mora bach çiçekleri terapisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mora bach çiçekleri terapisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2021 Cuma

Beslenme Alışkanlıklarımızı Nasıl Değiştirebiliriz?





Günlük yaşantınızda tükettiğiniz yiyecekler sağlığınız üzerinde ve hastalıklara yakalanmanızda etki eden birincil faktördür. Beslenme alışkanlıklarınızı daha sağlıklı yiyecekler ile düzenleyerek düzenli beslenmeye geçebilir ve uzun süre boyunca hastalıklardan korunabilirsiniz. Ayrıca çevrenizdeki bazı şeyleri de beraberinde değiştirerek daha fit ve sağlıklı bir hayata merhaba diyebilirsiniz.

Daha sağlıklı beslenmek için büyük değişiklikler yapmanıza gerek olmadığı gibi tüm alışkanlıklarınızı aynı anda da değiştirmek zorunda değilsiniz. Zamanla yaptığınız küçük değişikliklerin sağlığınızda büyük bir farkı ortaya koyduğuna kendi gözünüz ile şahit olabilirsiniz.

Sağlıklı beslenme alışkanlığının sizlere sunduğu başlıca faydalar şu şekilde sıralanabilir:

  • Yeme alışkanlıklarınızı ve çevrenizi değiştirmek, daha zinde hissetmenize ve düzenli bir yaşama geçişinizde yardımcı olabilir.
  • Sağlıklı bir diyet genel sağlığınız için oldukça faydalıdır. Ayrıca sağlıklı bir kiloya ulaşmanıza ve stabil bir kiloda kalmanıza yardımcı olur.
  • Yaşam tarzınızda gözle görülür bir değişimiz hemen fark edebilirsiniz.

Sağlıklı Beslenme Alışkanlığı Nasıl Edinebilirsiniz?

Sağlıklı beslenme alışkanlığı için bir anda hayatınızı etkileyecek kararlar vermek yerine küçük küçük değişiklikler ile bu düzene geçmeniz çok daha iyi olacaktır. Zira hayatınızı düzene uydurmak yerine düzeni hayatınıza uydurarak daha stabil sağlıklı beslenme alışkanlığı elde edebilirsiniz. 

Sağlıklı beslenme alışkanlığını hayatınıza uydurmak için şu taktikleri yapabilirsiniz: 

  • Evde iken ya da çalışırken meyve, az yağlı süt ürünleri, tam tahıllı yiyecekler ve sebze gibi yiyecekleri hazırda bulundurun. Çalışırken ya da atıştırırken paket gıdaları tüketmek yerine meyveleri ve bu yiyecekleri tercih edin. 
  • Olabildiğince her gün belirli bir saatte akşam yemeğini evde düzenli bir şekilde yemeye çalışın. Böylelikle fast food tarzı yiyeceklerden ya da yağlı paket yiyeceklerden uzak durursunuz. 
  • Yemeklerinizi mümkün mertebe kendiniz pişirmeye çalışın bunu yaparken bir yemek bloğundan ya da kitabından destek alabilirsiniz. Ayrıca yemeği hazırlarken kendinize göre malzemeleri daha sağlıklı olacak şekilde tercih edebilirsiniz. 
  • Her gün düzenli bir şekilde işe gidiyorsanız, öğle yemeklerinizi düzenli bir şekilde sağlıklı yiyeceklerden olmasına dikkat edin.
  • Atıştırmalık tükettiğiniz zamanlar elbette ki olacaktır bunu yaparken paketten asla yemeyin, kendinize bir miktar belirleyin ve bunu bir tabakta tüketin. Tabağınız bittikten sonra devam etmeyin. Bu yediklerinizin miktarını kontrol etmenizi sağlayacaktır. 
  • Düzenli bir şekilde öğünlerinizde beslendiğinize dikkat edin ve herhangi birini atlayıp yerine ekstra öğün koymayın. Açlık duygularınızı görmezden gelmeyin bu durum daha fazla yemenize neden olabilir. 
  • Yüksek şekerli içecekler, meyve suyu içecekleri dahil, yerine su ya da maden suyu için. 
  • Spor kilo vermenin bel kemiğini oluşturur asla ihmal etmeyin ve göz ardı etmeyin. Bununla birlikte bir uzmandan destek almayı da unutmayın. 

Gıda Bağımlılığına Dikkat Edin!

Toplum içerinde inanılmaz bir şekilde gıda bağımlılığı artmakta ve son zamanlarda yapılan araştırmalar obezitenin arttığını göstermektedir. Bir diğer taraftan yürütülen araştırmalar bazı yiyeceklerin bağımlılık yapan maddeler gibi beynin bazı noktalarını tetiklediğini ve bunun da sonucunda bağımlılığa sebep olabileceğini göstermiştir. Özellikle de şeker, yağ ve tuzun gıda bağımlılığını arttıran en önemli unsurların başında geldiğini söyleyebiliriz. 

Gıda bağımlılığına sebep olan lezzetli yiyecekler tıpkı bağımlılık yapıcı ilaçlar gibi vücutta dopamin seviyesini arttırıcı etkiye neden olur. Lezzetli yiyeceklerden duyduğunuz haz ödül sinyallerini tetikleyici etkiye sahiptir. Bu da sürekli yemeniz için sizi sürekli zorlar. Bu tarz durumlar ile karşılaşmamak ya da başa çıkmak için uzmanlarımız ile görüşebilir ve destek alabilirsiniz.


Sağlıklı günler dileriz...


7 Kasım 2021 Pazar

DİYET YAPIYORUM KİLO VEREMİYORUM DİYORSANIZ BU YAZIYI OKUMALISINIZ!





Fit kalabilmek ve sağlıklı bir vücuda kavuşmak için diyet programı uygularız. Diyet programları bittiğinde hızlıca kilo alabilir ya da ani kilo kaybı nedeniyle vücudunuzda tahribat oluşabilir. Konu böyle olunca önemli olan kalıcı ve sağlıklı kilo vermek oluyor. 

Diyet yapıyorum kilo veremiyorum ya da diyeti bırakınca hemen alıyorum diyorsanız bazı etkenler buna engeller olabilir.

Kilo vermek hedeflendiğinde bunu engelleyen bir çok neden olabilir. 


Neden kilo veremiyoruz?

Yetersiz ve düzensiz uyku;

Az uyuyan kişilerde doyma sinyali olan leptin hormonunun seviyesi düşer. Bu da beyne yemek yeme sinyalinin gönderilmesiyle kişinin daha fazla yemek yemesine neden olur.


Kansızlık;

Vücutta demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık oluşabilir. Demir eksikliği yaşayan bireylerde hormonal dengesizlikler oluşabilir ve dolaylı yoldan kilo alımına sebep olabilir.


 Cushing Sendromu;

Cushing hastalarında bilinmeyen sebeplerden dolayı hipofiz bezinde ACTH hormononun salgılanmasının aşırı artması nedeniyle, böbreküstü bezinde kortizol salgılanmasında artış yaşanır. Kortizol ise vücuttaki karbonhidrat, yağ ve proteinin vücutta sistemik şekilde fonksiyonlarını düzenlemesi nedeniyle bu alanda böyle bir sorunun yaşanması kilo almanıza sebep olabilir.


İnsülin direnci;

Kilo verememede en büyük suçlulardan biri olan insülin direnci kişilerde, sürekli uyku ve açlık hali yaşanılan kronik bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık diyabet hastalığına ve aşırı kilo almanıza sebep olabilir.


Tiroid hormonları;

Tiroid insan vücudunda enerji metabolizmasını düzenleyen organlardan biridir. Bunlardan birinin bozulması da kilo almanıza ve verememenize sebep olabilir.


Gıda bağımlılığı ve şeker bağımlılığı;

Gıdalara duyulan bağımlıklar ve yeme istediğine karşı dur diyememek ve sürekli yeme hali kilo almanıza sebep olur.


Çok fazla diyet uygulamak;

Sağlıklı bir bedene değil de sadece kilo vermeye odaklı olan diyetler vücudunuzda bir tahribat oluşur ve aksine kilo vermek isterken daha da çok alabilir ve kilo vermekte zorlanabilirsiniz.


Kilo veremiyorsak ne yapmalıyız?

Öncelikle alanında uzman bir hekimden yardım almak, sunulan tedavi seçeneklerine karşı istikararlı olmak sizi sağlıklı bir bedene kavuşturacaktır. 




BİOREZONANS İLE SAĞLIKLI KİLO VEREBİLİRSİNİZ!


Her insan bedeninde bulunan doku, hücre ve organların doğal olarak yaydığı bir frekans vardır ve herkesin frekansı kendine özgüdür.


Bu frekansların ölçülmesinde ve algılanmasında özel olarak geliştirilmiş olan biorezonans cihazı kullanılır. İşte bu biorezonans cihazı ve tedavisiyle de sağlıklı bir şekilde kilo vermemiz mümkün.


Biorezonans doğal bir tedavidir ve metabolizmanızı hızlandırmaya yöneliktir. Ayrıca uygulanan diyeti kolaylıkla yapmanızı sağlayacak şekilde iştahınızı keser.


Tedavinin süresi ve hedeflenen kilo, kişinin bünyesine göre değişkenlik göstermektedir. Unutmayın ki önemli olan dengeli beslenerek sağlıklı bir şekilde kilo vermektir. Sağlığınız her şeyden önemlidir. Hızla verilmeye çalışılan kilo kişide bazı sağlık sorunlarını meydana getirebilir ve bunun yanında kalıcı bir etkisi olmayabilir.


Mora Terapi biorezonans seanslarından sonra doğru beslenme ve sporla sağlıklı şekilde kilo vermeniz ve ideal kilonuza ulaşmanız mümkün.


10 Ekim 2021 Pazar

Mora Terapi Bach Çiçekleri ile Sağlığa Adım Atın!

 





Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı, "Sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali" olarak tanımlar.

Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi sağlık; beden, zihin ve ruh dengesidir. Bireylerin sadece fiziksel durumlarına bakılarak sağlıklı demek bütünlüklü ve doğru bir açıklama olmayacaktır. Nasıl ki bedensel olarak yaşanan sağlık sorunları ruh ve zihin sağlığını etkiliyorsa, ruh ve zihin sağlığındaki sorunlar da bedensel hastalıklara yol açmaktadır. Yaşayan bir organizmanın denge durumu olan sağlık bütünlüklü değerlendirilemediği sürece tedavi amaçlı yapılan işlemler çözüm olmayacaktır. 

Stres, huzursuzluk, mutsuzluk, karamsarlık, güven ve özgüven sorunu, nefret, öfke ve korku gibi çoğaltabileceğimiz olumsuz duygu durumları vücudu hastalıklara karşı savunmasız hale getirmektedir. "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü sağlığın bütünlük yapısını net bir şekilde ortaya koyduğu gibi sağlıklı insan mutlu, neşeli ve barışçıldır. Bu ruh hali zihin ve beden sağlığını da etkilemektedir. 


Sağlık bedensel, zihinsel ve ruh sağlığı boyutlarıyla düşünüldüğünde bireysel ve toplumsal olarak iyilik olma durumudur. Beden, zihin ve ruh birbiriyle bağlantı içindedir ve bu alanlar birbiriyle sıkı bir etkileşim içindedir. Beden, zihin ve ruh beden, beyin, akıl ve davranış arasındaki etkileşimlere odaklanmaktadır. Herhangi birindeki sağlık sorunu diğerlerini de etkilemektedir. Zihin, beden ve ruh arasındaki bağlantının uyum içerisinde olması bireyin fiziksel iyilik halinin de göstergesidir. İnsanı insan yapan kendine özgü ruhsal, bilişsel ve sosyal yapıya sahip olmasıdır. Bunlardan birinin eksikliği bireyin hem kendisi hem de çevresi için sorun haline gelmektedir. Çünkü, her biri dediğimiz gibi birbirini etkilemektedir. Bireyin duygularının ve düşüncelerinin fiziksel sağlığı üzerinde oldukça önemli etkileri bulunmaktadır. İnsanın kendisiyle, duygu ve düşünceleri ile ilişki kurması, kendisinde olup biten duygusal ve düşünsel süreçlerle ilgili bir anlayışa kavuşması gerekmektedir. ​Birey duygu, düşünce, bakış açısını bilerek çevresine olan tutumlarının ve kendi bedeninin farkında olur. Bu bağlamda zihnin, bedenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir birey vücudunu nasıl tanıyorsa ruhunu da öyle tanımalıdır. İnsan “zaten var olan bir obje” değil, sürekli olarak gelişmekte olan bir varlıktır. Yalnızca geçmişte ne olduğuyla tanımlanamaz, simdi ne olduğu ve geleceğe doğru hangi yönde hareket ettiğiyle anlam kazanır. Bu yüzden birey kendi bedeniyle beraber kendi farkındalığının bilincinde olmalıdır. ​Aksi taktirde Schutz’un (1975) “kendimi tanıyorsam yaşamımı, kendim yönlendirebilirim. Bu bilinç olmadan çoğu kez dış etkenler tarafından yönlendiriliyorum. 

Verimsiz, üzücü, karışık bir zihinle ve istemediğim bir biçimde” ifadeleriyle kişinin kendini tanımasının önemine dikkat çekmeliyiz. Yani, kişi kendisini tanıyarak bedeninin farkında olur. Bu farkındalık da ruhsal yapısına etki edebilmektedir. Bedende birtakım rahatsızlıkların oluşması ruhsal yapıya, aynı şekilde ruhsal yapıda ortaya çıkan bir rahatsızlık da beden sağlığına zarar verecektir. Bedenimizde oluşan bu rahatsızlıklar da büyük veya küçük ruhsal tepkilere yol açar. Ruh sağlığı bozuk olan kişilerde duygu, düşünce ve davranışlarda farklılaşmalar, aşırı ve uygunsuz haller ortaya çıkar. Kısacası, ruh ve beden var olmak için birbirine muhtaçtır.


Bütünsel tıbbın Türkiye’de önde gelen uygulayıcılarından Mora Terapi güvencesiyle sunulan Bach Çiçekleri Terapisi, ruh halini dengeleyerek olumsuz düşüncelerin yol açtığı organik rahatsızlıkların iyileşmesini sağlıyor. Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı araştırmaların gelişmesi üzerine ortaya çıkan Bach Çiçekleri Terapisi tüm dünyada duygu durumu bozuklukları için kullanılan homeopatik (benzeri benzer ile iyileştirme) bir kürdür. Tıpkı Dünya Sağlı Örgütü’nün tanımı gibi sağlığı bir bütün olarak ele alan Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi; korku, stres, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, mutsuzluk, çaresizlik, öfke ve nefret gibi duygu ve düşünceleri zihinden uzaklaştırıyor. 

 Sağlıklı ve mutlu yaş almanın sırrı fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerin sağlıklı ve uyum içinde olmasında saklı. Bu üç unsur yerine geldiğinde bütünsel olarak sağlıklıyım demek mümkün. Bütünsel sağlık insanın fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerinde denge ve uyum içinde yaşaması ile sağlıklı ve mutlu yaş alma sürecini başlatarak, keyifle sürdürebilmesi anlamlarını taşımaktadır. “Bütünsel olarak sağlıklıyım” diyebilmek için; sağlıklı ve enerjik bir bedene, dingin ve neşe içinde bir zihne, sevgi ve şefkat dolu bir kalbe sahip olup, varoluş mevcudiyetinin de farkında olmak gereklidir. 


Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, olumsuz duygu ve düşüncelere maruz kalarak bozulan vücut sinyallerini vücuttan uzaklaştırarak, duygu durumunda gözlemlenebilen sakinlik ve mutluluğa kapı aralıyor. Mora Terapi uygulamalarından biri olan Bach Çiçekleri Terapisi vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyalleri filtreliyor ve vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengeliyor.















30 Eylül 2021 Perşembe

STRES İLE NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİZ?







Öncelikle stresin neden yaşandığını düşünmek ve çözüm aramak için ona odaklanmak gerekir. Kişinin yaşadığı yaşam koşulları stres seviyesi ile her daim orantılıdır. Kişi rahat bir yaşam sürdürüyorsa stres seviyesi daha da düşüktür. Stresli olmayı en çok etkileyen faktörlerden diğeri ise kişinin kendi yaşadığı duygu durumlarıdır. Kendisi için önemli bir günde stres yapıyorsa ya da endişelerle dolu bir düşünme biçimi varsa stres ile başa çıkması daha da zorlaşacaktır. En önemli kararları almamız gereken anlarsa stresin karar verme yetilerini de bozduğu görülmüştür. 


Stres ile başa çıkma yöntemleri ;


- Stres yaratan esas unsurları farketmeli ve çözüm yolları aramalısınız. Çocukluk travmaları, vücuttaki yaşanılan fiziksel fonksiyonların eksiklikleri, yorgunluk, düzensiz ve sağlıksız beslenme stres arttıran unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzman bir hekim tarafından alacağınız psikoterapi ile stresle başa çıkabilirsiniz.


- Duygu durum bozukluğu olarak karşımıza çıkan ruhsal rahatsızlık kişiyi en çok strese sokan unsurlardan biridir. Duygu durum bozukluğu yaşayan kişiler stres ile başa çıkmak için vücudun esas ihtiyacı olan gıdalardan her daim daha fazlasını tüketir ve kilo almaya sebebiyet verir. Yaşanılan her stres sonrasında tüketilen her fazla gıda kiloya dönüştüğü için obezite rahatsızlığına sebebiyet veren sağlık sorunu ortaya çıkar. Bu nedenle duygu durum bozukluğunun düzenlenmesi ve giderilmesi için uzman bir hekime danışabilirsiniz.


- Mora Terapi ile tanışın! Mora Terapi seansları sayesinde stres ile başa çıkabilirisiniz. Mora Terapi Bach Çiçekleri; 38 duygu durumu (korku, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, umutsuzluk, çaresizlik hissi, gibi) için 38 farklı çiçek kürü tanımlanmıştır. Mora Terapi uygulamalarından biri olan Bach Çiçekleri Terapisi vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyaller filtreliyor ve vücudun elektromanyetik titreşimlerini dengeliyor.




Ayrıca Biorezonans cihazı ile yapılan gıda bağımlılığı ve duygusal durum bozukluğu tedavisi sayesinde duygusal yeme ve gıda bağımlılığı ile başa çıkma mücadelesinde yüksek oranda destek alabilirsiniz. Konusunda uzman doktorlar tarafından uygulanan bu tedavi sayesinde duygusal yeme bozukluğu rahatsızlığından kurtulmuş olursunuz. Mora Renk terapileri de fiziksel rahatsızlıkların yanı sıra duygu durum rahatsızlıklarında da sıkça tüm Mora Merkezlerinde kullanılan tedaviler arasındadır. Duygu durum bozukluklarının çeşidine en uygun gelen renk frekansı bir milyon kez yükseltilerek cihaz vasıtasıyla kişilere verilir. Duygu durumlardaki iyileşmeler kısa sürelerde gözle görünür biçimde belirgindir.



 


27 Haziran 2021 Pazar

İyi hissedin, konsantre olun ve kazanın. Çözüm: Bach Çiçekleri!





Sağlıklı olmak demek sadece bedensel olarak hastalık olmaması durumu demek değildir. Duygu, zihin ve beden bir bütündür. Bütünsel olarak sağlıklı olabilmek için duygu durumumuzun da iyi olması gerekmektedir. Ne kadar ‘sağlıklı’ olursak olalım, keyfinizin olmadığı, hayatın tadını çıkaramadığınız dönemler mutlaka olmuştur. Bu dönemler insan hayatının bir parçasıdır. Bu gibi dönemlerde atılabilecek ilk adım, sorununuzun ne olduğunu çözebilmeniz, ters giden şeyin ne olduğunu fark edebilmenizdir. İyileşme aslında bu adımda başlar. 21. yüzyıldaki yaşamın modernleşmesi, teknolojinin gelişmesi yaşamımızı kolaylaştırdığı gibi kaçınılmaz stresleri de yanında getirdi. Kentleşme oranının yüzde 78’i bulduğu ülkemizde özellikle büyük şehirlerdeki hayatların her yanı stresle çevrilmiş durumda. Fiziki çevre, iş yaşantısı ve psikososyal özellikler kişideki stresin kaynağını oluşturan birincil etmenler. Stresi yaratan durumları ortadan kaldıramayan bireyler stresle baş etmenin yolu olarak kimi zaman bedeni ve ruhu rahatlatan sporlara kimi zaman da bir terapiye başvuruyor. Biorezonans tıbbı, kişinin enerjetik-elektromanyetik durumunun hem ruhsal durumu hem fiziksel bedeni hem de zihinsel dengeyi etkilemesinden yola çıkar. Bach Çiçekleri kürleri bu nedenle Biorezonans tedavi programlarına eklenmiştir.   İnsan bedeninin iyileşme mekanizmasını harekete geçirmek için bitkilerin minimal dozda su ile seyreltilerek kullanılması metoduna dayanır. Yani kişinin fiziksel, duygusal ve ruhsal sağlığı için doğru bitki minimum dozda kullanılırsa bedenin iyileşme süreci başlatmaya yönelik tamamlayıcı bir tedavidir.

Çiçeklerin yapısı incelendiğinde insanların duygusal özellikleri ile çok örtüşen noktalar bulunur . O halde bu çiçek özleri de minimal dozda kullanılırsa kişiye pozitif duygular bedenin iyileşme mekanizması ile sağlanabilir. 1930’larda İngiliz doktor Edward Bach tarafından keşfedilmiş ve günümüze kadar birçok şekilde kullanılagelmiştir. Hastaların fiziksel rahatsızlıklarının duygu durum bozukluklarından arındırılmadan iyileştirilemeyeceğini savunan Dr. Bach, 38 bitki özünün duygu durumlarımız üzerindeki etkilerini incelemiş, belirli çiçeklerin pozitif enerjisinin, düşüncelerimizin ve duygularımızın oluşturduğu olumsuz enerjiye karşı koyduğunu fark ederek, dünyanın “Bach Çiçekleri” olarak bildiği 38 homeopatik kürü geliştirmiştir. Her çiçek özü temel bir insan duygusu ile ilişkilendirilmektedir.  38 bitkinin her biri, belirli bir karakteristik veya duygusal duruma yönlendirilir. Bach Çiçekleri kürleri ilaç değil, yüksek derecede dilüe edildiğinden bitkilerin “homeopatik “  kürleridir. Bitkinin fiziksel yapısı değil, “enerjisi” kullanılmaktadır. Her hastalığın kişiye özel ruhsal özelliklerle bağlantıda olduğu gerçeğinden hareketle, hastanın ruhsal yapısındaki dengesizlikleri gidermeye yöneliktir. Böylece hastalıklar çok daha kolay ortadan kalkar. Biorezonans ile uygulanan Bach Çiçekleri kürleri, tanımlı çiçeklerin enerjisini kullanarak kişinin enerjisini değiştirme amaçlı kullanılmaktadır. Herhangi bir ilaçla etkileşmesi ya da yan etki yaratması söz konusu değildir. Kişiye özel geliştirilen Biorezonans tedavilerinin programlanabilmesi için hastayla yapılan ön görüşme sırasında kendisine verilen formdaki soruları yanıtlaması istenir.

Biorezonans terapisini uygulayan doktorun uygun bulduğu Bach Çiçekleri kürü Biorezonans terapilerine eklenir. Seans bitiminde de hastaya özel hazırlanmış Bach Çiçekleri karışımı günlük kullanım için kendisine verilir. Biorezonans terapilerinde Bach Çiçeklerinin frekanslarının hastaya nakli Biorezonans cihazı ile vasıtasıyla sağlanmaktadır. En büyük kolaylığı ve faydası “bütüncül” tedavi uygulamaya elverişli olmasıdır. Hastaların sürdürülen diğer biorezonans terapilerine eklemlenebilmektedir. 75 yılı aşkın bir süredir Avrupa’da, özellikle İngiltere’de yaygın olarak kullanılmakta olan “Bach Çiçekleri” kürleri, korku ve endişeleri gidermek, stres ve kederi azaltmak, cesaret edilemeyen ilişkileri geliştirmek için çok güçlü, ancak hassas bir iyileştirme yöntemidir.

20 Şubat 2021 Cumartesi

STRESİ AZALTMAK İÇİN KOLAY, BASİT STRATEJİLER

 STRESİ AZALTMAK İÇİN KOLAY, BASİT STRATEJİLER



Stres sürekli hayatımızın içine giren bir durumdur. Trafik sıkışıklığından, partnerimizle yaşadığımız bir hayal kırıklığına kadar her şey strese neden olabilir. 

Stres para endişesi yaşamaktan, sağlık korkusu yaşamaktan da artar. Pandemi günlerinde genel olarak yaşananlar gibi…


Sürekli ve düzenli strese maruz kalmak fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak zarar vericidir.


Stres hayatın bir gerçeğidir ama sizi nasıl etkileyeceğine siz karar verirsiniz. Bedeninizi, kendi kendini iyileştirme potansiyelinizi kullanarak stresin zararlı etkilerine karşı koruyabilirsiniz.

En iyisi, stresin azalacağı uygun koşulları beklemek yerine, kendinizi strese karşı her zaman güçlü, kuvvetli tutmaktır. Çevrenizde neler olup bittiğinden farklı olarak kendinize topraklanmış ve sakin kalmayı öğretin.


Stresi yönetmeyi öğrendikçe duygusal olarak yorulmayız ve sağlığımız bozulmaz. Strese fazlaca maruz kaldığınız zaman kanınızdaki kortizol seviyesi yükselir ve metabolizmanız zarar görebilir. Kilo alımı olabilir (özellikle göbek bölgesi), vücudunuzda enflamasyon olma ihtimali yükselir, kan şekeriniz, tansiyonunuz, kalbinizin çalışması bozulabilir ve hatta hafızanızı bile etkileyebilir.


Merak etmeyin. Çözümler hiç de o kadar zor değil. Stresin vücudunuz üzerindeki etkilerini azaltmak için uygulayabileceğiniz basit, kolay stratejiler mevcut.


İlk olarak bakış açınızı veya zihinsel tutumunuzu değiştirin. Yaşamımızdaki streslerin pek çoğu karşılaştığımız durumlara karşı bakış açımızla da ilgilidir. Örneğin bir işi 2 ayrı kişiye verdiğinizde bunlardan sadece birinin bu işi stresli bulduğunu gözlemleyebiliriz. Yani stresi deneyimleme biçimimiz birazcık da kişisel özelliklerden kaynaklanır. Stres yaratan konulara karşı bakış açılarınızı veya zihinsel tutumunuzu değiştirdiğinizde pek çok stres kaynağının ortadan kaybolduğuna hayretle tanık olacaksınız.


Gerginliği ortadan kaldırmayı hedefleyin. Fiziksel aktivitelerin kortizol seviyelerinizi düşüreceğini ve daha dengeli hormon salınımlarıyla sizi de daha dengeli kılacağını aklınızdan çıkarmayın. Her türlü fiziksel aktivite çok değerli, kıymetli. Sizin en çok yapmaktan hoşlandığınız fiziksel aktiviteyi bulun. İlla spor salonuna gidip spor yapmak zorunda değilsiniz. Dans dersi alabilir, bahçe işleriyle ilgilenebilir, yoga yapabilir veya yürüyüşe çıkabilirsiniz. Yapmayı en çok sevdiğiniz fiziksel aktiviteyi bulun. Düzenli yapacağınız fiziksel aktiviteler sizi motive edecek, stresten kurtulmanıza, yeniden canlanmanıza yardımcı olacak.


Düzenli ve organize olun, öyle kalın.

Arabanızın anahtarını veya yanlış yere koyulmuş bir dosyayı bulmak için 20 dakikanızı harcadığınız oldu mu hiç? Organize, düzenli ve sistemli olursanız günlük olağan işlerin üzerinizde ek bir stres yaratmasına izin vermemiş olursunuz. Planlı ve programlı olduğunuzda da aynı şekilde. Sizi strese sokabilecek durumlar öncesinde plan yapmak, bu stresli olaylara karşı hazırlıklı olmak, bunu nasıl yöneteceğinizi önceden düşünmek de stresi çok azaltacaktır. Bir plana sahip olmak sizi her zaman stresten korur.


Tüm bu üç basit stratejiyi uyguladığınız halde hala sizi tedirgin edecek kadar çok stres yaşıyorsanız mutlaka doktorunuzla konuşmayı ve ona danışmayı ihmal etmeyin.


Mora Bach Çiçekleri Terapisi, kırmakta zorlandığınız duygu durum bozukluğu-stres döngüsünü kırmakta size çok destek olacaktır.


Sağlık dolu, stresle rahatlıkla baş edebildiğiniz güzellikte günler diliyoruz.



Kaynak: Harward Health Ocak 2021, Kelly Bilodeau Mental Health, Stress yazısı


29 Ocak 2021 Cuma

Evde Uygulayabileceğiniz 10 Pratik Egzersiz

Artık birçoğumuz zorunlu olmadıkça dışarı çıkmıyor, evde vakit geçiriyoruz. Tabi ki bu duruma alışmak kolay değil, uzun süreler boyunca hareketsiz kaldığımızı düşünürsek hem ruhumuz hem de bedenimiz kendini bazen sıkışmış hissedebiliyor. Peki bu olumsuz durumu tersine, yani krizi fırsata çevirmeyi hiç düşündünüz mü?

Yapılan araştırmalar sonucunda uzun süreli hareketsiz kalmanın düzenli egzersiz programı uygulayan insanlarda bile sağlık sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Uzun süre boyunca hareketsiz kalan kişilerde obezite, anksiyete, depresyon, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, obezite, osteoporoz ve kas iskelet sistemi bozukluklarının ortaya çıktığı da biliniyor. Bu sebeple evde kaldığımızda bile aktif olmak, kendimizi olumlu yönde meşgul etmemiz şart. Bunu yapmanın en iyi yolunun da evimizin hemen her bölümünde, her an uygulayabileceğimiz egzersizler olduğunu düşünüyor ve sizlerle sadece bir mat dışında hiçbir ekstra materyal gerektirmeyen 10 ev egzersizini paylaşıyoruz...

1) Şınav


Hakkında herkesin az da olsa fikri olduğu, basit ama çok etkili bir egzersiz metodu. Şınav için sadece düz bir zemine ihtiyacınız var, bir ekipmana veya malzemeye gerek yoktur. Çıplak ayakla ya da ayakkabıyla rahatlıkla çekilebilir. Şınav pozisyonu alabilmek için ellerin omuz genişliğinde, omuzların hizasında yere koyulması gerekir. Ardından ayak parmak uçlarından destek alınarak, eller sabit kalacak şekilde vücuda tamamen düz bir pozisyon verilir. Vücut dümdüz durmazsa şınav sırasında kollardan değil belden veya ayaklardan da güç alınacağı için şınavdan alabileceğiniz verim düşer. Duruşnuzu yakaladıktan sonra yapmanız gereken tek şey, sabit bir tempoyla dirseklerinizi arkaya doğru kırarak vücudunuzu indirip kaldırmaktır. Yüksek miktarda kalori harcamanıza yarayan şınav, kilo verme ve sıkılaşma, fitleşme konusunda da son derece faydalıdır.

2) Plank


Görünümü basit olsa da vücudunuza etkisinin inanılmaz derecede olumlu olduğunu zamanla göreceğiniz bir egzersiz. Aynı şınav gibi hiçbir ekipmana ve malzemeye gerek yoktur. Plank hareketini uygulamak için tek yapmanız gereken, düz bir zemine şınav çekecek gibi uzanmaktır. Plank hareketinde şınavdan farklı olarak avuçlarınızı değil dirseklerinizi yere yaslamanız ve vücudunuzu hiç esnetmeden, gergin bir şekilde sabit tutmanız gerekir. İlk uygulamada 15 ila 20 saniyede tamamlayabileceğiniz hareketi her gün en az 5 saniye uzatmanız önerilir. Düzenli olarak uygulayacağınız planking, tüm vücut kaslarınızın güçlenmesine yardımcı olabilir.

3) Yarım Çömelme / Half Squats

Hiçbir ekipmana ve malzemeye gerek duyulmayan, çok etkili bir egzersiz daha. Öncelikle ellerinizi önde bağlayıp sandalyeye oturur gibi çömelerek pozisyonunuzu alın. Sırt mutlaka dik olmalı ve öne doğru asla eğilmemelisiniz. İçinizden 10’a kadar sayın ve doğrulun. Kaslarınız güçlendikçe 20’ye, 30’a kadar sayabilirsiniz. Yarım çömelme hareketini ellerinizi uzatarak da yapabilirsiniz. Bacaklarınızdaki pek çok kas grubu çalıştıran bu hareketle ile dizlerinize binen yükü azaltabilir, sıkı bir bacak, kalça ve karın kütlesine sahip olabilirsiniz.

4) Makas Hareketi

Yere sırt üstü bir pozisyonda, beliniz yere temas etmeyecek şekilde uzanın. Karın kaslarınız sıkı bir şekilde kalmalıdır. Elleriniz yanlarda da olabilir ya da belinizi desteklemek amacıyla kalçalarınızın altına da yerleştirebilirsiniz. İki bacağınızı yerden yukarıya kaldırıp ayak parmak uçlarınızı ise ileriye bakacak şekilde pozisyonunuzu alıyorsunuz. Nefes almayı unutmadan ritmik bir şekilde bacaklarınızı yukarı aşağıya doğru hareket ettiriyorsunuz. Önemli olan dikkat edilmesi gereken hareketi yaparken bacaklarınızı dizden bükmemenizdir. Makas egzersiziyle karın ve bacak kaslarınızın tümünün çalıştığını hissedeceksiniz.

5) Diz Üstüne Geri Esneme

Alt sırt kaslarınızı çalıştıran ve baldırlarınızı gerdiren sıkı bir egzersiz metodu daha! Ayaklarınız üzerinde diz çökün, kollarınızı kavuşturun; ya da ileri doğru uzatın, her iki şekilde de yapılabilir ve geriye doğru eğilin. İçinizden 10’a veya 15’e kadar sayın ve doğrulun; kaslarınız güçlendikçe esneme süresini uzatabilir ve gün geçtikçe etkiyi daha net hissedebilirsiniz.



6) Mekik

Hepimizin bildiği, ailemizden biri gibi olan egzersiz metodu. Karın ve üst gövde kaslarınızı çalıştıran mekik, en çok bilinen hareketlerden biridir. Evde kolaylıkla ve hiçbir malzeme kullanmadan yapabileceğiniz bu hareket için öncelikle yere uzanın. Ellerinizi başınızın altına alarak omzunuzu ve üst gövdenizi yukarı doğru kaldırmaya çalışın. Çenenizin gövdenize değmemesine ve başlarda kendinizi fazla zorlamaya dikkat edin. Zamanla hareketi daha düzgün yapmaya başlayacaksınız. Mekik hareketini günde 8 – 10 kez tekrar edebilir, zamanla set ve hareket sayısını artırabilirsiniz.

Mekikte göğüsten pelvis kısmına kadar olan bütün kaslarınız güçlenir ve sıkılaşır. Düzenli olarak mekik çekmek sizi güçlendirir ve zinde kalmanızı sağlar.

7) Lunge

Aletsiz, malzemesiz uygulanabilmesi sayesinde en iyi evde egzersiz hareketleri arasında yer alan lunge, vücudunuzun pek çok kas grubunu aynı anda çalıştırır, sıkılaştırır ve size zindelik sağlar. Egzersizden önce vücudunuzun yeterince ısındığından emin olmanız gerekir, bu nedenle hareketi spor programının başında değil, ortasında ya da sonunda uygulamanız tavsiye edilir. Lunge hareketini yapmak için ayakta dik durun, elinizi belinize götürün, bir bacağınızı mümkün olduğu kadar ileri uzatın, dizinizi kırın. Diğer bacağınızı da mümkün olduğunca geri uzatın ve gerin. Sonrasında zıplayarak iki bacağınızın pozisyonunu değiştirin ve bu hareketi en az 12 x 3 set halinde tekrarlayın. Olumlu yönde yanma hissini keyifle hissedeceksiniz...

8) Evde / Yerinde Koşu

Koşu yapmanın en iyi yararı ekipmana ihtiyacınız olmamasıdır. Bu calisthenic egzersiz, her yerde ve her zaman yapılabilir. Bu egzersizi yapmadan önce vücudunuzu açma germe hareketleriyle ısıtmanız ve spora hazır hale getirmeniz önerilir. Sonrasında herhangi bir mat ya da kilim üzerinde orta tempolu yerinde koşu hareketi yapabilir ve metabolizmanızın hızlandığını hissettiğinizde diğer spor hareketlerine vücudunuzu ısıtmış bir şekilde geçebilirsiniz.

9) Dağ Tırmanışı / Mountain Climber

Evde egzersiz yapan herkesin spor programlarında bulunması gereken hareketlerden biridir. Son derece kolay bir şekilde uygulanabilen hareket, özellikle karın ve çevresi bölgenizde büyük etki yaratarak sağlığınızı güçlendirmenize ve kalori yakmanıza yardımcı olur. Dağa tırmanma hareketini uygulamak için şınav veya plank pozisyonu alın ve bacaklarınızı hızlı bir şekilde sırayla karnınıza doğru çekin. Dağa tırmanır gibi hızlı bir şekilde uygulayacağınız hareketi günde 10 ila 15 dakika boyunca yapmanız, karın bölgesindeki yağlanmaları azaltmanıza, karın ve bacak kaslarınızı güçlendirmenize yardımcı olabilir.

10) Makas

Ve son egzersizimiz... Güçlü ve sıkı bacaklar istiyorsanız makas egzersizi tam bir nokta atışı. Hareketi uygulamak için yan şekilde uzanın ve bacaklarınızı dizlerinizi asla kırmadan havaya kaldırın. Sonrasında, üstteki bacağınızı kaldırabildiğiniz kadar yükseğe kaldırın ve kas gücünüzden yararlanarak indirin. Setler tamamlanana kadar bacağınızı yere asla değdirmeyin. Her iki bacağınız için de 10 x 3 set halinde yaparak bacak kaslarınızı güçlendirebilirsiniz. 

O zaman harekete geçme ve uygulama vakti! Herkese keyifli sporlar, sağlıklı günler! 😊








16 Ocak 2021 Cumartesi

Kış Hastalıklarından ve Enfeksiyondan Nasıl Korunabiliriz?

Yavaş yavaş kışı hissettiğimiz şu günlerde birçoğumuz mevsimsel olumsuzluklarla, hastalıklarla karşılaşıyoruz. Bu mevsimde soğuk havaya bağlı olarak doğan hastalıkların insanlar tarafından önemsenmemesi, geçiçi olduğu düşünülmesi hastalığın daha ileri evrelere taşınmasına ve tekrarlanmasına sebep olabiliyor. Bu aylarda en çok nezle, grip, faranjit, larenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatürre gibi hastalıklar görülüyor.
Kışın vücudumuz soğuğa adapte olmak için daha fazla enerji harcayıp, güçsüz düşebilir. İnsandan insana kolay geçebilen bu hastalıklarda, insanların neredeyse tüm gün kapalı mekanlarda bulunması nedeniyle de bulaşma riski artış gösterebilir.
Kış aylarında görülen enfeksiyon virüslerinin bulaşımı, hastalığı taşıyan kişilerin öksürmesi ya da hapşırması ile havaya yayılan mikropları insanların solumasıyla ya da o yüzeye temas edilmesiyle gerçekleşir. Virüsler, kapı kolları, bilgisayar klavyeleri, telefon gibi ortak kullanılabilecek eşyalar ve yüzeylerle bulaşabilir. Belirtilerden önceki 24 saat ve sonraki beş gün kişinin bulaştırıcılığı devam etmektedir. Enfeksiyona bağlı hastalıkların belirtileri arasında ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırık, öksürük, baş ağrısı, kaslarda ve eklemlerde ağrı ve halsizliği gösterebiliriz. Kişilerde genellikle 1-2 hafta içinde iyileşme görülür. Ancak yaşlılarda, diyabetlilerde, altta yatan böbreğe, kalbe ya da solunum sistemine ait kronik hastalığı olan kişilerde daha ağır seyredebilir. Bunun yanında zatürre gibi başka hastalıklara da zemin hazırlayabilir.


Peki kış hastalıklarından ve enfeksiyondan nasıl korunabiliriz?
Enfeksiyonlara karşı büyük rolü bulunan D vitamininin eksikliği grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonları riskini artırabilir. Belirtileri çoğunlukla burun akıntısı, ateş, baş ağrısı, geniz akıntısı, burun ve başta dolgunluk hissi, öksürük, hapşırma, boğazda yanma-ağrı, halsizlik ve iştahsızlık olarak görülebiliyor. Bu sebeple D vitamini alınıma özellikle kış aylarında daha çok dikkat etmeliyiz.
Kapalı ortamlarda pencere ve kapıları açarak belirli zamanlarda ortamda doğal havalandırma yapmak çok önemli. Ofisler çalışanları da klimayı gün içersinde mümkün olduğunca az kullanmalı ve nem dengesini korumalıdırlar. Sağlıklı bir ortamdaki nem oranı yüzde 40-60 arasında olmalıdır.
Enfeksiyonel hastalıkların tanısında en önemli konu, viral enfeksiyonların bakteriyel enfeksiyonlardan ayırt edebilmektir. Virüslerin yol açtığı üst solunum yolu hastalıklarının tedavisinde, antibiyotiklerin yararı olmadığı gibi, solunum yollarındaki yararlı bakterileri baskılayarak daha çok zararlı olabilirler. Bu sebeple asla doktorunuzun önermediği antibiyotikleri kullanmayın. 
Kışla birlikte artan ve üst solunum yollarını etkileyen hastalıkların öksürük, balgam gibi belirtilerini hafifletmek için bazı bitki çaylarından, sıcak içeceklerden tüketebiliriz. Sıcak bitki çayları hem boğazı yumuşatarak ciğerleri ve mide kaslarını zorlayan öksürüğü hafifletir, enfeksiyonun vücuttan daha hızlı bir şekilde atılmasını sağlar.
Covid sebebiyle halihazırda daha dikkatliyiz; fakat her daim astalığın bulaşmaması için öncelikli olarak hijyen kurallarına uymalıyız. Hasta kişilerden olabildiğince uzak durulmalı, temas edilmemelidir. Ellerimizi ve yüzümüzü sık sık yıkamak gerekir. Özellikle çocuklara ellerini uygun sürede, su ve sabun kullanarak yıkamaları gerektiği öğretilmelidir. 
Ve tabii ki su... Vücut direncini artırmak ve dengelemek için beslenme ve sıvı tüketimine kesinlikle özen gösterilmelidir. Günde yaklaşık olarak 3 litre su içilmelidir. A, C ve E vitaminlerinden zengin soğan, sarımsak, havuç, limon, portakal, mandalina, greyfurt, yeşil biber, marul ve salata bol bol tüketilebilir. Bitkisel yağlar tercih edilmeli ve haftada en az bir kez balık yenilmesi vücut direncini de artıracaktır.
Ve son olarak sigara ve alkolden kesinlikle uzak durulması gerekir. (Tüm bağımlılıklarınız ve güçlü bağışıklık sistemi için ayrıca Mora Terapi çözümlerine başvurabilir, bizimle iletişime geçebilirsiniz) Her ikisi de vücudun sinsi düşmanlarıdır ve bazı kanserlere zemin hazırlarlar. Düzenli uyku, düzenli egzersiz ve kışın D vitamini takviyesi almak bağışıklık sistemini güçlendirir. 
Kışın keyfini çıkarmak için sağlıklı ve güçlü kalmaya dikkat edin. Sağlıklı kışlar! 😊



25 Aralık 2020 Cuma

Yeni Yılda Sadece Karar Almakla Kalmayın; Uygulayın!

Yeni yıla yaklaşırken bir çoğumuz temiz başlangıçlar yapmak için kendimizle ilgili değişiklik kararlarını çoktan aldık. Yapılacaklar listesini oluşturduktan sonra ise çoğu zaman yazdığımız listeye tekrar dönüp bakmaz ve hayatımıza kaldığı yerden, aynı şekilde devam edip hevesimizi kaybedebiliyoruz. Her daim karar almak kolay, uygulamak zordur birey için.

Hayat boyunca alınan her karar uygulama sırasında şartlara göre değişikliğe uğrar, bazen de yok olur. İster zayıflamak için diyet ister şirketiniz için önemli bir yatırım kararı alın, sıra uygulamaya gelince aldığınız karar kendiliğinden esnemeye ve değişime uğramaya başlar.  Bu, hayatın gerçeklerinden sadece biridir.

Fakat daha karar alma aşamasındayken onun nasıl uygulanacağını düşünmek büyük yanılgılara götürebilir. Bir şirkette kuralları uygularken o kuralların kimin üzerinde uygulanacağına göre karar vermek şirketi “duruma ve adama göre karar veren” bir şirket konumuna sokar. Şartlara ve kişilere göre karar vermek insanları da şirketleri de hiç ilkesi olmayan (fazla pragmatik) bir kalıba sokar. Karar alırken taviz vermek, yanlış karar almak demektir.

“Alışkanlıkları değiştirmek zordur.” Oldukça klişe olan bu söylemin doğruluğundan kimsenin şüphesi yok, fakat aklımızdan çıkarmamamız gereken şey, zorun imkansız demek olmadığı.



Alışkanlıklarınızı gözden geçirin!

İstenmeyen bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi, o davranışın kişinin hayatındaki başka şeylerle zamanla pekiştirilmiş, tekrar edilmiş olmasından kaynaklanır. Uyanır uyanmaz kahve veya yemek sonrası sigara içmek gibi... Davranışınızın temelindeki zihinsel süreci keşfedip, istemediğimizi fark etmek ve uygulamamak en etkili çözümlerden biridir. Yeni alışkanlıklar edinirken de bunları sürekli yaptığınız ve yapmaktan zevk aldığınız şeylerle pekiştirerek davranışın alışkanlığa dönüşmesine yardımcı olabilirsiniz.

Küçük adımlarla büyük ve sürdürülebilir değişimlere...

Geçmiş deneyimlerinizin olumsuz sonuçlanması motivasyonunuzu düşürmüş olabilir ancak bunu başarısızlık olarak değil, tecrübe olarak değerlendirin. Önemli olan çok fazla olumlu sonuç elde etmek değil, sonuç almak için denemeyi bırakmayın ve değişebileceğinize inanın.

Acele etmeyin...

Özellikle her şeyi hızlı yaşadığımız ve hızlı tükettiğimiz bu zamanlarda çok çabuk sonuca ulaşmak ve verdiğimiz emeğin karşılığını anında görmek istiyoruz. Ancak yaptığınız şeyin 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunu bir araya getirerek su oluşturmak kadar belirli, kesin sonucu görebileceğiniz ya da hemen sonuç alabileceğiniz bir şey olmadığının bilincinde olun.
Bu nedenle olumlu sonuca ulaşmak için aceleci davranmayın. Sabır, kararlarınızda kilit rol oynar.

Plan yapın!

Değişim sürecinin olumsuz sonuçlanmasının en önemli sebeplerinden birisi de belirsizlik ve dengesizliktir. Davranışın sonucunun öngörülebilir olmayışı, kararı uygulama aşamasında zorluk yaşamanıza sebep olabilir. Diş fırçalamayı alışkanlık haline getirmeye çalışırken, evde olmayacağınız zamanlarda diş fırçanızı ve diş macununuzu yanınızda taşımak üzere plan yapmak alışkanlığınızı sürdürülebilir kılmanızı sağlar. İşte bu kararın uygulamaya geçiş örneğidir.

Karar alırken bu 3 temel noktaya mutlaka dikkat edin:

1. Duruma göre, adamına göre karar almak daha büyük yanlışları doğurur.

2. Önce bir fikir oluşturmak, sonra bu fikrinin geçerli olup olmadığını toplanacak verilerle test etmek gerekir.

3. Karar almak, tek bir doğruyu bulmak değil, doğrular arasından bir seçim yapmak demektir.

Unutmadan, iradenizi güçlendirmek ve kararlarınız doğrultusunda aksiyona geçebilmeniz için Mora Bach Çiçekleri ve Renk Terapilerinden birebir çok faydalanabileceğinizi biliyor muydunuz? Yukarıda yazdıklarımızı yapmak konusunda zorlanırsanız, lütfen destek alın.




11 Aralık 2020 Cuma

14 Günlük Karantina Süreci Ne Anlama Geliyor, Bu Süreçte Neler Yapılmalı?

Corona virüs salgının ülkede yayılmaması için tedbirlerin arasında en dikkat çekenlerin başında 14 gün kuralı geliyor. Vatandaşların uygulaması gerek kuralın ana öğesi evde kendini karantina altına almakla başlıyor. Peki 14 gün kuralı nedir? 

Dünyada ve ülkemizde bir salgın halini alan Koronavirüsle mücadelede en önemli konunun doğru bilgilendirme olduğuna dikkat çeken uzmanlar, yetkili isimlerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, çok farklı konuşmalar ve bilgiler arasında kafası karışanlar için Sağlık Bakanlığı’nın rehberleri kapsamında doğru bilgilendirme yapmanın önemine dikkat çekti. Koronavirüste kuluçka dönemi 2 gün kadar kısa 14 gün kadar uzun olabileceğine dikkat çekiliyor.

Corona virüse karşı 14 gün kuralı, Sağlık Bakanlığı tarafından corona virüsün ülkemizde yayılmaya başlamasıyla alınan tedbirlerden birisidir. Corona virüs için belirlenen kuluçka süresi 4 – 14 gün olarak açıklanmıştır. 
14 gün kuralı, virüs kapma ihtimali yüksek olan kişilerin kendilerini izole ederek, Bakanlık tarafından belirlenen önlemleri uygulanması anlamına gelmektedir.


14 Gün Kuralını Kimlerin Uygulaması Gereklidir?

14 gün kuralını uygulaması gerekenler, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yurt dışından gelen vatandaşlar olarak açıklanmıştır. Yurt dışından gelen vatandaşların hem kendi sağlıklarını hem de toplumsal sağlığı düşünerek mutlaka 14 gün kuralı kapsamında belirlenen önlem maddelerini uygulaması gerekmektedir. Önlemler Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından açıklanmıştır.

14 Gün Kuralında Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

14 gün kuralında dikkat edilmesi gereken hususlar, Bakanlık tarafından detaylı olarak açıklanmıştır. Virüsün yayılmasını önlemek için 14 gün kuralı en önemli adımlardan birisidir. Bu nedenle dikkatle uygulanması gerekmektedir. Bakanlık tarafından 14 gün kuralı çerçevesinde açıklanan önlem maddeleri şu şekildedir:

  • Yurt dışına çıkmamanız gerekmektedir. Bu süreçte planlı seyahatlerinizi iptal etmeli veya ertelemelisiniz.
  • Yurt dışı dönüşündeki ilk 14 gün evden çıkmamanız gerekmektedir.
  • Evde kalmanız gereken süreç içerisinde kendinizi izole etmeli ve ziyaretçi kabul etmemelisiniz.
  • Evde kendini izole eden kişilerin odasına maskesiz girilmemesi gerekmektedir.
  • Odaların sık sık havalandırılması gerekmektedir.
  • 14 günlük süreç geçmeden özellikle yaşlılarla ve kronik hastalığı bulunan kişilerle temas kurulmaması gerekmektedir.
  • Ellerin sık sık en az 20 saniye süreyle ovalanarak yıkanması gerekmektedir.
  • Kişisel eşyaların kimseyle ortak kullanılmaması gerekmektedir.
  • Kıyafetlerin en az 60 derecede normal deterjanla yıkanması gerekmektedir.
  • Evden çıkmanız gerekirse, mutlaka maske takarak çıkmalısınız.
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sağlıklı beslenmeli, bol sıvı tüketmeli ve uyku düzeninize dikkat etmelisiniz.

14 Gün Kuralında Ne Zaman Hastaneye Başvurulmalı?

14 günlük süreçte hastaneye başvurulması gereken zaman bazı şikayetlerin görülmeye başladığı zamandır. Sağlık kuruşuna başvurulması gereken belirtiler şu şekildedir:

  • Yüksek ateş
  • Öksürük
  • Nefes darlığı

14 gün kuralı içerisinde bu belirtilerle karşı karşıya kalmanız halinde mutlaka maske takarak sağlık kuruluşlarına başvurmanız gerekmektedir.

Özellikle bu süreçte bağışıklık sistemimizi korumak ve güçlendirmek alınacak önlemlerin neredeyse başında geliyor. Siz de Mora Terapi Merkezlerimize gelerek bağışıklık sisteminizi her an güçlü kılabilir ve koruyabilirsiniz. Detaylı bilgi almak ve bizimle iletişime geçmek için web sitemizi ziyaret edebilir veya sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.

Herkese sağlıklı, dikkatli ve tedbirli günler!


27 Kasım 2020 Cuma

Vücudumuz İçin Elzem Bir Vitamin: D Vitamini

Vücut için  temel vitaminler arasında yer alan D vitamini, sadece kemik gelişi için değil aynı zamanda vücudun birçok alanında temel görevlere sahiptir.. Kemikler için hayati önem taşıyan D vitamini aynı zamanda beyin, mide, kalp, pankreas, deri ve göğüs için oldukça gerekli bir madde. 

Cildimiz, güneş ışınlarını sentezleyerek geri alınım olarak D vitaminine dönüştürür. D vitamini sağlıklı bir kemik ve diş gelişimi için çok kritik öneme sahiptir. Kemikler, ihtiyacı olan kalsiyum ve fosforu D vitamini sayesinde alabilir.  D vitamini ihtiyacının 1000 ünite olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor. Bu miktara günde 20 dakika güneşlenerek erişebiliriz. Yeterince kalsiyum alsanız da vücudunuz yeterli ve gerekli miktarda D vitamini almıyorsa kemikleriniz ve dişleriniz bu kalsiyumdan yararlanamaz. Vücudun günlük kalsiyum ihtiyacı 30-50 yas arasında günde 1000 mg, 50 yaş üzerinde ise günde 1200 mg olarak belirtiliyor.

D vitamini eksikliği...

Bazı vücutlarda D vitamini eksikliği bulunmasına rağmen herhangi bir belirti ve semptom görülmez. Bu eksiklik bazen yorgunluk, halsizlik ve genel vücut ağrısı gibi bazı belirtilere neden olabilir. Ciddi eksikliklerde ise kemik ağrısı ve yürümekte zorluğa neden olan kuvvet kaybı ortaya çıkar. Ek olarak el ve ayak bilekleri, omuz eklemeleri ve parmaklarda ağrı, değişken ruh hali, depresyon, uykusuzluk, baş ağrısı, saç dökülmesi gibi belirtiler de bulunabilir.

Uzun süreli D vitamini eksikliği; yetişkinlerde kemik erimesi, kemik yapısında bozukluk, kas güçsüzlüğü ve düşme riskinde artışa neden olur. Çocuklarda ve gençlerde ise raşitizm adı verilen rahatsızlığa yol açar, ileri yaşlarda ise osteoporoza olarak bilinen kemik erimesine sebep olur. 


D vitamini eksikliğinin temel nedenleri...

Güneş ışınından yeterince faydalanmamak, obezite, yeterli ve sağlıklı beslenmeme, d vitamini sentezinin ve atılımının azalması, karaciğer yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, genetik hastalıklar, sağlıksız yaşam tarzı başlıca nedenlerin arasındadır.

D vitamini depoları...
                        
Ayran, süt, peynir ve yoğurt, kefir tereyağı, ton balığı, somon, uskumru, istridye, yumurta sarısı, tatlı patates, balık yağı, mantar, maydanoz, yonca, ısırganotu, yulaf en önemli D vitamini kaynakları olarak bilinir.

Genel olarak, D vitamini eksikliğinden korunmak adına etkili önlemler arasında D vitamini takviyesi ve diyetle D vitamini alımı bulunur. Cildin sentezleyebilmesi için ise güneşe yeterince maruz kalmayı gerektirir. Fakat unutmayın, uzun süreli güneşe maruz kalmanın cilt kanseri riskini artırması ihtimalinden dolayı bu yöntem eksikliği önlemek için pek fazla önerildiği söylenemez.

Herkese sağlıklı günler!




15 Kasım 2020 Pazar

Mora Terapi'nin Astım Tedavisinde Kullanımı

Astım, hava yollarının çevresel etkenlere karşı aşırı duyarlı olmasıdır.  Hava yollarında ve hava yollarını döşeyen mukoza denilen zarda şişme söz konusudur. Bu şişme, zaman zaman hava akımını engelleyerek solunum sıkıntısına neden olur. Bu dönemlere astım nöbetleri denir.

Hava yollarının daralması ile nefes almayı güçleştiren ve ataklar halinde yaşam boyu devam eden astım, dünyada 300 milyon kişiyi etkiliyor. Astım ataklarını kontrol altına alabilmek için tetikleyici etkenlerden korunmak gerekiyor. Ülkemizde her 100 yetişkinden 7’sinde, her 100 çocuktan 15’inde görülen astım hastalığı, genetik ve çevresel tetikleyicilerin birleşik hareketi sonucu ortaya çıkmaktadır. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen astım hastalığında, tetikleyici faktörlerden uzak durulur ve verilen ilaçlar düzgün kullanılırsa, şikayetler çok kolay kontrol altında tutulur ve ataklar önlenebilir. Böylece solunum yetmezliğine giden süreç de engellenmiş olur.

Alerjik Astım Belirtileri Nelerdir?

Astım hava yollarının tıkanmasının neden olduğu ataklar halinde kendini gösterir. Astım belirtileri genellikle; öksürük, nefes darlığı, hırıltılı nefes alıp verme ve göğüste sıkışma hissidir. Astım belirtilerinin astım tanısı konulmasına yardımcı olan özellikleri ise; tekrarlayıcı olmaları, gece ve sabaha karşı ortaya çıkmaları, bazı alerjen maddelere maruz kalınması veya egzersiz sonrası tetiklenmeleridir. Bu belirtiler ataklar arasında ortaya çıkmaz ve astım hastaları ataklar arasında kendilerini iyi hisseder. Astım tanısı, detaylı hasta öyküsü, muayene bulguları ve solunum fonksiyon testleri ile konulmaktadır. Genel astım belirtileri ise şöyledir;

-Öksürük (genellikle kuru ve krizler halindedir gece uykuda uyandırabilir.)
-Hırıltılı solunum
-Göğüste tıkanıklık ve sıkışma hissi
-Soluk alıp verirken ıslık sesi
-
Nefes darlığı.
                                         


SONBAHAR, ASTIM HASTALARI İÇİN EN RİSKLİ MEVSİM

Astım ataklarının görülme sıklığı sonbahar mevsiminde artıyor. Hatta, bu mevsim astım hastaları için en riskli mevsimi oluşturuyor. Bunun nedeni ise sonbaharda hemen herkesi etkisi altına alan soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklar ile astım atakları arasında bir ilişki olması. Astım solunum yollarının kronik bir iltihap sonrası aşırı derece duyarlı olması ve bazı faktörler nedeniyle zaman zaman daralmasıyla seyreden bir solunum hastalığı. Grip, hatta basit bir soğuk algınlığı gibi hastalıklar hava yollarında enflamasyon oluşturarak astım ataklarını tetikliyor. Çok hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu bile astım hastalarında nefes darlığı, solunum zorluğu, sık ve inatçı öksürük, hırıltı,hışırtılı solunum gibi ciddi problemlere yol açabiliyor. Üstelik, bu hastalıkların neden olduğu öksürük ve nefes darlığı gibi astım semptomları haftalarca sürebiliyor. Bu yüzden astım hastalarının üst solunum yollarının sık görüldüğü sonbahar mevsiminde kendilerini korumaları ve düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeleri büyük önem taşıyor.


ASTIM ATAKLARINDAN KORUNMAK İÇİN…

• Eğer grip veya nezle olmuşsanız, bir an önce doktora başvurarak tedavi olun.
• Çevrenizde üst solunum yollarına yakalanmış bir hasta varsa, kendinizi korumaya özen gösterin. Bunun için de öncelikle kalabalık ortamlardan uzak durun. Kapalı ortamlarda kısa süre kalın eğer bu mümkün değilse havalandırmanın yeterli olup olmadığını kontrol edin.
• Bolca su için. Ellerinizi sık sık yıkayın ve dengeli beslenin.
• Sigara içiyorsanız, bu zararlı alışkanlığınızdan mutlaka vazgeçin. Ayrıca sigara içilen ortamdan da kaçının.
• Hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda bulunmamaya dikkat edin.

Mora Terapi’nin Astım Tedavisinde Kullanımı

Mora terapi yönteminin solunum yolunu etkileyen alerjilerde ve astımda kullanımı sonucu hasta semptomlarında gözlemlenebilir derecede azalma ve ilaç kullanımında tatmin edici şekilde bir azalma söz konusudur. Tüm terapilerde olduğu gibi astım ve alerjiye de bütünsel yaklaşıldığında; lenfatik drenajın yetersizliği vücudun toksik kirlenmesinin ana nedenlerindendir ve buna bağlı olarak hücreler arası sıvının akışkanlığı azalmaktadır. Akışkanlığın azalması toksik kirlenmenin artışına, yani hücre metabolizması sonucu oluşmuş atık maddelerin, proteinlerin ve diğer kimyasal madde ile ağır metallerin birikmesine yol açmaktadır. Bu nedenle hücreler fonksiyonlarını yerine getiremez hale gelmektedir. Tedavi öncesi genel detoksifikasyona mutlaka yer verilmelidir.

Vücudun en önemli immünolojik organlarından olan lenfatik ve bağırsak sistemlerinin fonksiyonlarını bozacak yüklerin bulunması, bağırsaklar üzerinde çeşitli mantarların –özellikle de Candida yükünün- yoğun olması gerek alerjik rahatsızlıkların gerekse de kronik birçok hastalık tablosunun tedavilere direnç göstermesinin ana nedenlerindendir. Vücudun ve özellikle bağırsakların Candida yükünün olması vücudun bağışıklık sistemini önemli oranda baskıladığı için Candida’ ya yönelik temizleme işlemi, alerji tedavisi ile eşzamanlı hatta daha önce yapılmalıdır.

Bu konuda hastayla iyi bir iletişim kurulup, bahçeden veya ormandan orijinal polenler temin edilebilmekte veya bulunamıyorsa elektronik test kitlerin içerisinde bulunan elektronik ortamda yüklenmiş polenlerin frekans bilgileri kullanılabilmektedir. 

Obezite ve sigara kullanımı astım hastalarını olumsuz etkilediğinden, bu tip danışanların tedavisinde Mora kilo terapileri ve Mora sigara bırakma terapilerine mutlaka yer verilmelidir. Ayrıca hastaların herhangi bir besin veya çevresel alerjenlere alerjisi olup olmadığı test edildikten sonra astımı tetikleyebilecek sebepler ortadan kaldırılacak şekilde tedavi planı oluşturulmalıdır. Özellikle polen alerjisinde mümkün olduğu kadar geniş bir spektrumda polen tozunu tedaviye dâhil etmek gerekmektedir. Bu konuda hastayla iyi bir iletişim kurulup, bahçeden veya ormandan gerekli polenler temin edilebilmektedir. Bütün yıl devam eden solunum alerjilerinde (astım, allerjik rinit), küf mantarları ve toz akarları düşünülmeli ve özellikle yatak odasından, dolapların üzerinden ve banyo gibi nemin fazla olduğu mekânların duvarlarından elektrikli süpürge ile alerjen temin edip, tedaviye eklemek alerji ve astım tedavilerinde başarıyı artıracak uygulamalardır. 




6 Kasım 2020 Cuma

Diyabet, Gizli Şeker ve İnsülin Direnci Ne Anlama Geliyor?

Çağın hastalıklarında en ön sıralarda yer alan diyabet (şeker hastalığı), ölümcül birçok hastalığın ve olumsuzluğun oluşumunda birinci sırada rol oynayan ve maalesef dünyanın her yerinde çok yaygın olarak görülen bir hastalık türüdür. Etimolojik olarak hastalığın tam adı Diabetes Mellitus, Yunanca'da şekerli idrar anlamına geliyor.

Diyabeti ve diyabet oluşumundaki süreci bütünüyle kavramak için diyabeti tam anlamıyla anlamak gerekir. Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da üretilen hormonun etkili bir şekilde olumlu yönde kullanılamaması durumunda enerjiye dönüşmesi gereken glukoz, kanda birikerek kan şekerinin yükselmesine sebebiyet verir.

Halk arasında genel olarak  şeker hastalığı olarak tabir edilen Diabetes Mellitus, genel olarak kanda glukoz (şeker) seviyesinin normal seviyenin üzerine çıkması, böylelikle de normalde şeker içermemesi gereken idrarda şekere rastlanmasıdır. Farklı türevleri bulunan diyabet hastalığı, ülkemizde ve dünyada en sık rastlanan hastalıklar arasında yer alır. 

Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun sağladığı verilere göre her 11 yetişkin kişiden biri diyabet hastalığına sahip olmakla birlikte, her 6 saniyede 1 birey diyabet kaynaklı sorunlar nedeniyle maalesef hayatını kaybetmektedir.  Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet olarak iki türü bulunan şeker hastalığında hastalığa neden o Tip 1 Diyabet nedenleri arasında yüksek oranda genetik faktörler rol oynarken, kan şekerinin düzenlenmesinde görev alan insülin hormonunu üretimi yapan pankreas organına zarar veren virüsler ve vücut savunma sisteminin çalışmasındaki aksaklıklar da hastalığa sebep olan etmenler arasında gösterilmektedir. Şeker hastalığının daha yaygın görülen türü olan Tip 2 diyabetin nedenleri arasında şu şekilde belirtilebilir:

Obezite (aşırı kilo)
Ebeveynlerde diyabet öyküsünün bulunması
İleri yaş
Hareketsiz yaşam tarzı
Stres
Gebelik sırasında gestasyonel diyabet oluşumu ve normalden yüksek doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirme.



İnsülin direnci ve gizli şeker...

Standart şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken, insülin direnci olan kişilerde vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalmaktadır. Kişilerde insülin direnci artıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de doğru orantıda artmış olur. Bu da vücudumuzun ihtiyacından fazla insülin salgılanması anlamına gelir.

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor. Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor. Protein metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

Kan şekerinin normal seviyede olmadığı ancak şeker hastalığı teşhisi konulabilecek kadar da yüksek olmadığı bir ara döneme g
izli şeker pre diyabet denir. Pre-diyabet olarak tanımlanan gizli şekerin belirtileri arasında, yemeklerden sonra halsizlik, yorgunluk bazı kişilerde ayaklarda yanma olabilir. Diyabet öncesi bu dönem, normal glikoz düzeyinden Tip 2 diyabete geçiş evresi 'pre-diyabet' veya 'bozulmuş glikoz regülasyonu' olarak da ifade edilmektedir. Araştırmalara göre, çoğu gizli şeker hastalarına 10 yıl sonra Tip 2 diyabet tanısı konmaktadır.     

Diyabete, yağlanmaya ve fazla kiloya karşı Mora Terapi çözümleri!

Modern çağın tamamlayıcı ve bütünsel tıp metodu Mora Terapi ile insülin hormonu ve hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu- gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Vücuttaki enflamasyonu azaltmaktadır. Hastaların beslenme alışkanlıkları cihazın sağladığı iştah kesme programlarıyla ayrıca desteklenerek değiştirilmekte, böylelikle sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları sağlanmaktadır.  Bu şekilde tedavi süreci hızlandırılabilmektedir. Bize web sitemizden, sosyal medya üzerinden ve telefon numaralarımızdan ulaşabilir, Mora Terapi çözümleri hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Sağlıklı günler
! 😊