gıda bağımlılığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gıda bağımlılığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2026 Pazar

Sürekli Yeme İsteğine Karşı Destek Arayanların Tercihi: Mora Terapi!



Sürekli bir şeyler yeme isteği çoğu zaman gerçek açlıkla ilgili değildir.

Tok olsan bile gelen atıştırma dürtüsü, özellikle tatlı ve abur cubura yönelme hali; bedenin değil, çoğu zaman alışkanlıkların ve duyguların bir yansımasıdır.

Bu durum sıklıkla “irade eksikliği” olarak yorumlansa da, aslında vücudun ve zihnin denge aradığının bir göstergesidir.

Sürekli Yeme İsteği Neden Ortaya Çıkar?

Bu istek tek bir nedene bağlı değildir ve çoğu zaman birden fazla faktör birlikte etki eder.

Stres ve duygusal dalgalanmalar, gün içinde düzensiz beslenme ritmi, alışkanlığa dönüşmüş atıştırma davranışı, zihinsel yorgunluk ve odak kaybı, “hak ettim” düşüncesiyle otomatikleşen yeme hali bu süreci tetikleyebilir.

Zamanla kişi, yeme isteğiyle mücadele ettiğini hisseder ve kontrol duygusu zayıflar.

Sorun Açlık Değilse, Çözüm Yasaklar Değildir

Katı kurallar, sert kısıtlamalar ve suçluluk duygusu çoğu zaman kalıcı bir çözüm sunmaz.
Çünkü mesele sadece ne yediğin değil, neden yediğindir.

Sürekli yeme isteğini yönetebilmek için önce bu davranışın arkasındaki nedeni fark etmek gerekir. Bu noktada dengeyi merkeze alan yaklaşımlar öne çıkar.

Mora Terapi Yaklaşımı Neyi Farklı Ele Alır?

Mora Terapi, gıda ile kurulan ilişkiyi sadece kalori, liste ya da diyet kavramları üzerinden değerlendirmez.
Bedeni ve zihni birlikte ele alan non-invaziv bir yaklaşım sunar.

Amaç yeme isteğini bastırmak değil, bedeni zorlamak değil, alışkanlıkları farkındalıkla dönüştürmeye alan açmaktır.
Kimyasal madde kullanmadan, bedensel sinyalleri merkeze alarak ilerler.

Kontrol Savaşarak Değil, Dengeyle Gelir

Bu süreci deneyimleyen birçok kişinin ortak farkındalığı şudur:
“Yeme isteği azaldı”dan çok,
“Yeme isteği beni yönetmiyor” hissi güçlenir.

Bu durum yasaklarla değil, denge ve sakinlikle mümkün olur.

Mora Terapi ile Yeni Bir Başlangıç

Sürekli yeme isteğiyle yaşamak zorunda değilsin.
Kendini suçlamadan, bedenini zorlamadan ilerleyebileceğin bir yol var.

Mora Terapi, bu süreçte destek arayanların tercih ettiği, bütüncül ve non-invaziv bir yaklaşımdır.
Gerçek değişim, kendinle savaşarak değil; dengeyi hatırlayarak başlar.


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

12 Aralık 2025 Cuma

Akdeniz Diyetinin Faydaları

 



Akdeniz Diyetinin Faydaları

Akdeniz diyeti; sadece bir beslenme modeli değil, aynı zamanda sağlıklı ve dengeli bir yaşam biçimidir. Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin geleneksel mutfak kültüründen doğan bu yaklaşım, bilimsel araştırmalarla da desteklenen pek çok fayda sunar. Doğal, taze ve mevsiminde besinlerin merkezde olduğu Akdeniz diyeti, uzun vadede hem beden hem de zihin sağlığını destekler.

1. Kalp ve Damar Sağlığını Destekler

Akdeniz diyetinin temel yağ kaynağı zeytinyağıdır. Zeytinyağında bulunan sağlıklı yağ asitleri, kötü kolesterolün (LDL) düşmesine yardımcı olurken iyi kolesterolü (HDL) destekler. Düzenli uygulandığında kalp-damar hastalıkları riskinin azalmasına katkı sağlar.

2. Sağlıklı Kilo Yönetimine Katkı Sağlar

Akdeniz diyeti yasaklayıcı değil, dengeleyici bir beslenme modelidir. Liften zengin sebze ve meyveler, tam tahıllar ve kaliteli protein kaynakları sayesinde uzun süre tokluk hissi sağlar. Bu da ani açlık ataklarını azaltarak kilo kontrolünü kolaylaştırır.

3. Kan Şekeri Dengesini Destekler

Rafine şeker ve işlenmiş gıdaların sınırlı olduğu Akdeniz diyeti, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur. Bu yönüyle insülin direncinin yönetilmesine ve tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına destek olabilir.

4. Sindirim Sistemini Destekler

Sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve zeytinyağı açısından zengin olan Akdeniz diyeti, bağırsak florasının dengelenmesine katkı sağlar. Lifli besinler sindirimi desteklerken, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur.

5. Beyin Fonksiyonlarını ve Zihinsel Performansı Destekler

Balık, ceviz, badem ve zeytinyağı gibi omega-3 ve sağlıklı yağ kaynakları, beyin sağlığı için önemli rol oynar. Akdeniz diyetinin düzenli uygulanması, zihinsel berraklığın korunmasına ve yaşa bağlı bilişsel gerilemenin yavaşlatılmasına katkı sunabilir.

6. Bağışıklık Sistemini Güçlendirmeye Yardımcı Olur

Vitamin, mineral ve antioksidan bakımından zengin olan Akdeniz diyeti; vücudun savunma mekanizmalarını destekler. Özellikle mevsim sebze ve meyveleri sayesinde bağışıklık sistemi daha güçlü bir yapıya kavuşur.

7. Sürdürülebilir ve Doğal Bir Beslenme Modelidir

Akdeniz diyeti kısa süreli bir diyet değil, uzun vadede sürdürülebilir bir yaşam tarzıdır. Katı kurallardan uzak, sosyal yaşamla uyumlu yapısı sayesinde günlük hayata kolayca adapte edilebilir.

Sonuç

Akdeniz diyeti; kalp sağlığından kilo yönetimine, sindirimden zihinsel performansa kadar pek çok alanda bedeni destekleyen bütüncül bir beslenme yaklaşımıdır. Doğal ve dengeli içeriğiyle hem bugün hem de uzun vadede sağlıklı bir yaşam için güçlü bir temel oluşturur.



Doğru Beslenme Alışkanlıkları ve Gıda Bağımlılığı Sürecinde Mora Terapi Desteği

Sağlıklı beslenme süreci yalnızca ne yediğimizle değil, yeme davranışlarımızı etkileyen fiziksel ve duygusal faktörlerle de yakından ilişkilidir. Özellikle gıda bağımlılığı, ani tatlı isteği, kontrolsüz yeme atakları ve belirli besinlere karşı yoğun yönelim; beslenme planlarına uyumu zorlaştırabilir.

Bu noktada Mora Terapi, doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve gıda bağımlılığıyla baş etme sürecinde destekleyici bir yaklaşım olarak öne çıkar. Vücudun frekans dengesini esas alan, non-invaziv yapısıyla Mora Terapi; kişinin besinlere karşı geliştirdiği yoğun isteğin dengelenmesine ve yeme davranışlarının farkındalıkla yönetilmesine katkı sağlayabilir.

Beslenme danışmanlığı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle birlikte uygulandığında, Mora Terapi; sağlıklı seçimlere yönelmeyi kolaylaştıran, süreci daha sürdürülebilir hâle getirmeyi amaçlayan bütüncül bir destek sunar. Böylece kişi, beslenme yolculuğunu daha dengeli, kontrollü ve bilinçli bir şekilde sürdürebilir.



*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.




11 Ağustos 2025 Pazartesi

Kendinizi Daha Hafif ve Dengede Hissetmenin Sırları


 



Kendinizi Daha Hafif ve Dengede Hissetmenin Sırları

Zaman zaman hepimiz hem bedensel hem de zihinsel anlamda yorgun, dengesiz ve ağır hissedebiliriz. Bu durum sadece fiziksel yorgunluktan değil; stres, yanlış beslenme alışkanlıkları ve duygusal yüklerden de kaynaklanır. Oysa yaşam enerjinizi yükseltmek, kendinizi daha hafif ve dengede hissetmek için atabileceğiniz basit ama etkili adımlar var.

1. Güne Hafif ve Temiz Başlayın

Sabahları güne başlarken vücudu nazikçe uyandırmak önemlidir. Ilık limonlu su içmek, sindirim sisteminizi harekete geçirir ve gün boyu enerji seviyenizi destekler.

2. Hareketi Rutin Hale Getirin

Yürüyüş, yoga veya esneme hareketleri hem bedeninizi hem de zihninizi canlandırır. Düzenli hareket, dolaşımı hızlandırır, kaslarınızı güçlendirir ve stresi azaltır.

3. Duygusal Yüklerden Arının

Meditasyon, nefes çalışmaları ve farkındalık egzersizleri, zihinsel berraklığı artırır. Bu sayede daha dengeli kararlar alabilir ve kendinizi daha huzurlu hissedebilirsiniz.

4. Beslenmenizi Dengeleyin

Günlük beslenmenizde taze sebze-meyvelere, sağlıklı yağlara ve yeterli proteine yer verin. İşlenmiş gıdalardan, aşırı şeker ve glutenden uzak durmak, hem sindirim sisteminizi hem de ruh halinizi olumlu etkiler.

5. Mora Terapi ile Gıda Silme Desteği

Bazen vücudumuz farkında olmadan bazı gıdalara karşı hassasiyet geliştirir. Bu durum şişkinlik, halsizlik, tatlı krizleri veya sürekli yorgunluk gibi şikâyetlere yol açabilir. Mora Terapi ile Gıda Silme yöntemi, vücudunuzun dengesini destekleyerek bu gıdalara olan bağımlılığı ve hassasiyeti azaltmaya yardımcı olur. Böylece hem fiziksel hem de zihinsel anlamda hafifleme hissi yaşayabilirsiniz.


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

30 Aralık 2024 Pazartesi

Lif Açısından Zengin 10 Besin

 

Lif Açısından Zengin 10 Besin

Lif, sağlıklı bir sindirim sistemi için vazgeçilmezdir. Yeterli lif tüketimi, bağırsak hareketlerini düzenler, tokluk hissini artırır ve kalp sağlığını destekler. İşte günlük beslenmenize dahil edebileceğiniz lif açısından zengin 10 besin:

1. Avokado

Avokado, hem çözünür hem de çözünmez lif bakımından zengindir. Ayrıca sağlıklı yağlarla doludur. Salatalarınıza ekleyebilir veya kahvaltıda tost üstüne koyabilirsiniz.

2. Yulaf

Yulaf, beta-glukan adı verilen çözünür lif türü ile doludur. Bu lif, kolesterolü düşürmeye ve kan şekeri seviyelerini dengelemeye yardımcı olur. Kahvaltıda yulaf lapası harika bir seçimdir.

3. Ahududu

100 gram ahududu yaklaşık 6.5 gram lif içerir. Aynı zamanda antioksidanlarla doludur. Yoğurtla veya smoothie’lerde tüketebilirsiniz.

4. Nohut

Nohut, hem lif hem de protein açısından zengindir. Salatalarda, çorbalarda veya humus olarak kullanabilirsiniz.

5. Armut

Orta boy bir armut yaklaşık 5.5 gram lif içerir. Tatlı krizlerini sağlıklı bir şekilde geçirmek için harika bir meyvedir.

6. Tatlı Patates

Tatlı patatesler, beta-karoten ve lif açısından oldukça zengindir. Fırında pişirerek hem lezzetli hem de besleyici bir öğün hazırlayabilirsiniz.

7. Keten Tohumu

Keten tohumu, sindirimi destekleyen çözünür ve çözünmez liflerin harika bir kaynağıdır. Salatalara veya yoğurda ekleyerek tüketebilirsiniz.

8. Elma

Bir elma, yaklaşık 4.5 gram lif içerir ve özellikle kabuğuyla tüketildiğinde daha faydalıdır. Ara öğünler için mükemmel bir alternatiftir.

9. Mercimek

Mercimek, lif ve protein bakımından zengin, düşük kalorili bir seçenektir. Çorbalarda ve salatalarda rahatlıkla kullanabilirsiniz.

10. Brüksel Lahanası

Bu küçük sebzeler, güçlü bir lif kaynağı olmasının yanı sıra vitamin ve minerallerle doludur. Haşlayarak veya fırında pişirerek sağlıklı yemekler hazırlayabilirsiniz.

Lif Tüketirken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Lif tüketimini artırırken, yeterli miktarda su içmeyi unutmayın. Yavaş yavaş lif tüketimini artırarak sindirim sisteminizi bu değişime adapte edebilirsiniz.

Daha sağlıklı bir sindirim sistemi ve genel sağlık için lif açısından zengin besinleri sofranızdan eksik etmeyin! 🌿


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

29 Kasım 2024 Cuma

Tatlı Krizlerinizi Doğal Yollarla Kontrol Altına Alın



Tatlı Krizlerinizi Doğal Yollarla Kontrol Altına Alın

Tatlı krizleri, birçok kişinin gün içinde karşılaştığı ve genellikle iradeyi zorlayan durumlardan biridir. Özellikle yoğun geçen bir günün ardından enerji düşüklüğü ve stres, tatlıya olan arzuyu artırabilir. Ancak sürekli şeker tüketimi, sadece kilo almanıza değil, aynı zamanda enerji seviyenizin hızla düşmesine ve uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Neyse ki tatlı krizlerini yönetmenin ve sağlıklı bir denge kurmanın doğal yolları var.

1. Dengeli Beslenmeyle Kan Şekerini Stabil Tutun

Tatlı krizlerinin en büyük nedenlerinden biri kan şekerinin hızla düşmesidir. Bu durumu engellemek için öğünlerinizi protein, sağlıklı yağlar ve kompleks karbonhidratlarla dengeli bir şekilde hazırlayın. Örneğin, sabah kahvaltısında avokadolu bir tam tahıllı tost ya da yulaf ezmesi gibi besinler tüketmek, gün boyu kan şekerinizi sabit tutarak tatlı krizlerini önleyebilir.

2. Bol Su İçerek Şeker Arzusunu Bastırın

Bazen vücudumuzun susuz kaldığını fark etmeyiz ve bu durum tatlı krizleri olarak kendini gösterebilir. Tatlıya ihtiyaç duyduğunuzda öncelikle bir bardak su içmeyi deneyin. Su, vücudunuzu yeniden dengelemeye yardımcı olur ve tatlı isteğinizi bastırabilir.

3. Sağlıklı Alternatiflere Yönelin

Tatlı krizleri anında doğal şeker içeren sağlıklı alternatiflere başvurabilirsiniz. Hurma, muz, elma ya da kuru kayısı gibi doğal meyveler, şeker ihtiyacınızı karşılayarak sizi işlenmiş tatlılardan uzak tutar. Bunun yanı sıra, yoğurt ve meyveyle hazırlanmış bir smoothie de tatlı krizlerini bastırmak için harika bir seçenektir.

4. Stres Yönetimiyle Şeker Arzusunu Azaltın

Tatlı krizlerinin en büyük tetikleyicilerinden biri strestir. Yoga, meditasyon ya da nefes egzersizleri gibi rahatlama teknikleri uygulayarak stresi azaltabilirsiniz. Bu yöntemler, sadece tatlı krizlerini yönetmenize değil, genel olarak daha sağlıklı bir ruh haline sahip olmanıza da yardımcı olur.

5. Düzenli Uyku ile Enerjinizi Dengeleyin

Yetersiz uyku, tatlı krizlerini artıran bir diğer faktördür. Vücut, enerji ihtiyacını karşılamak için daha fazla şeker ister. Bu nedenle düzenli bir uyku programı oluşturmak ve geceleri kaliteli bir uyku almak, tatlı krizlerini önlemenin etkili yollarından biridir.

6. Mora Terapi ile Tatlıya Karşı İsteklerinizi Azaltın

Tatlı krizlerini tamamen kontrol altına almak için Mora Terapi’den destek alabilirsiniz. Mora Terapi, vücuttaki şeker bağımlılığına yönelik frekanslarla çalışarak, tatlıya olan ihtiyacınızı doğal yollarla azaltır. Biorezonans teknolojisi sayesinde, vücudunuzu dengeleyerek hem fiziksel hem de zihinsel sağlığınızı destekler. Mora Terapi, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmanızda güçlü bir yardımcıdır.

Tatlı krizleriyle baş etmek, hem sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek hem de doğal çözümleri keşfetmekle mümkündür. Sağlıklı alternatiflerle bu isteğinizi kontrol altına alabilir ve Mora Terapi’nin desteğiyle daha dengeli bir hayata adım atabilirsiniz. Unutmayın, sağlığınız en değerli varlığınızdır!


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.


29 Ağustos 2022 Pazartesi

Çok iştahlıyım ve iştahıma engel olamıyorum diyorsanız bu yazıyı mutlaka okumalısınız...


 Düzenli ve dengeli bir beslenme ve yaşam şekli olmayan ve sağlıklı gıdalar yerine çoğunlukla sağlıksız, işlenmiş gıdalar tüketen ve bu gıdaları tüketmekle birlikte doyum hissi yaşayamayan, her zaman iştahı açık olan ve aç olmasa bile sürekli bir şeyler yemek istiyorum, iştahım hep açık diyenler bu yazı tam size göre...
 
Bu iştah kontrolü probleminin sebebi yeme bağımlılığı olabileceği gibi kişinin hayatını olumsuz etkileyebilecek ve yaşam kalitesini düşürecek şekilde gündelik hayatını etkileyen olumsuz  durumlar da yaşatabilmektedir.


YEME BAĞIMLILIĞI NEDİR VE BELİRTİLERİ NELERDİR?

Yeme bağımlılığı kişinin önlenemez şekilde özellikle çikolata, şeker, yağ ve karbonhidrat ağırlıklı gıdaları tüketme isteğinin olması ve bu isteğin temelde duygusal bir nedeni bağlanması durumuna verilen isimdir.
Yeme bağımlılığı olan kişiler kendilerinde iştah kontrolü sağlayamazlar ve iştahları hep açıktır.

Spesifik olarak tanı ve teşhis kolaylaştıracak belirtilere sahip olan yeme bağımlılığının belirtileri nelerdir inceleyelim:

• Yeme bağımlılığının en önemli belirtisi yeme isteğinin devamlı olması ve önlenememesidir.

• Yeme isteğinin devamlı olması ile birlikte yeme bağımlılığı olan kişiler yemeği; yaşamsal bir ihtiyaç olduğu için değil duygusal haz almak için tüketirler.

• Yeme bağımlılığın yine önemli bir belirtisi de çok hızlı yemek yeme ve gereğinden fazlasını yemedir. Kişi tam olarak doyuma ulaştığını hissedemez. Ve yeme sıklığını, zamanını da kontrol edemez.

• Yeme bağımlılığı olan kişilerin çoğunluğunda bağımlılığını fark etme görülür fakat buna rağmen yeme bağımlılığını ve bununla birlikte gelişen problemleri engelleyemeyip sürdürme görülmektedir.

• Yeme bağımlılarında sürekli olarak ve engellenemeyen yeme isteği olmasıyla beraber, bu durum devamlılığını sürdürdüğü için kişide bir süreden sonra yemek yedikten sonra oluşan pişmanlık, suçluluk, vicdan azabı ve üzüntü gibi duygular gelişmeye başlar.

• Yeme bağımlısı olan kişiler bu düzensiz yeme durumunu durduramadıklarında, sonlandıramadıklarında kendilerini yalnız hissetmemek için ve normalleştirme amacıyla çevresindekileri de kendi durumlarına dahil etmeye çalışırlar.

• Yeme bağımlılığında sık görülen ve teşhis için de önemli olan bir başka belirti de kalorisi düşük ve daha sağlıklı gıdalar tüketildiğinde tatmin olmama ve mutsuz olmadır ve yeme bağımlısı kişinin tüketmek istediği gıdaya ulaşamaması halinde başka bir şey yemek yerine mutlaka daha sağlıksız olan kendi istediği gıdayı hazırlaması ya da başka bir şekilde ona ulaşmaya çalışmasıdır.

Bu tür bir yeme bağımlılığı ya da yeme bozukluğunun haricinde vücudumuzda eksik olan vitaminler, elementler vb. de aşırı yeme isteği oluşturabilmektedir. 


İştah kontrolünün sağlanabilmesi için neler yapılabilir?

Dengeli beslenmek önemli olduğu kadar su içmek de önemlidir. Profesyonel bir tedvinin yanı sıra iştah kontrolü sağlayamayan kişilerin bol su içmesi faydalı olacaktır.

Hareketsiz bir yaşam düşünülenin aksine iştahı artırmakta olduğundan bolca hareket etmek ve imkanlar dahilinde egzersiz yapmak iştah azaltmaya yardımcı olacaktır.

Sağlıklı beslenmenin ön koşulu olarak öğün atlamamak çok önemlidir. Öğün atlamamakla beraber sık sık ara öğün yaparak ve mutlaka her öğünde sağlıklı gıdalar tüketmek doğru olacaktır.



MORA TERAPİ İLE İŞTAH KONTROLÜ VE YEME BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİ

Sebebi ne olursa olsun Mora Terapi seanslarıyla diyet yapıyor hissi yaşamadan yeme isteğiniz azalabilmektedir. 
Tamamlayıcı tıbbın önde gelen uygulayıcılarından Mora Terapi cihazları; ekmek, makarna, hamur işleri, tatlılar gibi karbonhidrat içeren besinler ile tuz, kahve, çay ve alkol gibi metabolizmaya zarar veren gıdaları yeme isteğinizi ortadan kaldırıyor.
Mora Terapi cihazları, elektromanyetik frekanslar yardımıyla kişinin metabolizmasındaki rafineri karbonhidrat bağımlılığını silerek, yeme isteğini ve insülin direncini azaltıyor. Bu sayede yeme bağımlılığı olan kişi engelleyemediği ve durduramadığı sağlıksız ve dengesiz yeme isteğinden kurtulmuş olacaktır. Ve bu tedavi sayesinde sağlıklı beslenmeye de yönelmiş olacaklardır.






27 Ağustos 2021 Cuma

Besin İntoleransını Etkileyen Faktörler

Halk arasında “bir şey yedim dokundu” olarak düşünülen "alerji" ile "besin intoleransı" kavramları, çoğu zaman karıştırılsa da çok farklı kavramlardır.

Besin intoleransını etkileyen faktörlerden önce bu yaşanılan durumun ne olduğunu tanımlamak gerekir.

Besin intoleransı kişinin yaşadığı duruma göre özeldir ve farklıdır. Bir kişinin yaşadığı besin intoleransı problemi diğer bir kişide farklılık gösterebilir. 

Besin intoleransı, tüketilen gıdaların sindirilememesi veya sindirim aşamasında bağırsaklarda oluşan doku tahribatıyla bağırsak bariyerinin bozulması sebebiyle gıdalara veya gıdalarda bulunan katkı maddelerine, ağır metallere veya toksik maddelere karşı sindirim sisteminin verdiği iltihabi bir yanıttır.

Gıda intoleransı testini sağlık kuruluşları, parmaktan alınan kanı labaratuvar ortamında değerlendirerek test ederler. Bu testte birçok besin incelenir. Baharatlar, içecekler, meyveler, sebzeler, et ürünleri, hayvansan ürünler ve deniz mahsülleri gibi birçok gıdaya karşı test edilir.

Kişinin bu gıdalara karşı sindirim sisteminin verdiği tepki ölçülür. Eğer bu besinleri sindiremiyorsanız, vücudunuz karşı reaksiyon gösterir. Bunların sonucunda besin intoleransı ortaya çıkar. Vücut bu besinleri bir virüs gibi zararlı bir etken gibi algılar ve vücutta enflamasyon gelişir. Vücut için fiziken ve ruhen tahribat oluşturan bu durum keşfedilerek kişinin sağlığı konusunda inceleme yapılmalıdır.

Besin intoleransının en çok rastlanan belirlerileri şunlardır; migren, öksürük, mide bulantısı, ishal, burun akıntısı, yorgunluktur.

Besin intoleransı sonucunda; uyku bozuklukları, kilo verememe, akne, gaz, kabızlık, kronik farenjit, şişkinlik, astım, bağırsak problemleri, baş ağrıları, bağışıklık zayıflaması gibi sağlık problemleri yaşanır.

Besin intoleransını etkileyen faktörler ise;

⦁ Gıda zehirlenmesi ve vücudun maruz kaldığı zararlı toksinler

⦁ Salisat içeren gıdalar ( kuru üzüm, taze ahududu, bal, kırmızı biber, kekik, kivi...)

⦁ Gıdaların içerisine üretim esnasında eklenen gıda katkı maddeleri

⦁ Histamin içeren gıdalar (fermante turşular, kombu çayı, fermante soya ürünleri, beklemiş tüm protein içerikli besinler)

⦁ Gıdaların içerisine eklenen kimyasallar




Bağırsak sağlığında Mora Terapi!

Mora Terapi yöntemi ile yapılan bağırsak terapilerinde, şimdiye kadar bağırsağı tehdit etmiş olan besinlerin frekansları vücuttan silinerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Mora frekans tedavileri ile bağırsaklarda çeşitli sebeplerle meydana gelmiş olan hasar giderilmiş olur ve birikmiş olan toksin maddeler vücuttan uzaklaştırılır. Üç aylık intoleransın olduğu besinden kısıtlı ve basit şeker içermeyen bir beslenme protokolüyle sağlıklı beslenme davranışı oluşturulur.Aynı zamanda bu beslenme planı, kefir, yoğurt gibi probiyotik besinlerden zengindir. Bu şekilde bağırsaklardaki flora desteklenmiş olur. Bağırsak florasının tam olarak onarılması için dışarıdan probiyotik takviyesi de önerilmektedir. 


Eğer siz de kronik olarak bu sorunlardan birini ya da birkaçını yaşıyorsanız uzman bir hekime başvurmanızı tavsiye ederiz.

31 Ağustos 2019 Cumartesi

GIDALARIN GLİSEMİKS İNDEKS DEĞERLERİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Glisemik indeks (GI), karbonhidratların vücutta verecekleri glisemik tepkilerine (örn. glikoza dönüşmelerine) göre belirlenen sayısal bir değerdir. GI değeri 1 ila 100 arasında değişir; daha yüksek değerler kan şekerini daha hızlı yükselten gıdalara verilir. Saf glikoz bir referans noktasıdır ve glikozun glisemik indeksi 100’dür.

Glisemik indeks değerleri, bir gece boyunca aç kaldıktan sonra yemek yedirilen denekler üzerinde yapılan kan testleri ile belirlenir; belirli zaman aralıkları ile kan alınır ve kandaki glikoz değerleri ölçülür. Referans alınan glikoz değerine (100) göre kıyaslanır.

Yüksek glisemik indekse sahip bir gıda kan şekerini (kandaki glikoz seviyesini) orta ya da düşük glisemik indeksli bir gıdadan daha hızlı yükseltir.

Kısaca “Kan Şekeri” olarak da bilinir. Normalin üzerindeki Glisemik indeks (GI) değerleri vücutta toksik etki yapar ve körlüğe, böbrek yetmezliğine kadar ciddi problemlere yol açabilir. Ayrıca kardiyovasküler riski de arttırır.






Glisemik indeks (GI) değeri düşük gıdalar yavaş ve düzenli olarak glikoz salma eğilimindedirler, yüksek olanlarsa hızlı glikoz salarlar.

Düşük GI değerine sahip gıdalar kilo kaybını arttırma eğilimindeyken, yüksek olanlarsa egzersiz sonrası enerjinin geri kazanılmasına yardımcı olur veya yetersiz glisemiyi desteklerler.

Uzun mesafe koşucuları yüksek glisemik indeks değerine sahip gıdaları tercih etme eğilimindeyken, normal sınırlarda egzersiz yapanların veya kilo vermek isteyenlerin ve diyabet, insülin direnci problemi olanların kesinlikle düşük Glisemik indeksli gıdalara yönelmeleri gerekmektedir. Çünkü düşük glisemik indeksli gıda tüketimi yavaş ve düzenli glikoz salınımını desteklemekte ve kandaki glikozu kontrol altında tutmada yardımcı olmaktadır.

Düşük glisemik indeksli yiyecekler 55 ve daha aşağı, orta glisemik indeksli yiyecekler 56-69 arası ve yüksek glisemik indeksli yiyecekler 70 ve daha fazla olarak isimlendirilebilir. 

Aşağıda Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin sağlık yayınlarının Amerikan Diyabet Derneği, 2008 verileri baz alınarak hazırladığı GI değerlerine göre bazı yiyecekler verilmiştir.


GIDALAR


GLISEMIK İNDEKS ( glikoz=100)

Beyaz Ekmek

75 +/- 2

Tam Buğday Unu Ekmek

74 +/-2

Özel Tahıllı Ekmek


53 +/- 2

Mayasız Beyaz Ekmek

70 +/- 2

Tortilla (Mısır)

46 +/- 4

Beyaz Pirinç, kaynamış

73 +/- 4

Esmer Pirinç, kaynamış

68 +/- 4

Arpa

28 +/- 2

Tatlı Mısır

52 +/- 5

Spagetti, beyaz

49 +/- 2

Spagetti, kepekli

48 +/- 5

Pirinç Noodle

53 +/- 7

Buğday Noodle

55 +/- 7

Kuskus

65 +/- 4

Cornflakes kahvaltılık gevreği

81 +/- 6

Yulaf Kepeği

55 +/- 2

Pirinç Lapası

78 +/- 9

Müsli

57 +/- 2

Elma, taze

36 +/-2

Portakal, taze

43 +/- 3

Muz, taze

51 +/- 3

Ananas, taze

59 +/-8

Mango, taze

51 +/- 5

Karpuz, taze

76 +/- 4

Hurma, taze

42 +/- 4

Şeftali, konserve

43 +/- 5

Çilek Reçeli

49 +/- 3

Elma Suyu

41 +/- 2

Portakal Suyu

50 +/- 2

Kaynamış Patates

78 +/- 4

Patates Püresi

87 +/- 3

Patates Kızartması

63 +/- 5

Pişmiş Havuç

39 +/- 4

Pişmiş Balkabağı

64 +/- 7

Sebze Çorbası

48 +/- 5

Süt, tam yağlı

39 +/- 3

Süt, yağsız

37 +/- 4

Dondurma

51 +/- 3

Yoğurt, meyveli

41 +/- 2

Soya Sütü

34 +/- 4

Pirinç Sütü

86 +/- 7

Nohut

28 +/- 9

Barbunya

24 +/- 4

Mercimek

32 +/- 5

Soya Fasulyesi

16 +/- 1

Çikolata

40 +/- 3

Patlamış Mısır

65 +/- 5

Gazlı İçecekler

59 +/- 3

Pirinç gevrekli krakerler

87 +/- 2



ŞEKERLER

GLISEMIK İNDEKS ( glikoz=100)

Fruktoz

15 +/- 4

Sükroz

65 +/- 4

Glikoz

103 +/- 3

Bal

61 +/- 3


Sağlıklı beslendiğiniz mutlu günler dileklerimizle.

26 Eylül 2018 Çarşamba

GIDA BAĞIMLILIĞI


Alkol, sigara ve madde bağımlılığı en sık duyduğumuz bağımlılıklardır. Ancak günümüzde en az bunlar kadar zararlı bağımlılıklar da var. Günümüzde artan obezite, aslında yanlış beslenmenin ve yanlış gıda tercihlerinin de ne kadar artığını göstermektedir. Bu nedenle şekerli ve yağlı gıdalara da bağımlı olunabileceği düşüncesi yaygınlaşmaktadır.



Alkol, sigara ve uyuşturucu gibi maddeler beyinde dopamin ve seratonin salgılatarak, bağımlılık mekanizmasını harekete geçirirler. Karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek gıdalar ve basit şekerler de aynı mekanizma ile bağımlılığa sebep olabilmektedir. Sonucunda da durdurulamayan yağlı ve şekerli gıda tüketimi meydana gelmektedir.

Vücudumuzda doğal yollarla da salgılanmakta olan seratonin, kişiyi huzurlu ve iyi hissettirir, dopamin ise vücutta canlılık hissini oluşturmaktadır. Karbonhidrat ve basit şekerden zengin veya yüksek oranda yağ içeren gıdalar tükettiğimizde vücutta seratonin ve dopamin salınımı artmaktadır. Bu nedenle kişiler çikolata, cips, şekerli yiyecek veya içecekleri tükettiklerinde daha mutlu hissettiklerini düşünerek, mutsuz veya gergin oldukları dönemlerde bu gıdalara ihtiyaç duyarlar ve bu aşamada bağımlılık oluşmaya başlar.

Bu hormonlar aynı zamanda tatmin duygusu ile ilişkilidir. Beyindeki dopamin salınımından sonra ciddi şekilde mutluluk ve tatmin olma hissi oluşur. Bu hissin sonunda ise “düşüş” olarak tarif edebileceğimiz bir yoksunluk hissi oluşmaya başlar. Bu yoksunluk hissinin oluşmaması için daha fazla maddeye-gıdaya ihtiyaç duyulur ve bu şekilde bir kısır döngü meydana gelir. Kişi artık tatmin olabilmek için daha sık bu gıdalara başvurmaya başladığında beyinden salgılanan bu hormonları taşıyan sinir uçlarında aşırı yükleme sebebi ile harabiyet başlar. Bu nedenle kişiler daha fazla gıdaya ihtiyaç duyar ve bu sınır git gide yukarı çıkar.

Eğer bir yiyeceği neredeyse her gün tüketiyorsanız, yemediğiniz zaman işinize odaklanamıyorsanız veya huzursuzluk hissediyorsanız siz de bu yiyeceğe karşı olan bağımlılığınızı sorgulamalısınız. Bu gibi durumlarda gıda bağımlılığından kurtulmak için, sigara ve alkol bağımlılıklarında da olduğu gibi bu besinlerden uzak kalarak bağımlılık ortadan kaldırılabilmektedir. Bağımlılık yapmış olan gıdalardan uzak kalındığı süre boyunca, seratonin seviyelerini dengeleyebilecek, keten tohumu, kinoa, hindi, tavuk, yumurta, balık, maş fasulyesi, kuruyemişler, zencefil, tarçın, brokoli, elma, erik gibi besinler ve dopamin seviyelerini dengelebilmek için ise dana eti, susam, avokado, sarımsak, kakao gibi besinler beslenme planına eklenebilir.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan tüm bağımlılık terapilerinde olduğu gibi kişinin özellikle düşkün olduğu gıdalardan alınan frekans bilgileri ile kişinin vücudunda bu gıdalara karşı isteksizlik oluşturulur. Bu şekilde kişinin bu gıdalardan uzak kalması ciddi boyutta kolaylaşmış olur. Aynı zamanda yapılan genel bir frekans temizliği ve detoks sayesinde de vücutta şimdiye kadar bu besinler yüzünden meydana gelmiş olan harabiyet ortadan kalkmaya başlar ve kişi bedensel-ruhsal-zihinsel boyutta eskisinden daha sağlıklı ve zinde hisseder.