bütünsel tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bütünsel tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2024 Pazartesi

Silimarin Nedir?


 

Silimarin Nedir?

Silimarin, Silybum marianum bitkisinden, yaygın olarak bilinen adıyla devedikeni bitkisinden elde edilen bir flavonoid kompleksidir. Bu kompleks, çeşitli flavonolignanlar içerir, bunlar arasında silibinin (veya silibinin), silikristin ve silidianin bulunur. Devedikeni bitkisi, uzun yıllardır geleneksel tıpta karaciğer rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanılmıştır ve modern araştırmalar da silimarinin karaciğer sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini doğrulamaktadır.

Silimarinin Faydaları

  1. Karaciğer Sağlığını Destekler: Silimarin, karaciğer hücrelerini toksinlerden koruyarak karaciğerin detoksifikasyon süreçlerini destekler. Hepatit, karaciğer yağlanması ve siroz gibi karaciğer hastalıklarının tedavisinde yardımcı olabilir.

  2. Antioksidan Özellikler: Silimarin, serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını önleyen güçlü antioksidan özelliklere sahiptir. Bu özellik, genel hücre sağlığını korumaya yardımcı olur.

  3. Anti-inflamatuar Etkiler: Enflamasyonu azaltarak vücuttaki kronik hastalıkların riskini düşürebilir. Özellikle karaciğer dokusunda enflamasyonun azalmasına yardımcı olur.

  4. Sindirim Sistemi Desteği: Karaciğer fonksiyonlarını iyileştirerek sindirim sürecini destekler. Safra üretimini artırarak sindirime yardımcı olur ve sindirim sistemi sağlığını genel olarak iyileştirir.

  5. Cilt Sağlığı: Silimarinin antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri, cilt sağlığını da destekler. Cildin yenilenmesini hızlandırarak daha sağlıklı ve genç görünmesini sağlayabilir.


Mora Terapi ile Bağırsak Sağlığınızı Koruyun

Silimarin gibi doğal bileşiklerin yanı sıra, Mora Terapi de bağırsak sağlığınızı korumada önemli bir rol oynayabilir. Mora Terapi, vücudun enerji dengesini düzenleyerek ve toksinlerden arındırarak bağırsak fonksiyonlarını iyileştirir. Bu terapi, bağırsak mikrobiyomunun dengesini koruyarak sindirim sisteminin genel sağlığını destekler. 

Silimarin, karaciğer sağlığını destekleyen, antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip değerli bir bileşiktir. Geleneksel tıpta uzun yıllardır kullanılan bu bileşik, modern sağlık uygulamalarında da önemli bir yer tutmaktadır. Silimarin ile birlikte, Mora Terapi gibi doğal ve bütüncül yaklaşımlar, sindirim ve genel vücut sağlığını desteklemekte etkili olabilir. Sağlıklı bir yaşam için bu doğal yöntemlerden faydalanmak, uzun vadede sağlık ve zindelik sağlamada önemli bir adım olabilir. Unutmayın, herhangi bir takviye veya terapi yöntemini kullanmadan önce mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmalısınız.


*Bu yazı sizlere bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

25 Aralık 2023 Pazartesi

Fonksiyonel Tıp Hayatımızda Neleri Değiştirdi?

 




Fonksiyonel Tıp: Sağlığımızı Dönüştüren Bir Yaklaşım

Geleneksel tıbbın ötesine geçen, bireyin genel sağlığını ele alan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkan fonksiyonel tıp, hayatlarımızda önemli değişikliklere neden oldu. İnsan vücudunu bir bütün olarak ele alan ve sadece semptomları değil, altında yatan nedenleri de inceleyen fonksiyonel tıp, sağlığın sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal boyutlarını da göz önünde bulunduruyor.

Fonksiyonel Tıp'ın Hayatımızdaki Etkileri:

  1. Bireyselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımı: Fonksiyonel tıp, her bireyin benzersiz genetik yapısını ve yaşam tarzını dikkate alarak kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmayı hedefler. Bu, herkesin farklı sağlık ihtiyaçları olduğu gerçeğini göz önüne alarak daha etkili sonuçlar elde etmemizi sağlar.

  2. Kök Nedenlere Odaklanma: Fonksiyonel tıp, sadece semptomları tedavi etmek yerine altında yatan nedenlere odaklanır. Bu, hastalıkların kaynağını bulmayı ve gerçek bir iyileşmeyi teşvik etmeyi amaçlar.

  3. Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Fonksiyonel tıp, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerinin sağlık üzerindeki etkilerini vurgular. Doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte, bireyler sağlıklarını olumlu yönde etkileyebilirler.

  4. Holistik Bakış Açısı: Fonksiyonel tıp, vücudu, zihni ve ruhu bir bütün olarak ele alır. Bu holistik bakış açısı, bireyin genel sağlığını optimize etmeyi ve sadece belirli bir semptomu değil, tüm vücudu iyileştirmeyi hedefler.

Fonksiyonel Tıp'ta Öncü Terapi: MORA TERAPİ

Bu dönüştürücü yaklaşımın içinde öne çıkan bir terapi yöntemi de Mora Terapi'dir. Mora Terapi, vücuttaki enerji akışını düzenleyerek, sağlığın temelini oluşturan enerji merkezlerini dengelemeyi amaçlar. İlaçsız ve non-invaziv bir terapi olan Mora Terapi, fonksiyonel tıp prensipleriyle uyum içinde çalışarak bireyin genel sağlığını destekler.

Fonksiyonel tıp ve Mora Terapi bir araya geldiğinde, bireylerin yaşam kalitesini artırma, sağlık sorunlarına holistik bir çözüm bulma ve genel iyilik hallerini optimize etme konusunda güçlü bir kombinasyon ortaya çıkar. Kendinizi tanıma, sağlığınıza odaklanma ve gerçek bir iyileşme sürecine adım atma zamanı geldi. Fonksiyonel tıp ve Mora Terapi ile bu yolculuğa başlayın!


Sağlık ve İyi Yaşam İçin En Doğru Bilgileri Alın: Uzmana Başvurun!

Unutmayın, her bireyin sağlık durumu farklıdır ve doğru bilgiye ulaşmak için en güvenilir kaynaklardan biri uzman görüşleridir. Yazılarımızdaki bilgiler genel bilgilendirmeler olup, kişisel sağlık durumunuza uygun en doğru tavsiyeleri almak adına mutlaka bir uzmana başvurmanızı öneririz. Sağlıklı ve bilinçli bir yaşam için profesyonel rehberlik her zaman en güvenilir yoldur. Unutmayın, sizin sağlığınız her şeyden önemlidir.

9 Ocak 2022 Pazar

LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

 


LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

Laktoz; özellikle süt ve süt ürünlerinde bulunan ve sütün temel karbonhidratı olan disakkarit (glikoz ve galaktoz) yani süt şekeridir. Laktoz intoleransı da kişinin laktozu sindirememesi sonucu ortaya çıkan rahatsızlıktır. Laktozun vücutta tolere edilememesi durumu şöyle gerçekleşir: Laktoz ince bağırsaktan geçerken laktaz enzimi sayesinde galaktoz (süt şekeri) ve glikoz olarak iki yapı taşına ayrılır ve laktaz enzimi laktozu parçalayamadığında ise laktoz duyarlılığı ve beraberinde laktoz intoleransı meydana gelebilmektedir. Laktoz parçalanamadan kalın bağırsağa geçerek çeşitli rahatsızlık belirtisi gösterir.

Laktoz yani süt şekeri anne sütünde de bulunur. Yalnızca süt değil çeşitli süt ürünleri de laktoz intoleransına sebebiyet verebilmektedir. Laktoz intoleransı bebeklikten yetişkinliğe kadar her dönemde yaşanabilmektedir. Belirtiler ve intolerans şiddeti farklılık gösterebilmektedir. Laktoz intoleransının başlıca belirtileri şunlardır:

  • Şişkinlik
  • Karın ağrısı ve/veya krampları
  • Gaz
  • Bulantı ve kusma
  • İshal

Bu belirtilerin biri veya daha fazlası yaşanıyorsa doktora başvurulması gerekmektedir. Laktoz intoleransının kesin ve kalıcı bir tedavisi olmamakla birlikte hastalar daima laktoz diyeti yapmak zorundadırlar. İçerisinde laktoz bulunduran gıdalar ise şunlardır:

  • Süt, kefir 
  • Peynir 
  • Yoğurt, ayran
  • Krema 
  • Tereyağı, kaymak
  • Dondurma

Laktoz başlıca süt ve süt ürünlerinde bulunur fakat içerisinde laktoz bulunan başka gıdalar da vardır.

Çikolata, kek, bisküvi, kraker gibi ürünlerde de laktoz bulunabilmektedir. Hazır/işlenmiş gıdaların tüketimine dikkat edilmeli ve paket içeriği kontrol edilmelidir.

Ekmek, gözleme ve benzer unlu mamullerin ve tahılların da laktoz içermesi olasıdır. Bu sebeple tüketilmesine dikkat edilmelidir.

Laktoz intoleransı olan bir kişinin süt ve süt ürünleri ve başka ürünlerde laktoz olup olmadığını deneyerek tespit etmeye çalışması yanlış bir yöntemdir. Paketli her gıdanın içeriğinin kontrol edilmesi daha sağlıklı olacaktır.

Bilindiği üzere süt ve süt ürünleri kalsiyum açısından zengin besinlerdir. Laktoz intoleransı olan kişiler; laktoz ve süt içermeyen fakat kalsiyum zenginliği olan gıdalar tüketerek, yaşanabilecek kalsiyum eksikliğini önleyebilirler. Laktoz ve süt içermeyen kalsiyum zengini gıdalar şunlardır:

  • Sardalya Balığı
  • Badem, badem sütü
  • Keten tohumu 
  • Ispanak 
  • Marul
  • Çiğ brokoli
  • Çiğ semizotu
  • Çiğ barbunya
  • Portakal 

LAKTOZ İNTOLERANSI NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Laktoz intoleransı bulunduğunu anlayan bir kişi doktora başvurmalıdır. Laktoz intoleransı teşhisi önce doktorun muayenesi ve sorularıyla başlar. Laktoz intoleransı genetik de olabildiğinden, doktor ailede başka bir kişide bu durumun olup olmadığını öğrenmek isteyebilmektedir. Daha sonra kişiye laktoz intoleransı testi uygulanmaktadır. 

Laktoz intoleransı testi yapılacak kişi 8 saat hiçbir şey yememiş ve içmemiş olmalıdır. Bu testin amacı laktozun sindirim sistemi tarafından nasıl emildiğini kontrol etmektir ve sonucunda laktoz intoleransı tespit edilebilmektedir. Test yapılacak kişiye laktoz içeren bir sıvı içirilip sonrasında kan testi yapılır, test sonucunda kan şekeri yükselmiyorsa bu sonuç laktoz intoleransına işaret eder.

Bir diğer test ise hidrojen solunum testidir. Bu testin uygulanacağı kişiye  laktoz içeren bir sıvı verilir. Daha sonra nefes yoluyla hidrojen miktarına bakılır. Hidrojen eğer artıyorsa laktoz sindiriminde bir problem olduğu anlaşılır. Bunun sebebi sindirilemeyen laktozun kalın bağırsakta fermente olup kana karışarak, akciğere gaz olarak iletilmesi ve bu yolla dışarı atılmasıdır.

Bebeklerde ve küçük çocuklarda laktoz intoleransı olup olmadığını anlamak için dışkı asit testi uygulanır. Laktozu sindiremeyenlerin dışkısında laktik asit ve glikoz bulunur. Laktoz intoleransının tespiti için bu test uygulanır.

LAKTOZ İNTOLERANSI TEDAVİSİ NASILDIR?

Laktoz intoleransı olan kişilerin herhangi bir rahatsızlık yaşamadan hayatını devam ettirebilmesi için, yediği ve içtiği her şeye dikkat etmesi ve laktoz tüketiminden kaçınması gerekmektedir. Aslında tedavi için en basit ve kalıcı çözüm yolu budur. Fakat kişilerin günlük hayatında yeme içme konusunda sürekli dikkatli davranması gerekliliği onları zamanla yorabilmekle beraber dikkatin de azalmasına sebep olabilir. Kişinin laktoz intoleransına bağlı bir rahatsızlık yaşamaması için yeme içme konusundaki dikkatini ve istikrarını sürdürmesi gerekmektedir. Bazı hastalara bağırsak florasını düzenlemeye yardımcı probiyotik ve prebiyotik verilebilmektedir. İlaç takviyesinde ise dikkate değer bir husus vardır. Bazı ilaçların dolaylı olarak laktoz ile işlendiği bilinmektedir. 

26 Kasım 2021 Cuma

Beslenme Alışkanlıklarımızı Nasıl Değiştirebiliriz?





Günlük yaşantınızda tükettiğiniz yiyecekler sağlığınız üzerinde ve hastalıklara yakalanmanızda etki eden birincil faktördür. Beslenme alışkanlıklarınızı daha sağlıklı yiyecekler ile düzenleyerek düzenli beslenmeye geçebilir ve uzun süre boyunca hastalıklardan korunabilirsiniz. Ayrıca çevrenizdeki bazı şeyleri de beraberinde değiştirerek daha fit ve sağlıklı bir hayata merhaba diyebilirsiniz.

Daha sağlıklı beslenmek için büyük değişiklikler yapmanıza gerek olmadığı gibi tüm alışkanlıklarınızı aynı anda da değiştirmek zorunda değilsiniz. Zamanla yaptığınız küçük değişikliklerin sağlığınızda büyük bir farkı ortaya koyduğuna kendi gözünüz ile şahit olabilirsiniz.

Sağlıklı beslenme alışkanlığının sizlere sunduğu başlıca faydalar şu şekilde sıralanabilir:

  • Yeme alışkanlıklarınızı ve çevrenizi değiştirmek, daha zinde hissetmenize ve düzenli bir yaşama geçişinizde yardımcı olabilir.
  • Sağlıklı bir diyet genel sağlığınız için oldukça faydalıdır. Ayrıca sağlıklı bir kiloya ulaşmanıza ve stabil bir kiloda kalmanıza yardımcı olur.
  • Yaşam tarzınızda gözle görülür bir değişimiz hemen fark edebilirsiniz.

Sağlıklı Beslenme Alışkanlığı Nasıl Edinebilirsiniz?

Sağlıklı beslenme alışkanlığı için bir anda hayatınızı etkileyecek kararlar vermek yerine küçük küçük değişiklikler ile bu düzene geçmeniz çok daha iyi olacaktır. Zira hayatınızı düzene uydurmak yerine düzeni hayatınıza uydurarak daha stabil sağlıklı beslenme alışkanlığı elde edebilirsiniz. 

Sağlıklı beslenme alışkanlığını hayatınıza uydurmak için şu taktikleri yapabilirsiniz: 

  • Evde iken ya da çalışırken meyve, az yağlı süt ürünleri, tam tahıllı yiyecekler ve sebze gibi yiyecekleri hazırda bulundurun. Çalışırken ya da atıştırırken paket gıdaları tüketmek yerine meyveleri ve bu yiyecekleri tercih edin. 
  • Olabildiğince her gün belirli bir saatte akşam yemeğini evde düzenli bir şekilde yemeye çalışın. Böylelikle fast food tarzı yiyeceklerden ya da yağlı paket yiyeceklerden uzak durursunuz. 
  • Yemeklerinizi mümkün mertebe kendiniz pişirmeye çalışın bunu yaparken bir yemek bloğundan ya da kitabından destek alabilirsiniz. Ayrıca yemeği hazırlarken kendinize göre malzemeleri daha sağlıklı olacak şekilde tercih edebilirsiniz. 
  • Her gün düzenli bir şekilde işe gidiyorsanız, öğle yemeklerinizi düzenli bir şekilde sağlıklı yiyeceklerden olmasına dikkat edin.
  • Atıştırmalık tükettiğiniz zamanlar elbette ki olacaktır bunu yaparken paketten asla yemeyin, kendinize bir miktar belirleyin ve bunu bir tabakta tüketin. Tabağınız bittikten sonra devam etmeyin. Bu yediklerinizin miktarını kontrol etmenizi sağlayacaktır. 
  • Düzenli bir şekilde öğünlerinizde beslendiğinize dikkat edin ve herhangi birini atlayıp yerine ekstra öğün koymayın. Açlık duygularınızı görmezden gelmeyin bu durum daha fazla yemenize neden olabilir. 
  • Yüksek şekerli içecekler, meyve suyu içecekleri dahil, yerine su ya da maden suyu için. 
  • Spor kilo vermenin bel kemiğini oluşturur asla ihmal etmeyin ve göz ardı etmeyin. Bununla birlikte bir uzmandan destek almayı da unutmayın. 

Gıda Bağımlılığına Dikkat Edin!

Toplum içerinde inanılmaz bir şekilde gıda bağımlılığı artmakta ve son zamanlarda yapılan araştırmalar obezitenin arttığını göstermektedir. Bir diğer taraftan yürütülen araştırmalar bazı yiyeceklerin bağımlılık yapan maddeler gibi beynin bazı noktalarını tetiklediğini ve bunun da sonucunda bağımlılığa sebep olabileceğini göstermiştir. Özellikle de şeker, yağ ve tuzun gıda bağımlılığını arttıran en önemli unsurların başında geldiğini söyleyebiliriz. 

Gıda bağımlılığına sebep olan lezzetli yiyecekler tıpkı bağımlılık yapıcı ilaçlar gibi vücutta dopamin seviyesini arttırıcı etkiye neden olur. Lezzetli yiyeceklerden duyduğunuz haz ödül sinyallerini tetikleyici etkiye sahiptir. Bu da sürekli yemeniz için sizi sürekli zorlar. Bu tarz durumlar ile karşılaşmamak ya da başa çıkmak için uzmanlarımız ile görüşebilir ve destek alabilirsiniz.


Sağlıklı günler dileriz...


7 Kasım 2021 Pazar

DİYET YAPIYORUM KİLO VEREMİYORUM DİYORSANIZ BU YAZIYI OKUMALISINIZ!





Fit kalabilmek ve sağlıklı bir vücuda kavuşmak için diyet programı uygularız. Diyet programları bittiğinde hızlıca kilo alabilir ya da ani kilo kaybı nedeniyle vücudunuzda tahribat oluşabilir. Konu böyle olunca önemli olan kalıcı ve sağlıklı kilo vermek oluyor. 

Diyet yapıyorum kilo veremiyorum ya da diyeti bırakınca hemen alıyorum diyorsanız bazı etkenler buna engeller olabilir.

Kilo vermek hedeflendiğinde bunu engelleyen bir çok neden olabilir. 


Neden kilo veremiyoruz?

Yetersiz ve düzensiz uyku;

Az uyuyan kişilerde doyma sinyali olan leptin hormonunun seviyesi düşer. Bu da beyne yemek yeme sinyalinin gönderilmesiyle kişinin daha fazla yemek yemesine neden olur.


Kansızlık;

Vücutta demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık oluşabilir. Demir eksikliği yaşayan bireylerde hormonal dengesizlikler oluşabilir ve dolaylı yoldan kilo alımına sebep olabilir.


 Cushing Sendromu;

Cushing hastalarında bilinmeyen sebeplerden dolayı hipofiz bezinde ACTH hormononun salgılanmasının aşırı artması nedeniyle, böbreküstü bezinde kortizol salgılanmasında artış yaşanır. Kortizol ise vücuttaki karbonhidrat, yağ ve proteinin vücutta sistemik şekilde fonksiyonlarını düzenlemesi nedeniyle bu alanda böyle bir sorunun yaşanması kilo almanıza sebep olabilir.


İnsülin direnci;

Kilo verememede en büyük suçlulardan biri olan insülin direnci kişilerde, sürekli uyku ve açlık hali yaşanılan kronik bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık diyabet hastalığına ve aşırı kilo almanıza sebep olabilir.


Tiroid hormonları;

Tiroid insan vücudunda enerji metabolizmasını düzenleyen organlardan biridir. Bunlardan birinin bozulması da kilo almanıza ve verememenize sebep olabilir.


Gıda bağımlılığı ve şeker bağımlılığı;

Gıdalara duyulan bağımlıklar ve yeme istediğine karşı dur diyememek ve sürekli yeme hali kilo almanıza sebep olur.


Çok fazla diyet uygulamak;

Sağlıklı bir bedene değil de sadece kilo vermeye odaklı olan diyetler vücudunuzda bir tahribat oluşur ve aksine kilo vermek isterken daha da çok alabilir ve kilo vermekte zorlanabilirsiniz.


Kilo veremiyorsak ne yapmalıyız?

Öncelikle alanında uzman bir hekimden yardım almak, sunulan tedavi seçeneklerine karşı istikararlı olmak sizi sağlıklı bir bedene kavuşturacaktır. 




BİOREZONANS İLE SAĞLIKLI KİLO VEREBİLİRSİNİZ!


Her insan bedeninde bulunan doku, hücre ve organların doğal olarak yaydığı bir frekans vardır ve herkesin frekansı kendine özgüdür.


Bu frekansların ölçülmesinde ve algılanmasında özel olarak geliştirilmiş olan biorezonans cihazı kullanılır. İşte bu biorezonans cihazı ve tedavisiyle de sağlıklı bir şekilde kilo vermemiz mümkün.


Biorezonans doğal bir tedavidir ve metabolizmanızı hızlandırmaya yöneliktir. Ayrıca uygulanan diyeti kolaylıkla yapmanızı sağlayacak şekilde iştahınızı keser.


Tedavinin süresi ve hedeflenen kilo, kişinin bünyesine göre değişkenlik göstermektedir. Unutmayın ki önemli olan dengeli beslenerek sağlıklı bir şekilde kilo vermektir. Sağlığınız her şeyden önemlidir. Hızla verilmeye çalışılan kilo kişide bazı sağlık sorunlarını meydana getirebilir ve bunun yanında kalıcı bir etkisi olmayabilir.


Mora Terapi biorezonans seanslarından sonra doğru beslenme ve sporla sağlıklı şekilde kilo vermeniz ve ideal kilonuza ulaşmanız mümkün.


10 Ekim 2021 Pazar

Mora Terapi Bach Çiçekleri ile Sağlığa Adım Atın!

 





Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı, "Sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali" olarak tanımlar.

Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi sağlık; beden, zihin ve ruh dengesidir. Bireylerin sadece fiziksel durumlarına bakılarak sağlıklı demek bütünlüklü ve doğru bir açıklama olmayacaktır. Nasıl ki bedensel olarak yaşanan sağlık sorunları ruh ve zihin sağlığını etkiliyorsa, ruh ve zihin sağlığındaki sorunlar da bedensel hastalıklara yol açmaktadır. Yaşayan bir organizmanın denge durumu olan sağlık bütünlüklü değerlendirilemediği sürece tedavi amaçlı yapılan işlemler çözüm olmayacaktır. 

Stres, huzursuzluk, mutsuzluk, karamsarlık, güven ve özgüven sorunu, nefret, öfke ve korku gibi çoğaltabileceğimiz olumsuz duygu durumları vücudu hastalıklara karşı savunmasız hale getirmektedir. "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü sağlığın bütünlük yapısını net bir şekilde ortaya koyduğu gibi sağlıklı insan mutlu, neşeli ve barışçıldır. Bu ruh hali zihin ve beden sağlığını da etkilemektedir. 


Sağlık bedensel, zihinsel ve ruh sağlığı boyutlarıyla düşünüldüğünde bireysel ve toplumsal olarak iyilik olma durumudur. Beden, zihin ve ruh birbiriyle bağlantı içindedir ve bu alanlar birbiriyle sıkı bir etkileşim içindedir. Beden, zihin ve ruh beden, beyin, akıl ve davranış arasındaki etkileşimlere odaklanmaktadır. Herhangi birindeki sağlık sorunu diğerlerini de etkilemektedir. Zihin, beden ve ruh arasındaki bağlantının uyum içerisinde olması bireyin fiziksel iyilik halinin de göstergesidir. İnsanı insan yapan kendine özgü ruhsal, bilişsel ve sosyal yapıya sahip olmasıdır. Bunlardan birinin eksikliği bireyin hem kendisi hem de çevresi için sorun haline gelmektedir. Çünkü, her biri dediğimiz gibi birbirini etkilemektedir. Bireyin duygularının ve düşüncelerinin fiziksel sağlığı üzerinde oldukça önemli etkileri bulunmaktadır. İnsanın kendisiyle, duygu ve düşünceleri ile ilişki kurması, kendisinde olup biten duygusal ve düşünsel süreçlerle ilgili bir anlayışa kavuşması gerekmektedir. ​Birey duygu, düşünce, bakış açısını bilerek çevresine olan tutumlarının ve kendi bedeninin farkında olur. Bu bağlamda zihnin, bedenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir birey vücudunu nasıl tanıyorsa ruhunu da öyle tanımalıdır. İnsan “zaten var olan bir obje” değil, sürekli olarak gelişmekte olan bir varlıktır. Yalnızca geçmişte ne olduğuyla tanımlanamaz, simdi ne olduğu ve geleceğe doğru hangi yönde hareket ettiğiyle anlam kazanır. Bu yüzden birey kendi bedeniyle beraber kendi farkındalığının bilincinde olmalıdır. ​Aksi taktirde Schutz’un (1975) “kendimi tanıyorsam yaşamımı, kendim yönlendirebilirim. Bu bilinç olmadan çoğu kez dış etkenler tarafından yönlendiriliyorum. 

Verimsiz, üzücü, karışık bir zihinle ve istemediğim bir biçimde” ifadeleriyle kişinin kendini tanımasının önemine dikkat çekmeliyiz. Yani, kişi kendisini tanıyarak bedeninin farkında olur. Bu farkındalık da ruhsal yapısına etki edebilmektedir. Bedende birtakım rahatsızlıkların oluşması ruhsal yapıya, aynı şekilde ruhsal yapıda ortaya çıkan bir rahatsızlık da beden sağlığına zarar verecektir. Bedenimizde oluşan bu rahatsızlıklar da büyük veya küçük ruhsal tepkilere yol açar. Ruh sağlığı bozuk olan kişilerde duygu, düşünce ve davranışlarda farklılaşmalar, aşırı ve uygunsuz haller ortaya çıkar. Kısacası, ruh ve beden var olmak için birbirine muhtaçtır.


Bütünsel tıbbın Türkiye’de önde gelen uygulayıcılarından Mora Terapi güvencesiyle sunulan Bach Çiçekleri Terapisi, ruh halini dengeleyerek olumsuz düşüncelerin yol açtığı organik rahatsızlıkların iyileşmesini sağlıyor. Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı araştırmaların gelişmesi üzerine ortaya çıkan Bach Çiçekleri Terapisi tüm dünyada duygu durumu bozuklukları için kullanılan homeopatik (benzeri benzer ile iyileştirme) bir kürdür. Tıpkı Dünya Sağlı Örgütü’nün tanımı gibi sağlığı bir bütün olarak ele alan Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi; korku, stres, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, mutsuzluk, çaresizlik, öfke ve nefret gibi duygu ve düşünceleri zihinden uzaklaştırıyor. 

 Sağlıklı ve mutlu yaş almanın sırrı fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerin sağlıklı ve uyum içinde olmasında saklı. Bu üç unsur yerine geldiğinde bütünsel olarak sağlıklıyım demek mümkün. Bütünsel sağlık insanın fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerinde denge ve uyum içinde yaşaması ile sağlıklı ve mutlu yaş alma sürecini başlatarak, keyifle sürdürebilmesi anlamlarını taşımaktadır. “Bütünsel olarak sağlıklıyım” diyebilmek için; sağlıklı ve enerjik bir bedene, dingin ve neşe içinde bir zihne, sevgi ve şefkat dolu bir kalbe sahip olup, varoluş mevcudiyetinin de farkında olmak gereklidir. 


Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, olumsuz duygu ve düşüncelere maruz kalarak bozulan vücut sinyallerini vücuttan uzaklaştırarak, duygu durumunda gözlemlenebilen sakinlik ve mutluluğa kapı aralıyor. Mora Terapi uygulamalarından biri olan Bach Çiçekleri Terapisi vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyalleri filtreliyor ve vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengeliyor.















30 Eylül 2021 Perşembe

STRES İLE NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİZ?







Öncelikle stresin neden yaşandığını düşünmek ve çözüm aramak için ona odaklanmak gerekir. Kişinin yaşadığı yaşam koşulları stres seviyesi ile her daim orantılıdır. Kişi rahat bir yaşam sürdürüyorsa stres seviyesi daha da düşüktür. Stresli olmayı en çok etkileyen faktörlerden diğeri ise kişinin kendi yaşadığı duygu durumlarıdır. Kendisi için önemli bir günde stres yapıyorsa ya da endişelerle dolu bir düşünme biçimi varsa stres ile başa çıkması daha da zorlaşacaktır. En önemli kararları almamız gereken anlarsa stresin karar verme yetilerini de bozduğu görülmüştür. 


Stres ile başa çıkma yöntemleri ;


- Stres yaratan esas unsurları farketmeli ve çözüm yolları aramalısınız. Çocukluk travmaları, vücuttaki yaşanılan fiziksel fonksiyonların eksiklikleri, yorgunluk, düzensiz ve sağlıksız beslenme stres arttıran unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzman bir hekim tarafından alacağınız psikoterapi ile stresle başa çıkabilirsiniz.


- Duygu durum bozukluğu olarak karşımıza çıkan ruhsal rahatsızlık kişiyi en çok strese sokan unsurlardan biridir. Duygu durum bozukluğu yaşayan kişiler stres ile başa çıkmak için vücudun esas ihtiyacı olan gıdalardan her daim daha fazlasını tüketir ve kilo almaya sebebiyet verir. Yaşanılan her stres sonrasında tüketilen her fazla gıda kiloya dönüştüğü için obezite rahatsızlığına sebebiyet veren sağlık sorunu ortaya çıkar. Bu nedenle duygu durum bozukluğunun düzenlenmesi ve giderilmesi için uzman bir hekime danışabilirsiniz.


- Mora Terapi ile tanışın! Mora Terapi seansları sayesinde stres ile başa çıkabilirisiniz. Mora Terapi Bach Çiçekleri; 38 duygu durumu (korku, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, umutsuzluk, çaresizlik hissi, gibi) için 38 farklı çiçek kürü tanımlanmıştır. Mora Terapi uygulamalarından biri olan Bach Çiçekleri Terapisi vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyaller filtreliyor ve vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengeliyor.




Ayrıca Biorezonans cihazı ile yapılan gıda bağımlılığı ve duygusal durum bozukluğu tedavisi sayesinde duygusal yeme ve gıda bağımlılığı ile başa çıkma mücadelesinde yüksek oranda destek alabilirsiniz. Konusunda uzman doktorlar tarafından uygulanan bu tedavi sayesinde duygusal yeme bozukluğu rahatsızlığından kurtulmuş olursunuz. Mora Renk terapileri de fiziksel rahatsızlıkların yanı sıra duygu durum rahatsızlıklarında da sıkça tüm Mora Merkezlerinde kullanılan tedaviler arasındadır. Duygu durum bozukluklarının çeşidine en uygun gelen renk frekansı bir milyon kez yükseltilerek cihaz vasıtasıyla kişilere verilir. Duygu durumlardaki iyileşmeler kısa sürelerde gözle görünür biçimde belirgindir.



 


13 Ağustos 2021 Cuma

Ruh ve beden dengesini nasıl sağlayabiliriz?


Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı, "Sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali" olarak tanımlar.

Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi sağlık; beden, zihin ve ruh dengesidir. Bireylerin sadece fiziksel durumlarına bakılarak sağlıklı demek bütünlüklü ve doğru bir açıklama olmayacaktır. Nasıl ki bedensel olarak yaşanan sağlık sorunları ruh ve zihin sağlığını etkiliyorsa, ruh ve zihin sağlığındaki sorunlar da bedensel hastalıklara yol açmaktadır. Yaşayan bir organizmanın denge durumu olan sağlık bütünlüklü değerlendirilemediği sürece tedavi amaçlı yapılan işlemler çözüm olmayacaktır.
Stres, huzursuzluk, mutsuzluk, karamsarlık, güven ve özgüven sorunu, nefret, öfke ve korku gibi çoğaltabileceğimiz olumsuz duygu durumları vücudu hastalıklara karşı savunmasız hale getirmektedir. "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü sağlığın bütünlük yapısını net bir şekilde ortaya koyduğu gibi sağlıklı insan mutlu, neşeli ve barışçıldır. Bu ruh hali zihin ve beden sağlığını da etkilemektedir.

Sağlık bedensel, zihinsel ve ruh sağlığı boyutlarıyla düşünüldüğünde bireysel ve toplumsal olarak iyilik olma durumudur. Beden, zihin ve ruh birbiriyle bağlantı içindedir ve bu alanlar birbiriyle sıkı bir etkileşim içindedir. Beden, zihin ve ruh beden, beyin, akıl ve davranış arasındaki etkileşimlere odaklanmaktadır. Herhangi birindeki sağlık sorunu diğerlerini de etkilemektedir. Zihin, beden ve ruh arasındaki bağlantının uyum içerisinde olması bireyin fiziksel iyilik halinin de göstergesidir. İnsanı insan yapan kendine özgü ruhsal, bilişsel ve sosyal yapıya sahip olmasıdır. Bunlardan birinin eksikliği bireyin hem kendisi hem de çevresi için sorun haline gelmektedir. Çünkü, her biri dediğimiz gibi birbirini etkilemektedir. Bireyin duygularının ve düşüncelerinin fiziksel sağlığı üzerinde oldukça önemli etkileri bulunmaktadır. İnsanın kendisiyle, duygu ve düşünceleri ile ilişki kurması, kendisinde olup biten duygusal ve düşünsel süreçlerle ilgili bir anlayışa kavuşması gerekmektedir. ​Birey duygu, düşünce, bakış açısını bilerek çevresine olan tutumlarının ve kendi bedeninin farkında olur. Bu bağlamda zihnin, bedenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir birey vücudunu nasıl tanıyorsa ruhunu da öyle tanımalıdır. İnsan “zaten var olan bir obje” değil, sürekli olarak gelişmekte olan bir varlıktır. Yalnızca geçmişte ne olduğuyla tanımlanamaz, simdi ne olduğu ve geleceğe doğru hangi yönde hareket ettiğiyle anlam kazanır. Bu yüzden birey kendi bedeniyle beraber kendi farkındalığının bilincinde olmalıdır. ​Aksi taktirde Schutz’un (1975) “kendimi tanıyorsam yaşamımı, kendim yönlendirebilirim. Bu bilinç olmadan çoğu kez dış etkenler tarafından yönlendiriliyorum.
Verimsiz, üzücü, karışık bir zihinle ve istemediğim bir biçimde” ifadeleriyle kişinin kendini tanımasının önemine dikkat çekmeliyiz. Yani, kişi kendisini tanıyarak bedeninin farkında olur. Bu farkındalık da ruhsal yapısına etki edebilmektedir. Bedende birtakım rahatsızlıkların oluşması ruhsal yapıya, aynı şekilde ruhsal yapıda ortaya çıkan bir rahatsızlık da beden sağlığına zarar verecektir. Bedenimizde oluşan bu rahatsızlıklar da büyük veya küçük ruhsal tepkilere yol açar. Ruh sağlığı bozuk olan kişilerde duygu, düşünce ve davranışlarda farklılaşmalar, aşırı ve uygunsuz haller ortaya çıkar. Kısacası, ruh ve beden var olmak için birbirine muhtaçtır.

Bütünsel tıbbın Türkiye’de önde gelen uygulayıcılarından Mora Terapi güvencesiyle sunulan Bach Çiçekleri Terapisi, ruh halini dengeleyerek olumsuz düşüncelerin yol açtığı organik rahatsızlıkların iyileşmesini sağlıyor. Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı araştırmaların gelişmesi üzerine ortaya çıkan Bach Çiçekleri Terapisi tüm dünyada duygu durumu bozuklukları için kullanılan homeopatik (benzeri benzer ile iyileştirme) bir kürdür. Tıpkı Dünya Sağlı Örgütü’nün tanımı gibi sağlığı bir bütün olarak ele alan Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi; korku, stres, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, mutsuzluk, çaresizlik, öfke ve nefret gibi duygu ve düşünceleri zihinden uzaklaştırıyor.
Sağlıklı ve mutlu yaş almanın sırrı fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerin sağlıklı ve uyum içinde olmasında saklı. Bu üç unsur yerine geldiğinde bütünsel olarak sağlıklıyım demek mümkün. Bütünsel sağlık insanın fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerinde denge ve uyum içinde yaşaması ile sağlıklı ve mutlu yaş alma sürecini başlatarak, keyifle sürdürebilmesi anlamlarını taşımaktadır. “Bütünsel olarak sağlıklıyım” diyebilmek için; sağlıklı ve enerjik bir bedene, dingin ve neşe içinde bir zihne, sevgi ve şefkat dolu bir kalbe sahip olup, varoluş mevcudiyetinin de farkında olmak gereklidir.

Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, olumsuz duygu ve düşüncelere maruz kalarak bozulan vücut sinyallerini vücuttan uzaklaştırarak, duygu durumunda gözlemlenebilen sakinlik ve mutluluğa kapı aralıyor. Mora Terapi uygulamalarından biri olan Bach Çiçekleri Terapisi vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyalleri filtreliyor ve vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengeliyor.















30 Mayıs 2021 Pazar

Daha Sağlıklı Bir Hayat İçin Mora Kilo Terapileri






Fazla kilo kadın, erkek, yaşlı, genç her insanın hayatının bir dönemini meşgul eden veya sürekli olarak uğraştığı bir sorun. Ne yazık ki bu sorunla baş etmekte kolay değil. Fazla kiloyu verememenin sebeplerinden bahsedecek olursak ilk başta kişinin iradesi gelmektedir. Bununla birlikte bireyin metabolizma hızı ve yiyeceklere karşı bağımlılığı da kilo vermenin önünde büyük engellerdir. Bazı tüketilen gıdalar kişilerde bu gıdalara karşı bağımlılık yaratmaktadır. Bu bağımlılıkları bırakmak ve kilo kontrolünü tek başına  sağlamakta oldukça güç bir durumdur. Günümüzde yağ, şeker gibi içeriği oldukça yüksek ve hazır gıdaların daha kolay ulaşılabilir olması bu tarz besinlerin tercih edilebilirliğini arttırmaktadır. Bununla birlikte günümüzde teknolojinin gelişmesi ve ilerlemesiyle hareket alanlarımız gittikçe azalmaktadır. Hareketsizlikte tıpkı kalorisi yüksek gıdalar gibi fazla kiloya sebep olan etmenlerden biridir . Eğer yakabileceğimizden daha fazla gıda alırsak fazla kilolar vücudumuzda yağ olarak birikir ve kilo sorunumuz oluşmaya başlar. Fazla kilo öncelikle obeziteye sonrasında da çeşitli hastalıklara, sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Şeker, tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, eklem rahatsızlıkları bu sağlık sorunlarından birkaçıdır. Fazla kilo sebebiyle görüntünüzden de memnun olmayabilir ve psikolojik olarakta bundan etkilenebilirsiniz. Kısaca fazla kilo hem sağlık açısından hem de psikolojik açıdan ciddi sorunlar teşkil etmektedir. 


Fazla kiloya sahip insanların bağışıklık sistemleri zayıf olduğu için normal kilodaki insanlara göre hastalıklara yakalanma riskleri daha yüksektir. Şeker, tansiyon ve kalp rahatsızlıkları genellikle normal kilodaki kişilere oranla fazla kiloya sahip kişilerde daha fazla görülmektedir. Uyku apnesi ve horlamaya da sebep olan fazla kilo, uyku ve yaşam kalitenizi düşürmektedir.  Normal kilonuzun çok daha üstündeyseniz uykunuz ağırlaşır ve hareket sınırınız azalır. Ancak kilo vermeye başladığınızda vücuttaki ağırlık ve yağ oranı azalmaya başlar, hayat kaliteniz artar, kendinizi zinde ve dinamik hissedersiniz.  Vücutta azalan yağ miktarıyla birlikte kalbe giden oksijen miktarı da artar ve solunum sıkıntılarında azalma görülür. 

Eğer fazla kilo problemi yaşıyor ve tek başınıza kilo vermekte zorlanıyorsanız, kendinizi bu konuda uzman olan Mora Terapi'ye emanet edebilirsiniz. Kilo verme tedavisinde kalıcı başarılar elde eden tamamlayıcı tıp yöntemi Mora Terapi herhangi bir yan etkiye yol açmaz. Mora terapi kilo terapisi, vücudunuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektro manyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştirdiğinden yola çıkıyor. Mora Terapi ailesi olarak kısa sürede yapılan diyetleri ve mucize sonuçlar vermesi beklenen detoks kürlerini son derece sağlıksız buluyoruz ve kesinlikle desteklemiyoruz. Mora Terapi ailesinin en önemli amaçlarından biri, kişinin sağlıklı bir şekilde kilo vererek ideal kilosuna ulaşmasını sağlamaktır. Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde, iyileştirmeye her zaman ilk olarak bağırsaklardan başlanır. Kilo verme seanslarında, bağırsak terapisinin yanında bağırsak sağlığını bozacak ya da kişinin bağımlı olduğunu düşündüğü yüksek kalori içeren gıdalar tüplere yerleştirilir. Tüplerden alınan frekanslarla, bağımlılık terapilerinde de kullandığımız gibi vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu yaptığımız işlemlerle kişi diyet yapıyorum psikolojisine girmeden rahatlıkla kilo vermeye başladığını görür ve bu durumda mental açıdan hiçbir sorun yaşamaz. Terapilerin dışında danışanlarımıza sağlıklı gıdalardan oluşan yemekleri yemeleri konusunda destek verip düzen kurmalarına, bu şekilde de sağlıklı beslenmeyi bir alışkanlık, yaşam tarzı haline getirmelerine yardımcı oluruz. 

Mora Terapinin bu tedavideki amacı, fazla kilo problemli yaşayan kişilerin sağlıklı şekilde kilo verip ideal kilolarına ulaşmalarını sağlamaktır. Danışanlar, kilo verme sürecinde bedenlerindeki iyi yönde değişimleri fark ederek motive olurlar. Sizlerde Mora Terapi ile birlikte kendinizi iyi hissederek kilo verebilirsiniz. Daha sağlıklı bir yaşam için Mora ailesi her zaman yanınızda. 

Sağlıklı günler dileriz.

27 Ocak 2020 Pazartesi

DAHA AZ YEMEK DAHA UZUN BİR YAŞAMIN SIRRI OLABİLİR Mİ?


Düşük kalorili bir diyet, uzun ve sağlıklı bir yaşamın anahtarı olabilir mi?
Yıllardır yapılan çok sayıda bilimsel çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin daha sağlıklı ve daha uzun bir yaşamla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu çalışmalar genellikle fareler ve meyve sinekleri üzerinde yapılan çalışmalardı.
İnsan DNA’sına en yakın türlerden biri olan ve biyolojik olarak insanlara çok benzeyen al yanaklı maymun türü Rhesus maymunlarıyla yapılan son 2 çalışmadan bahsetmek istiyorum.
Bu maymun türüyle yapılan ilk çalışmada kalori kısıtlamalı diyetlerin çok umut verici sonuçları ortaya çıktı.
Orta derecede daha az yiyen, kalori kısıtlaması ile beslenen maymunlar diğerlerine göre çok daha az gri renk saça, vücutlarında daha az sarkmaya ve daha sağlıklı organlara sahip olduğu görüldü. Bağırsak adenokarsinomu gibi kanserlerin görülme oranı %50 oranında azaldı. Diğer maymunlarda diyabet gelişimi görülürken, kalori kısıtlamalı beslenen maymunlarda kan şekerleri normal düzeylerdeydi. Hemen hepsi, son derece sağlıklı kalplere sahip genç maymunlara benziyorlardı. Bu çalışma ile bu maymunların daha az yedikleri zaman daha uzun yaşadıkları sonucu ortaya çıktı.
Yine aynı maymunlarla yapılan ikinci çalışmada ise sağlık ve fiziksel görünüm olarak yukarıdakine benzer sonuçlar ortaya çıkmasına rağmen, bu sefer, bu sağlıklılık halinin maymunların yaşam sürelerine bir katkı sağlamadığı görüldü.





İki çalışmayı da inceleyen ve 2017 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, yazarlar, kalori kısıtlamasının kanser, kardiyovasküler hastalık ve diyabetle ilişkili parametreler dahil olmak üzere klinik olarak en yaygın görülen hastalıklar açısından faydalarının göz ardı edilemez olduğu sonucuna vardılar.
Ne yazık ki Rhesus maymunlarıyla yapılan 2 tane çalışma dışında farklı bir çalışma daha yok elimizde. Birinde maymunların daha uzun yaşadığı, diğerindeyse yaşam sürelerinde daha az yemenin bir fark yaratmadığı bulundu. Ancak her ikisindeki ortak bulgu, orta derece az yiyen maymunların sağlık problemlerinin de yaşlanma belirtilerinin de çok azaldığı ve fiziksel olarak daha enerjik ve zinde olduklarıydı.
Bu sonuçlardan sonra Amerika’da bir araştırma ekibi “Kaloriden kısıtlı diyetin uzun vadedeki etkilerinin kapsamlı değerlendirilmesi” adı altında bir araştırma başlattı. Bunu sağlıklı beslenme gönüllüleri olan insanlar üzerinde yaptılar. Gönüllüler 2 Yıl boyunca toplam kalori alımında %25 bir azalma gerektiren bir diyet yaptılar. Pek tabi, tahmin edebileceğiniz gibi, katılımcıların kolestrol seviyeleri, kan şekeri seviyeleri, kan basınçlarında oldukça sağlıklı yöne doğru bir gelişim görüldü. Diyabet ve kanserli hücre geliştirme olasılıkları çok düştü. Bu araştırma ile daha az kalori alımının sadece kilo vermekle ilgisini olmadığı, yaşlanma sürecini yavaşlattığı, kronik hastalıklara yakalanma riskini azalttığı ve fiziksel olarak da daha zinde ve enerjik olmaya fayda sağladığı yönünde bir sonuca ulaşıldı. Tabi ki yaşlanma süreçlerindeki etkileri daha çok araştırılmaya tabi tutulmalı.
Eğer kaloriden kısıtlı bir diyete başlama kararı verirseniz, bunu yapmadan önce mutlaka doktorunuza veya sağlık danışmanınızla konuyu görüşün. Bunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Çok fazla yemenin sağlığa fayda sağlamadığını biliyoruz. Özellikle fazla kiloluysanız, obezite oranları gün geçtikçe artarken, porsiyonları küçültmenin zarar getirmeyeceğinden de emin olabilirsiniz.  Dikkatinizi çererim, kilonuz fazlaysa.  Çünkü obezitenin ömrü kısalttığını biliyoruz.  Yoksa zaten sağlıklı bir kilonuz varsa kaloriden kısıtlı bir diyet uygulamaya hiç gerek olmayacaktır. Çünkü Anoreksiya da en az obezite kadar tehlikeli bir problem. Anoreksiya hastalarında kardiyovasküler problemler, koroner kalp hastalıkları, hasarlı kemikler, anemi, böbrek rahatsızlıkları ve karaciğer hasarı riskleri çok artmaktadır.

Aslında bu yazıyı okurken sizin de aklınızdan geçirmiş olabileceğiniz gibi, ne kadar yaşayacağınız kadar ne kadar süre sağlıklı kalacağınız asıl önemli olan -kronik hastalıklarla boğuştuğunuz yıllar yerine. Dolayısıyla daha az yemek uzun süreli sağlık halinin devamı için iyi bir seçenek olarak görülmektedir.
Sonuç olarak;
-          Ne kadar yediğimiz ve besin değerleri insan ömrünü etkileyen bir faktördür
-          Ne kadar egzersiz yaptığımız, genlerimiz, çok fazla alkol tüketip tüketmediğimiz, ilgi alanlarımız, kişiliğimiz ve sosyal hayatımız da bunu etkileyen faktörler arasındadır.
-          Şunu kesin biliyoruz ki çok fazla yemek de çok az yemek de sağlığımız için kötüdür. Her iki durum da bizi kronik hastalıklara duyarlı hale getirir.
-          Daha az yemeyi hedeflerken, mutlaka yeterli miktarda vitamin, mineral ve besin alabileceğimiz sağlıklı bir diyet programı uygulamayı ihmal etmeyelim.

Sağlık dolu, keyifli günler diliyoruz.



22 Ekim 2019 Salı


GÜNÜMÜZDE KİLO ALMAK NEDEN DAHA KOLAY?

Yapılan bir araştırmaya göre günümüzde kilo vermek 1980’lere oranla daha zor. Peki neden böyle?

2016 yılında yapılan araştırmaya göre günümüzde insanlar daha az yedikleri ve daha fazla egzersiz yaptıkları halde obeziteden korunmaları 1980’li yıllara göre daha zor. Kanada York Üniversitesi Hastanesinde 36.377 yetişkin üzerinde yapılan araştırmaya göre 1971-1988 yılları arasında yaşayan insanlara kıyasla günümüz insanı aynı miktar yeme ve aynı miktar egzersize rağmen yaklaşık %10 oranında daha kilolu.

Bu çalışmada kişilerin o yıllara göre neden daha kilolu olabilecekleri açıklanmamasına rağmen kimi yaşam stili ve çevre değişiklikleri önerilmiş. Özellikle not edilen günümüzde pestisitler, gıda katkıları, paketlemelerde kullanılan kimyasallar gibi çevresel kimyasallara daha fazla maruz kaldığımız, bunun da vücudumuzun hormonal mekanizmasını etkileyerek kilo alımına neden olabileceğinden bahsedilmiş.   2018’de yapılan başka bir araştırma ise perflorinli maddelerin -yağ ve su geçirmez bileşikler- kişilerde kilo alımını arttırdığına dair.  Bu kimyasallar özellikle gıda paketlerinin, su geçirmez kıyafetlerin, cezve ve tavaların, mobilya kumaşlarının ve halıların üretimlerinde kullanılmaktadır. Ve ne yazık ki bu kimyasallara pek çok kişinin kanında da rastlanmaktadır. Bu kimyasalları kanında taşıyan kişiler normal aktivitelerinde normalin çok daha altında kalori harcayabilmektedirler. Dolayısıyla kilo almak daha kolay.Bunun dışındaki diğer ihtimal de reçete edilen ilaçlardaki artış. Özellikle de antidepresan ilaçlarının kullanımındaki artış. Özellikle 6 ayı geçen sürelerde antidepresan ilaç kullanan insanların  %25’inde kilo alımı görüldüğü doğrudur.


Aynı şekilde 1980’lere göre bağırsak mikrobiyatamızda da değişimler olabileceği düşünülmelidir. O yıllara göre daha fazla kırmızı et tüketimi olduğu, hayvanların günümüzde o yıllara oranla daha fazla hormonlu, antibiyotikli ve kimyasallı yemlerle beslendiği de doğrudur. Dolayısıyla hayvanların vücuduna giren antibiyotikleri, hormonları ve kimyasalları biz direkt sürekli alıyoruz.

Kinesioloji Profesörü Jennifer L. Kuk’un bir araştırmasına göre de günümüzde gıda ve içeceklerde bolca kullanılan tatlandırıcılar da bunun sebeplerinden biri olabilir.

Diğer olası açıklama da günümüzde insanlar 1980’lere göre yüksek stres seviyelerinde yaşıyor olmalarına rağmen daha az uyuyorlar. Ayrıca ısı kontrollü yerlerde yaşadığımız için de vücudumuz ısı ihtiyacını karşılamak üzere eskisi kadar kalori yakmıyor.

Sonuç olarak günümüz hayatının koşulları hem kilomuz hem de sağlığımız açısından 1980’lere kıyasla çok daha zorlu. Sağlıklı kilomuzda kalmak ve hatta sağlığımızı korumak geçmiş yıllara göre daha çok dikkat ve özen gerektiriyor. Ne kadar doğal besinlerle beslenirsek, uyku ve egzersiz düzenine ne kadar uyarsak o kadar uzun vadede rahat ederiz.







Sağlık dolu, mutluluk dolu günler diliyoruz.

Bunun dışındaki diğer ihtimal de reçete edilen ilaçlardaki artış. Özellikle de antidepresan ilaçlarının kullanımındaki artış. Özellikle 6 ayı geçen sürelerde antidepresan ilaç kullanan insanların  %25’inde kilo alımı görüldüğü doğrudur.

Aynı şekilde 1980’lere göre bağırsak mikrobiyatamızda da değişimler olabileceği düşünülmelidir. O yıllara göre daha fazla kırmızı et tüketimi olduğu, hayvanların günümüzde o yıllara oranla daha fazla hormonlu, antibiyotikli ve kimyasallı yemlerle beslendiği de doğrudur. Dolayısıyla hayvanların vücuduna giren antibiyotikleri, hormonları ve kimyasalları biz direkt sürekli alıyoruz.

Kinesioloji Profesörü Jennifer L. Kuk’un bir araştırmasına göre de günümüzde gıda ve içeceklerde bolca kullanılan tatlandırıcılar da bunun sebeplerinden biri olabilir.

Diğer olası açıklama da günümüzde insanlar 1980’lere göre yüksek stres seviyelerinde yaşıyor olmalarına rağmen daha az uyuyorlar. Ayrıca ısı kontrollü yerlerde yaşadığımız için de vücudumuz ısı ihtiyacını karşılamak üzere eskisi kadar kalori yakmıyor.

Sonuç olarak günümüz hayatının koşulları hem kilomuz hem de sağlığımız açısından 1980’lere kıyasla çok daha zorlu. Sağlıklı kilomuzda kalmak ve hatta sağlığımızı korumak geçmiş yıllara göre daha çok dikkat ve özen gerektiriyor. Ne kadar doğal besinlerle beslenirsek, uyku ve egzersiz düzenine ne kadar uyarsak o kadar uzun vadede rahat ederiz.

Sağlık dolu, mutluluk dolu günler diliyoruz.


7 Ekim 2019 Pazartesi

ZİHNİ YAVAŞLATMA YOLLARI


Nefes Alın

Tabi ki günlük hayatta sürekli nefes alıyoruz. Ancak bu sefer daha bilinçli bir şekilde derin ve odaklanılarak alınan nefeslerden bahsediyoruz. Elinizi karnınızın üzerine koyun ve derin ve yavaş en az 10 ve hatta 15 burun nefesi alın. Her nefes alışınızda karnınızın yukarı kalktığını, verişte de içe çekildiğini hissedin.

Akvaryumdaki balıkları izleyin

Akvaryumdaki balıkların yüzüşlerini ve diğer su canlılarını izlemek kan basıncını düşürüyor ve insanları daha sakin ve mutlu yapıyor.

Egzersiz Yapmayı ihmal etmeyin

Tempolu yarım saatlik bir yürüyüş veya 5-10 dakikalık bir aerobik egzersizi zihninizi yavaşlatmanıza kesinlikle yardımcı olacaktır. Endorfin salgılanacak ve kendinizi daha iyi hissetmenize neden olacaktır. Hatta benim kendi deneyimlerim kulaklıkla sevdiğiniz tempolu bir müzikte yürümenin tüm zihin aktivitelerini yavaşlatıp, çok mutlu ettiği yönünde.

Müzik Dinleyin

Müzik, kendinizi müziğe vererek dinlerseniz tam anlamıyla beyninizdeki aktiviteleri rahatlatıp, yavaşlatacaktır. Arka plan fonu olarak değil, tam anlamıyla kendinizi müziğe vererek dinleyin.






Yardım Edin


Birine yardım etmek çok ilginç bir biçimde beynin belli bölümlerini aydınlatıp keyif ve bağlantı duygularını harekete geçiriyor. Birisine karşılık beslemeksizin sadece iyilik yapmak üzerine yapılan yardımlar yardım eden kişinin stresini azaltmakla kalmıyor kendini yalnız hissetmemesini de sağlıyor. Yapılan araştırmalar yardım etmenin kalp sağlığını olumlu yönde etkilediğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söylüyor.

Doğada zaman geçirin

Doğada olmak kişilerin daha rahat ve tazelenmiş hissetmeleri kadar düşüncelerinde de netliğe ulaştırıyor. Beyin yeşil ortamda daha çok çalışmak zorunda hissetmiyor. Ayrıca doğada olmak kalp atış hızınızı, kan basıncınızı, stres hormonların salınımını ve hatta kaslardaki gerginliği de azaltabiliyor.

Kas Esnetme Egzersizleri yapın

Zihininizi yavaşlatmanın bir yolu da zihin beden bağlantısını sağlamaktan geçiyor. Zihninizi bedeninize yönlendirip sırayla özellikle vücudunuzun gergin hissettiğiniz her bölümünü (sırt, bacaklar, boyun, yüz kasları, ağız gibi)an az 10 saniye kadar esnetip bırakın. Bunu bilinçli ve odaklı bir biçimde gergin hissettiğiniz her bölüm için uygulayın. Tüm vücut bölümleriniz bittiğinde nasıl kendinizi daha iyi hissettiğinizi farkedeceksiniz. Bu egzersiz ayrıca uykuya çabuk dalmanızı da sağladığı gibi baş ve karın ağrısı problemlerine bile iyi gelebilir.

Ev Hayvanı edinin

Evcil hayvanlarla vakit geçirildiğinde stres hormonları seviyelerinde azalma görülüyor. Bir başka neden de vücudun güven ve bağlılıkla ilgili konularında rol oynayan oksitoksin hormonu da salgılıyor olması. Bol bol evcil hayvanlarla vakit geçirmeye özen gösterin.

Hayal Kurun, görsel rahatlama egzersizi yapın

Zihninizi yavaşlatmanın bir diğer yolu da sevdiğiniz, sizi mutlu eden veya huzur veren bir yeri, görüntüyü zihninize getirip bir süre ona odaklanmaktır. Burada önemli olan zihninizdeki resme olabildiğince detaylı bir şekilde odaklanmanız. Ortamın kokusu, sudaki kabarcıklar, ortamdaki sesler vs. tüm detayları canlandırın, hissedin.  5 Dakika bu şekilde bir odaklanma bile sizi yavaşlatıp, rahatlatacaktır.

Hatha Yoga Yapın

Kimi zorlayıcı pozlar ve kontrollü nefesin karışımından oluşan hatya yoga, başkalarını yargılamak yerine farkındalığınızı şimdide olmaya çekecektir. Düzenli hatha yoga yapmanın kaygıyı ve stresi azalttığına dair kanıtlar var. Ayrıca gücünüzü ve esnekliğinizi arttıran bir egzersizdir.  Sosyalleşmek için de güzel bir ortam.

Yaratıcı Olun
Boyama kitapları (özellikle mandala benzeri), örgü örme, seramik yapma gibi etkinlikler zihin yoğunluğunun azalmasına kesinlikle olumlu katkılar sağlayacaktır. İçsel çocuğunuzla ilgilenin, oyun oynayın diyorlar. Yani bu tür faaliyetler yaparken sürecin tadını çıkarın ve endişelerden ziyade keyif ve neşeye odaklanın.

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda bir “Mola” verin

Zihniniz çok çalışmaya başladığında ve bunu durduramadığınızı düşündüğünüz an hemen odağınızı değiştirin. Odağınızı tamamen başka bir konuya geçirin. Bir arkadaşınızı arayıp, onunla ilgili konuları sohbet edin mesela, ayağa kalkıp odalar arası gezinin, hava almak için kısa bir süreliğine olsa da açık havaya çıkın, kesinlikle ayağa kalkıp vücudunuzu hareket ettirmeyi, enerjiyi vücudun diğer alanlarına kaydırmayı da unutmayın. Bunu kendinizi şarj etmek olarak düşünün. Daha merkezli ve net olacaksınız. Sonra yeniden çalışmaya ve kafanızı meşgul eden şey hakkında yeniden düşünmeye başlayabilirsiniz. Ama her 90 dakikada bir mola vermeyi unutmayın.

Bahçecilikle veya Toprakla Uğraşın

Toprağın içindeki mikroorganizmalar ruh halinizi yükselterek odaklanmanıza yardımcı oluyorlar. Toprakla ilgilenenler ve toprağa değenler daha az depresif, endişeli ve kendilerini bulundukları topluluğa daha bağlı hissediyorlar. Kesinlikle toprak ile ilgili bir merakınız varsa bunun için özel zaman ayırmayı ihmal etmeyin.

Biyorezonans Tedavilerini Deneyin

Mora Terapi’nin Renk ve Bach Çiçekleri Terapileri kişini tüm vücut frekanslarının genel temizliğini yaptığından ve özellikle duygu durumlara yönelik tedaviler olduğundan rahatlatıcı, sakinleştirici ve sedatif bir etkiye sahiptir. Düzenli tedavilerle bir süre sonra hormonal salınımlarız dengelenir, huzurlu ve sakin bir duygu durumuna kavuşursunuz. 

Mutlu, sağlıklı günler dileklerimizle,