kronik stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kronik stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2023 Pazartesi

(TSSB) NASIL TEDAVİ EDİLİR?





TSSB yani Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

Hayatımız boyunca hepimizin çeşitli zorluk, stres, kaygı, üzüntü ve travmatik olaylar yaşamamız olasıdır.

Aniden gerçekleşen, psikolojik ve fiziksel olarak hazırlıksız olduğumuz her durum ve olay bizde bir çöküşe ve zamanla travmatik bir ruh hali ve semptomlara sebep olabilmektedir.

Aniden gerçekleşen maddi ve manevi kayıplar, yaşanan doğal afetler ve bunların doğurduğu sonuçlar, sözlü ve fiziksel tacizler vb. durumlar kişide travma yaratmaya sebep olabilecek durumlardır.

Travma yaşandıktan sonra kişide çeşitli belirtiler görülmekte ve etkisinden çıkmak güç olabilmektedir.

Travma sonrası en çok yaşanan ve kişinin yaşamını her yönden olumsuz etkileyen bir duygu durumu da strestir.

Travma sonrası gelişen stres bozukluğu belirtileri şunlardır:

• Yaşanılan olay veya durumu sık sık hatırlama ve yeniden yaşama hissi

• Uykusuzluk

• Kabuslar görme

• İrkilme ve korku

• Çarpıntı, titreme

• Travma tekrarlanacak hissiyle diken üstünde olma

• Çevreye ve topluma yabancılaşma

• Hızlı araba sürme

• Çabuk sinirlenme

• Geleceği tasarlayamama/plan yapamama

• Odaklanmada yaşanan zorluk


Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nasıl Teşhis Edilir?

Travma sonrası stres bozukluğu yaşanması için travmatik bir olaya maruz kalınması gerekmektedir. Birebir olarak travma yaşayan ve travmaya ikincil olarak şahit olan herhangi birinin travma sonrası stres bozukluğu yaşaması olasıdır.

Yaşanılan travmatik olay sonrasında kişide çeşitli psikolojik ve ruhsal sorunlar baş gösteriyor ve kişinin hayatını olumsuz etkiliyorsa bu durum travma sonrası stres bozukluğu yaşandığının bir göstergesidir.

Bu ruhsal ve psikolojik bozulmanın ne kadar süre devam ettiği de teşhis için önemli bir noktadır. Travma sonrası sürekli devam eden belirtiler ve anormal ruh hali travma sonrası stres bozukluğu yaşandığının belirtisidir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?

Travma yaşayan herkeste travma sonrası stres bozukluğu görülmediği gibi çoğunlukta görülmektedir.

Travma sonrası stres bozukluğu tedavi şekli ise daha çok psikoterapik yöntemdir.

TSSB yaşayan kişideki semptom ve uyaranın sıklığına ve şiddetine bağlı olarak uygulanacak tedavi yöntemi de uzman tarafından belirlenecektir.

TSSB tedavisinde hem ilaçlı tedavi hem de psikolojik tedavi etkili olabilmektedir.

Depresif ruh hali ve travma sonrası diğer belirtiler görülmesi sonucunda sakinleştirici, anti-depresan özelliği olan ilaçlar tedavide kullanılmaktadır.

Bir diğer tedavi yöntemi ise psikoterapidir. Travma yaşanan anı ve kişinin hafızasında bıraktığı etkiyi ve izleri mümkün olduğunca konuşarak ve sağlıksız duyguları sağlıklı hale getirmeye çalışarak uygulanan tedavi yöntemidir.


Mora Terapi ile Kaygı ve Strese Çözüm!

Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, kişinin zihnindeki tüm olumsuz duygu düşüncelerden kurtulmasına yardımcı olur. Bu duygular örneğin; mutsuzluk, ilgi eksikliği, çaresizlik, öfke, nefret vb.dir. 

Zihnin ve ruhun sağlıklı olmadığı bir durumda bütünsel sağlık düşünülemez. Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi de tam bu noktada daha sağlıklı, mutlu ve dingin bir zihin ve ruh için çalışır. Ayrıca Mora Terapi seanslarında kişiden olumsuz düşüncelerin uzaklaştırılmasının yanı sıra sağlıklı beslenmeye de yöneltme yapılır. Bu sayede kişi ruhen ve bedenen sağlığına kavuşur ve bütünsel olarak bir denge sağlanmış olur.



27 Haziran 2021 Pazar

İyi hissedin, konsantre olun ve kazanın. Çözüm: Bach Çiçekleri!





Sağlıklı olmak demek sadece bedensel olarak hastalık olmaması durumu demek değildir. Duygu, zihin ve beden bir bütündür. Bütünsel olarak sağlıklı olabilmek için duygu durumumuzun da iyi olması gerekmektedir. Ne kadar ‘sağlıklı’ olursak olalım, keyfinizin olmadığı, hayatın tadını çıkaramadığınız dönemler mutlaka olmuştur. Bu dönemler insan hayatının bir parçasıdır. Bu gibi dönemlerde atılabilecek ilk adım, sorununuzun ne olduğunu çözebilmeniz, ters giden şeyin ne olduğunu fark edebilmenizdir. İyileşme aslında bu adımda başlar. 21. yüzyıldaki yaşamın modernleşmesi, teknolojinin gelişmesi yaşamımızı kolaylaştırdığı gibi kaçınılmaz stresleri de yanında getirdi. Kentleşme oranının yüzde 78’i bulduğu ülkemizde özellikle büyük şehirlerdeki hayatların her yanı stresle çevrilmiş durumda. Fiziki çevre, iş yaşantısı ve psikososyal özellikler kişideki stresin kaynağını oluşturan birincil etmenler. Stresi yaratan durumları ortadan kaldıramayan bireyler stresle baş etmenin yolu olarak kimi zaman bedeni ve ruhu rahatlatan sporlara kimi zaman da bir terapiye başvuruyor. Biorezonans tıbbı, kişinin enerjetik-elektromanyetik durumunun hem ruhsal durumu hem fiziksel bedeni hem de zihinsel dengeyi etkilemesinden yola çıkar. Bach Çiçekleri kürleri bu nedenle Biorezonans tedavi programlarına eklenmiştir.   İnsan bedeninin iyileşme mekanizmasını harekete geçirmek için bitkilerin minimal dozda su ile seyreltilerek kullanılması metoduna dayanır. Yani kişinin fiziksel, duygusal ve ruhsal sağlığı için doğru bitki minimum dozda kullanılırsa bedenin iyileşme süreci başlatmaya yönelik tamamlayıcı bir tedavidir.

Çiçeklerin yapısı incelendiğinde insanların duygusal özellikleri ile çok örtüşen noktalar bulunur . O halde bu çiçek özleri de minimal dozda kullanılırsa kişiye pozitif duygular bedenin iyileşme mekanizması ile sağlanabilir. 1930’larda İngiliz doktor Edward Bach tarafından keşfedilmiş ve günümüze kadar birçok şekilde kullanılagelmiştir. Hastaların fiziksel rahatsızlıklarının duygu durum bozukluklarından arındırılmadan iyileştirilemeyeceğini savunan Dr. Bach, 38 bitki özünün duygu durumlarımız üzerindeki etkilerini incelemiş, belirli çiçeklerin pozitif enerjisinin, düşüncelerimizin ve duygularımızın oluşturduğu olumsuz enerjiye karşı koyduğunu fark ederek, dünyanın “Bach Çiçekleri” olarak bildiği 38 homeopatik kürü geliştirmiştir. Her çiçek özü temel bir insan duygusu ile ilişkilendirilmektedir.  38 bitkinin her biri, belirli bir karakteristik veya duygusal duruma yönlendirilir. Bach Çiçekleri kürleri ilaç değil, yüksek derecede dilüe edildiğinden bitkilerin “homeopatik “  kürleridir. Bitkinin fiziksel yapısı değil, “enerjisi” kullanılmaktadır. Her hastalığın kişiye özel ruhsal özelliklerle bağlantıda olduğu gerçeğinden hareketle, hastanın ruhsal yapısındaki dengesizlikleri gidermeye yöneliktir. Böylece hastalıklar çok daha kolay ortadan kalkar. Biorezonans ile uygulanan Bach Çiçekleri kürleri, tanımlı çiçeklerin enerjisini kullanarak kişinin enerjisini değiştirme amaçlı kullanılmaktadır. Herhangi bir ilaçla etkileşmesi ya da yan etki yaratması söz konusu değildir. Kişiye özel geliştirilen Biorezonans tedavilerinin programlanabilmesi için hastayla yapılan ön görüşme sırasında kendisine verilen formdaki soruları yanıtlaması istenir.

Biorezonans terapisini uygulayan doktorun uygun bulduğu Bach Çiçekleri kürü Biorezonans terapilerine eklenir. Seans bitiminde de hastaya özel hazırlanmış Bach Çiçekleri karışımı günlük kullanım için kendisine verilir. Biorezonans terapilerinde Bach Çiçeklerinin frekanslarının hastaya nakli Biorezonans cihazı ile vasıtasıyla sağlanmaktadır. En büyük kolaylığı ve faydası “bütüncül” tedavi uygulamaya elverişli olmasıdır. Hastaların sürdürülen diğer biorezonans terapilerine eklemlenebilmektedir. 75 yılı aşkın bir süredir Avrupa’da, özellikle İngiltere’de yaygın olarak kullanılmakta olan “Bach Çiçekleri” kürleri, korku ve endişeleri gidermek, stres ve kederi azaltmak, cesaret edilemeyen ilişkileri geliştirmek için çok güçlü, ancak hassas bir iyileştirme yöntemidir.

25 Mart 2021 Perşembe

Yüksek Antioksidan İçerikli Yiyecekler Nelerdir?

 YÜKSEK ANTİOKSİDAN İÇERİKLİ YİYECEKLER NELERDİR?


Antioksidanlar vücudumuzda üretildikleri gibi, kimi gıdalarda da bulunur. Potansiyel olarak zararlı serbest radikal moleküllerinin neden olduğu hasarlardan vücudumuzu korumaya yardımcı olurlar. Serbest radikaller vücudumuzda fazlaca biriktiğinde DNA ve hücrelerimize zarar veren, oksidatif stres olarak bilinen bir duruma neden olur.


Oksidatif stresin kronik olarak sürmesi ise tüm kronik hastalıkların oluşma riskini arttırır.


Dolayısıyla antioksidan bakımından zengin gıdalarla beslenmek kandaki antioksidan seviyesini arttırmak ve oksidatif stresle savaşmak için birebirDİR.

Yiyeceklerin içerisindeki antioksidan içeriği FRAP tekniği ile ölçülebiliyor. Bu test, gıdalardaki antioksidan içeriğini ve belirli bir serbest radikali ne kadar iyi nötralize edebildiklerini ölçer. 


İşte ölçülmüş ve antioksidan değerleri açısından yüksek ANTİOKSİDAN değerlerİ bulunmuş gıdalardan bazıları;


Bitter Çikolata;

Çikolata sevenler aslında çok şanslı. Ancak bitter çikolata normal sütlü çikolatadan daha fazla kakao, daha fazla antioksidan ve mineral içerir. Hatta bilinen yiyecekler içerisinde en yüksek antioksidan içeriğine sahiptir diyebiliriz.


Dahası kakao ve bitter çikolatadaki antioksidanlar vücutta enflamasyonun ve kalp hastalıkları risklerinin azalması ile de ilişkilendirilmiştir. Düşük kan basıncı ile kakao ve bitter çikolatadan zengin ürünler tüketmek arasında da olumlu bir korelasyon bulunduğunu ispatlayan pek çok çalışmalar mevcuttur. Bir başka çalışmada, bitter çikolatanın kan antioksidan seviyelerini yükselterek iyi HDL kolestrolü desteklediğini, kötü LDL kolestrolün oksitlenmesini önleyerek kalp hastalıkları riskini azaltabileceğini buldu.

Özet olarak diyebiliriz ki; Bitter çikolata, en yüksek antioksidan kaynaklarının başında gelir.


Pekan Cevizi:

Pekan Cevizi Meksika ve Güney Amerika’ya özgü bir kuruyemiş türüdür. Sağlıklı yağlar ve zengin mineraller kaynağıdır. Ayrıca cidden yüksek miktarlarda antioksidan kaynağıdırlar. 

Pekan cevizleri kandaki antioksidan seviyelerinin yükselmesine yardımcı olurlar. Örneğin bir araştırma, günlük kalorilerinin %20’sini pekan cevizi tüketerek elde eden kişilerin antioksidan seviyelerinde önemli ölçüde artışlar buldu. Hatta başka bir çalışmada pekan cevizi tükettikten sonraki 2-8 saat içerisinde okside kan LDL seviyelerinde %26-33 düşüş yaşandığı bulundu. 


Pekan cevizlerinin tek dezavantajı, çok kalorili olmalarıdır. Bu yüzden aşırı tüketimden mutlaka kaçınılmalıdır.


Çilek;

Çilek en popüler, en sevilen meyvelerden bir tanesidir. Harika bir tadı var, C vitamini deposu ve zengin bir antioksidan kaynağıdır. Üstelik çilek ona kırmızı rengini veren antosiyanin denen antioksidanlara sahiptir ki karaciğer ve kalp detoksu için birebirdirler. Kötü kolestrolün düşürülmesi konusunda mükemmellerdir.


Enginar;

Enginar yapraklarının eski toplumlarda sarılık gibi karaciğer rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanıldığı bilinir. Enginar aynı zamanda harika bir diyet lifi, mineral ve antioksidan kaynağıdır.

Klorojenik asit olarak bilinen antioksidan açısından özellikle zengindir. Araştırmalar, klorojenik asidin antioksidan ve antienflamatuar faydalarının bazı kanser, tip2 diyabet ve kalp hastalıkları risklerini azaltabileceğini göstermektedir. 

Enginar haşlandığında antioksidan içeriği 8 kat, buharda pişirildiğinde 15 kat artmaktadır. Ancak enginarı kızartmak antioksidan içeriğini azaltabilir. Pişirme, hazırlama şekli özellikle önemlidir.


Kırmızı Lahana;

Kırmızı lahana etkileyici bir besin profiline sahiptir. C, K ve A vitaminleri bakımından çok zengindir ve yüksek antioksidan içeriği vardır. Normal lahanaya göre 4 kattan fazla antioksidan içeriğine sahiptir. Bunun bir nedeni de kırmızı lahananın antisiyoninler içermesidir.

C vitamini içeriği de çok yüksektir ve biliyorsunuz ki C vitamini vücutta başlı başına bir antioksidan görevi görür. Bağışıklığı güçlü tutmak ve cildi sıkılaştırmak C vitaminin yardımcı olduğu rollerin başında gelir.


Aynı enginar gibi, kırmızı lahanayı hazırlama biçimi de antioksidan içeriğini etkileyebilir. Buharda pişirmek hiç uygun olmaz, antioksidan içeriği %35’lere varan oranda azalabilir. Kaynatmak veya karıştırarak kızartmaksa içeriği arttırır.


Fasulye;

Fasulye en sağlıklı baklagillerdendir. Lif bakımından da inanılmaz zengindir. Aynı zamanda iyi bir bitkisel antioksidan kaynağıdır. 

Barbunya gibi kimi fasulye çeşitleri kaempferol adı verilen belirli bir tip antioksidanı içerirler. Bu antioksidanın vücutta iltihaplanmayı durdurucu, kanser hücrelerinin büyümesini önleyici etkileyici faydaları vardır.


Pancar;

Pancar, bilimsel adı Beta vulgaris olan bir sebzenin kökleridir. Tadı hafif olmakla birlikte harika bir lif, potasyum, demir, folat ve antioksidan kaynağıdır.

Betalainler adı verilen bir antioksidan grubu açısından özellikle zengindirler. Betalainler, kolon ve sindirim sisteminde daha düşük kanser riski ile ilişkilendirilmişlerdir. 

Vücuttaki iltihabı durdurmaya yardımcı olabildiklerine dair araştırmalar vardır.

Örneğin, bir araştırma, pancar özünden yapılan betalain kapsüllerinin alınmasının osteoartrit ağrısı ve iltihaplanmayı önemli ölçüde azalttığını bulmuştur. 


Ispanak;

Ispanak besleyici değeri en yüksek sebzelerden biridir. Vitamin, mineral ve antioksidan yüküdür ve kalorisi çok düşüktür.  

Ayrıca gözleri UV ve diğer zararlı dalga boylarındaki ışıklardan koruyan lutein ve zeaksantin kaynağıdır. Lutein ve zeaksantin birer antioksidandır ve serbest radikallerin zamanla neden olabileceği göz hasarıyla mücadeleye çok yardımcı olurlar.


Özet olarak antioksidanlar vücudumuzun doğal ürettiği bileşiklerdir ancak gıdalardan da alınabilirler. Bunlar vücudumuzu oksidatif stresle biriken serbest radikallere karşı korurlar. Ne yazık ki oksidatif stres kronik hastalıkların vücutta oluşma riskini tetiklerler. 


Neyse ki antioksidan gıdalarla beslenerek bu riski en minimuma indirme şansımız her zaman var. Bu şansı kullandığınız, doğru beslendiğiniz, sağlık dolu günler diliyoruz. 


Kaynakça:

 Nutr 2010 Jan 22;9:3. doi: 10.1186/1475-2891-9-3. The total antioxidant content of more than 3100 foods, beverages, spices, herbs and supplements used worldwide

Monica H Carlsen 1, Bente L Halvorsen, Kari Holte, Siv K Bøhn, Steinar Dragland, Laura Sampson, Carol Willey, Haruki Senoo, Yuko Umezono, Chiho Sanada, Ingrid Barikmo, Nega Berhe, Walter C Willett, Katherine M Phillips, David R Jacobs Jr, Rune Blomhoff


www.nutritionaldata.self.com

2004 Oct;59(5):479-84. doi: 10.2143/AC.59.5.2005219.Oxidized LDL and coronary heart disease Paul Holvoet 1

www.healthline.com Ryan Raman MS;  March 2018


30 Ocak 2019 Çarşamba

MORA BACH ÇİÇEKLERİ İLE ODAKLANIN


İç ve dış uyaranlardan etkilenmeden, dikkat ile bir işe yoğunlaşabilme; iş üzerinde dikkati sürdürebilme yeteneğine konsantrasyon denmektedir. Konsantrasyon bozukluğu; süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilen yapılan işlere göre değişiklik gösterebilen kişinin bir konu üzerinde zihinsel olarak odaklanamaması durumudur.


Gelişen teknolojiyle birlikte maruz kaldığımız çevredeki yoğun uyarıcılar odaklanma sorunu yaşamamıza sebep olabilmektedir. Bunlar; sosyal medya bildirimleri, saat alarmı, SMS bildirimi, çağrı bildirimi, otomobil iç uyarıcılar ve korna gibi dış uyarıcılar, trafik işaretçileri, toplu yaşam alanları, sürekli duyduğumuz sesler ve genel adıyla tüm uyaranlardır. Aynı zamanda gün içerisinde birçok bilgi almaktayız. Bu bilgiler, beyine iletildikten sonra alt beyine aktarılmakta ve orada saklanmaktadır. Beynimize ulaşan her bilgi alt beyinde depolanmamaktadır ancak bazı kişiler gereksiz bilgileri elemekte güçlük çekebilmektedirler. Bu kişiler de dikkat toplama ve odaklanma ile ilgili problemler yaşayabilmektedir. Bu gibi durumlar yaptığımız işte verimli ve etkin olmamızı engellemektedir. Çevresel uyaranların yanında odaklanma problemleri, psikolojik, kalıtsal, stres, beslenme veya uyku bozukluklarından kaynaklı farklı sebepler nedeniyle de meydana gelebilmektedir.

İlgilenilen konuya olan ilginin kısa sürede sona ermesi, başlanılan işin bitirilememesi ve bunu takip eden derin kaygı hali, dalgınlığın tetiklediği unutkanlığa bağlı iş kazalarının yaşanması, düzensiz ve dağınık bir yaşam tarzı, sorumluluk alamama ve sorumluktan kaçma, bu durum sonucu iş, meslek, okul ve sosyal ilişkilerinde yaşanan sorunlar, ders çalışırken yahut iş yerinde ders ve işten çok, çevreyle ilgilenmesi, sık aralıklarla dalıp gitme, anlatılan şeyleri dinleyememe, yapılan işten hemen sıkılıp bıkma, okunulan metin veya kitaptan bir şey anlamama, eşyaların sıklıkla kaybedilmesi ve düşüncelerin toparlanamayıp, isimlerin unutulması gibi durumların yaşanması odaklanma veya konsantrasyon bozukluğu belirtileridir.

Odaklanma probleminin aşılmasında ilk adım; kişinin odaklanma sorunu yaşadığının farkına varması ve bu sorunun çözümü için girişimde bulunmaya hazır hale gelmesi olmalıdır. Kişiler, yakın çevrelerini bu konu hakkında bilgilendirerek onlardan da destek almalıdır. 

Odaklanma probleminiz olduğunu düşünüyorsanız kaliteli uyuduğunuzdan ve düzenli-sağlıklı beslendiğinizden emin olmalısınız. Kişinin uyku veya beslenme davranışları yanlış ise kişi kendini yorgun hissederek odaklanma sorunu yaşayabilmektedir. Uyku tam olarak alınmalıdır. Yatmadan önce kitap okumak veya ılık duş almak uykunuzu getirmeye yardımcı olacaktır. Güne bir bardak su içerek başlamak zihninizi açarak sizi yeni güne hazırlar. Gün içerisinde sağlıklı besin tercihleri yapılmalı çok ağır öğünlerden kaçınılmalıdır. Aynı zamanda gün içerisinde yapacağınız 30-45 dakikalık orta tempo yürüyüş veya diğer egzersizler dikkatinizi toplamanızı destekleyecektir.

Odaklanma probleminin ortadan kaldırabilmek için, aynı anda birden fazla işle uğraşılmamalıdır. Çünkü aynı anda iki farklı işe odaklanma olasılığımız yoktur. Planlı şekilde, yapılacak işleri sıraya koymak zaman yönetimi ve dikkat toplama açısından oldukça önemlidir. Kişinin planladığı günlük işleri tamamladıktan sonra kendini ödüllendirmesi motivasyonu artırarak odaklanmayı destekleyebilecek unsurlardandır. Uzun süre bir işle uğraşmak zihni yormaktadır. İş yerinde veya okulda kısa küçük molalar vermek zihni dinlendirerek konsantrasyonu artırabilmektedir. Tüm bunların yanı sıra dikkat dağınıklığı olan bireylerde bulmaca çözmek ve zeka oyunları oynamak çok güçlü bir şekilde konsantrasyon artırıcı etkiye sahiptir. 

Çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ünlü İngiliz Dr. Edward Bach’ in çiçeklerin iyileştirici özelliklerini kullanarak çeşitli duygu ve düşünce bozukluklarına çözüm sunmaktadır. Avrupa’da 100 yıldır yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemi olan Bach Çiçekleri Terapisi, dikkat dağınıklığı tedavisinde de başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Mora Bach Çiçekleri Terapileri ile dikkat dağınıklığı üzerinde çalışılabildiği gibi, odaklanma problemi meydana getirebilecek, uyku bozuklukları, düzensiz beslenme, stres gibi etkenler üzerine de çalışılabilmektedir. 

5 Aralık 2018 Çarşamba

KORKULARINDAN ARINMIŞ, ÖZGÜR BİR SEN


Sağlık anlayışı hastalıkları tedavi etmek yerine, hastalıklara neden olan sorunu ortadan kaldırmaya yönelik olan bütünsel tıp son zamanlarda Türkiye’de de sıkça tercih edilen yöntemlerin arasına yer almaktadır. Klasik tıpta, hastalık süreçlerinin tedaviyle kontrol altına alındığı bir süreç izlenirken bütünsel tıpta “tedavi” değil, “iyileşme” esas alınmaktadır. İyileşme ise bir bütün olarak kişini ruh, beden ve zihin sağlığına yönelmektedir. Bütünsel tıp bir bütün olarak kişinin sağlık dengesinin kurulmasıyla gerçekleştirilmektedir. Bütünsel tıp, insanların birbiriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerinin, yaşayış tarzlarının, ruhsal durumlarının genel sağlıkları üzerindeki belirleyiciliğine vurgu yapmaktadır.   



Kişinin bütünsel olarak sağlıklı olabilmesi için, kendisini her alanda özgür hissedebiliyor olması elzemdir. Kişilerin zihinlerini sürekli meşgul eden korkularından, bedenen ve duygusal açıdan bağlandıkları sigara, alkol gibi zararlı maddelerden arınabilmesi, sağlıklı bir yaşam tarzı ve beslenme düzeni benimsemeleri özgürce yaşayabilmeleri için çok önemlidir. Duygu, beden ve zihin dengesi ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

Kişilerin kendi bütünselliğinde çok geniş alanlara yayılan korkular aslında zihne yerleşmiş otomatik programların sonucudur. Genel geçer anlamda korkuyu bir belirsizlik karşısında tehdit algısıyla tetiklenen, rahatsız edici ve olumsuz bir his olarak tanımlayabiliriz. Günlük yaşamda sık yaşanan korkulara; yükseklik korkusu, hayvan korkusu, kapalı alan korkusu ve karanlık korkusunu örnek olarak verebiliriz. Korkuların ardında kimi zaman yaşanmış kötü tecrübeler yer alırken, tecrübe edilmemiş, çevresel etkenlerden öğrenilmiş korkular da korku yaşayan kişini hayatını etkileyebilmektedir. Unutulmamalıdır ki tüm insanlığın ortak bir korkusu yoktur ve korkular sonradan kazanılmıştır.

Kişi kendisi için tehlikeli gördüğü durumu hayatına kronik olarak yaymaktadır. Bu genelleme kişinin tüm hayatına etki eder, kişi kendisine yabancılaşabilir, hatta depresif bir noktaya doğru ilerleyebilir.

İnsanlar, korkularını cesur adımlar atarak ve pozitif düşünerek hayatlarından uzaklaştırabilirler. Korkuları yenme konusunda da Mora Bach Çiçekleri terapileri en büyük destekçiniz olacaktır. Bach Çiçekleri Terapisi, otomatik korkuların vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyalleri filtreleyerek vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengelemektedir. Korkuya maruz kalan bireylerde bozulan elektromanyetik sinyallerin vücuttan atılmasıyla kişide rahatlama, sakinlik ve mutluluk hali gözlemlenmektedir. Bach Çiçekleri Terapi ile ruhsal durum dengelendiğinden oluşan pozitif düşünce, bedensel rahatsızlıklarda da iyileşme görülmesini sağlar, kişinin motivasyonunu artırır. Pozitif düşüncelere sahip bireyler duygu, beden ve zihin bütünlüğünde sağlıklı bir yaşam sürerler.

24 Ekim 2018 Çarşamba

DÜŞMANIMIZ KRONİK STRES


Gün içerisinde işte, evde, okulda yaşadığımız olaylar, sınavlar, yetişmesi gereken projeler, geçim sıkıntısı, eve giderken maruz kaldığımız trafik hatta akşam evde izlediğimiz haberler bile vücutta stres yaratmaktadır. Peki nedir bu stres? Vücutta nelere sebep olabilir? Neden tehlikelidir?


Stres vücutta ve zihinde, içsel ya da dışsal bir uyarana karşı verilen tepkilerin genel adıdır. Stres kavramı; tamamen negatif olarak da algılanmaması gereken bir kavramdır. Canlının yaşamı için gerçekten tehdit oluşturan durumlarda, stres sayesinde aksiyon ve tedbir alınabilir. Ancak aynı şeyi uzun vade için belirtmek mümkün değildir. Kronikleşen stres durumu vücutta birçok dengesizliklere ve önlem alınmazsa problemlere yol açabilmektedir.


Vücut stresli durumlarda belirli hormonlar salgılar. Bunların başında da kortizol gelir. Kritik anlarda kana karışan kortizol sadece kişinin kendisini koruyabilmesi veya kaçabilmesi için gerekli enerjiyi sağlayabilmek adına kan şekerini artırır ve üreme sistemimizden bağışıklık sistemimize kadar diğer bütün sistemleri bir süreliğine baskılar. Kortizol salınımı tehlike geçince normale dönmektedir. Hayatımızı kurtaran bu hormon, stres kronik hale geldikten sonra olumsuz etkilerini göstermeye başlar.

Stres kronikleştiğinde vücut hep alarm durumunda kalmaktadır. Kandaki kortizol değerleri sürekli yüksek seyretmektedir. Sonuç olarak anksiyete, bağışıklık sisteminin etkin bir şekilde çalışamaması, yüksek tansiyon, sindirim problemleri, kısırlık, obezite, kalp krizi, uyku, hafıza ve konsantrasyon sorunları meydana gelebilmektedir.

Yapılan araştırmalar stres hormonlarının bel çevresinde daha çok yağ depolanmasına sebep olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda aşırı kilo ve riskli yağlanmaya bağlı olarak kalp krizi gelişme olasılığını da artırmaktadır. Stres hormonları kalp atışlarını hızlandırarak, damarların daralmasına sebep olarak tansiyonun yükseltmektedir. Stres kronikleştiğinde kalbe binen yük artar ve kalp- damar hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlanmış olur.

Sürekli hale gelen stres durumu sindirim sistemi üzerinde de olumsuz etki yaratmaktadır. Mide ülseri, reflü, hazımsızlık, kabızlık, ishal, spastik kolon, şişkinlik, gaz şikâyetleri bunlardan bazılarıdır.

Stres hormonlarının kanda sürekli yüksek seyretmesi sonucu bağışıklık sistemi aktiviteleri de bozulmaktadır. Bunun sonucunda vücut enflamasyona elverişli hale gelmektedir. Bu da stresli kişilerin daha kolay hastalanarak, daha zor iyileşmelerine sebep olmaktadır. Bağışıklık sisteminin düzgün çalışmaması nezleden kansere kadar tüm hastalıkların oluşmasını etkilemektedir. Bununla birlikte yapılan çalışmalar kanser hastalarında oluşan kronik stresin, metastaz olasılığını ve yayılma hızını arttığını göstermektedir.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki stres hormonları yüksek olan kişiler, hamile kalmakta zorlanmaktadır. Aynı zamanda herhangi bir fiziksel problem olmamasına rağmen, çiftin aşırı çocuk istemesi de stres yaratabilir ve bu nedenle hamilelik gerçekleşmeyebilir. Bununla birlikte adet düzensizlikleri ve adetten erken kesilme de stresli kişilerde sıkça karşılaşılmaktadır.

Kandaki kortizol seviyelerinin kemik yoğunluğunu da azalttığı, bu sebeple kemik erimesine sebebiyet verebileceğini gösteren çalışmalar da mevcuttur. Kronik stresin, beyin üzerine etkilerinden bahsedersek, hafızaya zarar verdiğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Hafıza problemleri sonrasında demans, alzehimer ve konsantrasyon bozuklukları gibi ciddi problemlere sebebiyet verebilmektedir.

Stresli durumda baş ağrıları sıkça görülmektedir. Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının çoğunluk nedeni strestir. Aynı zamanda depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk gibi hastalıklar, gergin kişilerde daha sık görülmektedir.

Peki günlük hayatımızdan stresi çıkaramıyorsak, nasıl baş edebiliriz? Kendinize iyi gelen, sizi günlük hayatın stresinden uzaklaştırabilecek uğraşlar bulmak en önemli yöntemlerdendir. Özellikle düzenli egzersizin stres hormonlarını azalttığı bilinmektedir.

Uyku düzeninize de dikkat etmelisiniz. Düzenli ve yeterli uyku, kortizol seviyelerinizi dengede tutmanıza yardımcı olacaktır.

Sağlıklı beslenme de stresle savaşta en önemli etkenlerden biridir. Karbonhidrat ve basit şekerlerden zengin diyetler kan şekerinizde ani oynamalara sebep olacağından kronik stres için kesinlikle doğru bir tercih olmayacaktır. Bunların yerine protein, sağlıklı yağlar, sebzeler sizi hem tok tutacak hem de kan şekerinizi dengeleyecektir. Aynı zamanda C vitamini tüketimi de stresi kontrol altına almanıza yardımcı olabilmektedir. Araştırmalar gösteriyor ki, C vitamini stres ve stres kaynaklı kalp krizi, yüksek tansiyon gibi sağlık problemlerine karşı koruyucu etki göstermektedir. C vitamini vücutta stresle savaşırken aynı zamanda bağışıklık sisteminizi de güçlendirecektir. Aynı zamanda omg-3 ‘ün de vücutta stresle savaştığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır.

Kronik stresin birçok sindirim sistemi rahatsızlığına sebep olabileceği ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileyeceğinden bahsettik. Buna karşı bağırsak floramızı desteklemek en önemli önlemlerden biri olacaktır. Probiyotik bakteriler bağışıklık sisteminizi destekleyerek artan kortizol seviyelerinizi aşağı çekmenize yardımcı olacaktır.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan stres terapilerinde daha çok renk terapileri ve kişiye özgü Bach çiçeklerinden oluşturulmuş terapiler kullanılmaktadır. Kronik stres vücutta önemli sorunlara neden olabiliyor, bütünsel sağlığımız açısından stresle başa çıkma tedavi ve yöntemlerini mutlaka dikkate almalıyız.