sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2024 Pazartesi

Zihin ve Beden Dengesinde Magnezyumun Rolü





Zihin ve Beden Dengesinde Magnezyumun Rolü

Magnezyum, vücut fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde devam etmesi için hayati bir mineraldir. Sinir sistemi ve kasların düzgün çalışmasından enerji üretimine kadar geniş bir yelpazede etkili olan magnezyum, aynı zamanda stres yönetimi, uyku düzeni ve kalp sağlığı üzerinde de kritik bir rol oynar. Ancak birçok insan günlük yaşamın temposunda bu mineralin yeterince alınması gerektiğini göz ardı edebiliyor.


Magnezyum eksikliği, modern yaşam tarzının kaçınılmaz bir sonucu haline gelmiş durumda. İşlenmiş gıdaların tüketimi, stresli bir yaşam ve yetersiz beslenme, vücuttaki magnezyum seviyelerinin düşmesine neden olabilir. Bu da yorgunluk, kas krampları, odaklanma sorunları ve hatta anksiyete gibi çeşitli sağlık problemlerine yol açabilir.


Doğal yollarla magnezyumu yeterince almak oldukça önemlidir. Ispanak, badem, avokado, muz ve tam tahıllı besinler gibi magnezyum açısından zengin gıdalar, bu ihtiyacın karşılanmasında önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra, düzenli olarak magnezyum takviyesi almak da bir seçenek olabilir. Ancak, magnezyumun emilim sürecini olumsuz etkileyebilecek faktörleri göz önünde bulundurmak gerekir. Örneğin, aşırı kafein tüketimi ya da bazı ilaçlar bu minerali vücuttan hızlı bir şekilde uzaklaştırabilir.


Magnezyumun vücudumuz üzerindeki etkileri yalnızca fiziksel boyutla sınırlı değildir. Bu mineral aynı zamanda ruh hali üzerinde de etkilidir. Magnezyum seviyelerinin düşük olması, serotonin hormonunun üretimini azaltabilir ve bu da depresyon ve anksiyete belirtilerine yol açabilir. Yeterli magnezyum alımı, hem duygusal hem de zihinsel bir denge sağlayarak genel yaşam kalitesini artırabilir.


Magnezyum seviyelerinizi artırmanın en etkili yollarından biri, vücudu destekleyen tamamlayıcı yöntemleri de kullanmaktır. İşte burada Mora Terapi devreye giriyor. Biorezonans teknolojisiyle çalışan Mora Terapi, magnezyum eksikliğini dengelemeye yönelik frekanslar sunarak vücudu destekler. Aynı zamanda, vücuttaki zararlı alışkanlıkları ve toksinleri temizlemeye yardımcı olarak magnezyumun daha etkili bir şekilde emilmesini sağlar. Mora Terapi sayesinde hem fiziksel hem de zihinsel sağlığınızı optimize ederek enerjik ve dengeli bir yaşam sürdürmeniz mümkün hale gelir.


Sağlığınızı güçlendirmek ve magnezyumun tüm faydalarından yararlanmak için hem doğal besinleri hayatınıza dahil edin hem de teknolojinin sunduğu bu yenilikçi yöntemlerden faydalanmayı düşünün. Sağlıklı bir vücut ve huzurlu bir zihin için magnezyumun gücünden en iyi şekilde yararlanın!



*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.


14 Ekim 2023 Cumartesi

Uzun ve Sağlıklı Yaşamın 5 Temeli




Sağlıklı ve uzun bir yaşam, dengeli bir yaşam tarzının, fiziksel ve zihinsel dengeyi korumanın ve olumlu alışkanlıkların bir sonucudur. Bu, doğru beslenme, düzenli egzersiz, stresten kaçınma, sağlık kontrolleri ve zihinsel refah gibi faktörlerin birleşiminde yatar. Yaşamımızı bu temeller üzerine inşa etmek, her birimiz için daha tatmin edici, uzun vadeli bir yaşamın anahtarıdır. Bu yazıda, uzun ve sağlıklı bir yaşam için temel ilkeleri maddeler halinde ele alacağız. Son olarak, bu ilkelere uygun bir şekilde uygulanan Mora Terapi'nin sağlık ve yaşam kalitesini nasıl desteklediğine dair bir bakış sunacağız. Yaşamınızda sizi mutlu ve sağlıklı kılacak adımların başlangıcı için sizi rehberlemek için buradayız.


Uzun ve Sağlıklı Yaşamın 5 Temeli

1- Sağlıklı Beslenme Düzenli Egzersiz: Uzun ve sağlıklı bir yaşam, dengeli ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarıyla başlar. Bu beslenme biçimi, vücudun ihtiyaç duyduğu tüm besinleri almayı ve gereksiz yağ, tuz ve şekerden kaçınmayı içerir. Daha fazla sebze, meyve, tam tahıllı ürünler, sağlıklı yağlar ve protein kaynakları tüketerek sağlıklı beslenme alışkanlıkları oluşturabilirsiniz.

Fiziksel aktivite, sağlıklı yaşamın temel taşlarından biridir. Düzenli egzersiz yapmak, kalp sağlığını artırır, kas kütlesini korur, kemikleri güçlendirir ve stresi azaltır. Haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik egzersiz ve güçlendirme egzersizleri yaparak hareketli bir yaşam tarzı benimseyebilirsiniz.


2- Stresten Kaçınma ve Yönetme: Stres, sağlık üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilir. Stresle başa çıkmak için meditasyon, yoga, nefes egzersizleri, kitap okuma ve hobiler gibi aktivitelerle rahatlamayı deneyebilirsiniz. Düzenli stres yönetimi, zihinsel ve duygusal dengeyi korumak açısından önemlidir.


3- Sağlık Kontrollerine Düzenli Katılım: Sağlık kontrolleri, sağlık durumunuzu izlemek ve erken teşhislerle sağlık sorunlarına müdahale etmek için önemlidir. Düzenli doktor kontrolleri, diagnostik testler ve taramalar sağlığınızı izlemek için gereklidir.


4- Zihinsel ve Duygusal Sağlık: Zihinsel ve duygusal sağlık, sağlıklı yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Duygusal dengeyi sağlamak için stresle başa çıkmak, duygusal zekayı geliştirmek, olumlu ilişkiler kurmak ve zihinsel aktivitelerle meşgul olmak önemlidir.


5- Sosyal Bağlantılar: Sosyal bağlantılar, sağlıklı yaşamın temel taşlarından biridir. Sosyal etkileşimler, mutluluk seviyelerini artırır, stresi azaltır ve mental sağlığı güçlendirir. Aile, arkadaşlar, toplum ve sosyal gruplarla bağlantı kurmak önemlidir.


Uzun ve Sağlıklı Yaşamın Temelini Keşfedin: Mora Terapi ile Yeniden Doğun!

Mora Terapi, doğal bir enerji dengeleme yöntemi olarak yaşam kalitenizi arttırmanın ve sağlıklı bir yaşamın anahtarını sunuyor. Enerji merkezlerinizi dengeleyerek, stresi azaltarak ve içsel uyumu sağlayarak Mora Terapi, uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın kapılarını aralıyor.

Bu etkili terapi, vücudu, zihni ve ruhu bütünsel bir şekilde ele alır. Vücuttaki enerji akışını düzenler, sağlıksız alışkanlıkların üstesinden gelmenize yardımcı olur ve ruhsal dengeyi sağlar. Mora Terapi ile, yaşamınıza enerji, dinginlik ve mutluluk katın.

Kendinize olan yatırımınızı artırın, sağlığınıza Mora Terapi ile destek olun. Uzun ve sağlıklı bir yaşamın anahtarı, Mora Terapi ile sizin elinizde. Daha fazla bilgi için bizi arayın ve hayatınızdaki değişikliklere bugünden başlayın! 


29 Ocak 2021 Cuma

Evde Uygulayabileceğiniz 10 Pratik Egzersiz

Artık birçoğumuz zorunlu olmadıkça dışarı çıkmıyor, evde vakit geçiriyoruz. Tabi ki bu duruma alışmak kolay değil, uzun süreler boyunca hareketsiz kaldığımızı düşünürsek hem ruhumuz hem de bedenimiz kendini bazen sıkışmış hissedebiliyor. Peki bu olumsuz durumu tersine, yani krizi fırsata çevirmeyi hiç düşündünüz mü?

Yapılan araştırmalar sonucunda uzun süreli hareketsiz kalmanın düzenli egzersiz programı uygulayan insanlarda bile sağlık sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Uzun süre boyunca hareketsiz kalan kişilerde obezite, anksiyete, depresyon, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, obezite, osteoporoz ve kas iskelet sistemi bozukluklarının ortaya çıktığı da biliniyor. Bu sebeple evde kaldığımızda bile aktif olmak, kendimizi olumlu yönde meşgul etmemiz şart. Bunu yapmanın en iyi yolunun da evimizin hemen her bölümünde, her an uygulayabileceğimiz egzersizler olduğunu düşünüyor ve sizlerle sadece bir mat dışında hiçbir ekstra materyal gerektirmeyen 10 ev egzersizini paylaşıyoruz...

1) Şınav


Hakkında herkesin az da olsa fikri olduğu, basit ama çok etkili bir egzersiz metodu. Şınav için sadece düz bir zemine ihtiyacınız var, bir ekipmana veya malzemeye gerek yoktur. Çıplak ayakla ya da ayakkabıyla rahatlıkla çekilebilir. Şınav pozisyonu alabilmek için ellerin omuz genişliğinde, omuzların hizasında yere koyulması gerekir. Ardından ayak parmak uçlarından destek alınarak, eller sabit kalacak şekilde vücuda tamamen düz bir pozisyon verilir. Vücut dümdüz durmazsa şınav sırasında kollardan değil belden veya ayaklardan da güç alınacağı için şınavdan alabileceğiniz verim düşer. Duruşnuzu yakaladıktan sonra yapmanız gereken tek şey, sabit bir tempoyla dirseklerinizi arkaya doğru kırarak vücudunuzu indirip kaldırmaktır. Yüksek miktarda kalori harcamanıza yarayan şınav, kilo verme ve sıkılaşma, fitleşme konusunda da son derece faydalıdır.

2) Plank


Görünümü basit olsa da vücudunuza etkisinin inanılmaz derecede olumlu olduğunu zamanla göreceğiniz bir egzersiz. Aynı şınav gibi hiçbir ekipmana ve malzemeye gerek yoktur. Plank hareketini uygulamak için tek yapmanız gereken, düz bir zemine şınav çekecek gibi uzanmaktır. Plank hareketinde şınavdan farklı olarak avuçlarınızı değil dirseklerinizi yere yaslamanız ve vücudunuzu hiç esnetmeden, gergin bir şekilde sabit tutmanız gerekir. İlk uygulamada 15 ila 20 saniyede tamamlayabileceğiniz hareketi her gün en az 5 saniye uzatmanız önerilir. Düzenli olarak uygulayacağınız planking, tüm vücut kaslarınızın güçlenmesine yardımcı olabilir.

3) Yarım Çömelme / Half Squats

Hiçbir ekipmana ve malzemeye gerek duyulmayan, çok etkili bir egzersiz daha. Öncelikle ellerinizi önde bağlayıp sandalyeye oturur gibi çömelerek pozisyonunuzu alın. Sırt mutlaka dik olmalı ve öne doğru asla eğilmemelisiniz. İçinizden 10’a kadar sayın ve doğrulun. Kaslarınız güçlendikçe 20’ye, 30’a kadar sayabilirsiniz. Yarım çömelme hareketini ellerinizi uzatarak da yapabilirsiniz. Bacaklarınızdaki pek çok kas grubu çalıştıran bu hareketle ile dizlerinize binen yükü azaltabilir, sıkı bir bacak, kalça ve karın kütlesine sahip olabilirsiniz.

4) Makas Hareketi

Yere sırt üstü bir pozisyonda, beliniz yere temas etmeyecek şekilde uzanın. Karın kaslarınız sıkı bir şekilde kalmalıdır. Elleriniz yanlarda da olabilir ya da belinizi desteklemek amacıyla kalçalarınızın altına da yerleştirebilirsiniz. İki bacağınızı yerden yukarıya kaldırıp ayak parmak uçlarınızı ise ileriye bakacak şekilde pozisyonunuzu alıyorsunuz. Nefes almayı unutmadan ritmik bir şekilde bacaklarınızı yukarı aşağıya doğru hareket ettiriyorsunuz. Önemli olan dikkat edilmesi gereken hareketi yaparken bacaklarınızı dizden bükmemenizdir. Makas egzersiziyle karın ve bacak kaslarınızın tümünün çalıştığını hissedeceksiniz.

5) Diz Üstüne Geri Esneme

Alt sırt kaslarınızı çalıştıran ve baldırlarınızı gerdiren sıkı bir egzersiz metodu daha! Ayaklarınız üzerinde diz çökün, kollarınızı kavuşturun; ya da ileri doğru uzatın, her iki şekilde de yapılabilir ve geriye doğru eğilin. İçinizden 10’a veya 15’e kadar sayın ve doğrulun; kaslarınız güçlendikçe esneme süresini uzatabilir ve gün geçtikçe etkiyi daha net hissedebilirsiniz.



6) Mekik

Hepimizin bildiği, ailemizden biri gibi olan egzersiz metodu. Karın ve üst gövde kaslarınızı çalıştıran mekik, en çok bilinen hareketlerden biridir. Evde kolaylıkla ve hiçbir malzeme kullanmadan yapabileceğiniz bu hareket için öncelikle yere uzanın. Ellerinizi başınızın altına alarak omzunuzu ve üst gövdenizi yukarı doğru kaldırmaya çalışın. Çenenizin gövdenize değmemesine ve başlarda kendinizi fazla zorlamaya dikkat edin. Zamanla hareketi daha düzgün yapmaya başlayacaksınız. Mekik hareketini günde 8 – 10 kez tekrar edebilir, zamanla set ve hareket sayısını artırabilirsiniz.

Mekikte göğüsten pelvis kısmına kadar olan bütün kaslarınız güçlenir ve sıkılaşır. Düzenli olarak mekik çekmek sizi güçlendirir ve zinde kalmanızı sağlar.

7) Lunge

Aletsiz, malzemesiz uygulanabilmesi sayesinde en iyi evde egzersiz hareketleri arasında yer alan lunge, vücudunuzun pek çok kas grubunu aynı anda çalıştırır, sıkılaştırır ve size zindelik sağlar. Egzersizden önce vücudunuzun yeterince ısındığından emin olmanız gerekir, bu nedenle hareketi spor programının başında değil, ortasında ya da sonunda uygulamanız tavsiye edilir. Lunge hareketini yapmak için ayakta dik durun, elinizi belinize götürün, bir bacağınızı mümkün olduğu kadar ileri uzatın, dizinizi kırın. Diğer bacağınızı da mümkün olduğunca geri uzatın ve gerin. Sonrasında zıplayarak iki bacağınızın pozisyonunu değiştirin ve bu hareketi en az 12 x 3 set halinde tekrarlayın. Olumlu yönde yanma hissini keyifle hissedeceksiniz...

8) Evde / Yerinde Koşu

Koşu yapmanın en iyi yararı ekipmana ihtiyacınız olmamasıdır. Bu calisthenic egzersiz, her yerde ve her zaman yapılabilir. Bu egzersizi yapmadan önce vücudunuzu açma germe hareketleriyle ısıtmanız ve spora hazır hale getirmeniz önerilir. Sonrasında herhangi bir mat ya da kilim üzerinde orta tempolu yerinde koşu hareketi yapabilir ve metabolizmanızın hızlandığını hissettiğinizde diğer spor hareketlerine vücudunuzu ısıtmış bir şekilde geçebilirsiniz.

9) Dağ Tırmanışı / Mountain Climber

Evde egzersiz yapan herkesin spor programlarında bulunması gereken hareketlerden biridir. Son derece kolay bir şekilde uygulanabilen hareket, özellikle karın ve çevresi bölgenizde büyük etki yaratarak sağlığınızı güçlendirmenize ve kalori yakmanıza yardımcı olur. Dağa tırmanma hareketini uygulamak için şınav veya plank pozisyonu alın ve bacaklarınızı hızlı bir şekilde sırayla karnınıza doğru çekin. Dağa tırmanır gibi hızlı bir şekilde uygulayacağınız hareketi günde 10 ila 15 dakika boyunca yapmanız, karın bölgesindeki yağlanmaları azaltmanıza, karın ve bacak kaslarınızı güçlendirmenize yardımcı olabilir.

10) Makas

Ve son egzersizimiz... Güçlü ve sıkı bacaklar istiyorsanız makas egzersizi tam bir nokta atışı. Hareketi uygulamak için yan şekilde uzanın ve bacaklarınızı dizlerinizi asla kırmadan havaya kaldırın. Sonrasında, üstteki bacağınızı kaldırabildiğiniz kadar yükseğe kaldırın ve kas gücünüzden yararlanarak indirin. Setler tamamlanana kadar bacağınızı yere asla değdirmeyin. Her iki bacağınız için de 10 x 3 set halinde yaparak bacak kaslarınızı güçlendirebilirsiniz. 

O zaman harekete geçme ve uygulama vakti! Herkese keyifli sporlar, sağlıklı günler! 😊








16 Ocak 2021 Cumartesi

Kış Hastalıklarından ve Enfeksiyondan Nasıl Korunabiliriz?

Yavaş yavaş kışı hissettiğimiz şu günlerde birçoğumuz mevsimsel olumsuzluklarla, hastalıklarla karşılaşıyoruz. Bu mevsimde soğuk havaya bağlı olarak doğan hastalıkların insanlar tarafından önemsenmemesi, geçiçi olduğu düşünülmesi hastalığın daha ileri evrelere taşınmasına ve tekrarlanmasına sebep olabiliyor. Bu aylarda en çok nezle, grip, faranjit, larenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatürre gibi hastalıklar görülüyor.
Kışın vücudumuz soğuğa adapte olmak için daha fazla enerji harcayıp, güçsüz düşebilir. İnsandan insana kolay geçebilen bu hastalıklarda, insanların neredeyse tüm gün kapalı mekanlarda bulunması nedeniyle de bulaşma riski artış gösterebilir.
Kış aylarında görülen enfeksiyon virüslerinin bulaşımı, hastalığı taşıyan kişilerin öksürmesi ya da hapşırması ile havaya yayılan mikropları insanların solumasıyla ya da o yüzeye temas edilmesiyle gerçekleşir. Virüsler, kapı kolları, bilgisayar klavyeleri, telefon gibi ortak kullanılabilecek eşyalar ve yüzeylerle bulaşabilir. Belirtilerden önceki 24 saat ve sonraki beş gün kişinin bulaştırıcılığı devam etmektedir. Enfeksiyona bağlı hastalıkların belirtileri arasında ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırık, öksürük, baş ağrısı, kaslarda ve eklemlerde ağrı ve halsizliği gösterebiliriz. Kişilerde genellikle 1-2 hafta içinde iyileşme görülür. Ancak yaşlılarda, diyabetlilerde, altta yatan böbreğe, kalbe ya da solunum sistemine ait kronik hastalığı olan kişilerde daha ağır seyredebilir. Bunun yanında zatürre gibi başka hastalıklara da zemin hazırlayabilir.


Peki kış hastalıklarından ve enfeksiyondan nasıl korunabiliriz?
Enfeksiyonlara karşı büyük rolü bulunan D vitamininin eksikliği grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonları riskini artırabilir. Belirtileri çoğunlukla burun akıntısı, ateş, baş ağrısı, geniz akıntısı, burun ve başta dolgunluk hissi, öksürük, hapşırma, boğazda yanma-ağrı, halsizlik ve iştahsızlık olarak görülebiliyor. Bu sebeple D vitamini alınıma özellikle kış aylarında daha çok dikkat etmeliyiz.
Kapalı ortamlarda pencere ve kapıları açarak belirli zamanlarda ortamda doğal havalandırma yapmak çok önemli. Ofisler çalışanları da klimayı gün içersinde mümkün olduğunca az kullanmalı ve nem dengesini korumalıdırlar. Sağlıklı bir ortamdaki nem oranı yüzde 40-60 arasında olmalıdır.
Enfeksiyonel hastalıkların tanısında en önemli konu, viral enfeksiyonların bakteriyel enfeksiyonlardan ayırt edebilmektir. Virüslerin yol açtığı üst solunum yolu hastalıklarının tedavisinde, antibiyotiklerin yararı olmadığı gibi, solunum yollarındaki yararlı bakterileri baskılayarak daha çok zararlı olabilirler. Bu sebeple asla doktorunuzun önermediği antibiyotikleri kullanmayın. 
Kışla birlikte artan ve üst solunum yollarını etkileyen hastalıkların öksürük, balgam gibi belirtilerini hafifletmek için bazı bitki çaylarından, sıcak içeceklerden tüketebiliriz. Sıcak bitki çayları hem boğazı yumuşatarak ciğerleri ve mide kaslarını zorlayan öksürüğü hafifletir, enfeksiyonun vücuttan daha hızlı bir şekilde atılmasını sağlar.
Covid sebebiyle halihazırda daha dikkatliyiz; fakat her daim astalığın bulaşmaması için öncelikli olarak hijyen kurallarına uymalıyız. Hasta kişilerden olabildiğince uzak durulmalı, temas edilmemelidir. Ellerimizi ve yüzümüzü sık sık yıkamak gerekir. Özellikle çocuklara ellerini uygun sürede, su ve sabun kullanarak yıkamaları gerektiği öğretilmelidir. 
Ve tabii ki su... Vücut direncini artırmak ve dengelemek için beslenme ve sıvı tüketimine kesinlikle özen gösterilmelidir. Günde yaklaşık olarak 3 litre su içilmelidir. A, C ve E vitaminlerinden zengin soğan, sarımsak, havuç, limon, portakal, mandalina, greyfurt, yeşil biber, marul ve salata bol bol tüketilebilir. Bitkisel yağlar tercih edilmeli ve haftada en az bir kez balık yenilmesi vücut direncini de artıracaktır.
Ve son olarak sigara ve alkolden kesinlikle uzak durulması gerekir. (Tüm bağımlılıklarınız ve güçlü bağışıklık sistemi için ayrıca Mora Terapi çözümlerine başvurabilir, bizimle iletişime geçebilirsiniz) Her ikisi de vücudun sinsi düşmanlarıdır ve bazı kanserlere zemin hazırlarlar. Düzenli uyku, düzenli egzersiz ve kışın D vitamini takviyesi almak bağışıklık sistemini güçlendirir. 
Kışın keyfini çıkarmak için sağlıklı ve güçlü kalmaya dikkat edin. Sağlıklı kışlar! 😊



25 Aralık 2020 Cuma

Yeni Yılda Sadece Karar Almakla Kalmayın; Uygulayın!

Yeni yıla yaklaşırken bir çoğumuz temiz başlangıçlar yapmak için kendimizle ilgili değişiklik kararlarını çoktan aldık. Yapılacaklar listesini oluşturduktan sonra ise çoğu zaman yazdığımız listeye tekrar dönüp bakmaz ve hayatımıza kaldığı yerden, aynı şekilde devam edip hevesimizi kaybedebiliyoruz. Her daim karar almak kolay, uygulamak zordur birey için.

Hayat boyunca alınan her karar uygulama sırasında şartlara göre değişikliğe uğrar, bazen de yok olur. İster zayıflamak için diyet ister şirketiniz için önemli bir yatırım kararı alın, sıra uygulamaya gelince aldığınız karar kendiliğinden esnemeye ve değişime uğramaya başlar.  Bu, hayatın gerçeklerinden sadece biridir.

Fakat daha karar alma aşamasındayken onun nasıl uygulanacağını düşünmek büyük yanılgılara götürebilir. Bir şirkette kuralları uygularken o kuralların kimin üzerinde uygulanacağına göre karar vermek şirketi “duruma ve adama göre karar veren” bir şirket konumuna sokar. Şartlara ve kişilere göre karar vermek insanları da şirketleri de hiç ilkesi olmayan (fazla pragmatik) bir kalıba sokar. Karar alırken taviz vermek, yanlış karar almak demektir.

“Alışkanlıkları değiştirmek zordur.” Oldukça klişe olan bu söylemin doğruluğundan kimsenin şüphesi yok, fakat aklımızdan çıkarmamamız gereken şey, zorun imkansız demek olmadığı.



Alışkanlıklarınızı gözden geçirin!

İstenmeyen bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi, o davranışın kişinin hayatındaki başka şeylerle zamanla pekiştirilmiş, tekrar edilmiş olmasından kaynaklanır. Uyanır uyanmaz kahve veya yemek sonrası sigara içmek gibi... Davranışınızın temelindeki zihinsel süreci keşfedip, istemediğimizi fark etmek ve uygulamamak en etkili çözümlerden biridir. Yeni alışkanlıklar edinirken de bunları sürekli yaptığınız ve yapmaktan zevk aldığınız şeylerle pekiştirerek davranışın alışkanlığa dönüşmesine yardımcı olabilirsiniz.

Küçük adımlarla büyük ve sürdürülebilir değişimlere...

Geçmiş deneyimlerinizin olumsuz sonuçlanması motivasyonunuzu düşürmüş olabilir ancak bunu başarısızlık olarak değil, tecrübe olarak değerlendirin. Önemli olan çok fazla olumlu sonuç elde etmek değil, sonuç almak için denemeyi bırakmayın ve değişebileceğinize inanın.

Acele etmeyin...

Özellikle her şeyi hızlı yaşadığımız ve hızlı tükettiğimiz bu zamanlarda çok çabuk sonuca ulaşmak ve verdiğimiz emeğin karşılığını anında görmek istiyoruz. Ancak yaptığınız şeyin 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunu bir araya getirerek su oluşturmak kadar belirli, kesin sonucu görebileceğiniz ya da hemen sonuç alabileceğiniz bir şey olmadığının bilincinde olun.
Bu nedenle olumlu sonuca ulaşmak için aceleci davranmayın. Sabır, kararlarınızda kilit rol oynar.

Plan yapın!

Değişim sürecinin olumsuz sonuçlanmasının en önemli sebeplerinden birisi de belirsizlik ve dengesizliktir. Davranışın sonucunun öngörülebilir olmayışı, kararı uygulama aşamasında zorluk yaşamanıza sebep olabilir. Diş fırçalamayı alışkanlık haline getirmeye çalışırken, evde olmayacağınız zamanlarda diş fırçanızı ve diş macununuzu yanınızda taşımak üzere plan yapmak alışkanlığınızı sürdürülebilir kılmanızı sağlar. İşte bu kararın uygulamaya geçiş örneğidir.

Karar alırken bu 3 temel noktaya mutlaka dikkat edin:

1. Duruma göre, adamına göre karar almak daha büyük yanlışları doğurur.

2. Önce bir fikir oluşturmak, sonra bu fikrinin geçerli olup olmadığını toplanacak verilerle test etmek gerekir.

3. Karar almak, tek bir doğruyu bulmak değil, doğrular arasından bir seçim yapmak demektir.

Unutmadan, iradenizi güçlendirmek ve kararlarınız doğrultusunda aksiyona geçebilmeniz için Mora Bach Çiçekleri ve Renk Terapilerinden birebir çok faydalanabileceğinizi biliyor muydunuz? Yukarıda yazdıklarımızı yapmak konusunda zorlanırsanız, lütfen destek alın.




11 Aralık 2020 Cuma

14 Günlük Karantina Süreci Ne Anlama Geliyor, Bu Süreçte Neler Yapılmalı?

Corona virüs salgının ülkede yayılmaması için tedbirlerin arasında en dikkat çekenlerin başında 14 gün kuralı geliyor. Vatandaşların uygulaması gerek kuralın ana öğesi evde kendini karantina altına almakla başlıyor. Peki 14 gün kuralı nedir? 

Dünyada ve ülkemizde bir salgın halini alan Koronavirüsle mücadelede en önemli konunun doğru bilgilendirme olduğuna dikkat çeken uzmanlar, yetkili isimlerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, çok farklı konuşmalar ve bilgiler arasında kafası karışanlar için Sağlık Bakanlığı’nın rehberleri kapsamında doğru bilgilendirme yapmanın önemine dikkat çekti. Koronavirüste kuluçka dönemi 2 gün kadar kısa 14 gün kadar uzun olabileceğine dikkat çekiliyor.

Corona virüse karşı 14 gün kuralı, Sağlık Bakanlığı tarafından corona virüsün ülkemizde yayılmaya başlamasıyla alınan tedbirlerden birisidir. Corona virüs için belirlenen kuluçka süresi 4 – 14 gün olarak açıklanmıştır. 
14 gün kuralı, virüs kapma ihtimali yüksek olan kişilerin kendilerini izole ederek, Bakanlık tarafından belirlenen önlemleri uygulanması anlamına gelmektedir.


14 Gün Kuralını Kimlerin Uygulaması Gereklidir?

14 gün kuralını uygulaması gerekenler, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yurt dışından gelen vatandaşlar olarak açıklanmıştır. Yurt dışından gelen vatandaşların hem kendi sağlıklarını hem de toplumsal sağlığı düşünerek mutlaka 14 gün kuralı kapsamında belirlenen önlem maddelerini uygulaması gerekmektedir. Önlemler Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından açıklanmıştır.

14 Gün Kuralında Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

14 gün kuralında dikkat edilmesi gereken hususlar, Bakanlık tarafından detaylı olarak açıklanmıştır. Virüsün yayılmasını önlemek için 14 gün kuralı en önemli adımlardan birisidir. Bu nedenle dikkatle uygulanması gerekmektedir. Bakanlık tarafından 14 gün kuralı çerçevesinde açıklanan önlem maddeleri şu şekildedir:

  • Yurt dışına çıkmamanız gerekmektedir. Bu süreçte planlı seyahatlerinizi iptal etmeli veya ertelemelisiniz.
  • Yurt dışı dönüşündeki ilk 14 gün evden çıkmamanız gerekmektedir.
  • Evde kalmanız gereken süreç içerisinde kendinizi izole etmeli ve ziyaretçi kabul etmemelisiniz.
  • Evde kendini izole eden kişilerin odasına maskesiz girilmemesi gerekmektedir.
  • Odaların sık sık havalandırılması gerekmektedir.
  • 14 günlük süreç geçmeden özellikle yaşlılarla ve kronik hastalığı bulunan kişilerle temas kurulmaması gerekmektedir.
  • Ellerin sık sık en az 20 saniye süreyle ovalanarak yıkanması gerekmektedir.
  • Kişisel eşyaların kimseyle ortak kullanılmaması gerekmektedir.
  • Kıyafetlerin en az 60 derecede normal deterjanla yıkanması gerekmektedir.
  • Evden çıkmanız gerekirse, mutlaka maske takarak çıkmalısınız.
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sağlıklı beslenmeli, bol sıvı tüketmeli ve uyku düzeninize dikkat etmelisiniz.

14 Gün Kuralında Ne Zaman Hastaneye Başvurulmalı?

14 günlük süreçte hastaneye başvurulması gereken zaman bazı şikayetlerin görülmeye başladığı zamandır. Sağlık kuruşuna başvurulması gereken belirtiler şu şekildedir:

  • Yüksek ateş
  • Öksürük
  • Nefes darlığı

14 gün kuralı içerisinde bu belirtilerle karşı karşıya kalmanız halinde mutlaka maske takarak sağlık kuruluşlarına başvurmanız gerekmektedir.

Özellikle bu süreçte bağışıklık sistemimizi korumak ve güçlendirmek alınacak önlemlerin neredeyse başında geliyor. Siz de Mora Terapi Merkezlerimize gelerek bağışıklık sisteminizi her an güçlü kılabilir ve koruyabilirsiniz. Detaylı bilgi almak ve bizimle iletişime geçmek için web sitemizi ziyaret edebilir veya sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.

Herkese sağlıklı, dikkatli ve tedbirli günler!


27 Kasım 2020 Cuma

Vücudumuz İçin Elzem Bir Vitamin: D Vitamini

Vücut için  temel vitaminler arasında yer alan D vitamini, sadece kemik gelişi için değil aynı zamanda vücudun birçok alanında temel görevlere sahiptir.. Kemikler için hayati önem taşıyan D vitamini aynı zamanda beyin, mide, kalp, pankreas, deri ve göğüs için oldukça gerekli bir madde. 

Cildimiz, güneş ışınlarını sentezleyerek geri alınım olarak D vitaminine dönüştürür. D vitamini sağlıklı bir kemik ve diş gelişimi için çok kritik öneme sahiptir. Kemikler, ihtiyacı olan kalsiyum ve fosforu D vitamini sayesinde alabilir.  D vitamini ihtiyacının 1000 ünite olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor. Bu miktara günde 20 dakika güneşlenerek erişebiliriz. Yeterince kalsiyum alsanız da vücudunuz yeterli ve gerekli miktarda D vitamini almıyorsa kemikleriniz ve dişleriniz bu kalsiyumdan yararlanamaz. Vücudun günlük kalsiyum ihtiyacı 30-50 yas arasında günde 1000 mg, 50 yaş üzerinde ise günde 1200 mg olarak belirtiliyor.

D vitamini eksikliği...

Bazı vücutlarda D vitamini eksikliği bulunmasına rağmen herhangi bir belirti ve semptom görülmez. Bu eksiklik bazen yorgunluk, halsizlik ve genel vücut ağrısı gibi bazı belirtilere neden olabilir. Ciddi eksikliklerde ise kemik ağrısı ve yürümekte zorluğa neden olan kuvvet kaybı ortaya çıkar. Ek olarak el ve ayak bilekleri, omuz eklemeleri ve parmaklarda ağrı, değişken ruh hali, depresyon, uykusuzluk, baş ağrısı, saç dökülmesi gibi belirtiler de bulunabilir.

Uzun süreli D vitamini eksikliği; yetişkinlerde kemik erimesi, kemik yapısında bozukluk, kas güçsüzlüğü ve düşme riskinde artışa neden olur. Çocuklarda ve gençlerde ise raşitizm adı verilen rahatsızlığa yol açar, ileri yaşlarda ise osteoporoza olarak bilinen kemik erimesine sebep olur. 


D vitamini eksikliğinin temel nedenleri...

Güneş ışınından yeterince faydalanmamak, obezite, yeterli ve sağlıklı beslenmeme, d vitamini sentezinin ve atılımının azalması, karaciğer yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, genetik hastalıklar, sağlıksız yaşam tarzı başlıca nedenlerin arasındadır.

D vitamini depoları...
                        
Ayran, süt, peynir ve yoğurt, kefir tereyağı, ton balığı, somon, uskumru, istridye, yumurta sarısı, tatlı patates, balık yağı, mantar, maydanoz, yonca, ısırganotu, yulaf en önemli D vitamini kaynakları olarak bilinir.

Genel olarak, D vitamini eksikliğinden korunmak adına etkili önlemler arasında D vitamini takviyesi ve diyetle D vitamini alımı bulunur. Cildin sentezleyebilmesi için ise güneşe yeterince maruz kalmayı gerektirir. Fakat unutmayın, uzun süreli güneşe maruz kalmanın cilt kanseri riskini artırması ihtimalinden dolayı bu yöntem eksikliği önlemek için pek fazla önerildiği söylenemez.

Herkese sağlıklı günler!




15 Kasım 2020 Pazar

Mora Terapi'nin Astım Tedavisinde Kullanımı

Astım, hava yollarının çevresel etkenlere karşı aşırı duyarlı olmasıdır.  Hava yollarında ve hava yollarını döşeyen mukoza denilen zarda şişme söz konusudur. Bu şişme, zaman zaman hava akımını engelleyerek solunum sıkıntısına neden olur. Bu dönemlere astım nöbetleri denir.

Hava yollarının daralması ile nefes almayı güçleştiren ve ataklar halinde yaşam boyu devam eden astım, dünyada 300 milyon kişiyi etkiliyor. Astım ataklarını kontrol altına alabilmek için tetikleyici etkenlerden korunmak gerekiyor. Ülkemizde her 100 yetişkinden 7’sinde, her 100 çocuktan 15’inde görülen astım hastalığı, genetik ve çevresel tetikleyicilerin birleşik hareketi sonucu ortaya çıkmaktadır. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen astım hastalığında, tetikleyici faktörlerden uzak durulur ve verilen ilaçlar düzgün kullanılırsa, şikayetler çok kolay kontrol altında tutulur ve ataklar önlenebilir. Böylece solunum yetmezliğine giden süreç de engellenmiş olur.

Alerjik Astım Belirtileri Nelerdir?

Astım hava yollarının tıkanmasının neden olduğu ataklar halinde kendini gösterir. Astım belirtileri genellikle; öksürük, nefes darlığı, hırıltılı nefes alıp verme ve göğüste sıkışma hissidir. Astım belirtilerinin astım tanısı konulmasına yardımcı olan özellikleri ise; tekrarlayıcı olmaları, gece ve sabaha karşı ortaya çıkmaları, bazı alerjen maddelere maruz kalınması veya egzersiz sonrası tetiklenmeleridir. Bu belirtiler ataklar arasında ortaya çıkmaz ve astım hastaları ataklar arasında kendilerini iyi hisseder. Astım tanısı, detaylı hasta öyküsü, muayene bulguları ve solunum fonksiyon testleri ile konulmaktadır. Genel astım belirtileri ise şöyledir;

-Öksürük (genellikle kuru ve krizler halindedir gece uykuda uyandırabilir.)
-Hırıltılı solunum
-Göğüste tıkanıklık ve sıkışma hissi
-Soluk alıp verirken ıslık sesi
-
Nefes darlığı.
                                         


SONBAHAR, ASTIM HASTALARI İÇİN EN RİSKLİ MEVSİM

Astım ataklarının görülme sıklığı sonbahar mevsiminde artıyor. Hatta, bu mevsim astım hastaları için en riskli mevsimi oluşturuyor. Bunun nedeni ise sonbaharda hemen herkesi etkisi altına alan soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklar ile astım atakları arasında bir ilişki olması. Astım solunum yollarının kronik bir iltihap sonrası aşırı derece duyarlı olması ve bazı faktörler nedeniyle zaman zaman daralmasıyla seyreden bir solunum hastalığı. Grip, hatta basit bir soğuk algınlığı gibi hastalıklar hava yollarında enflamasyon oluşturarak astım ataklarını tetikliyor. Çok hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu bile astım hastalarında nefes darlığı, solunum zorluğu, sık ve inatçı öksürük, hırıltı,hışırtılı solunum gibi ciddi problemlere yol açabiliyor. Üstelik, bu hastalıkların neden olduğu öksürük ve nefes darlığı gibi astım semptomları haftalarca sürebiliyor. Bu yüzden astım hastalarının üst solunum yollarının sık görüldüğü sonbahar mevsiminde kendilerini korumaları ve düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeleri büyük önem taşıyor.


ASTIM ATAKLARINDAN KORUNMAK İÇİN…

• Eğer grip veya nezle olmuşsanız, bir an önce doktora başvurarak tedavi olun.
• Çevrenizde üst solunum yollarına yakalanmış bir hasta varsa, kendinizi korumaya özen gösterin. Bunun için de öncelikle kalabalık ortamlardan uzak durun. Kapalı ortamlarda kısa süre kalın eğer bu mümkün değilse havalandırmanın yeterli olup olmadığını kontrol edin.
• Bolca su için. Ellerinizi sık sık yıkayın ve dengeli beslenin.
• Sigara içiyorsanız, bu zararlı alışkanlığınızdan mutlaka vazgeçin. Ayrıca sigara içilen ortamdan da kaçının.
• Hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda bulunmamaya dikkat edin.

Mora Terapi’nin Astım Tedavisinde Kullanımı

Mora terapi yönteminin solunum yolunu etkileyen alerjilerde ve astımda kullanımı sonucu hasta semptomlarında gözlemlenebilir derecede azalma ve ilaç kullanımında tatmin edici şekilde bir azalma söz konusudur. Tüm terapilerde olduğu gibi astım ve alerjiye de bütünsel yaklaşıldığında; lenfatik drenajın yetersizliği vücudun toksik kirlenmesinin ana nedenlerindendir ve buna bağlı olarak hücreler arası sıvının akışkanlığı azalmaktadır. Akışkanlığın azalması toksik kirlenmenin artışına, yani hücre metabolizması sonucu oluşmuş atık maddelerin, proteinlerin ve diğer kimyasal madde ile ağır metallerin birikmesine yol açmaktadır. Bu nedenle hücreler fonksiyonlarını yerine getiremez hale gelmektedir. Tedavi öncesi genel detoksifikasyona mutlaka yer verilmelidir.

Vücudun en önemli immünolojik organlarından olan lenfatik ve bağırsak sistemlerinin fonksiyonlarını bozacak yüklerin bulunması, bağırsaklar üzerinde çeşitli mantarların –özellikle de Candida yükünün- yoğun olması gerek alerjik rahatsızlıkların gerekse de kronik birçok hastalık tablosunun tedavilere direnç göstermesinin ana nedenlerindendir. Vücudun ve özellikle bağırsakların Candida yükünün olması vücudun bağışıklık sistemini önemli oranda baskıladığı için Candida’ ya yönelik temizleme işlemi, alerji tedavisi ile eşzamanlı hatta daha önce yapılmalıdır.

Bu konuda hastayla iyi bir iletişim kurulup, bahçeden veya ormandan orijinal polenler temin edilebilmekte veya bulunamıyorsa elektronik test kitlerin içerisinde bulunan elektronik ortamda yüklenmiş polenlerin frekans bilgileri kullanılabilmektedir. 

Obezite ve sigara kullanımı astım hastalarını olumsuz etkilediğinden, bu tip danışanların tedavisinde Mora kilo terapileri ve Mora sigara bırakma terapilerine mutlaka yer verilmelidir. Ayrıca hastaların herhangi bir besin veya çevresel alerjenlere alerjisi olup olmadığı test edildikten sonra astımı tetikleyebilecek sebepler ortadan kaldırılacak şekilde tedavi planı oluşturulmalıdır. Özellikle polen alerjisinde mümkün olduğu kadar geniş bir spektrumda polen tozunu tedaviye dâhil etmek gerekmektedir. Bu konuda hastayla iyi bir iletişim kurulup, bahçeden veya ormandan gerekli polenler temin edilebilmektedir. Bütün yıl devam eden solunum alerjilerinde (astım, allerjik rinit), küf mantarları ve toz akarları düşünülmeli ve özellikle yatak odasından, dolapların üzerinden ve banyo gibi nemin fazla olduğu mekânların duvarlarından elektrikli süpürge ile alerjen temin edip, tedaviye eklemek alerji ve astım tedavilerinde başarıyı artıracak uygulamalardır. 




6 Kasım 2020 Cuma

Diyabet, Gizli Şeker ve İnsülin Direnci Ne Anlama Geliyor?

Çağın hastalıklarında en ön sıralarda yer alan diyabet (şeker hastalığı), ölümcül birçok hastalığın ve olumsuzluğun oluşumunda birinci sırada rol oynayan ve maalesef dünyanın her yerinde çok yaygın olarak görülen bir hastalık türüdür. Etimolojik olarak hastalığın tam adı Diabetes Mellitus, Yunanca'da şekerli idrar anlamına geliyor.

Diyabeti ve diyabet oluşumundaki süreci bütünüyle kavramak için diyabeti tam anlamıyla anlamak gerekir. Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da üretilen hormonun etkili bir şekilde olumlu yönde kullanılamaması durumunda enerjiye dönüşmesi gereken glukoz, kanda birikerek kan şekerinin yükselmesine sebebiyet verir.

Halk arasında genel olarak  şeker hastalığı olarak tabir edilen Diabetes Mellitus, genel olarak kanda glukoz (şeker) seviyesinin normal seviyenin üzerine çıkması, böylelikle de normalde şeker içermemesi gereken idrarda şekere rastlanmasıdır. Farklı türevleri bulunan diyabet hastalığı, ülkemizde ve dünyada en sık rastlanan hastalıklar arasında yer alır. 

Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun sağladığı verilere göre her 11 yetişkin kişiden biri diyabet hastalığına sahip olmakla birlikte, her 6 saniyede 1 birey diyabet kaynaklı sorunlar nedeniyle maalesef hayatını kaybetmektedir.  Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet olarak iki türü bulunan şeker hastalığında hastalığa neden o Tip 1 Diyabet nedenleri arasında yüksek oranda genetik faktörler rol oynarken, kan şekerinin düzenlenmesinde görev alan insülin hormonunu üretimi yapan pankreas organına zarar veren virüsler ve vücut savunma sisteminin çalışmasındaki aksaklıklar da hastalığa sebep olan etmenler arasında gösterilmektedir. Şeker hastalığının daha yaygın görülen türü olan Tip 2 diyabetin nedenleri arasında şu şekilde belirtilebilir:

Obezite (aşırı kilo)
Ebeveynlerde diyabet öyküsünün bulunması
İleri yaş
Hareketsiz yaşam tarzı
Stres
Gebelik sırasında gestasyonel diyabet oluşumu ve normalden yüksek doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirme.



İnsülin direnci ve gizli şeker...

Standart şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken, insülin direnci olan kişilerde vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalmaktadır. Kişilerde insülin direnci artıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de doğru orantıda artmış olur. Bu da vücudumuzun ihtiyacından fazla insülin salgılanması anlamına gelir.

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor. Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor. Protein metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

Kan şekerinin normal seviyede olmadığı ancak şeker hastalığı teşhisi konulabilecek kadar da yüksek olmadığı bir ara döneme g
izli şeker pre diyabet denir. Pre-diyabet olarak tanımlanan gizli şekerin belirtileri arasında, yemeklerden sonra halsizlik, yorgunluk bazı kişilerde ayaklarda yanma olabilir. Diyabet öncesi bu dönem, normal glikoz düzeyinden Tip 2 diyabete geçiş evresi 'pre-diyabet' veya 'bozulmuş glikoz regülasyonu' olarak da ifade edilmektedir. Araştırmalara göre, çoğu gizli şeker hastalarına 10 yıl sonra Tip 2 diyabet tanısı konmaktadır.     

Diyabete, yağlanmaya ve fazla kiloya karşı Mora Terapi çözümleri!

Modern çağın tamamlayıcı ve bütünsel tıp metodu Mora Terapi ile insülin hormonu ve hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu- gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Vücuttaki enflamasyonu azaltmaktadır. Hastaların beslenme alışkanlıkları cihazın sağladığı iştah kesme programlarıyla ayrıca desteklenerek değiştirilmekte, böylelikle sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları sağlanmaktadır.  Bu şekilde tedavi süreci hızlandırılabilmektedir. Bize web sitemizden, sosyal medya üzerinden ve telefon numaralarımızdan ulaşabilir, Mora Terapi çözümleri hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Sağlıklı günler
! 😊

23 Ekim 2020 Cuma

Orta Yaş ve Yaşlılıkta Obezite İle Mücadele

Obezite; genetik, fizyolojik, metabolik, biyokimyasal, psikolojik, çevresel faktörler ile fazla kalori alımı ve hareketsiz yaşamın neden olduğu bir hastalıktır. İnsan vücudunun yapı elemanı olan yağ dokusu, vücuda ihtiyacı olan enerjiyi yağ şeklinde depolayarak metabolizmanın gereksinimlerini karşılar. Kişinin vücudundaki yağ miktarı ihtiyacı olduğundan daha fazla oranda artış gösterdiğinde ise obeziteye sebep olur.

Obezite, bugün gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık problemleri arasında yer almaktadır. Hem obez yetişkinlerin hem de obez çocukların sayısı günden güne artış göstermektedir. Birden çok sebep nedeniyle oluşan bu hastalık için önlem alınmadığı takdirde kişinin hayatında riskler oluşabilir. Obezite hastalığı olan bireylerin zaman kaybetmeden tedaviye başlaması ve takip edilmesi gerekir.

Gelişmekte olan ülkelerde nüfusu en hızlı artış gösteren grup olan yaşlılarda, özellikle obezite prevalansı son yıllarda dikkat çekici şekilde artmış göstermiştir. Mevcut rehberler tüm yaş gruplarında obezitenin tanımlanmasında ve sınıflandırılmasında BKİ’nin (Beden kitle endeksi) kullanımını önermektedir. Diğer taraftan, obezitenin saptanmasında ve mortalite ile olan ilişkisinin değerlendirilmesinde, yaşlılarda vücut bileşiminde gerçekleşen değişikliklerden (kas dokusunda kayıp ve yağ dokusundaki artış) dolayı tek başına BKİ’nin kullanılmasının yetersiz kaldığı bildirilmektedir. Bu yaş grubunda bel çevresi ve bel-kalça oranı gibi vücutta yağın dağılımına ilişkin değerlendirmelerin yapılması önemlidir. Yaşlılarda obezite ile mortalite ve morbidite arasındaki karmaşık ilişkilerin ortaya konmasında önemli bir kavram olan sarkopenik obezitenin saptanması, yaşlılarda vücut kompoziyonun değerlendirilmesini gerektirmektedir. Yaşlı bireylerde istemli olarak vücut ağırlığının yönetiminin sağlanması en iyi stratejilerden biri olarak bildirilmektedir.


Ağırlık kaybına yönelik yaklaşımlar içerisinde komplikasyon riskinin en düşük olması bakımından diyet ve fiziksel aktiviteyi kapsayan yaşam tarzı değişiklerine öncelik verilmelidir. Şişman yaşlı bireylerde ideal vücut ağırlığına ulaşmada enerji kısıtlaması yapılırken, gereksinimlerinin karşılanması konusunda öncelikle önem verilmesi gereken besin ögeleri protein, D vitamini, B12 vitamini, posa ve sıvı alımı olarak bildirilmiştir. Yaşlı bireylerde ağırlık kaybı programlarına zemin oluşturacak, istemli ağırlık kaybının sağlık üzerine olan etkilerini gösteren ve yaşlanma sürecinde protein alımının arttırılmasının kas kütlesinin uzun dönem korunmasındaki etkisine ilişkin daha fazla sayıda çalışmaya gereksinim vardır.

Obezite ve Aşırı Kilo İle Nasıl Mücadele Edebiliriz?

• Sağlıklı beslenme programı oluşturun. Gün içinde yediklerinizin kalorilerine dikkat edin. Gerekiyorsa kalori alımlarınızı not edin. Yaktığınızdan daha fazla kalori tüketmemeye dikkat edin.

• Büyük porsiyonlardan uzak durun. Abur cubur tüketiminden kaçının.

• Kalorisi yüksek ama doyurucu olmayan yiyecek ve içecekler tüketmeyin.

• Hareket halinde olun. Sizi hareketsiz kılacak etkinliklerden kaçının. Özellikle akşam saatlerinde yemek yedikten sonra mutlaka yürüyüş yapın.

• Kilonuzu kontrol altında tutmak için zaman zaman tartılın ve vücut kitle endeksinizi hesaplayın.

• Su tüketiminize dikkat edin. Günce en az 1,5 litre su içiniz. Günlük yeterli miktarda içilen su, hem vücut sağlığı için hem de metabolizmanın hızlanıp kilo vermeyi hızlandırması açısından oldukça önemlidir.

• Yağı alınmış süt tüketiminin yağların emilimini azalttığı bilinmektedir. Yağlı yiyeceklerden sonra süt tüketin.

En önemlisi egzersiz! Günlük fiziksel aktiviteler artırılarak kişiler formlarını koruyabilirler. Kişi aşırı kilolu ise düşük seviyede egzersizler yapmalıdır. Hasta, sadece yürüyüş yaparak bile obezite tedavisinin verimini attırabilir.
 
Sağlıklı ve teknolojik bir alternatif olarak Mora Terapi’nin kilo ile mücadele tedavileri ve terapilerinden de küçük / büyük insan demeden faydalanabilirsiniz. Mora Terapi kilo programları tamamiyle bağırsakların temizlenmesini sağlar, sağlıklı beslenmeye  geçişi kolaylaştırır, hayat boyu hangi tip beslenmenin sizin için en faydalı olacağını bu şekilde kolaylıkla anlar ve yaşam biçimi olarak oturtursunuz. Varsa bağısak mantarları temizlenir, insülin direnci problemi, alerjiler veya hormonal problemler konularında da terapiler alırsınız. Mora Terapi her daim kilo vermeyi en sağlıklı biçimde uygulamayı amaçlar. Kilo geri dönüşleri çok azdır. Çünkü hem var olan problemleriniz ortadan kalkmıştır, hem de uzun vadeli size zararlı gıdalara karşı isteksizlik yaratılmıştır. Tekrar abur cubura kolay kolay dönmezsiniz. Detaylı bilgi için bize ister web ister telefon numaramızdan ulaşabilir, bizimle tanışabilirsiniz.
Herkes için sağlıklı günler! 😊

18 Ekim 2020 Pazar

Mora Bağırsak (Bağırsak Florası) Detoksu Terapileri

Bağırsak florası yani bir diğer adıyla mikrobiyata, genel sağlığı etkileyen onlarca özelliğe sahiptir. Birçok sağlık sorununun nedenine baktığımızda zarar gören bağırsak florasını görürüz. Bu yüzden bağırsak florası sağlığı, önem verilmesi gereken bir canlı organizma bütünlüğüdür. Sağlıklı bir bağırsak florası, adeta sağlık sigortasıdır; “ikinci beyin bağırsak” olarak da adlandırılır. 

Sindirim sisteminde yaşayan konak organizmaların çeşitli ve yararlı işlevleri bulunan mikroorganizmalardan oluştuğu sistem bağırsak floramızı oluşturur. Bağırsak florasında bilinen 500 tür bakteri mevcuttur ve söz konusu bakteriler genellikle kalın bağırsakta bulunur. Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin %98’i faydalı olup tüketilen besinlerdeki protein, aminoasit, karbonhidrat, disakkarit ve yağlardan meydana gelir. Bağırsak florası ile insanlar arasındaki ilişki her iki tarafa da yarar sağlıyor. İnsana fayda sağlayan bakterilerin yanı sıra bazı bağırsak mikroorganizmaları hastalık da yapabilir.

Günün koşturmacası içinde yemek yemeği unuttuğumuz ya da sağlıklı olmayan besinlerle açlığımız geçiştirdiğimiz zamanlar sıklıkla başımıza geliyor. Sindirim sistemimiz ve bağırsak floramız için önemli etkiye sahip bu durumlar sancı, ağrı ve gaz problemlerine neden olarak yaşam kalitemizi düşürüyor. Bağırsak bakterilerinin insanlar için faydalı olan çeşitli işlevleri arasında, sindirilemeyen gıdaların parçalanıp emilmelerine yardımcı olmak, hücre büyümesini teşvik etmek, zararlı bakterilerin çoğalmasını baskılamak ve bağırsaklardan kana toksik ürünlerin geçmesini engellemek sayılabilir.


Mora Terapi ile Bağırsak Florasında Mükemmel Temizlik!

Mora terapi cihazları ile yapılan seanslarda ve seanları takiben verilen diyet protokolünde bağırsak florasındaki dengeler gözetilir, böylelikle vitamin ve minerallerin emiliminin de sağlıklı bir şekilde yapılması için bağırsak florası temizlenir. Tükettiğimiz gıdaların bağışıklık sistemimiz için faydalı olan ve vücudumuz tarafında emilmesi gereken vitamin ve mineralleri bağırsak floramız korur ve Mora terapinin seans ve protokolleri bunlardan vücudumuzun yararlanmasını sağlar.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan bağırsak terapilerinde ise şimdiye kadar bağırsağı tehdit etmiş olan besinlerin frekansları vücuttan silinerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Özel Mora Bağırsak enerji sirkülasyonu programları ile bağırsaklarda çeşitli sebeplerle meydana gelmiş olan hasar giderilir ve birikmiş olan toksik maddeler (kandida vs) vücuttan uzaklaştırılır. Üç aylık karbonhidrattan kısıtlı ve basit şeker içermeyen bir beslenme protokolüyle sağlıklı beslenme davranışı oluşturulur. Aynı zamanda bu beslenme planı, kefir, yoğurt gibi probiyotik besinlerden zengindir bu şekilde bağırsaklardaki flora desteklenmiş olur. Bağırsak florasının tam olarak onarılması için dışarıdan probiyotik ve prebiyotik takviyesi de önerilmektedir. Program 3 aylık olmasına rağmen, unutulmaması gereken uzun vadeli bağırsak sağlığınız için her zaman beslenme şeklinize dikkat etmeniz gerektiğidir. Beyin bağırsak bağlantısı dolayısıyla, daha berrak bir zihin ve daha mutlu bir duygu durumunda yaşayacağınız ise neredeyse kesin sonuç. 


4 Ekim 2020 Pazar

Covid’e Karşı Ruhsal Açıdan Güçlü Kalmak

 2019 Koronavirüs Hastalığı salgını maalesef tüm dünyayı yaş, cinsiyet, ırk, kültür, din ve ekonomik durum ayırt etmeksizin etkileyen bir durum halini aldı. Dünya Sağlık Örgütü tarafından da Mart 2020’den itibaren bu dönem pandemi olarak kabul edildi. Pandemik hastalık dünya genelinde yaşayan insanların sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıklara verilen bir isim olarak bilinir. Dolayısıyla hem fiziksel hem de ruhsal olarak dünyadaki tüm insanlar benzer bir sürecin içinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Enfeksiyondan korunma ve kontrol önlemlerini uygulayarak; enfeksiyonun toplumda yayılmasını azaltmak ve böylece pandeminin erken dönemlerinde enfekte olacak kişi sayısını ve pandemi nedeniyle ortaya çıkacak vakaları azaltmak mümkündür. Bu önlemlerin ne olduğu, pandemiden en az fiziksel etkilenme ile nasıl korunacağımız sürekli gündemimizde, ekranlarda, telefonlarımızda. Bu önlemleri bilmek ve uygulamak için çaba harcıyoruz. Peki fiziksel olduğu kadar ruhsal anlamda da tüm insanlığı etkileyen, kriz olarak nitelendirebileceğimiz ve bu nedenle de stres yaratan bu süreç için neler söyleyebilir, neler yapabiliriz?

Özellikle ailelerin bu süreçte haliyle aşırı kaygılı, korkutucu, aşırı titiz, koruyucu kollayıcı yaklaşımları olabilmektedir. Anne babaların abartılı panik hissi, çocukların ve gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir, bunu unutmamak gerekir. Aslında tüm dünyada aynı anda yaşanan bu olağan dışı durumda, bu tarz duyguların yaşanması, istenmeyen düşüncelerin akla gelmesi ve rutin davranışların değişmesi de şaşırtıcı değildir. Kaygılı ve korkulu olmanın çok doğal hatta şu dönemde gerekli ve işlevsel olduğunu kabul etmek durumundayız. Çünkü bu duygular olumsuz olsa da bizim önlem almamızı, gerekeni yapmamızı sağlıyor. Bu durum ile ilgili kaygı ve korku hiç olmasa insanlar hiçbir önlem almazlardı. Çocuklara da kaygı ve korkunun, hastalıkla ilgili olumsuz düşünce ve öngörülerin, bizi korumak için böyle zamanlarda önlem almamızı sağlamaya çalışan beynimiz tarafından üretildiğini, beynimizin işinin bizi korumak için düşünce ve duygular üretmek olduğunu onların anlayabileceği dilde anlatabiliriz. Ancak kaygı ve korku abartılı olursa insanların ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi kişinin doğru, etkili ve zamanında tepki vermesini zorlaştırabilir. Tıpkı donup kalmak ve kitlenmek gibi. Hâlbuki kabul edilebilir düzeyde bir kaygı ve korku “ne yapılabileceği” üzerinde karar vermeyi kolaylaştırabilir.


Pandeminin ruhsal etkilerinden korunmak için ipuçları nelerdir?

1- Anlayış ve hoşgörü ile birlik duygusunu güçlendirelim.

Öncelikle bu süreçte bize en iyi hissettirecek duygular şefkat, anlayış, hoşgörü ve empatidir. Hiç kimsenin ya da hiçbir ülkenin bu hastalığı hak etmediğini, yanlış bir şeyler yaptığı için hastalanmadığını, yakınımızda ya da uzağımızdaki her COVİD-19 nedeniyle tedavi gören bireyin destek, ilgi, şefkat ve iyiliği hak ettiğini düşünerek başlayabiliriz. Birlik olmak ve birlik hissetmek bizi ruhsal olarak güçlendiren eylemlerdir.

2- Damgalayıcı tanımlamaları dilimizden uzak tutalım.

Bu ruh halini, “KOVİD-19 nedeniyle tedavi gören ve iyileşmeye doğru ilerleyen” kişileri, KOVİD hastası, KOVİD’li(ler), koronalı(lar), korona ailesi gibi “damgalayıcı” kelimeleri dilimizden uzak tutmaya çalışarak daha da güçlendirebiliriz. Damgalamak ve damgalanmak ya da damgalanacağını düşünmek stresimizi artırır.

3- Salgın ile ilgili haberlere ayırdığımız süreyi kısıtlayalım.

Salgınla ve virüs ile ilgili sizi kaygılandıran ve strese sokan haberleri dinlemeyi, okumayı ve izlemeyi en aza indirebilirsiniz. Sadece güvenilir bulduğunuz kaynaklardan, günde bir ya da iki kez ile sınırlayarak bilgi edinmek ve alacağınız önlemleri buna göre güncellemek yeterli olacaktır. Gerçek bilginin çoğu zaman daha az korkutucu ve kaygılandırıcı olduğunu unutmamalıyız.

4- Çevremizdekilere ve yakınlarımıza destek olalım.

Öncelikle kendimizi korumaya çalışmalı, ancak bunu yaparken ihtiyacı olan diğerlerine de destek olabilmeyi başarmalıyız. İhtiyaç zamanlarında yardımlaşmak hem yardım edeni hem de edileni iyileştirir. Komşumuzu, arkadaşımızı ya da bir akrabamızı aramak, desteğe ihtiyacı olup olmadığını sormak kolay uygulayabileceğimiz bir yöntemdir. Dayanışmak gücümüzü artıracak ve bu kriz sürecinden hem fiziksel hem de ruhsal olarak en sağlam şekilde çıkmamızı sağlayacaktır.

5- Olumlu deneyimleri ve öyküleri paylaşmayı artıralım.

Olumlu deneyimlerimizi aktarmaya ve paylaşmaya çalışmak önemlidir. Örneğin KOVİD-19 nedeniyle tedavi görmüş ve iyileşmiş ya da bir zorluğun beraberce ve dayanışma ile üstesinden gelmiş insanların öykülerini paylaşmak gücümüzü, direncimizi ve umudumuzu artıracaktır.

6- Mücadelede ön safta olan sağlık çalışanlarını unutmayalım.

Bu süreçte KOVİD-19 nedeniyle tedavi gören kişilerin bakımını ve tedavisini üstlenen ve büyük bir özveriyle çalışan sağlık çalışanlarına teşekkür edebilmek, yaptıkları işin değerini ve önemini bildiğimizi hissettirmek hem dayanışmamızı artıracak hem de bu mücadelenin ön saflarındakilere güç verecektir.