depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2022 Pazartesi

MEDİTASYON ÇEŞİTLERİ NELERDİR?



   MEDİTASYON NEDİR VE NASIL YAPILIR?

 Meditasyon Latince ´derin düşünme´ anlamına gelen bir kelimedir ve kişinin zihinsel rahatlama ve arınma amacıyla yaptığı bir eylemdir.

Meditasyon; kişinin iç huzurunu yakalamasının yanında zihinsel sağlıkla beraber ruh ve beden sağlığını da olumlu etkilemektedir. İç huzura erişilmeyle birlikte çevre ile ilişkide yaşanan sorunlar da çözümlenebilmektedir.

Meditasyonun kişiye pek çok faydası olmakla beraber bazı hastalıkların tedavisine de yardımcı olduğu bilinmektedir.

Meditasyonun faydalarından ise şöyle bahsedebiliriz:

• Meditasyon hafızayı güçlendirir ve dinlendirir.

• Stres yönetimini sağlar ve stresi azaltır.

• Depresyon ve anksiyeteye iyi gelir.

• Odaklanma yeteneğini arttırır.

• Yorgunluğu giderir.

• Sosyal ilişkileri güçlendirir.

Zamanınıza ve durumunuza göre yapabileceğiniz farklı meditasyon çeşitleri vardır. 

MEDİTASYON ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

 ZEN MEDİTASYONU

Ruhu besleyen ve dinginleştiren, kişiye rahatlama sunan bir meditasyon türü olan zen meditasyonu için gereken en önemli şey temiz ve kişinin kendini rahat hissettiği bir ortamdır. Zen meditasyonu esnasında zihinden kötü ve karmaşık düşünceler uzaklaştırmak amaçlanır ve tamamen buna odaklanılır. Bu odaklanmayı desteklemek için derin nefesler almak önemlidir. Meditasyon esnasında gözler açık ya da kapalı olabilir.


 FARKINDALIK MEDİTASYONU

Farkındalık meditasyonunda ruh-beden-zihin dengesinin sağlanması önemlidir. Tüm meditasyon çeşitlerinde olduğu gibi uygun ve rahat hissedilen enerji olarak olumlu olan bir ortam olması önemlidir. Kötü enerjiyi kovmak için tütsü yakmak faydalı olacaktır. Rahat bir pozisyonda oturularak, herhangi bir yere veya nesneye odaklanmamaya çalışılarak, gözler açık haldeyken farkındalık meditasyonu uygulanabilir.


 TRANSANDANTAL MEDİTASYON 

Diğer türlerden farklı olarak transandantal meditasyonda temel amaç derin düşünmedir. Bu düşünme ile birlikte vücudumuzun bize verdiği sinyaller olan hastalıkların temel nedeni çözümlenebilmektedir. Zihinsel rahatlama ve farkındalığın yanında fiziksel bir rahatlama da sunan transandantal meditasyonda rahat bir ortamın yanında odaklanılacak bir ses yada kelime de gereklidir. Gözler kapalıyken zihindeki her türlü olumsuz düşünceyi uzaklaştırmak adına seçilen kelime veya ses tekrar edilir. Bu şekilde zihinsel bir arınma gerçekleşmiş olur.


 ŞEFKAT MEDİTASYONU

Zihinsel bir farkındalığın yaşandığı şefkat meditasyonunda amaç kişinin kendini her yönüyle sevmesi ve kabullenmesidir. Şefkat meditasyonunda bilinçaltındaki kötü düşünceler uzaklaştırılır ve tamamen sevgiye yoğunlaşılır. Bu meditasyon için kişinin kendini sevmesi, eğer zorlanıyorsa meditasyon yoluyla da sevmeye çalışması gerekir. Meditasyonun amacı şefkat hissini uyandırmak ve acıma duygusunu yok edip empati yapabilmek olduğundan bu doğrultuda meditasyon esnasında sırasıyla kendinizi, sevdiğiniz ve saygı duyduğunuz birisini, derinden sevdiğiniz birisini, nötr hisleriniz olan birisini ve düşmanlık hissettiğiniz birisini düşünmeye odaklanmalısınız. Ve öncelikle kendinizden başlayarak düşündüğünüz her kişi için içinizdeki şefkat hissini uyandırmaya çalışmalısınız. Şefkat meditasyonu sayesinde zihinsel rahatlama ve kişisel saygı ve sevginin artmasıyla beraber bakış açısı ve sosyal ilişkilerde de olumlu değişimler gözlenecektir.


 SPİRİTÜEL MEDİTASYON

Diğer meditasyon türlerinde olduğu gibi spiritüel meditasyonda da kişinin kendini iyi tanıması ve sevmesi, kendini ve hayatı kabullenmesi gerekir. Spiritüel meditasyonda, rahat bir pozisyondayken kişinin kendine iyi gelen bir düşünceye odaklanması, tüm düşüncelerini kabullenmesi gerekir. Nefes egzersizleri ile de desteklenen bu meditasyon da kişinin içindeki şefkati, sevgiyi, merhameti açığa çıkarmaya yardımcı olacaktır.


26 Kasım 2019 Salı

EGZERSİZ YAPMAK BEYNİNİZİ NASIL ETKİLER?


Dikkatinizin gelişmesine Yardımcı olur:

20 dakikayı geçkin yüksek tempolu bir yürüyüş veya koşu sonrası beyin aktiviteleri fotoğrafınız çekilseydi gördüklerinize inanamazdınız. Beyninizin tüm bölümleri canlanmış ve çalışır vaziyette olduğunu görecektiniz. Fazla serbest bir gezi yürüyüşü veya gezme amaçlı yapılan bisiklete binme aynı etkiyi vermez ama sıkı bir şekilde yaptığınız her yarım saate yakın egzersiz beyninizin tüm bölümlerinin canlanmasını sağlar.

Hafızanızın güçlü kalmasına yardımcı olur:

Yürüyüş, özellikle tempolu yürüyüş, aerobik veya bahçecilik gibi hafif egzersizler beyninizin hipokampüsünün ( ki hafıza ve öğrenme ile ilgili bölümüdür) büyümesine yardımcı olabilir. Ayrıca yaş ilerledikçe hipokampüsün küçülmesini de yavaşlatarak hafıza kaybı gibi sorunlara da engel olur. Bu konuda yapılan kimi çalışmalar çok ilginç. Eğer yaptığınız aktiviteyi severseniz hipokampüsün daha çok büyüyeceğini söylüyorlar. Bu demektir ki yapmaktan çok hoşlanacağınız bir egzersiz bulun ve onu yapmaya devam edin.

Depresyon ve kaygının azalmasına yardımcı olur:

Aerobik vb egzersizler, depresyon ve anksiyete konusunda o kadar olumlu sonuçlar doğuruyor ki, doktorunuz bile size bunu önerebilir. Bunun nedeninin, egzersizin beyin hücrelerindeki hasar ve bozulmaları yavaşlatması olarak düşünülüyor. Tam şekilde sonuç alabilmek için düzenli ve sürekli egzersiz yapmak önemli.

Zihninizi daha esnek olarak kullanmanıza yardımcı olur:

Yeni şeyler öğrenirken ve deneyimlerken beyninizin değişebilme ve esneyebilme yeteneğine “nöroplastisite” denir. Genç beyinler bu konuda yaşlılara oranla çok daha iyidir. Kişiden kişiye çok değişkenlik gösterebilen bir durumdur ve aynı yaştakiler bile farklı kapasitelere sahip olabilir. Bilim insanları her türlü egzersizin daha esnek ve kolay öğrenebilen beyinler konusunda çok yardımcı olduğu konusunda hemfikirler.






Demansı önlemek konusunda yardımcı olur:

Egzersiz yapmayanların yapanlara göre demans, alzaymır hastalıklarına yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu sonuç aslında egzersizin obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve depresyon gibi hastalıkların önüne geçmesi nedeniyle diye yorumlanabilir. Aslında doğru bir yaklaşım; bu hastalıklardan korunarak demans ve alzaymır hastalıklarına da yakalanma riski azalmış oluyor. Ancak bunun yanı sıra egzersizin beynin beyaz ve gri maddelerini fazlalaştırdığını ve dolayısıyla bu konuda direkt bir etkisinin de olduğunu söylemeliyiz.

Kan akışına yardımcı olur:

Egzersiz kanın beyninize ulaşmasına yardımcı olur. Bunun nedeni kalbinizi ve kanı beyninize taşıyan büyük damarlardan, beyninizdeki küçük mikro kanallara kadar egzersizin tüm kan damarlarınızı güçlendirmesidir.
Güçlü kan damarları ve oluşturdukları kan akışı demansla ilgili plakların birikimlerini önlerler. Bilim insanları ayrıca güçlü kan akışının beyni güçlendirerek mental zayıflamanın önüne geçtiğini de vurguluyorlar.

Bilişsel yeteneklerinizi geliştirir:

Araştırmalar, egzersizin bilgileri yorumlama, değerlendirme, düzenleme ve dolayısıyla ona uygun şekilde davranma yeteneğini geliştirdiğini de gösteriyor. Uzun vadede egzersiz beyindeki beyaz madde yapısını değiştirerek beyin hücrelerinin bağlanmalarına yardımcı oluyor.

Kaliteli bir uyku uyumanıza yardımcı olur:

Egzersiz ruh halinizi dengede tutmaya, yatağa daha az stresle girmeye, sağlıklı bir uyku, uyanıklık döngüsünde yaşamanıza yardımcı olur. Daha fazla egzersiz yapan insanlar daha çok rem uykusu  (beyninizi ve vücudunuzu canlandırmaya yardımcı olan derin uyku) alma eğilimindedirler.

Peki ne kadar süre egzersiz yapmak fark yaratır?

Standart öneriler haftanın belirli günlerinde 30 dakikalık ılımlı bir egzersizle başlamanın uygun olacağı yönünde. Kimileri haftalık 150 dk minimum diyor, kimileri her seferinde yapılan egzersizin min 45-60 dk olmasının gerekliliğinden bahsediyor. Günlük min 45 dak, haftanın 3-4 günü yapılan bir egzersiz programıyla başlamak en uygun olanı gibi görünmekte.



Aktif, sağlıklı, mutlu günler dileklerimizle,





17 Ekim 2018 Çarşamba

OBEZİTE VE DEPRESYON DÖNGÜSÜ


Depresyon da obezite de dünya çapında sıklıkla karşılaşılan ve her geçen gün yaygınlaşan sağlık problemlerindendir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, depresyonun obezite ya da obezitenin depresyon riskini artırdığı gibi farklı sonuçlar bildirilmesine karşın, çoğunlukla depresyon ve obezite arasında karşılıklı bir etkileşim olduğu gösterilmiştir.



Obezite; tip 2 diyabet, hiperkolesterolemi, osteoartrit gibi kronikleşebilen hastalıklara zemin hazırlar; hayat kalitesini düşürür, ayrıca ciddi sağlık problemlerine sebep olabileceğinden ölüm oranını arttırmaktadır. Yapılan son çalışmalarda; obezite ile birlikte major depresyon, bipolar bozukluk, panik bozukluk gibi psikiyatrik hastalıkların da yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Bununla birlikte depresyonun da obeziteye sebep olabileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır.

Bu konuda yapılmış bir araştırmanın sonuçlarına göre; aşırı obez bireylerde depresyon görülme riski artarak; depresyon daha ağır geçirilmektedir. Yetişkinlerde önce obezite arkasından depresyon gelişirken, çocuklarda ise önce depresyon ardından obezite geliştiği bildirilmektedir. Özellikle obez kadınlarda depresyon görülme sıklığında obez erkeklere oranla ciddi bir artış gözlemlenmektedir.

Obezite ve depresyon arasındaki ilişkinin tek bir nedeni olmadığı, çok faktörlü bir yapıya sahip olduğu düşünülmektedir. Obez bireylerde en sık görülen sorunlar, kendine güvende azalma, çekingenlik, sosyal yaşamdan soyutlanma, işsizlik, evlilikle ilgili problemler, sıkıntı ve depresyondur. Bunlarla birlikte artan motivasyon kaybı fiziksel aktivitede azalmaya ve sonuç olarak obezite probleminde büyümeye yol açmakta, bir kısır döngü yaratmaktadır.

İnsanda ruhsal durum ve yeme davranışı arasında bir etkileşim olduğu bilinmektedir. Ruhsal durumla yemek seçimi, yeme miktarı ve yeme sıklığı arasında bir ilişki mevcuttur. İnsanda yeme davranışının anksiyete, neşe, üzüntü, öfke, depresyon gibi farklı duygulara göre değiştiği kabul edilmektedir. Yapılan çalışmalarda sıkıntı, depresyon, yorgunluk sırasında yeme miktarında artma olduğunu bildirilmektedir. Öfke, depresyon, sıkıntı, anksiyete ve yalnızlık gibi negatif duygular, yeme bozuklukları ve yanlış besin tercihleri olarak kişiye geri dönmektedir.

Depresyon ve obezite arasındaki ilişki konusunda yürütülen araştırmalarda, leptin hormonunun salgılanmasında meydana gelebilecek düzensizliklerin de bu ilişkiyi etkileyebileceği savunulmaktadır. Vücutta tokluk hissi sağlayan leptinin antidepresan benzeri bir etkisinin de bulunduğu, düşük düzeydeki leptinin ise depresif davranışlarla ilişkili olabileceği belirtilmiştir.

Bağırsaktaki faydalı bakterilerin, duygu durum üzerinde de etkili olduğunu gösteren çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Probiyotiklerin, bağışıklık sisteminden metabolizmaya kadar birçok yaşamsal faaliyeti etkilerken aynı zamanda beyindeki mutluluk, endişe gibi duyguları kontrol eden merkezine de sinyaller yolladığı savunulmaktadır. Aynı zamanda mutluluk hormonu dediğimiz seratonin salgısının %95’i bağırsaklardaki yararlı bakteriler tarafından üretilmektedir.

Probiyotiklerle ilgili yapılan bir araştırmada, depresyondan obeziteye birçok sağlık probleminin bağırsaklar ve bağışıklık sistemi arasındaki iletişim problemi ile ilgili olduğu belirtilmektedir. Kilo probleminizin, depresif hissetmenizin sebebi bağırsaklarınıza gereken önemi göstermemeniz olabilir. Mora Terapi yöntemi ile yapılan hemen hemen her tedavide bağırsak sağlığı ön planda tutularak, kişinin bütünsel sağlığı amaçlanırken iyileştirmeye bağırsaklardan başlanır. Kilo verme terapilerinde mutlaka probiyotik takviyeler önerilir ve kişinin duygu durumunu desteklemek üzere tedavilerde mutlaka Bach Çiçekleri ve Renk Terapilerine yer verilir. 

10 Mart 2015 Salı

Ruhsal Sorunlar ve Cildimiz

Cildimiz, psikolojik problemlerin aynası olabiliyor. Kendisini ifade edemeyen, sevincini, üzüntüsünü, sıkıntısını içine atanlar, zamanla depresyon, takıntı, kaygı bozukluğu gibi durumlar beden kimyasının bozulma durumuyla karşı karşıya kalabiliyor.
Deri hastalıkları yaygın görülen hastalıklardandır. Deri hastalıklarının en sık görülen türleri atopikdermatit, egzema,sivilce,akne, vitiligo gibi sorunlardır.Ciltte meydana gelen bu tarz cilt sorunları kişinin psikolojik sorunlarının da belirtisi olabiliyor.Özellikle sivilce ve yaraları yolma, psikoloji kaynaklı bir deri hastalığıdır.
Modern çağın problemi olarak görülen stres ve depresyondaki artışa bağlı olarak cilt sorunları da artış göstermiştir.İnsanın en büyük organı olan deri,aynı zamanda iletişim organıdır ve buna bağlı olarak çevreyle olan ilişkileri de düzenler.Yüzümüzün solması, terlemesi,kızarması, tüylerimizin ürpermesi, anlık ruhsal değişikliklerimizin deri yoluyla çevremizdeki insanlara dışa vurum olarak gösterir. Bu yüzden derimize zarar verecek davranışlardan uzak durmalıyız.
Ruhsal sorunlar, bazı deri hastalıklarının belirtilerinin ortaya çıkmasında etken olabilmektedir. Ayrıca cilt hastalıklarının kişilerde psikiyatrik bozukluklara yol açabileceği de bir gerçektir. Özellikle sedef, egzama, vitiligo (ala hastalığı) ve sivilce gibi görünür alanlardaki hastalıklar bireyin sosyal yaşamını büyük ölçüde olumsuz yönde etkilemektedir.
Ergenlik döneminde görülen sivilceler bile gençleri içinden çıkılmaz ruhsal problemlere itebilir.Ruhsal sorunlar yaşayan kişiler gerginliklerini azaltmak için ciltlerine zarar verebiliyorlar.Bu oldukça zararlı bir durumdur.
İnsanların stresli durumlarda en kolay erişebileceği organı deri olduğu için saç ve deri koparma, dudak ısırma ya da tırnak yeme alışkanlığı en sık gördüğümüz belirtiler arasındadır. Birçok kişi küçük kaşıntıyla başlayıp, daha sonra derin oluklar oluşturuncaya kadar abartılı bir şekilde kaşımayı sürdürür.
Kaşıntı yapan sistemik hastalıların listesi ile depresyon ile ilişkili hastalıkların listesi birbirine çok benzer. Mevcut olan ruhsal sorunlar tedavi edilmedikçe cilt problemleri de aynı oranda hız gösterir.Ya da kişide bulunan cilt sorunu tedavi edilmedikçe ruhsal sorunları da artmaya devam eder.
http://www.milliyet.com.tr/derimiz-psikolojimizi-ele-veriyor-pembenar-detay-ruhsagligi-2024083/

19 Ocak 2015 Pazartesi

Mutsuzluk Zayıflamaya Engel!

Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan fazla kilosu olan ya da psikolojik sorun yaşayan kadınlar için; “Kişi kilosundan ve görüntüsünden memnun değildir ve bu onu işlerinde başarısızlığa götürüyordur ama bunun analizini yapamıyordur. Kişi çok güzelse ama mutlu değilse sağlıklı değildir, mutluluk ve iç huzur da çok önemli. Ruhsal, fiziksel ve görüntü olarak iyi hissetmesi gerekiyor.” dedi.
Eğer Diyetteyseniz ve bu diyet sırasında bir an önce kilo vermek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı ayrıntılar var” diyen Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan “Bu noktalara dikkat ederek diyetinizi daha verimli hale getirebilir ve çok daha kısa zamanda büyük kilolar verebilirsiniz.Örneğin diyet sırasında kesinlikle atıştırmamalısınız.Öğün aralarında atıştırmak büyük hatadır. Bundan vazgeçin. Buzdolabınızı kalorili ve lezzetli yiyeceklerle doldurmayın.Nefsinize hakim olamayacağınızı bile bile evde bu tür yiyecekler bulundurmak sizin için büyük tehlikedir. Diyette istenilen kilonun verilmesi için yeteri kadar uyku çok çok önemlidir.Ne çok ne de az yeterince uyuyun.Günde en az 6 saat en çok 9 saat uyumaya özen göstermelisiniz ve uykunuz kaliteli olmalı.Ara ara bölünen ve hafif bir uyku size fayda sağlamayacaktır.Kesinlikle uyanır uyanmaz kahvaltı yapmalısınız.Kahvaltısız bir diyet asla işe yaramaz.Kahvaltı sonrası bir fincan yeşil çay içmek işinizi kolaylaştıracak” diye konuştu.
Sık sık ve hafif gıdalarla beslenmeye özen gösterilmesini isteyen Beslenme Danışmanı Dr. Gönül Ateşsaçan, “Asansör kullanmayın, kısa mesafelerde vasıtaya binmeyin ve gün içerisinde mümkün olduğunda yürüme bahaneleri yaratın.Ne kadar fazla hareket ederseniz o kadar hızlı kilo verebilirsiniz.Hareket etmek metabolizmanızı hızlandıracak ve çok daha çabuk kalori yakmanıza ortam hazırlayacak. Böylece düzene giren sağlam bir metabolizma ile etkili bir diyet programı gerçekleştirmiş olacaksınız.” dedi.
Geçtiğimiz Günlerde 'Neden Açım Neden Şişmanım' adlı kitabını çıkararak oldukça dikkat çeken Dr.Gönül Ateşsaçan son olarak, “Diyet yaparken insanlar bir süreden sonra bıkabilir ya da yanlış diyet taktikleri yüzünden kolayca pes edip verdikleri kilonun kat be kat fazlasını alabilir.Diyette bu tip hatalara düşmemek için öncelikle diyetisyeninize başvurmalı ve bir uzman eşliğinde kilo vermeye çalışmalısınız” şeklinde konuştu.

27 Kasım 2014 Perşembe

Vücudun Savunma Sistemini Zayıflatıyor

Kontrol altında tutulamayan stres vücudun savunma sistemini zayıflatıyor bununla kalmayıp, gizli ve bastırılmış önemli hastalıkların da ortaya çıkmasına neden oluyor. Kişinin hastalığa yakalanmasında stresin önemli bir faktör olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, stresi kontrol edebilmenin ve onunla baş etmenin ilk adımının onu tanımak olduğunu belirtiyor.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan strese karşı uyarıyor. Geçici kısa süreli stresle, uzun süreli tekrarlayan stresin bedendeki tepkileri farklıdır diyen Tarhan, vücudun strese bağlı salgıladığı maddelerin vücudu tahrip ettiğini belirtiyor. Kontrol edilemeyen stresin vücut savunma sistemini zayıflatıp, gizli ve bastırılmış hastalıkların ortaya çıkmasına neden olduğunu kaydeden Tarhan, stresi tanımanın onu kontrol edebilmenin ilk adımı olduğunu ifade ediyor. Tarhan stresin belirtilerini şu şekilde sıralıyor.
Stresin Belirtileri
– Saldırgan veya kayıtsızlık
– Sıkıntı, gerilim hali, sinirlilik
– Neşesizlik, durgunlaşma
– Dinlenmekle geçmeyen yorgunluk
– Unutkanlık, korkulu rüyalar
– Karamsarlık, yalnızlık hissi
– Yersiz suçluluk duyguları
Bu belirtiler 3 günden fazla sürüyorsa destek şart!
Organik bir açıklaması olmayan; ağız kuruluğu, üşüme, titreme, vücutta uyuşma, karıncalanma hissi, sebepsiz çarpıntı, soğukluk veya sıcaklık hisleri, baş ağrısı, baş dönmesi, idrar sıklaşması, mide bulantısı, kusma, ishal, uyku ve iştah bozuklukları, konuşma güçlükleri, uykuda diş gıcırdatma, gürültü ve sese karşı aşırı hassasiyet gibi belirtiler 3 günden fazla sürüyorsa mutlaka bir uzmana danışılması gerekiyor.
Yardım için!
Diğer insanlara yardım edebilmek için onlardaki stres belirtilerinin bilinmesi gerektiğini vurgulyan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gittikçe artan içki, sigara, hap kullanımı, kolay heyecana kapılma, ani patlamalar, öfke hali, yetersiz yeme içme, çocuksu tepkiler, huzursuzluk, gereksiz riske girme, eleştiriye aşırı hassasiyet hallerinde de kişilerin destek alımının gerekli olduğunun altını çiziyor.
http://www.sagliktayenilikler.com/vucudun-strese-cevabi-agir-oluyor/