halsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
halsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2018 Çarşamba

ŞEKERLER ENERJİ VERİR (Mİ)?


Şeker, maalesef günümüzde en çok tüketilen besin maddelerinden biridir. Her gün çayınıza, kahvenize attığınız şeker, yediğiniz tatlılar ve içtiğiniz gazlı içeceklerin yanı sıra içeriğini bilmediğimiz paketli gıdalarda da bulunmaktadır. Dolayısıyla şeker tüketirken, günde ne kadar tükettiğimiz konusunda net bir şey söyleyebilmek mümkün değildir.

Fazla şeker, vücut tarafından tolere edilemez ve bunun sonucunda zamanla vücutta birikerek birçok ciddi sağlık sorununa neden olabilmektedir. Şeker, vücutta hormon salınımını olumsuz etkiler, yaşlanma sürecini hızlandırır, kilo artışına ve bölgesel yağlanmaya sebep olur, karaciğer yağlanmasını tetikler, kalp-damar sağlığınızı olumsuz etkiler, bağışıklık sistemini zayıflatır, diyabet riskini artırır. Aynı zamanda daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi vücutta bağımlılık yaratmaktadır. Bu durum sadece kilo açısından değil aynı zamanda genel sağlık durumunuz açısından da çok önemlidir.


Şeker tüketmezsen enerjisiz kalırsın, beynin az çalışır gibi söylemlere günlük hayatta çok denk gelmişsinizdir. Bu yaklaşımlar son derece yanlıştır. Beynin ve vücudun ‘ekstra’ tüketeceğiniz yapay şekerlere kesinlikle ihtiyacı yoktur. Çünkü; beyin ihtiyacı olan şekeri gün içerisinde yediğimiz sebzelerden, kuru baklagillerden de karşılayabilmektedir.


Sabahları yataktan bir türlü kalkamıyorum, ne kadar uyursam uyuyayım dinç uyanamıyorum, sürekli halsiz hissediyorum diyorsanız, bunun sebebinin tiroid gibi bir hormon metabolizması, fazla stres veya geceleri düzensiz uyku saatleri gibi hayat tarzınızdan ya da sağlık sorunlarından kaynaklanmadığından emin olduktan sonra, beslenme düzeninizi mutlaka gözden geçirmelisiniz.

Gün içerisinde tüketeceğiniz şeker içeriği yüksek gıdalar, özellikle paketli ürünler, enerjinizi kısa süreliğine yükseltebilir. Ancak, insülin seviyenizi de yükseltir ve sonrasında da hızla kan şekerinizin tekrar düşmesine sebep olur. Bu nedenle enerjiniz çabucak biterek, açlık hissiniz artarak geri dönecektir. Kan şekerindeki bu ani dalgalanmalar gün içerisinde vücudunuzda halsizlik ve bitkinlik hissini oluşturacaktır.

Gün içerisinde karbonhidrat ağırlıklı öğünlerin tüketimlerinden hemen sonra kanda seratonin seviyeleri artacağından, sakinlik ve rahatlama hissi meydana gelir. Genellikle yemeklerden sonra duyabileceğiniz ‘Rehavet çöktü’ deyimi de aslında buradan gelmektedir. Bu durum, gün içerisindeki uyku hali, odaklanma problemlerinin oluşum sebeplerinden biridir. 

Sabahları dinç uyanamamaktan yakınanlar için şunu da söylemek mümkündür. Gece yatağa tok girdiğinizde vücut sindirim için çalışmaya devam etmek zorunda kalacaktır. Bu nedenle vücudunuz yeni güne hazır uyanabilmek yerine, tüm gece çalışmış ve dinlenememiş olarak güne başlar. Bu konuda, gece yatağa girmeden en az 3-4 saat öncesinde beslenme işleminin tamamen bitmiş olması önerilmektedir.

Masum gözüken şeker aslında yaşam standartlarınızı ne kadar çok etkiliyormuş değil mi? Siz de enerjinizi sebzelerden, kaliteli karbonhidrat kaynaklarından, proteinlerden ve sağlıklı yağlardan karşıladığınızda değişimi göreceksiniz. Şekersiz beslenmeye başladığınızda sabahları dinç uyandığınızı gözlemleyeceksiniz.

Mora Terapi yöntemi ile şeker bağımlılığınızdan kurtulmanız mümkündür. Şekerli gıdalardan alınan frekans bilgileri ile vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu gıdalara karşı isteksizlik oluşturulur. Bunun sayesinde de Mora Terapi seansları sonrasında verilecek olan sağlıklı beslenme protokolüne uyum kolaylaşacaktır. Bu şekilde bütünsel olarak sağlıklı hissederek güne daha zinde başlayabilirsiniz. 



2 Ağustos 2018 Perşembe

YETERİNCE SU İÇMEDİĞİNİZİ GÖSTEREN ŞAŞIRTICI İŞARETLER


Vücudun, hayati işlevlerinin yerine getirilmesi açısından sıvı dengesinin sağlanması, kaybedilen suyun yerine konması oldukça önemlidir. Yapılan araştırmalar sonucu, insanların gün içerisinde kaybettikleri su miktarı ortalama olarak 2,5 litre olarak belirlenmiştir. Siz gün içinde kaybettiğiniz suyu yerine koyabiliyor musunuz?



Peki vücut, susuz kaldığının sinyallerini bize hangi yollarla veriyor? Birlikte inceleyelim…

Ağız bölgesinde kuruluk, vücudun susuz kaldığının ilk göstergelerindendir. Aslında basit gibi görülen bu belirti, gün içerisinde göz ardı edilebilir veya su dışında farklı içeceklerle karşılanabildiği düşünülebilir. Ancak gün içerisinde tüketeceğiniz çay-kahve türü içecekler vücudunuzun su ihtiyacını karşılamaz, aksine vücuttan daha çok su atmanıza sebep olur.

Yetersiz su tüketiminin farkına varılabilmesi adına, kendi başınıza yapabileceğiniz en güzel kontrol, idrar renginin kontrolüdür. Yapılan idrar kahverengiye kaçan koyu sarı şeklinde ise yetersiz su tükettiğinize işarettir. Vücudun suya doygunluğu arttıkça, idrar rengi de doğru orantılı şekilde açılacaktır.  

Günümüzde en sık karşılaşılan problemlerden biri de kabızlıktır. Peki siz kabızlığınızın sebebinin yetersiz su tüketimi olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Susuz kalan bağırsaklar aktif olarak çalışamaz ve yavaşlar. Bunun sonucunda da kabızlık meydana gelebilir.

Güzel ve elastik bir cildin sırrı da su tüketiminden geçmektedir. Eğer cildiniz kuru ve eski elastikiyetini kaybetmiş durumdaysa, su tüketiminizi sorgulamalısınız. Susuz kalan cilt kurur, kırışıklık oluşumuna da uygun ortam hazırlanmış olur.

Gün içerisindeki yorgunluğunuz ve uyku haliniz de susuz kaldığınızın habercisi olabilir! Susuzluk sırasında, kandaki oksijen içeriği de düşer. Yeterli oksijeni alamayan kas ve sinir fonksiyonları yavaşlayarak yorgunluk hissi oluşturur.

Vücut sıcaklığının düzenlenmesinde de su oldukça önemlidir. Vücut sıcaklığımız yüksek değerlere ulaştığında terlemeye başlarız. Terleme sonucu da vücut sıcaklığımız düşer. Su eksikliği durumunda ise, terleme azalır ya da durur ve vücut sıcaklığı yükselmiş olur.

Kalbimiz ve dolaşım sistemimiz de susuzluktan etkilemektedir. Susuzluk sebebiyle vücutta bozulan elektrolit dengesi sonucu nabız değişimleri meydana gelebilir. Aynı zamanda kan basıncındaki bozulmalar nedeniyle baş dönmesi de gözlemlenebilmektedir.

Sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin dengesi kasların doğru çalışması için çok önemlidir. Susuzluk halinde elektrolit dengesizliğine bağlı, egzersiz sırasında ya da sonrasında kramp ya da spazmlar meydana gelebilir.

Yeterli miktarda suyu alamayan böbreklerde, toksin ve atık asit birikimi, bakterilerin gelişmesi için uygun ortam sağlar. Bu da böbrekler ve mesanede ağrı, iltihaplanma ve enfeksiyonlara sebep olabilir. Aynı zamanda vücudumuz, uzaklaştırılamayan toksinleri yağ hücrelerinin içinde saklamaya başlar. Eğer vücut yeterli su ile toksinleri güvenli bir şekilde atamıyor ise yağ hücrelerini de serbest bırakmaz. Bu nedenle kilo kontrolü sağlanamaz hale gelir.

Aslında vücudunuz susuz kalınca size ne çok sinyal veriyormuş değil mi? Yapmanız gereken şey O’na kulak vermek ve sağlıklı çalışabilmesi için bol bol su içmek! Mora terapi yöntemiyle yapılan tüm terapilerde genel sağlık desteklendiğinden su tüketiminin önemi her fırsatta vurgulanmaktadır.