kilo tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kilo tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2018 Çarşamba

BAĞIRSAK SAĞLIĞINIZ İÇİN 8 ÖNERİ


Özellikle son zamanlarda yapılan çalışmalar, çoğu hastalığın temelinde yatan sebebin bağırsak problemleri olabileceğini gösteriyor. Aslında seneler önce Hipokrat’ın da dediği gibi ‘Tüm Hastalıklar Bağırsakta Başlar! ‘

Peki siz bağırsak sağlığınız için neler yapıyorsunuz?
Ya da daha sağlıklı çalışan bağırsaklarınız olması için nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz?

Bizim bu konuda size birkaç önerimiz olacak. Unutmayın sağlıklı çalışan bağırsaklar, kişinin daha sağlıklı bir vücuda kavuşmasıyla birlikte kendisini ruhen de iyi hissetmesini sağlar…


1.    Su içmeyi ihmal etmeyin!
Herkesin içmesi gereken su miktarı farklıdır. Ancak ortalama olarak, günde en az 2.5-3 litre su içmeniz gerektiğini her fırsatta vurguluyoruz. Bağırsaklarımızın da doğru çalışabilmesi için suya ihtiyacı var. Yetersiz su tüketimi, bağırsak hareketlerini yavaşlatarak kabızlığa sebebiyet verebilir. Ayrıca su yerine geçeceğini düşündüğünüz gazlı içecekler veya kafeinli içeceklerin, suyun aksine bağırsaklarınıza zarar verebileceğini unutmayın.

2.    Hareket edin!
Bağırsak hareketlerini düzene sokabilmek ve kabızlığa engel olabilmek için düzenli fiziksel aktivite şarttır. Vücudun hareketsiz kalması, hareketsiz ve sağlıksız bağırsaklara sebep olacaktır.

3.    Beslenme planınızda posalı besinlere yer verin!
Vücuda aldığınız posa bağırsak çapını genişleterek bağırsak hareketliliğine destek olur ve su emilimini artırarak bağırsaklara su çekilmesini sağlar. Kabuklu yenebilecek taze meyveler, kuru erik, kuru kayısı gibi meyve kuruları, mevsim yeşillikleri, kuru yemişler gün içerisinde almanız gereken posayı almanıza yardımcı olur. Tüm bunlarla birlikte, haftada en az 2 kez kurubaklagil tüketmeniz bağırsak sağlığınız için ideal olacaktır. Posalı besinlerden olup aynı zamanda prebiyotik özellik göstererek, bağırsaklardaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlayan; hindiba, enginar, taze fasulye, nohut, buğday, arpa, çavdar, soğan, sarımsak, muz, kuşkonmaz, pırasa, yer elması, bamya, yeşil bakla, pazı, ıspanak, lahana, karnabahar, brokoli, kerevizin yeşil yaprakları, semizotu, bulgur, mercimek, keten tohumu, kuru fasulye ve barbunya gibi besinlerin bağırsak sağlığınız için ayrıca önemli olduğunu unutmayın.

4.    Probiyotiklerin önemini kavrayın!
Probiyotikler, bağırsak duvarına tutunarak hastalık yapan bakterilerin tutunma bölgelerini kısıtlarlar ve besin kaynakları için rekabete girerek kötü bakterilerin üremelerine engel olurlar. Bağırsak sağlığımız için tüketmemiz gereken probiyotik besinlere; kefir, yoğurt, probiyotikli yoğurt ve peynir örnek olarak verilebilir. Ayrıca boza, şalgam, turşu, tarhana pestili, şıra, fermente zeytinler ve fermente etler de bu gruba dahil edilebilmektedir. Bu besinlerin kullanılamadığı durumlarda mutlaka bir uzmana danışarak, probiyotik takviyesi kullanılmalıdır.

5.    Omg-3 alımı bağırsaklar için önemlidir!
Omg-3’ün, bağırsaklarda meydana gelen iltihaplanmayı gidermek, bağırsak geçirgenliğini düzenlenmek gibi faydaları vardır. Bu yüzden omg-3 açısından zengin besinlerden olan; balık, yağlı tohumlardan özellikle keten tohumu, chia ve ceviz gibi besinlere beslenme planınızda yer vermelisiniz. Eksik olduğu düşünüldüğü durumlarda ise uzman eşliğinde omg-3 takviyesi şeklinde de desteklenebilmektedir.

6.    D vitamini eksikliğiniz var ise dikkat!
D vitamininin, bağırsaklardaki iltihabi durumu düzenleyen bir etkisi olduğu yapılan araştırmalarla desteklenmektedir. Yaşam kalitesi ve kronik hastalıklardan korunmada günlük önerilen miktarlarda alımına tüm yaş gruplarında dikkat edilmelidir.

7.    Yapay tatlandırıcılar masum değildir!
Yapılan çeşitli çalışmalarda, yapay tatlandırıcıların glikoz intoleransını tetiklediği, mide-bağırsak yolunda emilmediğini ama bağırsak mikrobiyotasından trilyonlarca bakteriyle tehlikeli bir karşılaşmaya yol açtığı, hatta işlevlerini değiştirdiği, işlevi değişen bağırsak bakterilerinin de içinde bulundukları metabolizma üzerinde zararlı etkileri olduğu bulunmuştur. Kalorisi olmadığı için masum gözüken tatlandırıcılar, aslında içten içe metabolizmaya ne kadar çok zarar verebiliyormuş değil mi? Bağırsak sağlığınız için yapay tatlandırıcılı gıdalardan uzak durmakta fayda var!

8.    Gıda katkı maddelerine dikkat!
Bağırsak mukozasını koruyan hücreler arası sıkı bağlantılar hasar görürse geçirgen bağırsak ve sonrasında da otoimmün hastalıklar oluşabiliyor. Bu durum bakteri, toksin, alerjen ve kanserojenlerin vücuda girmesini kolaylaştırmaktadır. Yapılan bir çalışmaya göre gıda katkı maddeleri, bağırsak mukozasını koruyan bu hücreler arası bağlantılara zarar vermektedir. Bağırsaklarımızın sağlığı için paketli ürünlere şüpheli yaklaşmanız gerekli!


Mora terapi yöntemiyle yapılan kilo kontrolü ve alerji seanslarında, iyileştirmeye her zaman bağırsaklardan başlanır. Çünkü, iyi çalışan bağırsaklar; iyi işleyen organlar, iyi çalışan beyin, huzurlu hisseden ruh ve zihin demektir. 



31 Ocak 2016 Pazar

Kilo verirken neşenizden olmayın


Defalarca kilo vermeyi deneyip başarısız olmak pek de yabancı olmadığımız bir durum. Tok olmamıza rağmen yemek istediğimiz gıdalar, şekerli ve asitli içeceklerin tüketiminin bir tür bağımlılık olduğundan söz edebiliriz. Diyet yapmak hem yeme alışkanlığımızı değiştirdiği için hem de bağımlılığını hissettiğimiz gıdalardan uzak kalmak durumunda bıraktığı için duygu durumumuzda negatif etki yapar.   
Basit karbonhidrat içeren gıdalar kan şekerini olması gerektiğinden çok daha hızlı yükseltir. Doyum ve mutluluk sağlamasına rağmen yükseldiği kadar hızla düşen kan şekeri acıkmamıza neden olur. Karbonhidratların mutluluk sağlamasını fizyolojik bakımdan bir nevi kandırma olarak niteleyebiliriz. Fazla karbonhidrat tüketerek kan şekerini yükseltmek vücudun insülin salgılanmasına neden olur. Söz konusu bu durum ihtiyaçtan fazla alınan şekerin yağa çevrilerek yağ depolarına gönderilmesi demektir. Bu durumun bir sonu yoktur çünkü her yağ hücresi bin kattan fazla büyüyebilme kapasitesine sahiptir.
Bir gıdaya bağımlı olduğumuz düşündüğümüzde ona karşı koymak daha da zorlaşır. Aşırı yeme isteğinin fiziksel ve psikolojik bileşimleri neredeyse iç içe geçmiş haldedir. Kimi zaman aşırı beslenme fizyolojik değil, psikolojik bir ihtiyaç halini alır. İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren ve eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh halinin görüldüğü serotonin seviyelerini yükseltmek için de vücudumuz hızla karbonhidrat tüketmeye başlar. Kilo vermek için diyet listesi uygulayan kişilerden yaşanan bu durum duygu durumunda adeta bir yıkım yaşatıyor. Hal böyle olunca hem zayıflamak hem neşeli olmak hayalin ötesine geçemiyor.

Kilo terapisinde kullanılan ve duygu durumunu düzenleyen Mora Terapi cihazları yan etkisi olmayan bir yöntem. Karbonhidrat bağımlılığı vücuttan silen Mora Terapi kilo terapisi, vücudumuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektromanyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştiğinden yola çıkarak; metabolizmamızdaki karbonhidrat bağımlılığını elektromanyetik frekanslarla siliyor.
İnsülin direncini azaltan bu yöntemde kişiler kilo verirken sıklıkla karşılaşan duygu durumundaki depresif hal, yorgunluk ve agresifliği yaşamıyor. Mora terapi kilo almaya yol açan nedenler ile duygu durumu arasında bir bağ olduğunu ve bağ üzerinden geliştirdiği çözüm ile bireylerin hem zayıflamasını hem de duygu durumundaki iyileşmeyi ortaya koyuyor. Kişinin duygu durumunun güçlendirilmesine ve kendisini duygusal olarak çok daha iyi hissetmesini sağlıyor. Mora kilo tedavileri öncesinde ve sonrasında uygulanan renk terapileri özellikle duygu durumları düzenlemek için çok önemli. Bu tedavilerle enerji alanındaki duygu durumlardaki olumsuzlukların ortadan kalkması da sağlanıyor. Renk frekans bilgisi 1 milyon kez  amplifiye edilerek vücutta bu temizlik yapıyor.










1 Aralık 2014 Pazartesi

Aşırı Yeme Sorunu

Aşırı yeme hastalığı bir yeme bozukluğudur ve son derece yaygın biçimde karşımıza çıkar.  Bu hastalığa sahip kişiler bir oturuşta veya çok kısa bir sürede aşırı miktarlarda yemek yerler.  Bu aşırı yeme davranışına halk arasında ‘tıka basa yeme’ adı verilir. Aşırı yeme hastalığındaki tıka basa yeme davranışı kişiyi rahatlatır ve kişi yeme davranışı üzerindeki kontrolünü kaybeder.
Bu yeme bozukluğu bulimia nervosa (aşırı yeme-istifra etme) bozukluğundan farklılık gösterir. Aşırı yeme hastalığında kişi tıka basa yedikten sonra istifra etmez ve tuvalete çıkartıcı herhangi bir ilaç veya laksatif kullanmaz.
Bu tür yeme bozukluğunu diğer bozukluklardan ayırmak amacı ile kişinin yeme davranışını izlemek gerekir. Aşırı yeme hastalığına sahip kişiler, gün içinde sık sık yemek yerler ve yedikleri zamanlarda normal insanlara göre anormal sayılacak boyutlarda aşırı miktarlarda yemek yerler. Kişiler bu yeme davranışını sergilerken kontrollerini kaybederler, fiziksel olarak aç olmasalar bile zihinsel olarak hep açtırlar. Bu kişiler bu tür yeme davranışını sergiledikten sonra genellikle utanç ve pişmanlık duyarlar ve bu durum uzun sürerse depresyona girme ihtimalleri yükselir. Aşırı yeme sorunu olan insanların bazıları suçluluk hissetmeyebilirler.
Bu hastalığa sahip kişilerin büyük çoğunluğu obezlerden oluşur fakat normal kiloda olan kişilerde de aşırı yeme hastalığı görülmektedir. Aşırı yeme hastalığına sahip kişilerde de obezite (aşırı şişmanlık) sorunu oluşma riski çok yüksektir. Obezite ile sonuçlansa da sonuçlanmasa da, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, diyabet, kalp rahatsızlıkları ve kanser riski bu rahatsızlığa sahip olmayan kişilere oranla çok daha fazladır. Aşırı yeme ve obezite bir aradaysa bu risk artar.
Nedenleri Nelerdir?
Aşırı yeme hastalığına sahip kişiler araştırıldığında, çoğunun geçmişte depresyon yaşadıkları gözlenmiş, yaşamamış kişilerin ise depresyona yatkın olduğu saptanmıştır.
Günlük yaşamın stresi, duyulan kaygılar, üzüntüler, sıkıntılar ve öfkeler de aşırı yeme hastalığını tetikleyebilir. Ayrıca bazı araştırmalara göre ailesinde yeme bozukluğu olan kişilerin bu bozukluklara olan yatkınlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Ebeveynlerinin yemeğe karşı olan tutumları da çocuklarda yeme bozukluklarının oluşumuna etki edebilmektedir. Bu etkinin genetik mi yoksa anne-babadan öğrenme yoluyla mı oluştuğu tartışma konusudur.
Aşırı yeme davranışına sahip kişilerde yapılan klinik gözlemler ve değerlendirmeler neredeyse her zaman altta yatan psikolojik bir sorun olduğunu bize gösterir. Bazı durumlarda hormonal bozukluklar da aşırı yemeye yol açabilmektedir. Ancak hormonal bir sorun yoksa, ihtiyacı olmadığı halde sürekli ve düzenli biçimde aşırı yeme davranışı sergileyen bir kişi ‘duygusal’ yeme davranışı içindedir. Bağımlılıklarda olduğu gibi, kişi yemeden kendini rahatlamış ve sakin hissedemez. Aşırı yemesine neden olan gerginliği, sıkıntı hali ve/veya depresif ruh hali yedikten bir süre sonra geri gelir.
Tedavi
Doğru ve sağlıklı yeme alışkanlığının yerleştirilmesi ile kişinin kilosu ve sorunlu yeme davranışı kontrol altına alınabilir. Ancak, aşırı yemesine yol açan psikolojik sıkıntılar üzerinde psikoterapi çalışması yapılmaz ise bir süre sonra kişinin sorunlu yeme davranışına geri döndüğü görülür. Aşırı yemeye yol açan duygusal baskıyı ortadan kaldırmak bu hastalığın tedavisinde en önemli belirleyicidir.
http://www.sagliktayenilikler.com/asiri-yeme-hastaligi/
Yrd. Doç. Dr. Adnan Çoban

6 Kasım 2014 Perşembe

Sigara Dumanı Kilo Aldırıyor


ABD'deki Brigham Young Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırması, sigara dumanına maruz kalanların metabolizmasının değişebileceğini gösterdi. Bilim adamları, laboratuvarda kobayları sigara dumanına maruz bıraktı ve hayvanların metabolizmasını inceledi.
Dumana maruz kalan farelerin kilo aldığını gören bilim adamları, dumanın hücre yapısını değiştiren seramid adlı molekülü tetiklediğini, hücrenin normal işlevinin bozulmasına ve insüline verdiği tepkinin değişmesine yol açtığını saptadı.
Bilim adamlarından Benjamin Bikman, sigara içen bir kişiyle yaşayanların, özellikle çocukların, kalp-damar hastalıklarına yakalanma ve metabolizmayı etkileyen sorunlar yaşama riskinin arttığına dikkati çekti. Bikman, dumana maruz kalmanın insülin direncini artırdığını, bu durumun da vücudun daha fazla insülin istemesine ve şişmanlığa yol açtığını vurguladı. Seramid molekülünü engelleyen bir amino asitle tedavi edilen farelerin şişmanlamadığını belirleyen Bikman ve ekibi bir sonraki aşamada bu mekanizmanın insanlarda da işe yarayıp yaramadığının araştırılacağını belirtti.
Tiryakiler konusundaysa Bikman, "Sigarayı bırakmalılar. Belki sevdiklerine zarar verdiklerini gösteren araştırmanın sonuçları onları harekete geçirebilir" ifadesini kullandı.
Araştırmanın sonuçları "American Journal of Physiology: Endocrinology and Metabolism" dergisinde yayımladı.

27 Ekim 2014 Pazartesi

"Zayıflamaya ve sağlığını geri almaya karar vermek lazım."


Lerna Baytar Demirci tam psikolojisi çöktüğü bir anda bir senedir başının etini yiyen arkadaşı Karin'in tavsiyesini dinledi. Dört ayda dünyası, yeme alışkanlıkları ve psikolojisi değişti. Meşhur neşesi yerine geldi. Kendine güveni sonsuz bu güzel ve genç hanımı bunca mutlu eden olaylar zinciri bakalım nasıl gelişti:
Zayıflamaya ve sağlığını geri almaya karar vermek lazım. Sen  nasıl karar verdin Lerna? Kolay bir karar mıydı?
Doğumlardan dolayı çok kilo alıp bir türlü verememiştim. Hep vermek istiyordum. Kararlıydım, çeşitli diyetisyenlere gidiyor her Pazartesi rejime başlıyor hafta sonuna ulaşamadan bırakıyordum. Sinirli oluyordum. Her bıraktığım rejim listesiyle moralim biraz daha bozuluyor asla kurtulamıyacağımı düşünüyordum.

Mora Terapi ile zayıflamayı denemek nereden aklına geldi?
Sevgili Karin Arslanyan Abrahamoğlu Özel Uzmanlar Tıp & Estetik Merkezinde halkla ilişkiler ve muhasebedeydi. Tam bir sene çırpınmamı görerek bana Mora Terapi'yi denememi söylüyordu. Aslında bir yerde başımın etini yedi. Buraya geldiğimde artık psikolojim bütünüyle çökmüştü. İnancımı yitirmiştim. Ha bir eksik rejim anısı, ha bir fazla Karin'i kırmayıp geldim.


İlk Mora Terapi ile tanıştığında inandın mı?
Buraya geldiğimde tedirgindim. Bir Perşembe günüydü, diyetlerime hep Pazartesi başlardım ve bırakırdım. Bu sefer Perşembe olması da bir enerji verdi bana.  Mora Terapist Servet Çetin ile tanıştım. Konu hakkında muhteşem bir brifing dinledim. Tedirginliğim geçti ve kilo verdikçe kendime güvenim arttı.

Karşımda gözlerinin içi gülen son derece alımlı incecik bir genç hanım duruyor peki kaç kilo verdiniz, ne kadar zamanda ve kaç ay oldu?
Ben listemi harfi harfine takip ettim. Tedavimin sonucunda 22 kilo verdim. Mucize gibi değil mi? Tam iki uzun senedir kilo almadım çünkü zararlı yiyecekleri yeme ihtiyacı hissetmiyorum. Onlar Mora Terapi ile hayatımdan çıkıp gittiler.

Daha önce ki gibi sinirli oldunuz mu kaç senelik kilolarınızı verirken?
Hiç zorlanmadım, hiç sinirlenmedim, moralim bozulmadı. Hiç olmadığım kadar pozitiftim. Öğünlerimi atlamadan yedim. Hiç bir şeyi canım istemedi. Mora Terapi bir mucize.

Eşiniz ve dostlarınız nasıl karşıladı bu başarınızı?
Eşim ben mutlu olduğum için çok mutlu oldu. İşin ilginci bu mucizeye ancak Mora Terapiye getirdiğim arkadaşlarım inanıyor. Bu mucizeye 10-15 kadar arkadaşımı ortak ettim. Onları da Özel Uzmanlar Tıp ve Estetik Merkezi'ne getirip Mora Terapistim Servet Çetin hanıma teslim ettim. Özellikle bana hiç inanmayan bir arkadaşım vardı. Onu da getirdim şimdi kendisine inanmayanlara kızıyor. Beni sonuna kadar anlamış oldu.
  Lerna Baytar Demirci ve eşi
Obezite günümüzün en büyük sorunu ne söylemek istersiniz?
Bence Devlet Mora Terapi için obezite hastalarına destek vermeli. Yapılmayıp bir kenara fırlatılan bir birinin aynı rejim listelerini yazan diyetisyenler bu konuda pek yeterli olamıyor. Ben an be an yaşadım ve gördüm. Bu mucizeyi yaşadığım için çok şanslıyım. Teşekkürler Karin, teşekkürler Servet Çetin, teşekkürler Özel Uzmanlar. İyi ki hayatımda varsınız.
Mora Terapist Servet Çetin, Lerna Baytar Demirci, Hürriyet Turnalı
Servet Çetin Mora Terapi ile ilgili bilgi veriyor
http://hport.com.tr/saglik/lerna-baytar-demircinin-inanilmaz-mucizesi-lernanin-mucizesine-katilmak-ister-misiniz

13 Ekim 2014 Pazartesi

Fazla Kilo Kemik Erimesini Artırabilir!

Vücutta pek çok sistemi olumsuz etkileyen obezite, kemiklerde de önemli hasarlara neden olabiliyor. Aşırı kilolu insanların kemiklerinde yağ hücreleri oluşuyor ve bu durum kemikleri daha kırılgan hale getiriyor. Memorial Şişli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Arda Çınar, obezite ve kemik sağlığı ilişkisi hakkında bilgi verdi.
Şişman insanlarda kemik kırığı riski artıyor
Obezite ve osteoporoz (kemik erimesi) günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite, genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının istenilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Osteoporoz ise kemik kütlesinde azalma ve kemik dokunun mikro-mimarisinde bozulma sonucu kemik kırılganlığının ve kırık riskinin artması ile karakterize sistemik bir iskelet hastalığıdır. Birkaç sene öncesine kadar obezitenin kemik mineral yoğunluğu üzerinde olumlu bir etki oluşturduğu kabul edilse de, yapılan son araştırmalarla bunun doğru olmadığı görülmektedir.
Kemiklerin içine yağ gizleniyor
Obezitenin iskelet yapısı üzerindeki olumsuz etkisi kemik oluşumundan sorumlu olan kemik iliği hücrelerinin yerini yağ hücreleri geçmesi ve kemiğin gücünü kaybetmesi olarak özetlenebilir. Aşırı kilolu ve osteoporozu olan kişilerde kemik iliği yağ oranı normalin çok üzerinde çıkması bu durumla açıklanmaktadır. Bu durum kalça kemiği ve omurga kemiklerinde yapılan radyolojik taramalarda kemik yoğunluk değerlerinin düşmesi ile sonuçlanmaktadır.  Bu da kemikte güç kaybına,  kırık oluşma riskinin artmasına yol açmaktadır.
Kadınlarda daha fazla görülüyor
Menopozdan sonra görülebilen postmenopozal kemik erimesinde, obezitenin kemik mineral yoğunluğuna etkisi araştırılmaktadır. Ancak günümüzde yapılan bilimsel çalışmalarda aşırı kilolu kişilerde yüksek oranda yaşa göre kemik yoğunluğu azalması olduğu görülmektedir. Ayrıca hareketsiz yaşam şekli bulunan kadınlarda kemik mineral yoğunluğu kayıpları için risk taşımaktadır. Özellikle aşırı kilolu olanlarda fiziksel aktivenin azlığı kemikler üzerinde büyüme hormon düzeyinde azalışa neden olarak kemik mineral yoğunluğunun devamını engellemektedir. Bununla birlikte obezite, oluşan yeni kemiklerin dokusunda daha fazla yağ hücrelerinin bulunmasına ve daha kırılgan bir yapıya sahip olmasına neden olmaktadır. Bu şaşırtıcı sonuç için çesitli mekanizmalar suçlanmaktaysa da sonuç olarak kemiğin osteoklastik ( kemiği eriten) aktivitenin artışı  oluşan yağ dokusunun kemik iliğinde daha fazla yer aldığı hipotezini ortaya koymuştur.
Tedavi için öncelikle obezite kontrol altına alınmalıdır
Dünya Sağlık Örgütü tarafından osteoporoz için altın standart olarak kabul edilen yöntem DEXA (kemik ölçümü) ve kırık varlığı/yokluğunun birlikte değerlendirilmesidir. DEXA ile kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçülür. Bu sayede osteoporozun tanısal kriterleri sağlanır. Obezite tanısı, kabaca vücut kitle indeksi denilen ve kişinin kilosu ile boyunun ölçümü ile yapılan değerlendirme sonrası konulmaktadır. Tedavide öncelikle obezitenin kontrolü gerekmektedir.  Sonrasında da kemik ölçümü değerleri tedavi sınırının altında ise ilaç tedavisi uygulanır.  40 yaş üzeri sırt kaslarını değerlendirme ve sırt kaslarını güçlendirici egzersizler, dik duruş egzersizleri ve bel kemiği ile ilgili destek kullanımı yararlı olabilmektedir.
http://www.sagliktayenilikler.com/fazla-kilolar-kemik-erimesine-neden/