stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2026 Cuma



Manyetik Alanlar Vücudumuzda Neleri Etkileyebilir? Bilim Ne Diyor?

Günlük hayatımızda farkında olmasak da sürekli manyetik alanlarla çevriliyiz. Dünya'nın doğal manyetik alanından kullandığımız elektronik cihazlara kadar pek çok unsur, yaşamımızın görünmeyen bir parçasını oluşturuyor.

Peki, manyetik alanlar insan vücudunu nasıl etkileyebilir? Vücudumuzdaki elektriksel sinyallerle nasıl bir ilişkisi vardır? MORA Terapi bu konuyla nasıl bağlantılıdır?

Gelin, bu sorulara bilimsel bilgiler ışığında birlikte bakalım.

Vücudumuzun Elektriksel Dengesi

İnsan vücudu, birbiriyle sürekli iletişim hâlinde olan sistemlerden oluşur. Sinir hücrelerimiz, kaslarımız ve kalbimiz elektriksel sinyaller aracılığıyla işlevlerini sürdürür.

Örneğin, kalp ritmimiz elektriksel uyarılarla düzenlenirken beynimizdeki sinir hücreleri de elektriksel ve kimyasal sinyallerle iletişim kurar.

Bu durum, elektriksel faaliyetlerin vücudumuzun doğal işleyişinde ne kadar önemli olduğunu gösterir.

Ancak vücudun elektriksel faaliyetleri ile dışarıdan uygulanan elektromanyetik sinyallerin etkileri aynı şekilde değerlendirilmemelidir.

Manyetik Alanlar Vücudumuzda Neleri Etkileyebilir?

Bilimsel araştırmalar, belirli özelliklere sahip elektromanyetik alanların insan vücuduyla etkileşime girebildiğini göstermektedir.

Bu etkileşimler, manyetik alanın frekansına, şiddetine ve maruz kalma süresine göre farklılık gösterebilir.

Özellikle sinir ve kas dokularının elektriksel özellikleri, elektromanyetik alanların biyolojik etkileri üzerine yapılan araştırmaların önemli konuları arasında yer alır.

Bununla birlikte, her manyetik alanın aynı etkiyi oluşturduğu veya bu etkileşimlerin doğrudan sağlık açısından fayda sağladığı söylenemez.

MORA Terapi ve Biyorezonans Yaklaşımı

MORA Terapi, biyorezonans prensipleriyle ilişkilendirilen ve vücudun elektromanyetik sinyalleri üzerine odaklanan tamamlayıcı bir uygulama yaklaşımıdır.

Bu yaklaşımda, vücuttan alındığı belirtilen elektromanyetik sinyallerin cihaz aracılığıyla değerlendirilmesi ve işlenmesi esasına dayanan bir sistem tanımlanır.

MORA Terapi, bireyin genel iyi oluşuna yönelik tamamlayıcı uygulamalara ilgi duyduğu süreçlerde gündeme gelebilir.

Ancak bu yaklaşımın öne sürülen çalışma mekanizması ve sağlık üzerindeki etkileri konusunda yeterli ve güvenilir klinik kanıt bulunmadığı unutulmamalıdır.

Bu nedenle MORA Terapi'nin belirli bir sağlık sorununu giderdiği, vücudun elektromanyetik dengesini düzenlediği veya fizyolojik işlevleri iyileştirdiği yönünde kesin ifadeler kullanmak doğru değildir.

Bilimsel Bakış Açısı Neden Önemli?

Manyetik alanlar ve biyolojik sistemler arasındaki ilişki, bilim dünyasında araştırılmaya devam eden konular arasındadır.

MORA Terapi gibi biyorezonans temelli yaklaşımları değerlendirirken de bilimsel çalışmaların sonuçlarını, kapsamını ve sınırlılıklarını dikkate almak önem taşır.

Her bireyin ihtiyaçları ve beklentileri farklı olabilir. Bu nedenle sağlıkla ilişkili konularda bilinçli kararlar almak, güvenilir kaynaklara başvurmak ve gerektiğinde sağlık profesyonellerinden görüş almak önemlidir.

MORA Terapi ile Bilinçli Bir Yaklaşım

MORA Terapi, elektromanyetik sinyaller ve biyorezonans kavramlarına ilgi duyan bireyler için hakkında bilgi edinilebilecek tamamlayıcı yaklaşımlardan biridir.

Bu süreçte önemli olan, uygulamanın neyi amaçladığını anlamak, bilimsel kanıtların sınırlarını bilmek ve kişisel beklentileri gerçekçi bir çerçevede değerlendirmektir.

MORA Terapi hakkında doğru bilgiye ulaşmak ve merak ettiğiniz konuları değerlendirmek için bilgilendirme sürecinde yanınızdayız.

Sonuç: Bilimin Işığında Farkındalık

Manyetik alanlar, insan vücudunun elektriksel faaliyetleri ve elektromanyetik etkileşimler, bilimsel açıdan dikkat çekici araştırma konularıdır.

MORA Terapi de bu kavramlarla ilişkilendirilen tamamlayıcı yaklaşımlar arasında yer alır.

Ancak her elektromanyetik etkileşimin sağlık açısından fayda oluşturacağı düşünülmemeli; bilimsel olarak doğrulanmış bilgiler ile araştırılmaya devam eden yaklaşımlar birbirinden ayrılmalıdır.

MORA Terapi hakkında merak ettiklerinizi öğrenmek, uygulamanın yaklaşımını daha yakından tanımak ve bilinçli bir değerlendirme yapmak için yanınızdayız.


Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. MORA Terapi'nin hastalıkların tanısı, önlenmesi veya iyileştirilmesinde etkili olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. Herhangi bir sağlık sorununda hekim görüşü esas alınmalıdır.


25 Eylül 2026 Cuma


 


Günlük Enerjinizi Destekleyen Sağlıklı Alışkanlıklar

Gün içinde kendinizi enerjik hissetmek yalnızca iyi uyumakla ilgili değildir. Beslenmeden harekete, su tüketiminden stres yönetimine kadar günlük yaşamda yaptığımız pek çok küçük seçim, enerji seviyemizi doğrudan etkileyebilir.

Yoğun iş temposu, düzensiz uyku, hareketsizlik, yetersiz beslenme ve sürekli stres zamanla kişinin kendisini daha yorgun, isteksiz ve tükenmiş hissetmesine neden olabilir.

İyi haber şu ki günlük enerjinizi desteklemek için hayatınızı tamamen değiştirmek zorunda değilsiniz.

Küçük ama sürdürülebilir alışkanlıklar, yaşam kalitenizde büyük farklar yaratabilir.

1. Güne Kaliteli Bir Uykuyla Başlayın

Günlük enerji aslında bir önceki geceden başlar.

Uyku sırasında beden ve zihin dinlenir, günlük yüklerden uzaklaşır ve yeni güne hazırlanır. Bu nedenle yalnızca kaç saat uyuduğunuz değil, uykunuzun kalitesi de önemlidir.

Daha iyi bir uyku düzeni için:

  • Her gün benzer saatlerde uyuyup uyanmaya çalışın.

  • Uyku öncesinde ekran kullanımını azaltın.

  • Akşam saatlerinde ağır öğünlerden kaçının.

  • Uyuduğunuz ortamı mümkün olduğunca karanlık ve sakin tutun.

  • Gece geç saatlerde yoğun kafein tüketimini sınırlayın.

Kaliteli uyku, ertesi günkü enerji seviyenizin en önemli temellerinden biridir.

2. Sabah Işığından Yararlanın

Sabah saatlerinde doğal gün ışığına maruz kalmak günlük ritmin düzenlenmesine yardımcı olabilir.

Güne başladıktan sonra birkaç dakika balkonda, bahçede veya açık havada bulunmak bile vücudun günün başladığını algılamasına katkı sağlar.

Özellikle masa başında çalışan ve günün büyük bölümünü kapalı ortamlarda geçiren kişiler için sabah ışığı küçük ama değerli bir alışkanlıktır.

Mümkün olduğunda güne;

temiz hava, doğal ışık ve kısa bir hareketle başlamak

enerji seviyenizi destekleyen güçlü bir rutin oluşturabilir.

3. Güne Su İçerek Başlayın

Vücudumuzun önemli bir bölümü sudan oluşur ve yeterli sıvı tüketimi günlük yaşamın temel ihtiyaçlarından biridir.

Uzun bir gece uykusunun ardından güne bir bardak suyla başlamak oldukça basit ama etkili bir alışkanlıktır.

Gün boyunca su tüketimini ihmal etmek;

  • Halsizlik,

  • Konsantrasyon güçlüğü,

  • Baş ağrısı,

  • Performans düşüklüğü

gibi sorunlarla ilişkilendirilebilir.

Bu nedenle su içmek için susamayı beklemek yerine gün içine yayılan düzenli bir su tüketim alışkanlığı oluşturmak faydalı olabilir.

4. Enerjinizi Dengeli Beslenmeyle Destekleyin

Günlük enerjiyi destekleyen en önemli faktörlerden biri beslenmedir.

Sürekli çok şekerli veya yüksek oranda işlenmiş gıdalara yönelmek kısa süreli enerji artışının ardından ani düşüşlere neden olabilir.

Bunun yerine öğünlerde mümkün olduğunca;

  • Sebzeler,

  • Meyveler,

  • Kaliteli protein kaynakları,

  • Tam tahıllar,

  • Sağlıklı yağlar

gibi besinlere yer vermek daha dengeli bir beslenme düzeninin oluşmasına yardımcı olur.

Amaç kusursuz beslenmek değil, sürdürülebilir ve dengeli tercihler yapabilmektir.

5. Uzun Süre Hareketsiz Kalmayın

Enerjiniz düşük olduğunda hareket etmek istememeniz çok normaldir.

Ancak ilginç biçimde, hareketsizlik çoğu zaman kendinizi daha enerjik hissetmenizi sağlamaz.

Tam tersine kısa süreli hareketler bile günlük canlılığı destekleyebilir.

Örneğin;

  • 10 dakikalık yürüyüş,

  • Kısa esneme hareketleri,

  • Merdiven kullanmak,

  • Ev içinde hareket etmek,

  • Sevdiğiniz bir müzikle dans etmek

bile günlük rutininize hareket katmanın kolay yollarıdır.

Hareket etmek için mutlaka yoğun spor yapmak gerekmez.

Önemli olan bedeninizi gün boyunca hareketsiz bırakmamaktır.

6. Gün İçinde Küçük Yürüyüş Molaları Verin

Özellikle masa başında çalışan kişiler saatler boyunca aynı pozisyonda kalabilir.

Bu durum yalnızca fiziksel değil, zihinsel yorgunluğu da artırabilir.

Her 60–90 dakikada bir birkaç dakikalık kısa bir yürüyüş yapmak;

zihninizi tazelemenize ve çalışma ritminizi yeniden düzenlemenize yardımcı olabilir.

Öğle yemeğinden sonra yapılan kısa bir yürüyüş de günün geri kalanına daha dinamik devam etmek için güzel bir alışkanlıktır.

7. Stresi Yönetmeyi Öğrenin

Sürekli stres altında olmak günlük enerji kaynaklarımızı ciddi şekilde tüketebilir.

İş yoğunluğu, sorumluluklar, telefon bildirimleri, sosyal medya ve sürekli ulaşılabilir olma hali zihnin dinlenmesini zorlaştırabilir.

Bu nedenle günlük yaşam içerisinde bilinçli olarak sakinleşme alanları yaratmak önemlidir.

Bunun için:

  • Derin nefes egzersizleri,

  • Meditasyon,

  • Doğada yürüyüş,

  • Müzik,

  • Kitap okumak,

  • Dans etmek,

  • Sevdiklerinizle zaman geçirmek

gibi size iyi gelen aktiviteleri rutininize dahil edebilirsiniz.

Stres tamamen ortadan kaldırılamaz.

Ama stresle nasıl ilişki kurduğumuz değiştirilebilir.

8. Kafeini Enerjinin Tek Kaynağı Haline Getirmeyin

Kahve birçok insan için günlük yaşamın keyifli bir parçasıdır.

Ancak yorgun hissettiğiniz her anda kahveye yönelmek gerçek enerji ihtiyacını maskeleyebilir.

Özellikle günün ilerleyen saatlerinde yüksek miktarda kafein tüketmek gece uykusunu etkileyebilir.

Bu da ertesi gün yeniden yorgun uyanmanıza ve tekrar kafeine ihtiyaç duymanıza neden olabilir.

Böylece farkında olmadan bir döngü oluşabilir.

Kahveyi keyifle tüketin ancak uykunun, suyun ve dengeli beslenmenin yerine koymayın.

9. Doğayla Daha Fazla Zaman Geçirin

Şehir hayatı bizi çoğu zaman kapalı alanlara hapseder.

Ev, araba, ofis, alışveriş merkezi…

Günler bazen doğal ışığa ve temiz havaya yeterince çıkmadan geçebilir.

Oysa kısa bir park yürüyüşü, deniz kenarında geçirilen birkaç dakika veya ağaçların arasında yapılan bir yürüyüş bile günlük rutine farklı bir enerji kazandırabilir.

Doğa ile temas aynı zamanda ekrandan ve günlük uyaranlardan uzaklaşmak için de güzel bir fırsattır.

10. Kendinize Keyif Alanları Oluşturun

Enerji yalnızca fiziksel değildir.

Kendinizi iyi hissettiren aktiviteler de günlük yaşam enerjinizi önemli ölçüde etkileyebilir.

Dans etmek, arkadaşlarınızla görüşmek, sevdiğiniz bir hobiyi yapmak veya sadece sessizce kahvenizi içmek…

Bunların hepsi yaşamın küçük ama değerli parçalarıdır.

Kendinize ayırdığınız zamanı “boş zaman” olarak değil, iyi yaşam rutininizin bir parçası olarak değerlendirin.

11. Günlük Rutininizi Sadeleştirin

Bazen yorgunluğun sebebi yaptığımız işlerin çokluğu değil, zihnimizde sürekli taşıdığımız yüzlerce küçük görevdir.

Her şeyi aynı anda yapmaya çalışmak yerine gününüzü önceliklere göre düzenleyebilirsiniz.

Örneğin;

Bugün mutlaka yapılması gereken 3 şey nedir?

Bu basit soru bile zihinsel yükü azaltmanıza yardımcı olabilir.

Enerjinizi birçok küçük işe dağıtmak yerine gerçekten önemli olan konulara yönlendirmek gününüzü daha verimli hale getirebilir.

12. Bedeninizin Verdiği Sinyalleri Dinleyin

Sürekli yorgunluğu normalleştirmek doğru değildir.

Yoğun bir günün ardından yorulmak doğaldır ancak uzun süre devam eden belirgin halsizlik ve enerji düşüklüğü farklı nedenlerden kaynaklanabilir.

Bu nedenle kendinizi gözlemleyin.

Uyku düzeniniz nasıl?

Yeterince su içiyor musunuz?

Düzenli besleniyor musunuz?

Gün içinde hareket ediyor musunuz?

Stres seviyeniz nasıl?

Bedeniniz çoğu zaman ihtiyaçlarını farklı sinyallerle anlatır.

İyi yaşam, bu sinyalleri fark etmekle başlar.

Günlük Enerjinin Formülü: Küçük Alışkanlıkların Gücü

Enerjik bir yaşam için tek bir mucizevi yöntem yoktur.

Asıl farkı yaratan;

uyku + beslenme + su + hareket + stres yönetimi + sosyal yaşam + doğa + kişisel zaman

gibi birçok faktörün birlikte dengelenmesidir.

Bir gecede bütün alışkanlıklarınızı değiştirmek yerine küçük adımlarla başlayabilirsiniz.

Bugün 10 dakika daha fazla yürüyün.

Bir bardak daha fazla su için.

Yarım saat daha erken uyuyun.

Telefonu biraz daha erken bırakın.

Bir öğününüzü daha dengeli hale getirin.

Küçük değişiklikler sürdürülebilir olduğunda, zaman içerisinde güçlü bir yaşam rutinine dönüşebilir.

Bütünsel Wellness Yaklaşımında Mora Terapi

Günümüzde wellness yaklaşımı yalnızca beslenme veya egzersizden oluşmuyor.

Uyku, hareket, stres yönetimi, zihinsel denge ve modern wellness teknolojilerinin birlikte değerlendirilmesi giderek daha bütünsel bir yaşam anlayışı oluşturuyor.

Mora Terapi, bu bütünsel wellness perspektifini modern MORA teknolojisiyle bir araya getiren yaklaşımlardan biridir.

Sağlıklı alışkanlıkların merkezde olduğu bir yaşam düzeninde Mora Terapi, kişisel wellness rutininizi destekleyen tamamlayıcı bir teknoloji yaklaşımı olarak değerlendirilebilir.

Çünkü iyi yaşam tek bir uygulamayla değil;

doğru alışkanlıkların, bilinçli seçimlerin ve bütünsel bir yaklaşımın birlikte sürdürülmesiyle oluşur.

Enerjinizi Bugün Desteklemeye Başlayın

Daha enerjik hissetmek için mükemmel bir gün beklemeyin.

İlk adım çok küçük olabilir.

Daha iyi uyuyun.
Daha fazla hareket edin.
Daha dengeli beslenin.
Su içmeyi unutmayın.
Doğaya çıkın.
Stresinizi yönetin.
Kendinize zaman ayırın.

Ve en önemlisi:

İyi yaşamı geçici bir hedef değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi haline getirin.

Mora Terapi ile bütünsel wellness yaklaşımınızı destekleyin, yaşam enerjinize daha fazla alan açın.


22 Mayıs 2023 Pazartesi

SAĞLIKLI BİR KİLO VE VÜCUT İÇİN DİKKAT ETMENİZ GEREKEN 4 KONU





Sağlıklı kilo, bireyin genel sağlığına zarar vermeden optimal kilo aralığında olması anlamına gelir. Her bireyin sağlıklı kilo aralığı, yaş, cinsiyet, boy, vücut kompozisyonu ve genetik faktörler gibi birçok değişkene  bağlı olarak farklılık gösterebilir. Sağlıklı kilo, sadece kilo değil aynı zamanda vücut yağ yüzdesi, kas kütlesi ve genel fiziksel form da dikkate alınarak değerlendirilir.


Sağlıklı kiloya ulaşmak ve korumak, vücut fonksiyonlarının düzgün çalışmasını sağlar, kalp sağlığını destekler, diyabet, obezite, yüksek tansiyon ve diğer birçok kronik hastalığın riskini azaltır. Ayrıca enerji düzeylerini artırır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve genel yaşam kalitesini iyileştirir.


Sağlıklı bir kiloya ulaşmak için kişiye özgü hedefler belirlemek önemlidir. Bu hedefler, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi ve uyku gibi faktörlerle desteklenmelidir. Aynı zamanda, sağlıklı kilo, kendini kabul etme, beden pozitifliği ve sağlıklı yaşam tarzı seçimleri üzerine odaklanmayı da içerir. Her bireyin sağlıklı kilo hedefi farklı olabilir, bu nedenle bir uzmana danışmak ve kişiselleştirilmiş bir plan oluşturmak önemlidir.



Sağlıklı bir kilo için dikkat etmeniz gereken 4 konu aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Dengeli ve Sağlıklı Beslenme

Sağlıklı bir kiloya ulaşmak veya kilonuzu korumak için dengeli bir beslenme planı takip etmelisiniz. Bu, tüm besin gruplarından yeterli miktarda almayı ve işlenmiş gıdalardan ziyade doğal, besleyici gıdalar tercih etmeyi içerir. Protein, karbonhidrat, sağlıklı yağlar, lif, vitamin ve mineralleri içeren çeşitli besinleri tüketmeye çalışın. Ayrıca porsiyon kontrolüne dikkat etmek, aşırı kalori alımını önlemek için önemlidir.

Düzenli Egzersiz

Sağlıklı bir kilo için egzersiz yapmak önemlidir. Düzenli fiziksel aktivite, kalori yakmanıza, kas kütlenizi artırmanıza ve metabolizmanızı hızlandırmanıza yardımcı olur. Haftada en az 150 dakika orta yoğunluklu aerobik aktivite (yürüyüş, koşu, yüzme vb.) ve haftada iki kez güçlendirme egzersizleri yapmaya çalışın. Egzersiz rutininizi yaşam tarzınıza uygun ve sürdürülebilir bir şekilde oluşturun.

Su Tüketimi

Vücudun su ihtiyacını karşılamak sağlıklı kilo kontrolü için önemlidir. Su, vücut fonksiyonlarının düzgün çalışmasını sağlar, metabolizmayı destekler ve tokluk hissi sağlar. Günlük olarak yeterli miktarda su içmek, açlık hissini azaltır ve enerji düzeyinizi yükseltebilir. Genel olarak, günlük olarak yaklaşık 2-3 litre su içmeye çalışın.


Stres Yönetimi ve İyi Uyku

Stres, kilo kontrolünü olumsuz yönde etkileyebilir. Stres, bazı insanlarda aşırı yemek yeme, duygusal yeme veya enerji seviyelerinin düşmesine neden olabilir. Stresi yönetmek için gevşeme tekniklerini kullanabilir, yoga veya meditasyon gibi stres azaltıcı aktiviteler yapabilirsiniz. Ayrıca iyi bir uyku alışkanlığı da sağlıklı kilo kontrolü için önemlidir. Yeterli ve kaliteli uyku almak, enerji seviyelerinizi dengelemeye ve metabolizmanızı düzenlemeye yardımcı olabilir.


Mora Terapi İle Sağlıklı Kilonuza ve Bedeninize Ulaşın!

Tamamlayıcı tıbbın önde gelen uygulayıcılarından Mora Terapi cihazları; ekmek, makarna, hamur işleri, tatlılar gibi karbonhidrat içeren besinler ile tuz, kahve, çay ve alkol gibi metabolizmaya zarar veren gıdaları yeme isteğinizi ortadan kaldırıyor. Mora Terapi cihazları, vücudun doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleşmesinde yola çıkarak, kişinin metabolizmasındaki rafineri karbonat bağımlılığını bu frekanslar yardımıyla silerek, yeme isteğini ve insülin direncini azaltıyor. Türkiye’de 100’den fazla merkezde uygulanan Mora Terapi yöntemiyle bireyler ilk seansta yemek alışkanlıklarında fark edilir bir değişim yaşadıklarını asıl etkinin ise 2. seansı takip eden günlerde ortaya çıktığını dile getiriyor.


Mora Terapi, kilo almaya yol açan nedenler ile duygu durumu arasında bir bağ olduğunu ve bağ üzerinden geliştirdiği çözüm ile bireylerin hem zayıflamasını hem de duygu durumundaki iyileşmeyi ortaya koyuyor. Bu sebeple bireylerin diyette yaşadığı halsizlik, yorgunluk, depresif hallere yol açmıyor. Mora Terapi duygu durumunun güçlendirilmesine ve bireyin kendisini duygusal olarak çok daha iyi hissetmesini sağlıyor.

21 Kasım 2022 Pazartesi

TÜKENMİŞLİK SENDROMUNA YAKALANMAMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?



Tükenmişlik Sendromu Nedir?

Tükenmişlik sendromu son birkaç yılda duymaya aşina olduğumuz bir duygu durumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tükenmişlik sendromu tıbbi bir tanı olarak kabul edilmediği için, bir hastalık olarak tanımlamak da doğru değildir. Tükenmişlik sendromu için daha doğru olan tanım; uzmanlar tarafından kabul edildiği şekliyle, yoğun şekilde yaşanan stres durumudur diyebiliriz. Tükenmişlik sendromu, tedavi edilmediği sürece önemi artacak olan ve kişiye daha da fazla zarar verecek olan psikolojik bir sorundur. Kişinin hayatını doğrudan olumsuz etkileyen ve giderek yaygınlığı artan tükenmişlik sendromu nedir ve nasıl bir duygu durumudur açıklayalım:

Tükenmişlik sendromu; bireyin kendini mutsuz, yalnız, enerjisiz ve yetersiz hissetmesiyle birlikte hayatından keyif alamaması ve mutsuz olması sonucunu doğuran bir duygu durumudur. Ve tükenmişlik sendromu zaman içerisinde kendiliğinden geçemeyen bir duygu durumu olmadığı için, tedavi edilmezse etkileri artarak devam eder. Bu etkiler kişinin sağlığını doğrudan etkileyen depresyon, kalp hastalığı, diyabet gibi ciddi fiziksel ve psikolojik hastalıklardır.

Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasının baş nedeninin stres, özellikle de iş stresi olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte tükenmişlik sendromu işsiz insanlarda, ev hanımlarında, emeklilerde, öğrencilerde kısacası tüm insanlarda görülebilme olasılığı olan bir duygu durum bozukluğudur. İş hayatının yoğun, zor, stresli olması kişiyi mutsuzluğa sürükleyecek önemli bir etkendir. İş hayatında duyulan mutsuzluk kişinin genel hayatına sirayet etmeyebilirken, kişiyi depresyona sürükleyecek tek bir neden bütün hayatını olumsuz etkileyebilmektedir.

Aynı şekilde hayatının çeşitli dönem ve durumlarında stresten kaçınmayan tüm insanlar, stresini yönetemediğinde ve uzman bir destek almadığında tükenmişlik sendromuna yakalanma ihtimaline sahiptirler.

Depresyon yaşayan birinin tükenmişlik sendromu da yaşama ihtimali yüksek olmakla birlikte, depresyon bir tetikleyici durumunda da olabilmektedir.

Tükenmişlik sendromunun daha çok iş hayatında problem yaşayan ve stresli insanlarda baş gösterebileceğini belirtmiştik. İş/çalışma hayatındaki sorunları biraz daha açacak olursak; mesleki deformasyon, iş yoğunluğu, baskı ortamı ve çeşitli müdahalelere maruz kalabilecek pozisyondaki kişilerde tükenmişlik sendromu görülme olasılığı yüksektir.


Tükenmişlik Sendromunun Belirtileri Nelerdir?

• Tükenmişlik sendromuna yakalanmış bireylerde en çok etkili olan özellik bitkinlik, yorgunluk ve bıkmışlık hissidir.

• Tükenmişlik sendromu yaşayan bireylerin bunalma hissi ile birlikte içine kapanma, kalabalıktan, sosyalleşmekten kaçınma da görülmektedir. Sosyallikten kaçınmakla birlikte, aile üyeleri, arkadaşları ve çevresindeki diğer kişilerle iletişimini koparan bireyler; bu kişilere olan güven duygusunu da kaybetmeye meyilli olabilmektedirler.

• Tükenmişlik sendromuna yakalanan bireylerde sorumluluklarının ve kendisine gelen taleplerin onu daha çok kaçışa sevk etmesi üzerine, bu kişilerde yalnız kalma ve örneğin bir anda tek başına tatile çıkma gibi uzaklaşma çabaları görülmektedir.

• Tükenmişlik sendromuna yakalanan kişilerde, genel olarak mutsuz ve bitkin ruh halinin etkisi ve kaçış yöntemi olarak duygusal yeme, sigara-alkol-madde gibi bağımlılıklara yönelme görülmesi de olasıdır.


Tükenmişlik Sendromuna Yakalanmamak İçin Neler Yapılabilir?

• Öncelikli olarak tükenmişlik sendromu doğrudan strese dayanan bir sorun olduğu için, günlük yaşantımızda stresten olabildiğince uzak kalmak çok faydalı olacaktır. Eğer stres kaçınılmaz ise de bununla ilgili özel bir destek alınması durumunda stresin tükenmişlik sendromuna evrilmesi önlenebilecektir.

• Tükenmişlik sendromu ve daha farklı pek çok psikolojik sorunun başta gelen sebebi strestir. Strese sebep olabilecek birçok durum ve olayla günlük hayatımızda hepimiz karşılaşabilmekteyiz. Olabildiğince bu ortam ve durumlardan kaçınmak ile birlikte, kendimizi ve bizi mutlu eden şeyleri daha iyi tanıyarak hayatımızın içine adapte edebilirsek stresi yönetme ve stres ile başa çıkabilme adına da önemli bir adım atılacaktır.

• Vücudumuzda bir dengenin olması ve fiziksel-ruhsal-zihinsel anlamda sağlıklı olmamız yaşantımıza pek çok olumlu şey katmakla birlikte bizi daha mutu edecektir. Bu doğrultuda da sağlığımızı korumak için elimizden geleni yapmakla sorumluyuz. İlk olarak sağlıklı beslenme sonrasında düzenli bir uyku, bağımlılıklardan uzak bir yaşam, egzersiz ve sportif aktiviteler yapmak bizi önce fiziksel anlamda ve bununla bağlantılı olarak ruhsal ve zihinsel anlamda sorunlardan uzaklaştıracaktır.

Duygu-Durum Bozukluklarında Mora Bach Çiçekleri Terapisi

Kişinin tedaviye isteğinin oluşması ve durumunu kabullenmesi önemli bir adımdır. Bunun için de çevrenin bireyi doğru yönlendirmesi önem taşır. Bireyin duygularının ve endişelerinin var olduğunu doğrulamak önemlidir. Tükenmişlik sendromunun etkilerini hisseden ve bununla ilgili dertlerini anlatan bireye durumun farkındalığından uzak ve olumlayıcı ve sadece güven veren cümleler kullanmak, kişinin durumunu hafife almak doğru olmayacaktır. Bu durum tükenmişlik sendromu yaşayan kişide umutsuzluk ve değersizlik hissi yaratabilmektedir. Bunun yerine kişinin durumunu doğrulayıcı sözcüklerle destek vermek daha doğru olacaktır. Sonuç olarak da tükenmişlik sendromu yaşayan kişi, durumu kavrayarak doğru adımlar atacaktır.

Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, kişinin zihnindeki tüm olumsuz duygu düşüncelerden kurtulmasına yardımcı olur. Bu duygular örneğin; mutsuzluk, ilgi eksikliği, çaresizlik, öfke, stres, nefret vb.dir.

Zihnin ve ruhun sağlıklı olmadığı bir durumda bütünsel sağlık düşünülemez. Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi de tam bu noktada daha sağlıklı, mutlu ve dingin bir zihin ve ruh için çalışır. Ayrıca Mora Terapi seanslarında kişiden olumsuz düşüncelerin uzaklaştırılmasının yanı sıra sağlıklı beslenmeye de yöneltme yapılır. Bu sayede kişi ruhen ve bedenen sağlığına kavuşur ve bütünsel olarak bir denge sağlanmış olur.


25 Mart 2021 Perşembe

Yüksek Antioksidan İçerikli Yiyecekler Nelerdir?

 YÜKSEK ANTİOKSİDAN İÇERİKLİ YİYECEKLER NELERDİR?


Antioksidanlar vücudumuzda üretildikleri gibi, kimi gıdalarda da bulunur. Potansiyel olarak zararlı serbest radikal moleküllerinin neden olduğu hasarlardan vücudumuzu korumaya yardımcı olurlar. Serbest radikaller vücudumuzda fazlaca biriktiğinde DNA ve hücrelerimize zarar veren, oksidatif stres olarak bilinen bir duruma neden olur.


Oksidatif stresin kronik olarak sürmesi ise tüm kronik hastalıkların oluşma riskini arttırır.


Dolayısıyla antioksidan bakımından zengin gıdalarla beslenmek kandaki antioksidan seviyesini arttırmak ve oksidatif stresle savaşmak için birebirDİR.

Yiyeceklerin içerisindeki antioksidan içeriği FRAP tekniği ile ölçülebiliyor. Bu test, gıdalardaki antioksidan içeriğini ve belirli bir serbest radikali ne kadar iyi nötralize edebildiklerini ölçer. 


İşte ölçülmüş ve antioksidan değerleri açısından yüksek ANTİOKSİDAN değerlerİ bulunmuş gıdalardan bazıları;


Bitter Çikolata;

Çikolata sevenler aslında çok şanslı. Ancak bitter çikolata normal sütlü çikolatadan daha fazla kakao, daha fazla antioksidan ve mineral içerir. Hatta bilinen yiyecekler içerisinde en yüksek antioksidan içeriğine sahiptir diyebiliriz.


Dahası kakao ve bitter çikolatadaki antioksidanlar vücutta enflamasyonun ve kalp hastalıkları risklerinin azalması ile de ilişkilendirilmiştir. Düşük kan basıncı ile kakao ve bitter çikolatadan zengin ürünler tüketmek arasında da olumlu bir korelasyon bulunduğunu ispatlayan pek çok çalışmalar mevcuttur. Bir başka çalışmada, bitter çikolatanın kan antioksidan seviyelerini yükselterek iyi HDL kolestrolü desteklediğini, kötü LDL kolestrolün oksitlenmesini önleyerek kalp hastalıkları riskini azaltabileceğini buldu.

Özet olarak diyebiliriz ki; Bitter çikolata, en yüksek antioksidan kaynaklarının başında gelir.


Pekan Cevizi:

Pekan Cevizi Meksika ve Güney Amerika’ya özgü bir kuruyemiş türüdür. Sağlıklı yağlar ve zengin mineraller kaynağıdır. Ayrıca cidden yüksek miktarlarda antioksidan kaynağıdırlar. 

Pekan cevizleri kandaki antioksidan seviyelerinin yükselmesine yardımcı olurlar. Örneğin bir araştırma, günlük kalorilerinin %20’sini pekan cevizi tüketerek elde eden kişilerin antioksidan seviyelerinde önemli ölçüde artışlar buldu. Hatta başka bir çalışmada pekan cevizi tükettikten sonraki 2-8 saat içerisinde okside kan LDL seviyelerinde %26-33 düşüş yaşandığı bulundu. 


Pekan cevizlerinin tek dezavantajı, çok kalorili olmalarıdır. Bu yüzden aşırı tüketimden mutlaka kaçınılmalıdır.


Çilek;

Çilek en popüler, en sevilen meyvelerden bir tanesidir. Harika bir tadı var, C vitamini deposu ve zengin bir antioksidan kaynağıdır. Üstelik çilek ona kırmızı rengini veren antosiyanin denen antioksidanlara sahiptir ki karaciğer ve kalp detoksu için birebirdirler. Kötü kolestrolün düşürülmesi konusunda mükemmellerdir.


Enginar;

Enginar yapraklarının eski toplumlarda sarılık gibi karaciğer rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanıldığı bilinir. Enginar aynı zamanda harika bir diyet lifi, mineral ve antioksidan kaynağıdır.

Klorojenik asit olarak bilinen antioksidan açısından özellikle zengindir. Araştırmalar, klorojenik asidin antioksidan ve antienflamatuar faydalarının bazı kanser, tip2 diyabet ve kalp hastalıkları risklerini azaltabileceğini göstermektedir. 

Enginar haşlandığında antioksidan içeriği 8 kat, buharda pişirildiğinde 15 kat artmaktadır. Ancak enginarı kızartmak antioksidan içeriğini azaltabilir. Pişirme, hazırlama şekli özellikle önemlidir.


Kırmızı Lahana;

Kırmızı lahana etkileyici bir besin profiline sahiptir. C, K ve A vitaminleri bakımından çok zengindir ve yüksek antioksidan içeriği vardır. Normal lahanaya göre 4 kattan fazla antioksidan içeriğine sahiptir. Bunun bir nedeni de kırmızı lahananın antisiyoninler içermesidir.

C vitamini içeriği de çok yüksektir ve biliyorsunuz ki C vitamini vücutta başlı başına bir antioksidan görevi görür. Bağışıklığı güçlü tutmak ve cildi sıkılaştırmak C vitaminin yardımcı olduğu rollerin başında gelir.


Aynı enginar gibi, kırmızı lahanayı hazırlama biçimi de antioksidan içeriğini etkileyebilir. Buharda pişirmek hiç uygun olmaz, antioksidan içeriği %35’lere varan oranda azalabilir. Kaynatmak veya karıştırarak kızartmaksa içeriği arttırır.


Fasulye;

Fasulye en sağlıklı baklagillerdendir. Lif bakımından da inanılmaz zengindir. Aynı zamanda iyi bir bitkisel antioksidan kaynağıdır. 

Barbunya gibi kimi fasulye çeşitleri kaempferol adı verilen belirli bir tip antioksidanı içerirler. Bu antioksidanın vücutta iltihaplanmayı durdurucu, kanser hücrelerinin büyümesini önleyici etkileyici faydaları vardır.


Pancar;

Pancar, bilimsel adı Beta vulgaris olan bir sebzenin kökleridir. Tadı hafif olmakla birlikte harika bir lif, potasyum, demir, folat ve antioksidan kaynağıdır.

Betalainler adı verilen bir antioksidan grubu açısından özellikle zengindirler. Betalainler, kolon ve sindirim sisteminde daha düşük kanser riski ile ilişkilendirilmişlerdir. 

Vücuttaki iltihabı durdurmaya yardımcı olabildiklerine dair araştırmalar vardır.

Örneğin, bir araştırma, pancar özünden yapılan betalain kapsüllerinin alınmasının osteoartrit ağrısı ve iltihaplanmayı önemli ölçüde azalttığını bulmuştur. 


Ispanak;

Ispanak besleyici değeri en yüksek sebzelerden biridir. Vitamin, mineral ve antioksidan yüküdür ve kalorisi çok düşüktür.  

Ayrıca gözleri UV ve diğer zararlı dalga boylarındaki ışıklardan koruyan lutein ve zeaksantin kaynağıdır. Lutein ve zeaksantin birer antioksidandır ve serbest radikallerin zamanla neden olabileceği göz hasarıyla mücadeleye çok yardımcı olurlar.


Özet olarak antioksidanlar vücudumuzun doğal ürettiği bileşiklerdir ancak gıdalardan da alınabilirler. Bunlar vücudumuzu oksidatif stresle biriken serbest radikallere karşı korurlar. Ne yazık ki oksidatif stres kronik hastalıkların vücutta oluşma riskini tetiklerler. 


Neyse ki antioksidan gıdalarla beslenerek bu riski en minimuma indirme şansımız her zaman var. Bu şansı kullandığınız, doğru beslendiğiniz, sağlık dolu günler diliyoruz. 


Kaynakça:

 Nutr 2010 Jan 22;9:3. doi: 10.1186/1475-2891-9-3. The total antioxidant content of more than 3100 foods, beverages, spices, herbs and supplements used worldwide

Monica H Carlsen 1, Bente L Halvorsen, Kari Holte, Siv K Bøhn, Steinar Dragland, Laura Sampson, Carol Willey, Haruki Senoo, Yuko Umezono, Chiho Sanada, Ingrid Barikmo, Nega Berhe, Walter C Willett, Katherine M Phillips, David R Jacobs Jr, Rune Blomhoff


www.nutritionaldata.self.com

2004 Oct;59(5):479-84. doi: 10.2143/AC.59.5.2005219.Oxidized LDL and coronary heart disease Paul Holvoet 1

www.healthline.com Ryan Raman MS;  March 2018


10 Eylül 2019 Salı

STRESİ AZALTMANIN (VE BÖYLELİKLE TANSİYON, FELÇ, KALP KRİZİ VE DEMANS’I ÖNLEMENİN) 8 YOLU;


Önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olan stres göz ardı edilmemesi gereken bir konu.

Özellikle stres problemi yaşıyorsanız ve kendinizi sık sık gergin hissediyorsanız aşağıdaki 8 yolu mutlaka deneyin.

1   1-      Yeterince ve kaliteli uyumaya özen gösterin. Yetersiz ve kalitesi düşük bir uyku, ruh halinizi, enerjinizi, zihinsel uyanıklığınızı ve bunlarla birlikte genel olarak fiziksel beden sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir.
2   2-      Gevşeme tekniklerini mutlaka öğrenin. Meditasyon, kas gevşetme, nefes egzersizleri, yoga, masaj stresin bir numaralı düşmanlarıdır.
3   3-      Sosyal ağınızı güçlendirin. Bir eğitim grubu veya sivil toplum örgütlerine katılarak diğerleriyle bağlantı kurmayı ve iş birliği yaparak birlikte olmayı deneyimleyin.
4   4-      Zaman yönetimi becerilerinizi geliştirin. İş ve aile taleplerini ne kadar dengeli ve iyi bir şekilde  koordine ederseniz o kadar stres seviyeniz düşük olur.








1   5-      Stres yaratan anlaşmazlık veya çatışma durumlarının büyümesine izin vermeyin. Çatışmaları nasıl yöneteceğiniz konusunda eğitimlere katılın, çatışma yönetimi becerilerinizi geliştirin.
2   6-      Kendinizle ilgilenin. Masaj yaptırın, en sevdiğiniz müziği dinleyeceğiniz veya en sevdiğiniz şeyleri yapacağınız (okumak, yürüyüşe çıkmak vs gibi) kendinize özel zamanlarınız olsun. Kendinizi şımartın. Deneyimleri gerçekten an be an yaşayın. Anı daha bilinçli yaşamak için her lokmanın tadına varacak şekilde yavaş yemek yiyin, doğanın sesine kulak verin, güzel bir manzara seyredin ve bunları yaparken de sadece yaptığınız şeye odaklanın. Düşüncelerinizin sizi alıp başka yerlere götürmesine izin vermeyin.
3   7-      En önemlisi mutlaka yardım isteyin. Ailenizden, arkadaşlarınızdan, komşularınızdan yardım istemekten çekinmeyin. Yardım isteyebilen kişiler aynı zamanda kendileri de yardım edebilen kişilerdir unutmayın.
4   8-      Ve son olarak da stres ve anksiyete durumunuz gerçekten baş edemeyeceğiniz kadar fazlalaştıysa mutlaka profesyonel yardım almayı, doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin. Mora Terapi Bach Çiçekleri homeopatik ilaç terapi’sinin stres için hazırlanmış özel kürlerini uzman terapistiniz veya doktorunuz eşliğinde deneyin.

Stresinizi kolayca yönetebileceğiniz, mutluluk ve sağlık dolu günler diliyoruz.





24 Ekim 2018 Çarşamba

DÜŞMANIMIZ KRONİK STRES


Gün içerisinde işte, evde, okulda yaşadığımız olaylar, sınavlar, yetişmesi gereken projeler, geçim sıkıntısı, eve giderken maruz kaldığımız trafik hatta akşam evde izlediğimiz haberler bile vücutta stres yaratmaktadır. Peki nedir bu stres? Vücutta nelere sebep olabilir? Neden tehlikelidir?


Stres vücutta ve zihinde, içsel ya da dışsal bir uyarana karşı verilen tepkilerin genel adıdır. Stres kavramı; tamamen negatif olarak da algılanmaması gereken bir kavramdır. Canlının yaşamı için gerçekten tehdit oluşturan durumlarda, stres sayesinde aksiyon ve tedbir alınabilir. Ancak aynı şeyi uzun vade için belirtmek mümkün değildir. Kronikleşen stres durumu vücutta birçok dengesizliklere ve önlem alınmazsa problemlere yol açabilmektedir.


Vücut stresli durumlarda belirli hormonlar salgılar. Bunların başında da kortizol gelir. Kritik anlarda kana karışan kortizol sadece kişinin kendisini koruyabilmesi veya kaçabilmesi için gerekli enerjiyi sağlayabilmek adına kan şekerini artırır ve üreme sistemimizden bağışıklık sistemimize kadar diğer bütün sistemleri bir süreliğine baskılar. Kortizol salınımı tehlike geçince normale dönmektedir. Hayatımızı kurtaran bu hormon, stres kronik hale geldikten sonra olumsuz etkilerini göstermeye başlar.

Stres kronikleştiğinde vücut hep alarm durumunda kalmaktadır. Kandaki kortizol değerleri sürekli yüksek seyretmektedir. Sonuç olarak anksiyete, bağışıklık sisteminin etkin bir şekilde çalışamaması, yüksek tansiyon, sindirim problemleri, kısırlık, obezite, kalp krizi, uyku, hafıza ve konsantrasyon sorunları meydana gelebilmektedir.

Yapılan araştırmalar stres hormonlarının bel çevresinde daha çok yağ depolanmasına sebep olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda aşırı kilo ve riskli yağlanmaya bağlı olarak kalp krizi gelişme olasılığını da artırmaktadır. Stres hormonları kalp atışlarını hızlandırarak, damarların daralmasına sebep olarak tansiyonun yükseltmektedir. Stres kronikleştiğinde kalbe binen yük artar ve kalp- damar hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlanmış olur.

Sürekli hale gelen stres durumu sindirim sistemi üzerinde de olumsuz etki yaratmaktadır. Mide ülseri, reflü, hazımsızlık, kabızlık, ishal, spastik kolon, şişkinlik, gaz şikâyetleri bunlardan bazılarıdır.

Stres hormonlarının kanda sürekli yüksek seyretmesi sonucu bağışıklık sistemi aktiviteleri de bozulmaktadır. Bunun sonucunda vücut enflamasyona elverişli hale gelmektedir. Bu da stresli kişilerin daha kolay hastalanarak, daha zor iyileşmelerine sebep olmaktadır. Bağışıklık sisteminin düzgün çalışmaması nezleden kansere kadar tüm hastalıkların oluşmasını etkilemektedir. Bununla birlikte yapılan çalışmalar kanser hastalarında oluşan kronik stresin, metastaz olasılığını ve yayılma hızını arttığını göstermektedir.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki stres hormonları yüksek olan kişiler, hamile kalmakta zorlanmaktadır. Aynı zamanda herhangi bir fiziksel problem olmamasına rağmen, çiftin aşırı çocuk istemesi de stres yaratabilir ve bu nedenle hamilelik gerçekleşmeyebilir. Bununla birlikte adet düzensizlikleri ve adetten erken kesilme de stresli kişilerde sıkça karşılaşılmaktadır.

Kandaki kortizol seviyelerinin kemik yoğunluğunu da azalttığı, bu sebeple kemik erimesine sebebiyet verebileceğini gösteren çalışmalar da mevcuttur. Kronik stresin, beyin üzerine etkilerinden bahsedersek, hafızaya zarar verdiğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Hafıza problemleri sonrasında demans, alzehimer ve konsantrasyon bozuklukları gibi ciddi problemlere sebebiyet verebilmektedir.

Stresli durumda baş ağrıları sıkça görülmektedir. Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının çoğunluk nedeni strestir. Aynı zamanda depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk gibi hastalıklar, gergin kişilerde daha sık görülmektedir.

Peki günlük hayatımızdan stresi çıkaramıyorsak, nasıl baş edebiliriz? Kendinize iyi gelen, sizi günlük hayatın stresinden uzaklaştırabilecek uğraşlar bulmak en önemli yöntemlerdendir. Özellikle düzenli egzersizin stres hormonlarını azalttığı bilinmektedir.

Uyku düzeninize de dikkat etmelisiniz. Düzenli ve yeterli uyku, kortizol seviyelerinizi dengede tutmanıza yardımcı olacaktır.

Sağlıklı beslenme de stresle savaşta en önemli etkenlerden biridir. Karbonhidrat ve basit şekerlerden zengin diyetler kan şekerinizde ani oynamalara sebep olacağından kronik stres için kesinlikle doğru bir tercih olmayacaktır. Bunların yerine protein, sağlıklı yağlar, sebzeler sizi hem tok tutacak hem de kan şekerinizi dengeleyecektir. Aynı zamanda C vitamini tüketimi de stresi kontrol altına almanıza yardımcı olabilmektedir. Araştırmalar gösteriyor ki, C vitamini stres ve stres kaynaklı kalp krizi, yüksek tansiyon gibi sağlık problemlerine karşı koruyucu etki göstermektedir. C vitamini vücutta stresle savaşırken aynı zamanda bağışıklık sisteminizi de güçlendirecektir. Aynı zamanda omg-3 ‘ün de vücutta stresle savaştığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır.

Kronik stresin birçok sindirim sistemi rahatsızlığına sebep olabileceği ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileyeceğinden bahsettik. Buna karşı bağırsak floramızı desteklemek en önemli önlemlerden biri olacaktır. Probiyotik bakteriler bağışıklık sisteminizi destekleyerek artan kortizol seviyelerinizi aşağı çekmenize yardımcı olacaktır.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan stres terapilerinde daha çok renk terapileri ve kişiye özgü Bach çiçeklerinden oluşturulmuş terapiler kullanılmaktadır. Kronik stres vücutta önemli sorunlara neden olabiliyor, bütünsel sağlığımız açısından stresle başa çıkma tedavi ve yöntemlerini mutlaka dikkate almalıyız. 



28 Temmuz 2016 Perşembe

Strese karşı acil yardım kürü: Bach Çiçekleri

Tartışmasız stres, modern yaşamın en önemli hastalıklarından biri. Aslında hormon salgılama durumu olan stres, vücudun dengesine bozarak uyumlu çalışmasına engel oluyor. Vücudun normalden daha fazla enerjiye ihtiyaç duymasını sağlayan stres, canlılarının hayatının ya da güvenliğinin tehdit altında olduğunu hissettiği anlarda salgıladığı bir hormonlardan ibaret.

İş tresi, sınav stresi, trafik ve günlük kaygılar gibi nedenlerle gibi sonsuza kadar devam ettirebileceğimiz liste, insanın kendisini devamlı olarak tehdit altında ve güvensiz hissetmesine sebep oluyor. Bu sebeple vücudumuzu sürekli kriz durumundaymış gibi çalıştırdığımız için uzun vadede bu durum bedenimize ve ruhumuza ciddi zararlar veriyor. Sindirim sisteminden, kalp damar hastalıklarına, kas problemlerinden cilt hastalıklarına kadar pek çok sağlık sorununa neden olan stresten kurtulmanın doğal ve etkili yolu olarak Mora Terapi yardımınıza yetişiyor.

Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı araştırmaların gelişmesi üzerine ortaya çıkan Bach Çiçekleri Terapisi tüm dünyada psikolojik sorunlar için kullanılan homeopatik (benzeri benzer ile iyileştirme) bir kürdür. 38 farklı çiçek kürünün tanımlanmış 38 duygu durumu için kullanılan Bach Çiçekleri Terapisi; korku, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, umutsuzluk, çaresizlik hissi, gibi duygu ve düşünceleri gidermek için de kullanılıyor.

Dehşet, büyük korku, panik atak ve histeri hali için Rock Rose (Kaya Gülü) kürü. Endişe, sebepsiz korkular ve açıklanamayan huzursuzluk hissi için Aspen (Tirek Kavak) kürü. Umutsuz, çaresiz ve kötümserlik için Gorse (Karaçalı) kürü. İsteksizlik ve motivasyonsuzluk hali için Hornbeam (Gürgen) kürü. Zihinsel ve fiziksel yorgunluk, bitkin tükenmişlik hali için ise Olive (Zeytin) kürü olan Mora Bach Çiçekleri Terapisi stres ve benzeri duygu durumları için İlk Yardım Kürünü hastalarına sunuyor. Sıklıkla kullanılan Bach Çiçekleri kombinasyonu olan İlk Yardım Kürü, Bach Çiçekleri tedavisinde kullanılan 38 kürden 5’ini içeriyor. Dr. Bach tarafından bir çeşit acil durum karışımı olarak bir araya getirilen İlk Yardım Kürü, çok yönlü kriz kürü olarak da biliniyor.

Klasik tıp ile yarış halinde olmayan, aksine klasik tıbbın yöntemlerini kabul eden Bach Çiçekleri Terapisi İlk Yardım kürü; panik, şok, korku ve panik atak durumları gibi tüm acil durumlar için kullanılabilir. Avrupa’da hem sıvı hem krem şeklinde sunulan İlk Yardım Kürü, oral yolla (sıvı) alınabileceği gibi böcek ısırıkları, burkulma veya ezilme durumlarında haricen vücuda sürülmesi şeklinde de uygulanabiliyor.









20 Mart 2016 Pazar

Strese mahkum olmaktan Mora Bach Çiçekleri Terapisi ile kurtulun

Günümüzde yaşayan sosyal ve kültürel değişimler stresi günlük hayatın büyükçe bir parçası haline getirmiştir. Tüm dünyada artan kentleşme oranına bağlı olarak kronik streste ve strese bağlı oluşan hastalıklarda belirgin bir artış göze çarpıyor. Trafikte geçirilen zaman, gürültü kirliliği, toplum ve şehir yapısının değişmesi, stresten arınabileceğimiz park bahçe gibi noktaların azlığı bizi stresle yaşamaya mahkum ediyor.

Sigara, alkol, alerji, diyabet ve ödem sorunları gibi farklı başlıklarda başarısı birçok kez kanıtlanmış Mora Terapi cihazlarıyla yapılan terapiler bağımlılıklar ve birçok hastalıkta kullanılabileceği gibi duygu-durum problemleri yaşayan kişilerde de kullanılabiliyor. Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı araştırmaların gelişmesi üzerine ortaya çıkan Bach Çiçekleri Terapisi tüm dünyada psikolojik sorunlar için kullanılan homeopatik (benzeri benzer ile iyileştirme) bir kür. Bach Çiçekleri Terapisi; korku, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, umutsuzluk, çaresizlik hissi gibi 38 farklı duygu durumu için 38 farklı çiçek özünden oluşturulan kürlerle tedavi ediyor. Mora Terapinin stres tedavisinden kullanılan yöntemi Bach Çiçekleri Terapisi, vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyalleri filtreliyor ve vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengeliyor.

Bach Çiçeği tedavisi aşamaları ise şu şekilde gelişiyor: Tedavi için samimi duyguları ile istenilen formu dolduran kişiye doktorla ile karşılıklı görüşmesinden sonra hangi Bach Çiçeği programının kendisi için en uygun olduğu bilgisi aktarılıyor. Mora cihazının elektrodları stresten kurtulma seansına uygun olacak şekilde kişinin vücuduna bağlanarak filtreleme ve düzeltme terapileri başlatılıyor. Herhangi bir acı, yanma vs hissedilmeyen bu işlemlerden sonra Bach Çiçekleri uygulamasına geçiliyor. Seçilen Bach çiçek programları Mora cihazı üzerinde kullanıma hazır hale getirilir ve 8 dakika içinde seçilmiş olan çiçeklerin frekansları, terapi yapılan kişiye aktarılıyor.

Bach Çiçekleri Terapisi, kişinin günlük yaşamında hissettiği stresi ve kaygıları azaltmak, ani öfke nöbetlerini gidermek, sabırsızlık, kararsızlık, takıntılı olmak gibi çok farklı duygu durum bozukluklarını gidermek için kullanılır. Bu programların bir veya birkaçı bir arada kullanılarak, kişinin duygu durum bozuklukları çözüme kavuşturulur. Ayrıca Mora cihazlarıyla yapılan Renk Terapileri Bach Çiçekleri Terapi programı sonucun etkinliğini arttırmaktadır.