenme tarzı son derece yanlıştır.

Mora Terapi ailesi olarak mucize kilo verme kürleri veya detoks suları gibi moda diyet akımlarını son derece sağlıksız buluyoruz ve kesinlikle desteklemiyoruz. Mora Terapinin amacı uygulanan 3 aylık protokol boyunca sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmakla birlikte su tüketimini ve günlük aktiviteleri artırarak sağlıklı ve kalıcı kilolar verebilmektir. Sağlıklı alışkanlıkların oluşabilmesi için 3 ay yeterli bir süredir.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan metabolik sendrom, diyabet, geçirgen bağırsak sendromu gibi terapilerden elde edilen bilgiler ve sonuçlar ışığında Mora Terapi kilo verme terapileri geliştirilmiştir. Kilo verme terapilerinde kalıcı başarılar elde eden tamamlayıcı tıp yöntemi Mora Terapi, herhangi bir yan etkiye yol açmadan, vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkmaktadır. Her seansta genel frekans temizliği yapıldığından, tansiyon, kolesterol veya kan şekeri ile ilgili problem yaşayan danışanlarımızda ciddi düzelmeler gerçekleşmektedir. Ayrıca, frekans temizliği sayesinde vücutta birikmiş olan toksinler de vücuttan uzaklaştırılmış olur.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan kilo terapilerinde, iyileştirmeye her zaman bağırsaklardan başlanır. Kaliteli bağırsak florası, iyi çalışan bağırsakları ve sağlıklı vücut fonksiyonlarını beraberinde getirir. Mora terapi seanslarında ve seanları takiben verilen diyet protokolünde bağırsak florasındaki dengeler gözetilerek temizleme işlemi gerçekleştirilir. Seans sonrasında verilen diyet protokolünden kısaca bahsedecek olursak; sebze, protein ve sağlıklı yağlar içeren, basit şeker içermeyen, karbonhidratların ve meyvelerin de kullanılabilir miktarlarının belirtildiği, bağırsak sağlığını destekleyen sağlıklı bir beslenme planıdır. Serbest olan yiyeceklerde miktar sınırlaması yoktur. Bol su ve fiziksel aktiviteyi de desteklemektedir.

Kilo verme seanslarında, bağırsak terapisinin yanında, bağırsak sağlığını bozacak ya da danışanın özellikle bağımlısı olduğunu düşündüğü yüksek şeker, karbonhidrat ve yağ içerikli gıdalar tüplere koyularak cihaza yerleştirilir. Tüplerden alınan frekanslarla, bağımlılık terapilerinde de kullandığımız gibi vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu şekilde verilen beslenme protokolüne uyum büyük oranda kolaylaşır. Kişi isteksizlik oluşturulan gıdalara karşı yoksunluk hissetmeden, diyet yapıyorum psikolojisine girmeden kolaylıkla kilo vermeye başlar. Titizlikle uygulanan protokol ve düzenli alınan Mora Terapi seansları sonrasında kişi sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yaşam tarzı haline getirmiş olur.

Mora Terapi ile 5+1 seans şeklinde uygulanan 3 ay izlem süreci olan kilo verme protokolümüzde amaç, protokol süresince 12-15 kg kaybetmektir. Bu kayıp 3 ay için ideal bir kilo kaybıdır. Ancak protokol süresince verilebilecek kilo, kişinin metabolizması, yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite durumuna göre değişebilmektedir. İlk 3 seans genellikle 3-4 gün aralıklarla verilmekte, geri kalan seanslar ise 1-2 hafta hatta 1 ay aralıklarla verilebilmektedir. Seans sayıları ve aralıkları kişinin vermesi gereken kiloya göre veya kilo verme hızına göre değişebilmektedir.

Kısacası Mora Terapinin amacı, danışanın sağlıklı şekilde kilo vererek ideal kilosuna ulaşmasını sağlamaktır. Kişi protokol süresince bedenindeki iyi yöndeki değişimleri fark ederek motive olur. Uykuları düzene girer, sabahları daha enerjik güne başlar, duygu durumu düzenlenir… Mora Terapi ile iyi hissederek zayıflayın. Unutmayın ki Mora Terapi kilo vermek isteyenlerin de en büyük destekçisi!

8 Haziran 2018 Cuma

ÖDEMDEN KURTULMANIN YOLLARI


Dönem dönem herkesin yaşayabileceği, özellikle kadınlarda hormonel olarak daha sık gözlemlenebilen ancak sürekliliğinde ciddi hastalıkların göstergesi olup olmadığı sorgulanması gereken problem: ÖDEM! Bu yazımızda ödem nedir, nasıl çözümlenebilir ve ödem atmak için hangi besinlerden yardım alabiliriz bunları inceleyeceğiz…

İnsan vücudunun yaklaşık olarak %60’ı sudur. Ancak vücudun hayati işlevleri için kullandığı suyun haricinde, doku araları ile cilt arasında çeşitli sebepler nedeniyle birikmiş olan sıvılara ödem denmektedir. Vücudun çeşitli bölgelerinde, özellikle de el, ayak ve bacaklardaki şişlikler olarak gözlemlenmektedir.


Ödem genellikle kadınlarda hormonel yatkınlıkları nedeniyle daha yaygındır. Özellikle adet dönemlerinde, hamilelik dönemlerinde net bir şekilde gözlemlenebilmektedir.

Peki vücudumuzdaki bu şişliklerden nasıl kurtulabiliriz? Ödemi vücuttan atmanın en kolay ve en önemli yollarından biri su tüketimidir. Günlük su ihtiyacımızı, yetişkinlerde en az 2 litre, gün içine dağıtarak içmek, vücutta birikimi sonucu su tutulmasına neden olan tuzun ve zararlı bileşiklerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasının en etkili çözümü yine bol su tüketmektir.

Vücudun su tutmasının en önemli sebeplerinden biri de aşırı tuz tüketimidir. Toplum olarak gereğinden fazla tuz tüketiyoruz ve bunun sonucunda ödem problemiyle karşılaşıyoruz. Şişliğin olduğu düşünüldüğü dönemlerde tuz tüketimi kısıtlanmalıdır. Dikkat edilmesi gereken bir konu da su yerine tükettiğimizi düşündüğümüz sodyum oranı yüksek soda ve maden sularının miktarıdır. Vücuttaki ödemin sebebi aşırı sodyum alımı da olabilmektedir.

Hareketsiz yaşam, ödem konusunda yine karşımıza çıkıyor. Hareketsiz yaşamın sonucu olarak kan dolaşımı ve metabolizma yavaşladığından vücuttan su atımı yavaşlamaktadır. Bunun sonucunda da ayaklarda ve bacaklarda su toplama yani ödem meydana gelmektedir.

Peki tüm bu bahsettiğimiz etkenlere dikkat ederken hangi besinler ödem atmamıza yardımcı olur? Ödem atıcı etkisi kanıtlanmış bir kahraman olan ananas, içindeki bromelain sayesinde vücuttan su atımını arttırır. Şişkinlik hissedilen dönemlerde her gün tüketilecek 1 dilim ananas en büyük yardımcılarımızdan biridir. Bir diğer kahramanımız ise kahvaltılarımıza veya salatalarımıza renk veren maydanozdur. Günlük salatalarınıza ekleyeceğiniz maydanoz bu dönemlerde bize destek olabilmektedir. Aynı zamanda maydanoz kaynatılarak çay gibi de tüketilebilmektedir.  

Ödemin en büyük düşmanlarından biri de potasyumdur. Peki nasıl karşılayabiliriz sorusunun cevabı ise kayısı, kavun gibi sarı-turuncu renkli meyvelerimizde saklıdır.  Vücutta sodyum birikmesiyle meydana gelebilen ödemin potasyum ile dengelenebilmesi için her gün 2 porsiyon meyve tüketmemiz ödem oluşumuna engel olabilmektedir.

Mucize besinlerimiz yoğurt ve kefir ödem atmamızda da destekçimiz! Probiyotik içerikleri sayesinde, bağırsaklarda sıvı emilimini düzenler ve vücudumuza giren minerallerin dengelenmesi, vücutta birikmiş zararlı maddelerin kolay atılmasına yardımcı olurlar. Bağırsaklardan bahsetmişken prebiyotik besinlerden bahsetmemek olmaz. Prebiyotik besinler de yine aynı şekilde bağırsaklarımızın ve sindirim sistemimizin doğru çalışmasına yardımcı olarak ödem atmamıza destek olurlar.

Şişkinlik dönemlerinde ada çayı, ısırgan otu, rezene, mısır püskülü, kiraz sapı gibi bitki çayları günde 1-2 fincanı geçmeyecek şekilde kullanılabilir. Ancak günlük tüketilmesi gereken miktarlar kişiden kişiye değişebileceğinden mutlaka bir uzmana danışılmalıdır ve hamilelik dönemlerinde kesinlikle kullanılmamalıdır.

Alkollü veya gazlı içeceklerin sık tüketiminin ödeme sebep olabildiği gibi, işlenmiş paketli gıdaların ve konserve ürünlerinin de içeriğindeki yüksek tuz oranlarından dolayı ödeme sebep olabileceği unutulmamalıdır. Şişkinlik dönemlerinde tüketimlerinin en aza indirilmesi önerilmektedir.

Mora Terapi yöntemiyle yapılan terapilerin hemen hemen hepsinde detoks protokolü kullanılmaktadır. Tüm tedaviler vücudun sağlıklı haline geri döndürülmesi esasına göre çalıştığından, vücut içerisinde ödeme sebep olabilecek toksin maddeler ve diğer zararlı etkenler vücuttan uzaklaştırılır ve bu şekilde vücudun sağlıklı hali desteklenmiş olur. İstisnasız tüm terapi ve tedavilerde, tedavi etkinliğini artırması açısından kişilere bol su içmesi önerilir. Bu şekilde vücudun mineral dengesi kurularak, ödemin vücuttan atımı desteklenmiş olur. 


25 Mayıs 2018 Cuma

HAREKETE GEÇELİM


Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sağlık, "sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali" olarak ifade edilmektedir. Biz de bu tanımdan yola çıkarak fiziksel aktivitenin hangi alanlarda bizi destekleyebileceğini inceleyelim…


Günümüzde fiziksel aktivite deyince insanların aklına hep spor yapmak gibi özellikle vakit ayırılması gereken bir uğraş geliyor. Ancak bu son derece yanlış bir yargıdır. Fiziksel aktivite enerji harcayarak yapılan tüm bedensel ha­reketlerdir. Örnek verecek olursak, akşam yemeklerinden sonra yapılabilecek 30-45 dakikalık açık hava yürüyüşleri gibi…Hiç zamanım olmuyor ama diyenleri duyar gibiyiz. Onlara da küçük tavsiyelerimiz var. Markete yürüyerek gitmek, otobüsten bir durak önce inip eve yürümek, asansör yerine evin merdivenlerini kullanmak bile tüm gün hareketsiz olmaktan çok daha iyidir.

Fiziksel aktivitenin bedensel sağlığımız üzerine etkileri tabi ki de saymakla bitmez. Kısaca bahsedecek olursak düzenli olarak yaptığımız fiziksel aktivite, kas kuvveti ve miktarımızın korunmasını hatta arttırılmasını sağlar. Aynı şekilde eklem hareketliliğinin ve esnekliğinin korunması ve arttırılmasına da yardımcı olur. Ayrıca vücut dayanıklılığın arttırılmasında, dengenin kolay sağlanabilmesinde, reflekslerin gelişmesinde, vücut duruşunun düzeltilmesinde ve kemik mineral yoğunluğunun korunmasında da rolü büyüktür. Fiziksel aktivite sayesinde, kalp ritmimiz ve kan basıncımız düzene girer, solunum kapasitemiz artar, yüksek kan kolesterol ve trigliserit düzeylerimiz düşer, kan şekerimizin kontrolü sağlanır, metabolizmamız hızlanır ve vücudumuz depo yağlarından enerji sağlamaya başlar.

Fiziksel aktivite sırasında stres hormonlarının üretiminin yavaşlaması, zihinsel olarak rahatlamamıza, günün yorgunluğunu ve stresini geride bırakmamıza yardımcı olur.

Kişinin kendisine zaman ayırması ve bu zaman diliminde aslında kendi bedeni ve ruhu için ne kadar faydalı bir şey yaptığının farkına varması; tatmin hissini beraberinde getirir. Aynı zamanda düzenli fiziksel aktivite kişinin özgüvenli olmasını ve sosyal ilişkilerinde daha başarılı olmasını destekler.

Unutulmamalıdır ki daha sağlıklı yaşamak, kişisel bir seçimdir. Harekete geçmek ve kendimize zaman ayırmak için hala geç değil!

Mora Terapi yöntemiyle yapılan kilo ve bağımlılık terapilerinde, danışanların fiziksel aktivite durumları mutlaka sorgulanır. Genel olarak hareketsiz bir yaşam sürdüğü düşünülen kişilere günlük, düzenli olarak fiziksel aktivite yapmalarının öneminden bahsedilir.

28 Eylül 2016 Çarşamba

Fazla kilonun alıp götürdüklerini Mora Terapi ile kazanın

Yakabileceğimizden daha fazla gıda alırsak, fazla kaloriler vücudumuzda yağ olarak birikir ve kilo sorunu ortaya çıkar. Çeşitli hastalıklarından kaynaklı kilo sorununun yanı sıra kilo almaya veya obeziteye neden olan başlıca faktörler hareketsizlik, aşırı ve yanlış beslenmedir. Bunların dışında Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroid), insülin direnci, kan şekeri düşüklüğü, böbreküstü bezinin aşırı kortizol üretmesi, yumurtalıklardaki kistler ve hormon bozuklukları gibi fiziksel sorunlar; az su içmek, aşırı alkol tüketimi, depresyon, bazı psikolojik sorunlar, emeklilik ve gece vardiyasında çalışmak gibi sosyal ve psikolojik nedenler kilo alımında önemli etkenlerdir. 

Tüm dünyada giderek yaygınlaşan kronik bir sağlık sorunu haline gelen fazla kilo şeker, tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, solunum yolları hastalıkları, eklem rahatsızlıkları gibi hastalıkları beraberinde getirir.Vücutta yarattığı tahribatın dışında psikolojik olarak da kişide olumsuz etkilere yol açan fazla kilolar, sosyal alanlarda sorunlara neden olabilir.

Neden normal kiloda olmalıyız?
Fazla kilolu insanların bağışıklık sistemleri zayıf olduğu için normal kilodaki insanlara göre hastalıklara yakalanma riski yüksektir. Fazla kilodaki insanlarda şeker, tansiyon ve kalp hastalıkları daha fazla görülür. Kilolu insanlarda sıklıkla görülen uyku apnesi ve horlama uyku kalitesini düşürür. Kişilerin kilo vermelerinin bir faydası da uykusuzluk sorunundan kurtulmaktır. Kilo veren bireylerin vücutlarında ağırlık azalacağı için rahatlamanın verdiği enerjik, zinde ve dinamik hissettirecektir. Zayıflayınca vücuttaki azalan yağ miktarıyla kalbe giden oksijen miktarı artacak ve solunum rahatlayacaktır. Taşıyabileceğinden fazla yük ile mücadele eden kilolu kişilerin bedenlerindeki eklem ağrıları zayıflayınca ortadan kalkacak, kişi daha rahat hareket edebilir hale gelecektir.

Kilo verme tedavisinde kalıcı başarılar elde eden tamamlayıcı tıp yöntemi Mora Terapi, herhangi bir yan etkiye yol açmaz. Mora Terapi kilo terapisi, vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkıyor. Mora Terapi, vücuttaki karbonhidrat bağımlılığını elektromanyetik frekanslarla silerek insülin direncini azaltır.

Kilo verme sürecinde sıklıkla karşılaşılan depresif hal, yorgunluk ve agresifliğin yaşanmasına son veren Mora Terapi; kilo almaya yol açan nedenler ile duygu durumu arasında bir bağ olduğunu ve bağ üzerinden geliştirdiği çözümle bireylerin hem zayıflamasını hem de duygu durumunun iyiye gitmesini sağlıyor. Mora Terapi duygu durumunun güçlendirilmesine ve bireyin kendisini duygusal olarak çok daha iyi hissetmesini sağlar. Mora Terapi kilo verme seanslarında zararlı ve toksik madde frekansları vücuttan silinir, seanslar sonrası bireyler eskiye oranla; bağışıklık sistemi daha güçlü, vücutta birikmiş toksik maddelerden arınmış ve daha sağlıklı olarak yaşamına devam eder.


21 Şubat 2016 Pazar

Zayıflamak için uzmanından bir öneri: Mora Terapi

Kilo kadın erkek, genç yaşlı demeden her insanın hayatının bir dönemini meşgul eden bir sorun. Bu sorunla mücadele etmek de öyle kolay kolay altından kalkılabilecek bir iş değil ne yazık ki. Bunun sebebi ise kiloların inatçı olması, metabolizmanın çalışma hızı ve bağımlılıklar. Evet bağımlılık sadece alkol, sigara ve madde bağımlılığı olarak sınıflandırılmıyor. Bazı gıdaların sağlıksız tüketimi kişilerde bu gıdaya karşı bağımlılık yaratıyor. Hal böyle olunca da bu bağımlılık ile sigara ve alkol de olduğu gibi mücadele etmek gerekiyor.


Hücre, doku, organ gibi yeryüzündeki her maddenin elektro manyetik frekansı olduğundan yola çıkarak geliştirilen biorezonans yöntemi olan Mora Terapi, elektromanyetik frekanslar yani titreşimler ile bağımlısı olduğunuz maddeyi vücudunuzdan siliyor. Mora Terapisti Liana Pesah, Mora Terapinin birçok testler ile başarısının kanıtlandığını belirterek, “Mora Terapi, bağımlısı olunan maddelerinin frekanslarını vücuttan silerek, kişiye kalitesi artırılmış bir yaşam sunuyor” dedi.

Yeryüzündeki her maddenin bir frekansı yani titreşimi olduğuna dikkat çeken Pesah, Liv Hospital’daki kliniğine başvuran kişilere uyguladığı terapi yöntemini kısaca şöyle anlattı:
“İnsan vücudundaki titreşimler, kişinin genel frekans spektrumunu oluşturuyor. Fakat alerjen, bakteri, virüs hatta beslenme şekilleri gibi dış etkenlerden dolayı metabolizmamızın titreşim ahengi bozuluyor. Tereyağı, pirinç, makarna, ekmek, çikolata, cips, kola, hamburger gibi yemekten çok zevk aldığımız ama bir o kadar da zararı olan besinlerin farklı farklı titreşimleri bulunmakta. Bunlar gibi bağımlılık derecesinde sevdiğin yiyeceklerin örneklerini Mora cihazına koyup, vücuduna maddelerin ‘antifrekanslarını’ yüklüyoruz. Yani terapinin sonunda daha önceden ‘bağımlısı’ olunan yiyeceklerin frekansları vücuttan siliniyor. Mora Terapi bu bozuklukları tedavi ederek doğal hale gelmesini sağlıyor.”


Biorezonans yöntemiyle kişinin hem iştahı kestiğini hem de yeni bir yaşam disiplini öğrettiğini vurgulayan Pesah, “Mora Terapi ile kişinin üzerinde sağladığımız disiplin çok faydalı. Kişilerde yemek yeme isteği azalıyor. Terapinin zayıflamada başarı oranı yüzde 90. Glutenli yiyecekler ya da domates gibi sadece tek bir gıda üzerindeki isteği engellemeye de yarayan Mora Terapi, alerjik hastalıklara sahip kişilerin olası sağlık problemlerini en aza indiriliyor” diye konuştu.

Pesah ayrıca terapi esnasında hissedilmeyen titreşim dalgaları kullanıldığını ve tedavi esnasında hastaların hiçbir şekilde acı duymadığını kaydetti.


31 Ocak 2016 Pazar

Kilo verirken neşenizden olmayın


Defalarca kilo vermeyi deneyip başarısız olmak pek de yabancı olmadığımız bir durum. Tok olmamıza rağmen yemek istediğimiz gıdalar, şekerli ve asitli içeceklerin tüketiminin bir tür bağımlılık olduğundan söz edebiliriz. Diyet yapmak hem yeme alışkanlığımızı değiştirdiği için hem de bağımlılığını hissettiğimiz gıdalardan uzak kalmak durumunda bıraktığı için duygu durumumuzda negatif etki yapar.   
Basit karbonhidrat içeren gıdalar kan şekerini olması gerektiğinden çok daha hızlı yükseltir. Doyum ve mutluluk sağlamasına rağmen yükseldiği kadar hızla düşen kan şekeri acıkmamıza neden olur. Karbonhidratların mutluluk sağlamasını fizyolojik bakımdan bir nevi kandırma olarak niteleyebiliriz. Fazla karbonhidrat tüketerek kan şekerini yükseltmek vücudun insülin salgılanmasına neden olur. Söz konusu bu durum ihtiyaçtan fazla alınan şekerin yağa çevrilerek yağ depolarına gönderilmesi demektir. Bu durumun bir sonu yoktur çünkü her yağ hücresi bin kattan fazla büyüyebilme kapasitesine sahiptir.
Bir gıdaya bağımlı olduğumuz düşündüğümüzde ona karşı koymak daha da zorlaşır. Aşırı yeme isteğinin fiziksel ve psikolojik bileşimleri neredeyse iç içe geçmiş haldedir. Kimi zaman aşırı beslenme fizyolojik değil, psikolojik bir ihtiyaç halini alır. İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren ve eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh halinin görüldüğü serotonin seviyelerini yükseltmek için de vücudumuz hızla karbonhidrat tüketmeye başlar. Kilo vermek için diyet listesi uygulayan kişilerden yaşanan bu durum duygu durumunda adeta bir yıkım yaşatıyor. Hal böyle olunca hem zayıflamak hem neşeli olmak hayalin ötesine geçemiyor.

Kilo terapisinde kullanılan ve duygu durumunu düzenleyen Mora Terapi cihazları yan etkisi olmayan bir yöntem. Karbonhidrat bağımlılığı vücuttan silen Mora Terapi kilo terapisi, vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkarak; metabolizmamızdaki karbonhidrat bağımlılığını elektromanyetik frekanslarla siliyor.
İnsülin direncini azaltan bu yöntemde kişiler kilo verirken sıklıkla karşılaşan duygu durumundaki depresif hal, yorgunluk ve agresifliği yaşamıyor. Mora terapi kilo almaya yol açan nedenler ile duygu durumu arasında bir bağ olduğunu ve bağ üzerinden geliştirdiği çözüm ile bireylerin hem zayıflamasını hem de duygu durumundaki iyileşmeyi ortaya koyuyor. Kişinin duygu durumunun güçlendirilmesine ve kendisini duygusal olarak çok daha iyi hissetmesini sağlıyor. Mora kilo tedavileri öncesinde ve sonrasında uygulanan renk terapileri özellikle duygu durumları düzenlemek için çok önemli. Bu tedavilerle enerji alanındaki duygu durumlardaki olumsuzlukların ortadan kalkması da sağlanıyor. Renk frekans bilgisi 1 milyon kez  amplifiye edilerek vücutta bu temizlik yapıyor.










15 Mayıs 2015 Cuma

Sağlıklı Beslenmede Yanlışlar ve Doğrular

Sağlıklı beslenmede doğru bilinen yanlışlar Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, sağlıklı beslenmede doğru bilinen yanlışlar ve doğru beslenme kuralları hakkında bilgi verdi.

Sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü için bir diyet programı uygulayacak kişiye, kilo verme sürecinde diyetisyen tarafından vücut analizi ve bazal metabolizma ölçümü yapıldıktan sonra özel bir beslenme planı oluşturulduğu



nu aktaran Berna Ertuğ, "Beslenme; kişiye özgü, bireyin yaşı, vücut yapısı, boyu, cinsiyeti, mesleği, mevcut hastalıkları ve beslenme alışkanlıklarına uygun olmalıdır" dedi. Ertuğ, sağlıklı beslenmede doğru bilinen yanlışları ise şöyle sıraladı:

YANLIŞ: Su içersem zayıflarım!

DOĞRU: Suyun sağlıklı beslenmedeki yeri çok önemlidir. Su; sodyum, flor, potasyum, kalsiyum ve klor minerallerini sağlar, vücutta oluşan toksik maddelerin uzaklaşması için gereklidir. Kilo vermede ise vücudun ihtiyacı olan kalori, karbonhidrat, protein, vitamin ve diğer bazı mineralleri içermediği için tek başına zayıflamada etkisi yoktur. Sağlık için günde ortalama 2 litre su içmek yeterlidir.

YANLIŞ: Öğünlerden birini atlarsam kolay kilo veririm!

DOĞRU: Öğün atlayan kişiler kısa sürede kilo verebilir. Ancak daha sonra hızla verilen kilonun tamamımı geri almaktadır. Sağlıklı kilo; çeşitli besinlerden oluşan küçük porsiyonlu 3 ana öğün ve en az 1 veya 2 ara öğünle verilebilir.

YANLIŞ: Sigarayı bırakırsam hızlı kilo alırım!

DOĞRU: Sigara içerisinde bulunan nikotinin metabolizma hızına çok önemli bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle sigara bırakıldığında hızlı kilo alımına neden olmamaktadır. Kilo alımının nedeni metabolizmadaki ufak değişiklik değil, yerine konulan yiyeceğin türü ve miktarıdır. Sigarayı bırakan bireyler, şekersiz sakız ve haftalık 150 dakikalık fiziksel aktivite ile kilo alımının önüne geçebilir.

YANLIŞ: Saat 18.00’den sonra bir şey yersem şişmanlarım!

DOĞRU: Sağlıklı kilo vermek için temel kural yemeğin ne zaman yenildiği değil, gün içerisinde ne kadar yenildiği ve ne kadar fiziksel aktivite yapıldığıdır. Öğünlerde miktarlar açlık durumuna göre ayarlanırsa, saat 18.00’dan sonra yenilen yemekler kilo alımına neden olmaz ve kilo kontrolünü sağlar. Yemek yeme saatine günün ilk öğünü olan kahvaltıyla başlayarak, öğünler arasında en az 3-5 saat boşluk bırakmak gerekir. Yatmadan en geç 2 saat önce 1 ara, en geç 4 saat önce ana öğün yapılmak metabolizmanızı hızlandırır.

YANLIŞ: Kalorisi düşük olan kepekli ürünlerle kolay kilo veririm!

DOĞRU: Kepekli ürünler normal ürünlere göre daha az kalori içermez. Kepek, diyet lifi içeriğini artırarak, kalp damar hastalığı ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıklardan korunmada önemlidir. Kilo vermek için sebze ve meyvelerden yeterince diyet lifi alınabilmektedir. Kilo verecek kişinin sağlık profiline göre kepekli ürünlerin miktarı ayarlanmalıdır.

YANLIŞ: Sabah aç karnına limon suyu içersem yağ yakarım!

DOĞRU: Hiçbir besin yağ yakamaz. Bazı besinler içerdikleri kafeinden dolayı kısa süreli etkisi ile vücuda alınan kalorinin enerji olarak kullanılmasına yardımcı olur. Ancak asitli besinlerin böyle bir etkisi asla bulunmamaktadır. Bu içecekleri içerek mide asidini artırıp daha çok acıkmak yerine salatalara limon sıkılmalıdır.

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/28848508.asp

30 Nisan 2015 Perşembe

Kilo Artışı ve Halsizlik Sebebi

Kiloda dengesizlik, geçmeyen yorgunluk ve uyku problemleri gibi belirtiler tiroitin tipine göre değiştiği için bu rahatsızlıklarla mücadelede erken tanı, tedavi ve düzenli takip öne çıkıyor. Memorial Hizmet Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Uz. Dr. A. Ender Yılmaz, tiroit ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Ruh sağlığınız ve günlük enerjiniz de tiroit hormonlarından etkilenir
Tiroit bezi, vücutta hayati fonksiyonları olan organların çalışma hızlarını düzenleyen, bu faaliyetlerin yerine getirilmesinde yardımcı olan bir organımızdır. Vücuttaki tüm sistemleri ve dokuları etkileyebilmektedir. Saçlardan kalbe, beyne kadar hemen her doku, tiroit tarafından salgılanan T3 (triiodotironin) ve T4 (tiroksin) adı verilen hormonlar tarafından etkili bir şekilde kontrol edilmektedir.


Buna genel olarak “metabolizma” adı verilmektedir. Tiroit bezinin çalışma durumu ruh sağlığını da yakından ilgilendirir. Günlük enerjiyi, ruh halini ve uyku düzenini etkilemektedir. Tiroit boyun bölgesinde “adem elması” olarak tanımlanan bölgenin altında bulunur. Normal boyutunda iken gözle görülmesi ya da elle hissedilmesi mümkün değildir.

Tansiyon ve şeker düzeyiniz kontrol altına alınmıyorsa…
Tiroide bağlı pek çok hastalık bulunmaktadır. Buna ek olarak çoğu tiroit hastası var olan hastalığının farkında değildir. Çoğu kişi var olan şikayetlerinin tiroit kaynaklı olduğundan habersizdir. Halsizlik, yorgunluk, saç dökülmesi, çarpıntı, kilo alma, kabızlık, adet düzensizlikleri, uyku problemleri, mide ve bağırsak şikayetleri, hafıza zayıflığı, hatta tansiyon, şeker, kolesterol gibi hastalıkların yeterli derecede kontrol altına alınamaması, ilaçların yetersiz kalması veya zehirli etki göstermesi bile tiroid rahatsızlıklarından kaynaklanabilmektedir.

Belirtiler tiroidin tipine göre değişiyor
Tiroit bezinin sağlıklı olup olmadığı, laboratuvar incelemeleri ve boyun ultrasonografik görüntüleme yöntemleri ile kolayca anlaşılabilmektedir. Tiroitlere bağlı birçok hastalık bulunmaktadır. Tiroit bezinin hastalıklarına halk arasında genel olarak “guatr” denmektedir. En yaygın olanları şunlardır:

•Hipotiroidi: Tiroit yeterli hormonu üretmez.
•Hipertiroidi: Tiroit çok fazla hormon üretir.
•Noduler guatr: Normal tiroit fonksiyonu olmasına rağmen tiroidin şekli bozulmuş, şişlikler veya nodüller oluşmuştur. Bu üç yaygın bozukluk kişide birçok rahatsızlığa neden olmaktadır.

Birçok ciddi rahatsızlığın altında tiroit fonksiyon bozukluğu olabilir. Bununla birlikte bazı hastalıkların ilaçla tedaviye yanıt vermemesindeki neden tiroit fonksiyon bozukluğu olabilmektedir. Eğer tiroid bezi yeterli hormon üretmiyorsa ( hipotiroidi); hareketlerde yavaşlama, depresyon, yorgunluk, kuru cilt ve saç, kabızlık, kas krampları veya kilo alımı olabilir.

Hipertiroidi belirtileri ise; kilo kaybı, sinirlilik, huzursuzluk, artan terleme, çarpıntı, ellerde titreme, anksiyete, uyuma güçlüğü, artan bağırsak hareketleri, ince kırılgan saç ve kas zayıflığı içerebilir.
Boyunda şişlik, yutma güçlüğü veya yutkunurken takılma, boğazda gıcık hissi gibi belirtiler ise “nodül” denilen tiroit bezi şişliklerinden kaynaklanabilmektedir.

Kadınlarda sık görülüyor ancak erkek hastalarda hayati risk artabiliyor
Tiroit bezi hastalıkları özellikle kadınlarda daha sık görülmektedir. Ayrıca iyot eksikliği olan bölgelerde fazla görüldüğü bilinmektedir. Türkiye bu açıdan riskli bölgeler arasındadır. Bunun yanında erkek hastalarda tiroit hastalığı hayati riski artırabilir. Sigara içenler, radyasyona maruz kalanlar, ailede guatr öyküsü olanlar, yetersiz beslenenler ve yaşlılar da tiroide yatkınlığı bulunan gruptadır.

Erken tanı hayat kurtarıyor
Geçmiş yıllarda çoğu tiroit hastalığına teknolojik yetersizlik nedeniyle tanı konulamıyordu. Günümüzde ilerleyen tıp sayesinde bu hastalıkların teşhisi çoğu zaman bir kaç kan testi ile konabilir, hatta erken tedavi ile kişi tamamen iyileşebilir. Ayrıca tanı ve tedavi yöntemlerinin gelişmesi nedeniyle tiroit bezi kanserleri de daha sık teşhis edilir ve erken tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilir oldu.

6 Mart 2015 Cuma

Menapoz Döneminde Kilo Almamak İçin...


Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “Menopoz doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu dönemdir. Bütün kadınlar bu özel dönemi yaşarlar. Şişman kadınlarda daha erken olmakla birlikte menopoz yaşı 48-55 olarak belirtilmektedir. Bu dönemde organizmada önemli değişiklikler gözlenir; bunların dışında hormonal değişiklikler gelmektedir. Menopoz döneminde sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapma ve ek olarak tıbbi tedavi çok önem kazanmaktadır” dedi.
Menopoz sonrası kadınlardaki en büyük sorunun hızlı kilo alınması olduğunu kaydeden Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, daha sonra şunları söyledi; “Kimi kadınlar yemek yemekten bağımsız olarak yağlandıklarını hissederler. Bu normal fizyolojinin getirdiği bir yağlanmadır. Daha önce kilo sorunu olmayan kadınlarda da şişmanlık gelişebilmektedir. Östrojen düzeyindeki azalma besin alımını etkiler ve bazal metabolik hızda azalmaya neden olur. Kadınlarda fiziksel aktivite düzeyindeki azalma da bu ağırlık kazanımının daha hızlanmasını sağlamaktadır. Yaşamın bu döneminde düzenli fiziksel aktivite önceliklidir.
İdeal ağırlığın sürdürülmesi, kalp ve kemik sağlığı için önemlidir. Diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve kanserden korunmayı sağlar. Bu nedenle menopozdaki kadınların haftada 4- 5 kere 40- 60 dakika düzenli yürüyüş veya sevdikleri spor aktivitelerini yapmaları gerekmektedir.
Menopoz dönemindeki şişman kadınlarda, ağırlık kaybı programları planlanırken kemik mineral yoğunluğu osteoporoz riski düşünülerek diyetin süresine, şekline ve fiziksel aktivitenin yoğunluğuna dikkat edilmesi gereklidir. Şişmanlık ve östrajen düzeyindeki azalma, kan yağ düzeylerini olumsuz etkilemektedir. Kötü huylu ( LDL ) kolesterolde ve trigliserit denilen kan yağ düzeyinde artma, iyi huylu ( HDL ) kolesterolde azalma oluşmaktadır. HDL/ LDL kolesterol oranının bozulması, kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür. Ayrıca yapılan çalışmalar menopozdaki şişmanlığın tip 2 diyabet oluşumu için de risk faktörü olduğu düşünülmektedir.
Halk sağlığı çalışmaların sonuçları menopoz sonrası kadınlarda, beden kitle indeksi ile meme kanseri arasında pozitif ilişkinin varlığını göstermiştir. Bu nedenle menopozdaki kadınların mutlaka vücut ağırlıklarını hedef tartılarında tutmaları önemlidir.
Menopozda östrojen düzeyindeki azalma ile kadınların kemik kaybı hızlanır, böylece kalsiyum gereksinimi artar. Bu dönemde idrarda kalsiyum atımındaki artış, bağırsaklardan kalsiyumun etkin emilmesindeki azalma ve diyet ile yeterli kalsiyumun alınmaması, kemik kaybının nedenlerindendir.
Menopoz sonrası sağlığın korunması ve kaliteli yaşam için, diyet ve yaşam şeklinin önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Araştırmaların sonuçları menopoz sonrası kadınlarda besin gereksinmesinin genç kadınlardan farklı olduğunu göstermektedir. Beslenme programları düzenlenirken kadınlarda bu dönemde oluşabilecek şişmanlık, kalp- damar hastalıkları ve osteoporozu önleyici şekilde diyetlerin hazırlanması gereklidir.