bütünsel sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bütünsel sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2026 Pazartesi




 

Bağımlılık Süreçlerinde Mora Terapi Neden Tercih Ediliyor?

Modern yaşamın getirdiği stres, yoğun tempo ve duygusal yükler birçok kişinin sigara, alkol, şeker tüketimi veya farklı alışkanlıklara yönelmesine neden olabiliyor. Ancak zamanla bu alışkanlıklar kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor ve bırakılması zor bir döngüye dönüşebiliyor.

Bu noktada birçok kişi yalnızca davranışı değiştirmeye değil, davranışın altında yatan nedenleri de anlamaya ve desteklemeye yönelik yaklaşımlar arıyor. Mora Terapi de bu süreçlerde tercih edilen non-invaziv wellness uygulamalarından biri olarak dikkat çekiyor.

Bağımlılık Neden Sadece İrade Meselesi Değildir?

Bağımlılık süreçleri yalnızca alışkanlıklarla ilgili değildir. Kişinin:

  • Duygusal durumu

  • Stres seviyesi

  • Yaşam tarzı

  • Uyku düzeni

  • Beslenme alışkanlıkları

  • Çevresel faktörleri

bu sürecin önemli parçalarıdır.

Bu nedenle birçok uzman, bağımlılık süreçlerinde yalnızca davranışa değil, kişinin genel yaşam dengesine de odaklanılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Mora Terapi Nedir?

Mora Terapi, bedenin doğal frekans dengesini desteklemeye yönelik geliştirilen non-invaziv bir sistemdir.

Bu yaklaşımda amaç; kişinin wellness sürecini desteklemek, yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olmak ve daha dengeli bir yaşam hissine katkı sunmaktır.

Türkiye'de Mora Terapi sistemlerinin tek resmi distribütörü EDT Sağlık Hizmetleri'dir.

Bağımlılık Süreçlerinde Mora Terapiye Neden İlgi Gösteriliyor?

1. Non-invaziv Bir Yaklaşım Sunar

Mora Terapi uygulamalarında herhangi bir cerrahi işlem bulunmaz.

Bu nedenle birçok kişi tarafından konforlu ve destekleyici bir wellness yaklaşımı olarak tercih edilmektedir.

2. Bütünsel Bakış Açısını Destekler

Bağımlılık yalnızca fiziksel değil; zihinsel ve duygusal boyutları olan bir süreçtir.

Mora Terapi uygulamalarında kişinin genel iyilik hali ve yaşam dengesi bütünsel olarak ele alınır.

3. Yaşam Kalitesini Desteklemeye Odaklanır

Kişilerin daha dengeli, daha enerjik ve daha motive hissetmelerine yönelik wellness süreçlerinde destekleyici olarak kullanılmaktadır.

4. Kişiye Özel Yaklaşım İmkânı Sunar

Her bireyin yaşam tarzı, alışkanlıkları ve ihtiyaçları farklıdır.

Bu nedenle uygulama süreçleri kişiye özel değerlendirmeler doğrultusunda planlanabilmektedir.

5. Wellness Süreçlerine Destek Sağlar

Sigara bırakma, alkol tüketimini azaltma, şeker isteğinin kontrol altına alınması veya farklı alışkanlıkların yönetilmesi gibi süreçlerde birçok kişi yaşam tarzı değişikliklerini desteklemek amacıyla Mora Terapi uygulamalarını tercih etmektedir.

Bağımlılıktan Özgürlüğe Giden Yol

Bir alışkanlığı değiştirmek yalnızca onu bırakmak değil, yerine daha sağlıklı bir yaşam düzeni kurabilmektir.

Daha kaliteli uyku, dengeli beslenme, düzenli hareket, stres yönetimi ve kişinin kendine ayırdığı zaman bu süreçte önemli rol oynar.

Mora Terapi de bu yaşam dönüşümünü desteklemeye yönelik wellness uygulamaları arasında yer almaktadır.

16 Mart 2026 Pazartesi

Wellness Nedir Ve Nasıl Yapılır?


 

Modern yaşamın yoğun temposu, stres, düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı birçok kişinin hem fiziksel hem de zihinsel dengesini etkileyebiliyor. Bu noktada son yıllarda sıkça duyduğumuz wellness kavramı, sadece hastalıkların olmaması değil, bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak iyi olma halini sürdürülebilir şekilde desteklemek anlamına gelir.

Wellness yaklaşımı; yaşam kalitesini artırmayı, kişinin kendi sağlığına bilinçli şekilde yatırım yapmasını ve dengeli bir yaşam düzeni oluşturmasını hedefler.


Wellness Tam Olarak Ne Demektir?

Wellness; bireyin yaşamının farklı alanlarında denge kurmasını amaçlayan bütüncül bir yaklaşımdır.

Bu yaklaşım genellikle şu alanları kapsar:

  • Fiziksel sağlık (hareket, beslenme, uyku düzeni)

  • Zihinsel denge (stres yönetimi, odaklanma)

  • Duygusal sağlık (ruh hali dengesi)

  • Yaşam kalitesi ve enerji düzeyi

Amaç; kişinin yalnızca bir sorun ortaya çıktığında değil, sürekli olarak sağlığını destekleyen alışkanlıklar geliştirmesidir.


Wellness Nasıl Yapılır?

Wellness bir uygulamadan çok bir yaşam tarzı yaklaşımıdır. Ancak belirli destek programları bu süreci kolaylaştırabilir.

Wellness yaklaşımında genellikle şu adımlar yer alır:

1. Bedenin ihtiyaçlarını anlamak
Vücudun enerji seviyeleri, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı analiz edilir.

2. Dengeli yaşam alışkanlıkları oluşturmak
Uyku düzeni, stres yönetimi, beslenme ve fiziksel aktivite dengelenir.

3. Destekleyici uygulamalar kullanmak
Bazı wellness merkezlerinde kişilerin yaşam kalitesini destekleyen cihaz temelli uygulamalar ve danışmanlık programları bulunur.

4. Süreklilik sağlamak
Wellness, kısa süreli bir uygulama değil, sürdürülebilir bir yaşam modelidir.


Mora Terapi Wellness Programlarında Nasıl Yer Alır?

Wellness merkezlerinde kullanılan yöntemlerden biri de Mora Terapi uygulamalarıdır. Mora Terapi, sağlık ve yaşam kalitesini desteklemek amacıyla kullanılan non-invaziv bir yaklaşım olarak wellness programlarında yer alabilir.

Wellness programlarında Mora Terapi genellikle şu konularla ilişkilendirilir:

  • yaşam tarzı değişimlerine destek

  • stres ve günlük yaşam dengesinin desteklenmesi

  • beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesine yardımcı programlar

  • sigara bırakma veya iştah kontrolü gibi yaşam tarzı hedeflerine yönelik destek süreçleri

Bu tür uygulamalar wellness yaklaşımının bir parçası olarak kişinin yaşam kalitesini artırmaya yönelik destekleyici programlar içinde değerlendirilebilir.

Türkiye’de Mora Terapi cihazlarının resmi distribütörü EDT Sağlık Hizmetleri’dir.


Wellness Neden Önemlidir?

Wellness yaklaşımı, insanların yalnızca hastalık ortaya çıktığında değil, yaşam kalitesini korumak ve geliştirmek için proaktif davranmasını sağlar.

Düzenli wellness programları ile birçok kişi:

  • daha dengeli bir yaşam düzeni oluşturabilir

  • enerji seviyesini artırabilir

  • stres yönetimini geliştirebilir

  • sağlıklı alışkanlıklar kazanabilir

Kısacası wellness, sağlıklı yaşamı sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlayan modern bir yaşam yaklaşımıdır.


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

26 Ağustos 2024 Pazartesi

Sağlıklı Bir Cilt İçin Nasıl Beslenmeliyiz?

 

Sağlıklı Bir Cilt İçin Nasıl Beslenmeliyiz?

Cildimiz sadece güzellik göstergesi değil, aynı zamanda genel sağlığımızın
da bir aynasıdır. Parlak, pürüzsüz ve sağlıklı bir cilt için dışarıdan yapılan bakımlar kadar, içeriden aldığımız besinlerin de büyük bir etkisi vardır. Sağlıklı beslenme, cildin elastikiyetini korur, yaşlanma belirtilerini geciktirir ve cildin doğal parlaklığını destekler. 

İşte sağlıklı bir cilt için beslenme önerileri ve bu besinlerin cildimize sağladığı faydalar:

1. C Vitamini: Cildin Parlaklık Kaynağı

C vitamini, cildin kolajen üretimini artırarak sıkı ve genç bir cilt görünümü sağlar. Aynı zamanda güçlü bir antioksidan olan C vitamini, cildi serbest radikallerin zararlarından korur ve leke oluşumunu önler. Portakal, kivi, çilek ve kırmızı biber gibi meyve ve sebzeler, C vitamini açısından zengindir. Güne zinde başlamak için sabah kahvaltınıza bir bardak taze sıkılmış portakal suyu ekleyebilirsiniz.

2. Omega-3 Yağ Asitleri: Cildi Nemli ve Yumuşak Tutun

Omega-3 yağ asitleri, cildin nem seviyesini koruyarak kuruluğu önler ve cildin yumuşak kalmasına yardımcı olur. Aynı zamanda iltihap önleyici özellikleri sayesinde akne gibi cilt problemlerini de azaltır. Omega-3 açısından zengin besinler arasında somon, ceviz, chia tohumu ve keten tohumu yer alır. Haftada en az iki kez balık tüketmek, cildinizin ihtiyacı olan sağlıklı yağları almanızı sağlar.

3. E Vitamini: Cildin Doğal Koruyucusu

E vitamini, cildi güneşin zararlı UV ışınlarından koruyan ve cilt hücrelerini yenileyen güçlü bir antioksidandır. Cildi nemli tutarak yaşlanma belirtilerini geciktirir. Badem, avokado, zeytinyağı ve yeşil yapraklı sebzeler E vitamini bakımından zengindir. Salatalarınıza biraz zeytinyağı eklemek, hem lezzet katar hem de cildinizi besler.

4. Çinko: Cildin Onarım Ustası

Çinko, cilt hücrelerinin onarılmasında ve yenilenmesinde önemli rol oynar. Aynı zamanda sivilce ve diğer cilt sorunlarını önlemeye yardımcı olur. Kabak çekirdeği, mercimek, nohut ve kabuklu deniz ürünleri gibi besinlerde bol miktarda çinko bulunur. Ara öğünlerinizde çinko açısından zengin kuruyemişler tüketmek, cildinizin daha hızlı onarılmasını sağlar.

5. Beta Karoten: Cildin Işıltısını Artırın

Beta karoten, vücutta A vitaminine dönüşen ve cildin yenilenmesine katkıda bulunan bir antioksidandır. Cilt tonunu dengeleyerek daha aydınlık ve ışıltılı bir cilt sağlar. Havuç, tatlı patates, balkabağı ve ıspanak gibi turuncu ve yeşil sebzeler beta karoten açısından zengindir. Akşam yemeklerinizde havuç salatası tercih ederek, cildinizin ışıltısını artırabilirsiniz.

6. Su: Cildin En İyi Dostu

Yeterli miktarda su içmek, cildin nemli, elastik ve sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Su, cildin toksinlerden arınmasını sağlar ve sivilce oluşumunu önler. Gün içinde en az 8 bardak su içmek, cildinizin canlılığını korumak için oldukça önemlidir. Su tüketimini artırmak için her öğünde bir bardak su içmeyi alışkanlık haline getirebilirsiniz.

7. Probiyotikler: Bağırsak Sağlığı, Cilt Sağlığı

Bağırsak sağlığı, cilt sağlığını doğrudan etkiler. Probiyotikler, bağırsak florasını dengeleyerek ciltteki iltihaplanmayı azaltır ve sivilce gibi sorunları önler. Yoğurt, kefir, fermente sebzeler gibi probiyotik açısından zengin besinler tüketmek, hem sindirim sisteminizi hem de cildinizi destekler. Sabah kahvaltısında bir kase yoğurt, güne sağlıklı başlamanıza yardımcı olabilir.

Mora Beauty Wellness ile Cildinizin Sağlığına Kavuşun

Beslenme cildinizi içeriden beslerken, dışarıdan destekleyici bir bakım da sağlamak önemlidir. Mora Beauty Wellness, cildin ihtiyaç duyduğu bakımı sağlar ve cilt problemlerinin kökenine inerek daha sağlıklı bir görünüm kazandırır. 

Güzellik rutininize bu bütüncül yaklaşımı ekleyerek, cildinizi içten ve dıştan destekleyebilir, sağlıklı ve ışıltılı bir cilde kavuşabilirsiniz.


*Bu yazı bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

20 Mayıs 2024 Pazartesi

Silimarin Nedir?


 

Silimarin Nedir?

Silimarin, Silybum marianum bitkisinden, yaygın olarak bilinen adıyla devedikeni bitkisinden elde edilen bir flavonoid kompleksidir. Bu kompleks, çeşitli flavonolignanlar içerir, bunlar arasında silibinin (veya silibinin), silikristin ve silidianin bulunur. Devedikeni bitkisi, uzun yıllardır geleneksel tıpta karaciğer rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanılmıştır ve modern araştırmalar da silimarinin karaciğer sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini doğrulamaktadır.

Silimarinin Faydaları

  1. Karaciğer Sağlığını Destekler: Silimarin, karaciğer hücrelerini toksinlerden koruyarak karaciğerin detoksifikasyon süreçlerini destekler. Hepatit, karaciğer yağlanması ve siroz gibi karaciğer hastalıklarının tedavisinde yardımcı olabilir.

  2. Antioksidan Özellikler: Silimarin, serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını önleyen güçlü antioksidan özelliklere sahiptir. Bu özellik, genel hücre sağlığını korumaya yardımcı olur.

  3. Anti-inflamatuar Etkiler: Enflamasyonu azaltarak vücuttaki kronik hastalıkların riskini düşürebilir. Özellikle karaciğer dokusunda enflamasyonun azalmasına yardımcı olur.

  4. Sindirim Sistemi Desteği: Karaciğer fonksiyonlarını iyileştirerek sindirim sürecini destekler. Safra üretimini artırarak sindirime yardımcı olur ve sindirim sistemi sağlığını genel olarak iyileştirir.

  5. Cilt Sağlığı: Silimarinin antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri, cilt sağlığını da destekler. Cildin yenilenmesini hızlandırarak daha sağlıklı ve genç görünmesini sağlayabilir.


Mora Terapi ile Bağırsak Sağlığınızı Koruyun

Silimarin gibi doğal bileşiklerin yanı sıra, Mora Terapi de bağırsak sağlığınızı korumada önemli bir rol oynayabilir. Mora Terapi, vücudun enerji dengesini düzenleyerek ve toksinlerden arındırarak bağırsak fonksiyonlarını iyileştirir. Bu terapi, bağırsak mikrobiyomunun dengesini koruyarak sindirim sisteminin genel sağlığını destekler. 

Silimarin, karaciğer sağlığını destekleyen, antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip değerli bir bileşiktir. Geleneksel tıpta uzun yıllardır kullanılan bu bileşik, modern sağlık uygulamalarında da önemli bir yer tutmaktadır. Silimarin ile birlikte, Mora Terapi gibi doğal ve bütüncül yaklaşımlar, sindirim ve genel vücut sağlığını desteklemekte etkili olabilir. Sağlıklı bir yaşam için bu doğal yöntemlerden faydalanmak, uzun vadede sağlık ve zindelik sağlamada önemli bir adım olabilir. Unutmayın, herhangi bir takviye veya terapi yöntemini kullanmadan önce mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmalısınız.


*Bu yazı sizlere bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. Sağlığınız için en doğru bilgilere ulaşmak için uzman bir hekiminize mutlaka danışmanızı öneriyoruz.

25 Aralık 2023 Pazartesi

Fonksiyonel Tıp Hayatımızda Neleri Değiştirdi?

 




Fonksiyonel Tıp: Sağlığımızı Dönüştüren Bir Yaklaşım

Geleneksel tıbbın ötesine geçen, bireyin genel sağlığını ele alan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkan fonksiyonel tıp, hayatlarımızda önemli değişikliklere neden oldu. İnsan vücudunu bir bütün olarak ele alan ve sadece semptomları değil, altında yatan nedenleri de inceleyen fonksiyonel tıp, sağlığın sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal boyutlarını da göz önünde bulunduruyor.

Fonksiyonel Tıp'ın Hayatımızdaki Etkileri:

  1. Bireyselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımı: Fonksiyonel tıp, her bireyin benzersiz genetik yapısını ve yaşam tarzını dikkate alarak kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmayı hedefler. Bu, herkesin farklı sağlık ihtiyaçları olduğu gerçeğini göz önüne alarak daha etkili sonuçlar elde etmemizi sağlar.

  2. Kök Nedenlere Odaklanma: Fonksiyonel tıp, sadece semptomları tedavi etmek yerine altında yatan nedenlere odaklanır. Bu, hastalıkların kaynağını bulmayı ve gerçek bir iyileşmeyi teşvik etmeyi amaçlar.

  3. Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Fonksiyonel tıp, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerinin sağlık üzerindeki etkilerini vurgular. Doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte, bireyler sağlıklarını olumlu yönde etkileyebilirler.

  4. Holistik Bakış Açısı: Fonksiyonel tıp, vücudu, zihni ve ruhu bir bütün olarak ele alır. Bu holistik bakış açısı, bireyin genel sağlığını optimize etmeyi ve sadece belirli bir semptomu değil, tüm vücudu iyileştirmeyi hedefler.

Fonksiyonel Tıp'ta Öncü Terapi: MORA TERAPİ

Bu dönüştürücü yaklaşımın içinde öne çıkan bir terapi yöntemi de Mora Terapi'dir. Mora Terapi, vücuttaki enerji akışını düzenleyerek, sağlığın temelini oluşturan enerji merkezlerini dengelemeyi amaçlar. İlaçsız ve non-invaziv bir terapi olan Mora Terapi, fonksiyonel tıp prensipleriyle uyum içinde çalışarak bireyin genel sağlığını destekler.

Fonksiyonel tıp ve Mora Terapi bir araya geldiğinde, bireylerin yaşam kalitesini artırma, sağlık sorunlarına holistik bir çözüm bulma ve genel iyilik hallerini optimize etme konusunda güçlü bir kombinasyon ortaya çıkar. Kendinizi tanıma, sağlığınıza odaklanma ve gerçek bir iyileşme sürecine adım atma zamanı geldi. Fonksiyonel tıp ve Mora Terapi ile bu yolculuğa başlayın!


Sağlık ve İyi Yaşam İçin En Doğru Bilgileri Alın: Uzmana Başvurun!

Unutmayın, her bireyin sağlık durumu farklıdır ve doğru bilgiye ulaşmak için en güvenilir kaynaklardan biri uzman görüşleridir. Yazılarımızdaki bilgiler genel bilgilendirmeler olup, kişisel sağlık durumunuza uygun en doğru tavsiyeleri almak adına mutlaka bir uzmana başvurmanızı öneririz. Sağlıklı ve bilinçli bir yaşam için profesyonel rehberlik her zaman en güvenilir yoldur. Unutmayın, sizin sağlığınız her şeyden önemlidir.

3 Kasım 2023 Cuma

Serotonin Nedir?






Serotonin Nedir?

Serotonin, beyin ve diğer vücut bölgelerinde doğal olarak bulunan bir nörotransmitterdir. Sinir bölünmesinde iletişimi sağlayan bir kimyasal olarak görev yapar. "mutluluk hormonu" olarak adlandırılır, ancak aslında daha kompleks bir rol vardır.

Bu kimyasal, genellikle elektriksel duygusal durumlar, uyku düzenlemesi, fiziksel özellikler, vücut ısısının kontrolü ve besin alımı gibi birçok vücut fonksiyonuna etki eder. Serotonin seviyelerindeki değişiklikler, duygusal belirtiler, süreklilik ve fiziksel sağlığın korunması mümkündür. Çoğu zaman düşük serotonin düzeyleri, kaygı, uyku sorunları ve yeme bozuklukları ile ilişkilidir.

Bağırsaklarda bulunanlarla ilişkili olan serotonin, sindirim sistemi üzerinde önemli bir rol oynar. Sindirim sistemi sağlığının korunmasında ve metabolizmanın düzenlenmesinde etkilidir.

Serotonin, genellikle triptofan adı verilen bir amino asit tarafından sentezlenir ve çeşitli besinler yoluyla alınır. Çikolata, muz, süt, peynir ve hindi gibi besinler triptofan açısından zengindir.

Serotonin, genellikle sağlık, ruh hali ve genel iyilik hali üzerinde doğrudan etki olan önemli bir kimyasaldır. Bu nedenle, serotoninin çalışmasının dengelenmesi, fiziksel ve zihinsel sağlığın korunması açısından büyük bir öneme sahiptir.


Serotonin Stresi Azaltır Mı?

Serotonin, genellikle çıkışlarda üretilen ve beyinde bulunan bir nörotransmitterdir. Stres azaltma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir. Serotoninin yüksek olması, kişinin daha sakin ve daha dengeli olmasına yardımcı olması gözlemlenmiştir. Yüksek serotonin düzeyleri, ruh halinin devamı ve stresin başa çıkma performansının artırılmasına yardımcı olabilir.

Bununla birlikte, serotonin ile stresin azaltılması arasındaki ilişki oldukça kompleks olabilir ve stresle baş etmek için tek başına bir çözüm olarak düşünülmemelidir. Stres kontrolünde birçok farklı faktör bulunur ve serotonin yalnızca bunlardan biridir. Stres azaltmada, egzersiz, rahatlama, rahatlama teknikleri ve sosyal destek gibi çeşitli yöntemlerin birleştirilmesi genellikle daha etkili olabilir.

Özetle, yüksek serotonin seviyeleri, genellikle daha sakin bir ruh haline sahip olmanıza ve stresten daha etkili bir şekilde başa çıkmanıza yardımcı olabilir. Ancak stresle mücadelede tek faktör olarak değerlendirilmeli ve genellikle çeşitli yöntemlerin bir araya gelmesiyle daha başarılı olunur.


Beyindeki Serotonin Neden Azalır?

Beyindeki serotonin seviyeleri, birçok farklı nedenden dolayı azalabilir. Bu düşüşlerin ana sebepleri arasında sayılan yer alabilir:

Beslenme : Triptofan amino asitlerinden üretilen serotonin, besinler yoluyla alınır. Beslenme düzenlemeleri, bu amino asitlerin yeterli düzeyde alınamamasına neden olabilir.

Stres ve Anksiyete : Stresli durumlar veya sürekli endişe durumları, serotonin seviyelerinde düşüşe yol açabilir.

İlaçlar : Bazı sistemler, özellikle antidepresanlar ve anksiyete bozukluğu, serotoninin mevcut olduğu.

Çevresel Etkiler : Işık eksikliği veya karanlık, beyindeki serotonin görülebilir. Güneş ışığı serotonin üretimini arttırır.

Genetik Faktörler : Genetik yapı, serotonin salınımını ve verimini belirleme ve bu durum bazı bireylerde serotonin seviyesinin düşük olmasına neden olabilir.

Serotoninin tükenmesi, kaygısı, korunması ve bazı diğer ruh sağlığı koşullarıyla bağlantılı olabilir. Ancak, onun durumundaki düşük serotonin çalışmasının nedeni olduğu ruh sağlığı sorunları tam olarak anlaşılamamıştır ve genellikle çoklu kişisel bir sızıntının sonuçlarıdır.



Serotonin Ne İşe Yarar?

Serotonin, vücuttaki çeşitli bölgelerdeki önemli işlemlerin yerine gelen bir nörotransmitterdir. Parçaları:


Ruh Hali Düzenleyici : Serotonin, ruh halinin düzenlenmesine yardımcı olur. Beyindeki hastalıklar arasında iletişim düzenler ve kişinin genel ruh halini etkiler. Düşük serotonin düzeyleri, anksiyete ve diğer ruhsal durumlarla ilişkilidir.

Uyku Döngüsü Düzenleyici : Serotonin, uyku ve uyku düzeninin düzeni sağlanır. Bu nedenle uyku bozuklukları ve uyku düzenlemeleri ile ilişkilidir.

Beyinsel Çözümler : Öğrenme, hafıza, odaklanma ve tedavi yöntemleri üzerinde etkilidir.

Sinir İletişimi : Beyindeki sinir sistemi arasında iletişim sağlayarak sinirlerin düzenlenmesinin düzenlenmesine yardımcı olur.

Bağırsak Hareketleri : Serotonin, çıkışlarda da önemli bir rol oynar. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde ve gastrointestinal sistem sağlığında etkilidir.

Vücut Isısını Düzenleme : Vücut ısısının düzenlenmesinde rol oynar.


Bu faaliyetlerin, serotonin hormonlarının beslenmesinin temel yapısından sadece birkaçıdır. Bu nedenle, serotoninin gelişmesinin denge içinde olması, vücut gelişiminin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar.



Mora Terapi'nin Stres Azaltıcı Etkisini Keşfedin!

Üzüntü ve strese karşı bir nevi "doğal mutluluk hormonu" olarak kabul edilen serotonin, vücutta çok çeşitli varlığını sürdürmektedir. Serotonin eksikliği, duygusal dengesizlikler, kaygı ve strese karşı direncin korunmasına neden olabilir. 

Mora Terapi, beyindeki serotonin bağlantısına ve yapının stres yapısına yardımcı olabilir. Bu terapi yöntemi, enerji kapasitelerini dengeler, sinir sistemini destekler ve zihinsel açıdan daha sakin bir ruh haline erişmenize yardımcı olur.

Mora Terapi, doğal bir mutluluk ve serotonin artışı sağlayarak stresi azaltmada etkili bir yöntemdir. Ruh halinizi dengeleyin, stresi geride bırakın!


Uygulanan terapiler ve cihazlarımız hakkında detaylı bilgi için;

📞+90 216 405 14 52 ya da

📞+90 533 814 50 11 numaralarımızdan bize ulaşabilirsiniz.


EDT Sağlık Hizmetleri olarak sağlıklı günler dileriz...


30 Eylül 2023 Cumartesi

Hindistan Cevizi Yağı: Doğanın Sunduğu Şifa Kaynağıyla Tanışın!



Hindistan cevizi yağı, tropikal bölgelerde yetişen hindistan cevizi ağacının meyvesinden elde edilen doğal bir yağdır. Yüzyıllardır kullanılan bu mucizevi yağ, sağlık açısından birçok fayda sunmaktadır.


Hindistan cevizi yağı, sağlığa faydalı olan doymuş yağlar ve laurik asit gibi bileşenler bakımından zengindir. Bu bileşenler, vücuda enerji sağlama, bağışıklık sistemini güçlendirme ve cilt bakımında kullanma gibi önemli faydalar sunar.


Hindistan cevizi yağı, doğadan gelen birçok faydayı içinde barındıran doğal bir yağ türüdür. İşte Hindistan cevizi yağının bazı önemli faydaları:


Bağışıklık Sistemini Güçlendirir: Hindistan cevizi yağı, içerdiği laurik asit sayesinde bağışıklık sistemini destekler ve vücudu hastalıklara karşı korur.

Metabolizmayı Hızlandırır: İçerdiği orta zincirli yağ asitleri, metabolizmayı hızlandırarak kilo kaybına yardımcı olabilir.

Enerji Kaynağıdır: Vücut tarafından hızla emilir ve enerji sağlar. Spor yaparken veya günlük aktivitelerde enerji artışı sağlar.

Saç ve Cilt Bakımında Kullanılır: Saç ve cilt bakımında kullanıldığında, saçları besler, parlaklık kazandırır ve cildi nemlendirir.

Antioksidan Özelliklere Sahiptir: Antioksidanlar açısından zengin olan Hindistan cevizi yağı, serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltabilir.

Kolesterolü Dengeler: İçerdiği sağlıklı yağlar sayesinde kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterolü yükseltebilir.

Sindirime Yardımcı Olur: Sindirim sistemini destekleyerek hazımsızlık, şişkinlik gibi problemleri azaltabilir.

Anti-Fungal ve Anti-Bakteriyeldir: Hindistan cevizi yağı, mantar enfeksiyonları ve bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede etkili olabilir.

Diş ve Ağız Sağlığını Destekler: Dişleri beyazlatmada ve ağız hijyenini sağlamada yardımcı olabilir.

Ciltte İltihap Azaltıcıdır: Ciltteki iltihaplanmayı azaltabilir ve sivilce gibi cilt problemlerine karşı kullanılabilir.


Hindistan cevizi yağı, doğru şekilde ve dengeli bir şekilde kullanıldığında birçok sağlık yararı sağlayabilir. Ancak, herhangi bir sağlık durumunuz varsa veya yeni bir takviye eklemeyi düşünüyorsanız, bir sağlık profesyoneline danışmanız önemlidir.

29 Ocak 2023 Pazar

ÖZ BAKIM FORMLARI NELERDİR?

 


Öz bakım nedir?

Öz bakımı kısaca şu şekilde tanımlayabiliriz: Öz bakım; fizyolojik, psikolojik ve zihinsel olarak sağlığımıza dikkat etmek, bütünsel sağlığımızı korumak amacıyla yaptığımız tüm aktivitelerdir. Önemli bir nokta da, bu aktivitelerin farkındalık ile yapılmasıdır. Bu farkındalık insanda bebeklik döneminden sonra erken çocuklukta oluşmaya başlar. Çocuklarda öz bakım formları/becerileri tamamen, içinde bulundukları hayata adapte olmaya yönelik davranışlardır. Belli yaşlara gelen çocukların edinmiş olması gereken beceriler şu şekildedir:

36-48 Ay arası çocukların edinmesi gereken öz bakım becerileri:

1. Kendi kendine yemek yiyebilmek

2. Düğmesiz ve bağsız giysileri yardımsız çıkarabilmek

3. Yardımla giyinebilmek

4. Giysinin önünü arkasını ayırt edebilmek

5. Dişlerini yardımla fırçalayabilmek

6. Saçlarını yardımla tarayabilmek

7. Tuvalet ihtiyacını yardımla karşılayabilmek

8. Kendine ait eşyaları toplayabilmek.

48 - 60 Ay arası çocukların edinmesi gereken öz bakım becerileri:

1. Saçlarını tarayabilmek

2. Giysilerini yardımsız giyip çıkarabilmek

3. Giysilerini asabilmek

4. Ayakkabılarını yardımla bağlayabilmek

5. Elini yüzünü yardımsız yıkayabilmek

6. Dişlerini fırçalayabilmek

7. Sofra kurallarına uymak

8. Yemekle ilgili araç gereçleri uygun kullanmak

60-72 Ay arası çocukların edinmesi gereken öz bakım becerileri:

1. Dişlerini fırçalayabilmek

2. Vücudunu yıkamak

3. Tuvalet gereksinimini tek başına karşılamak

4. Hava şartlarına uygun kıyafetler seçebilmek

5. Ayakkabılarını bağlayabilmek

6. Yemek araç-gereçlerini bir yetişkin gibi kullanabilmek

7. Tehlike yaratacak durumları fark etmek

Belli bir yaşa kadar öğrenme yoluyla, belli bir yaştan sonra da düşünüp seçerek yaptığı öz bakımın öncelikli olarak amacı sağlıklı olmaktır. Bununla beraber bütünsel sağlık çerçevesinde değerlendirilebilen öz bakım, ikincil olarak da yaşam kalitesini arttırmak için üzerine çalışılması gereken bir durumdur.

Yaşam kalitesini arttırmak eylemini biraz daha açacak olursak; fiziki sağlık ile birlikte kişinin yaşamının hareket doğrultusunda aktifliği de artmaktadır. Fiziki sağlık, zihinsel ve ruhsal sağlıkla birlikte bir bütünü oluşturur. Ve bu bütünlük oluşurken de her biri birbirini tamamlar. Fiziki sağlığını korumaya, desteklemeye çalışan bir kişi; zihinsel ve ruhsal sağlığına da sağlıklı bir zemin hazırlamış olur. Birbirini tamamlayıcı bu durumlar kişinin öz bakıma verdiği önemle değerini katlayabilmektedir. Hem fiziki hem ruhsal hem de zihinsel sağlığımız için uygulamamız gereken öz bakım formları (biçimleri) nelerdir, şu şekilde açıklanabilir.

Öz bakım formları nelerdir?

Öz bakım formlarını/biçimlerini üç ayrı dalda incelememiz mümkündür. Fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığımız için öz bakım.

Fiziksel Sağlığımız İçin Öz Bakım:

Fiziksel sağlığımızın iyi olması demek zihinsel ve ruhsal sağlığımız için de sağlam bir zemin demektir. Fiziken iyi durumda olursak ve bedensel sağlığımız için öz bakım yaparsak; zihinsel ve ruhsal sağlığımızın yanında bütünsel sağlığımızı korumuş oluruz. Fiziksel sağlığımız için yapacağımız öz bakım formları şunlardır:

● Hareket etmek, egzersiz yapmak, sık sık yürümek

● Uyku düzeni oluşturmak

● Sağlıklı beslenmek

● Bağımlılıklardan kurtulmak

Zihinsel Sağlığımız İçin Öz Bakım:

Ruh-beden-zihin dengesi ve sağlığı bütünsel sağlığın anahtarıdır. Zihinsel sağlığımız ve zihinsel rahatlığımız bizi ruhsal olarak da sağlıklı hale getiren önemli etkenlerden biridir. Davranış, düşünüş, duygular vb. şeylerin sağlıklı olabilmesi için zihinsel sağlığımıza da olumlu etkisi olacak faaliyetler yapmalıyız. Zihinsel sağlığımız için yapmamız gereken öz bakım formları şunlardır:

● Zihninizi rahatlatmak ve sağlığınızı arttırmak için meditasyon yapmak

● Uyku düzeninizi korumaya özen göstermek

● Bağımlılıklardan kurtulmak

● Radyasyon etkisinden belirli sürelerde uzaklaşmak ve kitap okumak, bulmaca çözmek gibi alışkanlıklar edinmek

● Sağlıklı beslenmeye özen göstermek

Ruh Sağlığınız İçin Öz Bakım:

Zihinsel olarak sağlıklı olan bir bireyin ruh sağlığı da bir o kadar iyidir demek mümkün. Ruh sağlığı da sağlıklı zihnin bir getirisi ve bir parçasıdır. Ruhumuzu beslemek ve ruh sağlığımız için öz bakım formlarını uygulamak, en az fiziki ve zihinsel öz bakım formlarını uygulamak kadar önemlidir. Ruh sağlığımız için uygulamamız gereken öz bakım formları şunlardır:

● Duygusal olarak öncelikle kendimize sevgi ve saygı göstermek ve kendimize yetebildiğimizi fark etmek

● Sahip olduğumuz her şeye karşı saygı ve şükran duymak

● Hayatın iyi yönlerini görmeyi bilmek ama aynı zamanda da yanlışlar ve hatalarla da yüzleşebilmek

● Gerek duyulduğu takdirde veya ihtiyaç olmasa da istendiğinde psikolojik destek almak

SAĞLIKLI BİR RUH VE ZİHİN İÇİN MORA BACH ÇİÇEKLERİ TERAPİSİ!

Bach Çiçekleri Terapisi bir tür homeopatik tedavidir ve çiçeklerin yaydıkları elektromanyetik frekansları ile olumsuz duygu ve düşüncelere maruz kalarak bozulan vücut sinyallerinin vücuttan uzaklaştırılmasını amaçlayarak; Mora cihazları üzerine programlar şeklinde kaydedilmesiyle oluşturulmuştur.

Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, kişinin zihnindeki tüm olumsuz duygu düşüncelerden kurtulmasına yardımcı olur. Bu duygular örneğin; mutsuzluk, ilgi eksikliği, çaresizlik, öfke, nefret vb.dir.

Zihnin ve ruhun sağlıklı olmadığı bir durumda bütünsel sağlık düşünülemez. Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi de tam bu noktada daha sağlıklı, mutlu ve dingin bir zihin ve ruh için çalışır. Böylelikle kişide olumlu ve pozitif duygular gelişir ve stres, korku, kaygı gibi negatif duygular bağlamında gerçekleşen eylemlerinde de azalma ve yok olma görülür.


1 Ocak 2023 Pazar

ŞİŞLİK, HALSİZLİK Mİ HİSSEDİYORSUNUZ? BAĞIRSAK DETOKSU İLE RAHATLAYIN!

 


Bağırsak sağlığımızı korumak niçin önemlidir?

Bağırsaklarımız ikinci beyin olarak adlandırılan ve genel sağlığımızı, bağışıklık sistemimizi, psikolojik durumumuzu doğrudan doğruya etkileyen organımızdır. Bu sebeple bağırsak sağlığımızı korumamız oldukça önemlidir. Bağırsaklar ne kadar iyi çalışırsa hastalıklardan da o kadar korunuruz. Ayrıca bağırsak sağlığımız iyi olduğu müddetçe, fiziksel ve psikolojik olarak iyi hissederiz. Bağırsak sağlığımızın iyi olması, bağışıklığımızı da güçlü tutmakla beraber kolon kanseri riskini azaltır. Aynı zamanda bağırsak sağlığımızın bozulmasıyla birlikte şişkinlik, hazımsızlık, gaz, kabızlık, halsizlik, yorgunluk gibi problemler de ortaya çıkar.

Bu sebeple rahatsızlık hissedildiğinde ve bahsettiğimiz problemler yaşandığında bağırsaklarımızı temizlemek amacıyla bağırsak detoksu yapmak; özellikle bağırsaklarımızda yaşayan iyi bakterilerin sayısını artırmak için doğru olacaktır.

Bağırsak detoksu nedir ve nasıl yapılır?

Bağırsak detoksu bir anlamda bağırsaklarımızın temizlenmesi demektir. Bağırsak detoksu uzmanların önerisi doğrultusunda ayda sadece 1 kez ve 4 gün süreyle yapılmalıdır. Sürenin uzamaması sağlık açısından önemlidir. Bağırsak detoksu yapmanın belli kuralları vardır. Bağırsak detoksu bağırsakları temizlemek ve rahatlatmak amacıyla yapılacağı için kolay sindirilebilen ve bağırsak sağlığına iyi gelen gıdaları tüketmek önemlidir.

Bağırsak detoksunda yapılması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

• Bol su tüketmek: Yetişkin bir insan günde ortalama 2 litre su içmelidir. Normal şartlarda gereken bu olsa da bağırsak detoksu sırasında bundan da fazlası içilmelidir. Öncelikle vücuttan toksinlerin atılması için su içmek önemlidir. Bol su içmek aynı zamanda sindirimi de kolaylaştıracaktır.

• Bağırsak dostu probiyotikleri tüketmeye özen göstermek: Bağırsak sağlığımızın önemli koruyucuları olan iyi bakterilerin en büyük ihtiyaçlarından biri probiyotiklerdir. İyi bakteriler bağışıklık sistemimizin güçlü olmasını sağlarlar. Probiyotik gıdalar ise başlıca; kefir, yoğurt, lahana, turşu ve bozadır.

• Lif açısından zengin gıdalar tüketmek: Lifli besinler tüketmek hem sindirimi hızlandırmakta hem de bağırsaktaki toksinlerin dışkı yoluyla atılmasını sağlamaktadır. Lif açısından zengin besinler şunlardır: Siyah fasulye, yeşil mercimek, yulaf, kinoa, chia tohumu, enginar, bezelye, pazı.

• Vitamin almak için meyve ve sebzeler tüketmek: Bağırsak detoksu -kişiden kişiye değişmekle beraber- normalden daha hafif beslenilen bir süreçtir. Ve bu süreçte dengeli ve doğru beslenerek yeteri kadar vitamin ve mineral almak önemlidir. Bu nedenle sebze-meyve tüketimine özen gösterilmelidir.

• Alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmak: Başta kafein, alkol, sigara bağımlılıkları olmakla beraber şeker, karbonhidrat gibi çeşitli gıda bağımlılıkları da sinirim sistemini ve genel sağlığımızı kötü etkilediğinden; sadece detoks zamanı değil her daim uzak durulması gerekmektedir.

• Stresten kaçının: Bağırsaklarımızın çalışma düzeni ve sağlığını doğrudan etkileyen faktörlerin başında stres gelir. Önemi bir rahatsızlık olan huzursuz bağırsak sendromunun nedenlerinden biri de strestir. Bağırsaklarımız ruhsal durumumuzdan direkt olarak etkileneceği için olumsuz duygu ve düşüncelerden kaçınmamız doğru olacaktır.


Şişlik ve halsizliğe karşı bağırsak detoksu!

Bağırsak detoksu ile bir temizlenme sürecine girmenizle birlikte, sindirim sisteminde de düzelme yaşayacak ve yararlı bakterilerin sayısını arttıracaksınız. Bu sayede de detoks bittiğinde şişkinlik, gaz, hazımsızlık, halsizlik gibi problemleriniz ortadan kalkacaktır.


MORA TERAPİ İLE BAĞIRSAK SAĞLIĞINIZI KORUYUN

Mora Terapi yöntemi ile yapılan bağırsak terapilerinde, şimdiye kadar bağırsağı tehdit etmiş olan besinlerin frekansları vücuttan silinerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Mora frekans terapileri ile bağırsaklarda çeşitli sebeplerle meydana gelmiş olan hasar onarımı başlatılır ve birikmiş olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmaları sağlanır.

Mora Terapi biorezonans terapilerinde vücudumuzdan toksik maddelerin atılması sağlanır. Ve bağırsak florası temizlediği için karın, şişlik, sancı gibi sorunlar da ortadan kalkmaktadır. Florası temizlenen bağırsak; protein, vitamin gibi besinlerin emilimini daha iyi gerçekleştirir ve bu sayede bağışıklık sistemi de güçlenir.

 Bağırsak sağlığı için bir beslenme planı oluşturulur. Beslenme planı; kefir, yoğurt gibi probiyotik besinlerden zengindir ve bu şekilde bağırsaklardaki flora desteklenmiş olur. Bağırsak florasının tam olarak onarılması için dışarıdan probiyotik takviyesi de önerilmektedir.


26 Eylül 2022 Pazartesi

BİTKİ STEROLÜNÜN SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ NELERDİR?

 



Bitki sterolleri ya da bitkisel steroller nedir?

Bitki sterolü (Bitkisel steroller);  badem, elma, incir, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar, tahıllar, soya yağı, mısırözü yağı, zeytinyağı gibi bitkisel yağlar, kuru baklagiller, meyve ve sebzelerde bulunur. 

Bitki sterolleri sağlığımıza olumlu etkileri olabilecek fonksiyonel bir besin grubudur. Bitki sterolleri neredeyse tüm bitkilerde bulunur.

Ve yaklaşık 200‘den fazla bitki sterolü çeşidi bulunmaktadır.

 Bitki sterolleri yapı olarak kolesterole benzemektedir fakat kolesterolün rakibidir.

 Bitki sterolleri; vücut tarafından emilebilmesi için çözülebilir yapıda olması gereken kolesterolün emilimini azaltır. 


BİTKİ STEROLÜNÜN SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ NELERDİR?

• Bitki sterollerinin düzenli kullanımda total ve kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olduğu bilinmektedir.  Bir ilaç olmamakla beraber; kolesterol seviyesi yüksek olan kişilerde, tek başına bitkisel sterol kullanılarak kötü kolesterolün %14 oranında düştüğü tespit edilmiştir. Bitki sterolleri fazla kolesterolü dışkı yoluyla vücuttan atmaktadır. Kolesterol, hayvanların vücut dokularındaki hücre zarlarında bulunan ve kan plazmasında taşınan bir sterol, yani bir steroid ve alkol birleşimidir. Daha düşük miktarlarda bitkilerde de bulunur. Bitki sterolleri kolesterol gibi vücudumuzda sentezlenemezler fakat bitkisel ve hayvansal gıdalardan karşılanabilirler.


Kolesterolün yükselmemesi ve dengede kalması için neler yapılabilir?


Günümüzde pek çok sağlık sorunun birincil sebebi haline gelen sağlıksız ve dengesiz beslenme ve beraberinde hareketsiz bir yaşam kolesterol değerinin bozulmasına da sebebiyet vermektedir.

Kolesterol seviyesinin dengede tutmak için şunlara dikkat edilmelidir;

• Doymuş yağ içerikli hazır ve paketli gıdaların tüketiminden kaçınılmalı ve mümkün oldukça bitkisel yağlar tüketilmelidir.


• Çok yağlı hayvansal gıdalar(kırmızı et, et ve tavuk derileri, yağlı süt, peynir ve tereyağları) tüketilmemelidir.


• Beyaz et ve deniz mahsulleri tüketimine ağırlık verilmeli, ölçülü şekilde tüketilmelidir. Örneğin; karides gibi kabuklu deniz ürünleri, beyin, böbrek...


• Kolesterol yüksekliğinin önemli sebeplerinden biri de yüksek oranda tuz kullanımıdır. Bu nedenle yemekleri az tuzlu, tuzsuza yakın tüketmek önemlidir.


• Öğün atlamamak gerektiğini her zaman vurgulamakla birlikte, yüksek kolesterolü olan kişilerin bu konuya da dikkat etmek zorunda olduğunu belirtmeliyiz.


• Tatlı yeme isteği duyulduğunda kuru meyveleri tercih etmek kolesterol seviyesinin dengede kalması için önemlidir.


• Yüksek ısıda ve fazlaca pişirilmiş gıdalarda vitamin, mineral ve antioksidan değeri düşmektedir. Besinlerden yeterince fayda almak için pişirme derecesine ve süresine dikkat edilmelidir.


Bitkisel sterollerin çocuklarda ve hamilelerde güvenliği konusunda yeterince bilgi bulunmamaktadır. Bu yüzden çocuklarda, hamilelerde ve emziren annelerde doktora danışmadan kullanılması önerilmemektedir. Aynı durum herkes için geçerli olmakla birlikte mutlaka uzman bir hekime danışmanızı tavsiye etmekteyiz.



12 Eylül 2022 Pazartesi

DİYABETTE ETKİLİ BESLENME NASILDIR?

 


DİYABET NEDİR VE NEDEN OLUR?

Diyabet ya da diğer adıyla şeker hastalığı insülin hormonunun işlevsel olarak azlığının sebep olduğu bir hastalıktır.

Diyabetin bir diğer önemli sebebi de pankreasın işlev bozukluğu olabilmektedir.
Hücrelerimizin sağlıklı şekilde çalışması için şeker doğru şekilde alınıp, yakıt olarak kullanılmalıdır. Hücrelerin glikozu gerektiği gibi kullanamadığı ve böbreklerde biriktirip idrarla atması da diyabetin nedenlerindendir.

Temelde 2 tür diyabet vardır. Tip 1 ve Tip 2 diyabet. Tip 1 diyabetin nedeni yüksek oranda genetik faktörler olmakla beraber; insülin hormonu üreten pankreasın işlevsel bozuklukları ve pankreasta meydana gelen aksaklıklar da Tip 1 diyabete sebep olmaktadır. Tip 2 diyabet ise daha çok aşağıda belirteceğimiz sebeplerden ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde oldukça yaygın ve komplikasyonları olan bir hastalık olan diyabet; genç, yaşlı herkesi etkilemektedir. Diyabetin temel sebepleri şunlardır:

• Aşırı kilo (obezite)
• Hareketsiz yaşam
• Genetik aktarım (ebeveynlerde diyabet öyküsünün olması)
• Stres
• Yüksek kilolu çocuk dünyaya getirme
• İleri yaş

İlerlediği veya geç fark edildiği takdirde tehlikesi de artan diyabet hastalığı pek çok komplikasyon ve farklı hastalığa sebebiyet verebilmektedir. Şeker hastalığının yaygın belirtileri ise şunlardır:
• Hızlı ve istemsiz kilo kaybı
• Bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi rahatsızlık hissi
• Yaraların normalden daha geç iyileşmesi
• Bulanık görme
• Ciltte kuruluk ve kaşıntı
• Halsizlik ve yorgunluk
• Normalden daha fazla su tüketme ve sık idrara çıkma

Diyabet teşhisi iki temel test ile konulur. Bunlardan biri açlık kan şeker ölçümü ve diğeri şeker yüklemesi testidir.
Diyabet hastalarının en çok dikkat etmesi gereken konu beslenmedir.

Peki diyabet hastaları beslenmede nelere dikkat etmelidirler, diyabette etkili beslenme nasıldır?

Öncelikle her besinin fazla tüketimi zararlıdır ve olumsuz sonuçlar doğurur. Diyabette de önemli konuların başında zararlı yiyeceklerin tüketiminden ve şeker, yağ oranı yüksek besinlerin aşırı tüketiminden kaçınmak gelir.
Diyabet hastaları;

• Trans yağ içerikli margarin, tereyağı vb. gıdaların tüketiminden mümkün olduğunca kaçınmalı ve doğal yağlar tüketmeye özen göstermelidirler. Ve bunlarda da aşırıya kaçmamalıdırlar. Ve fazla yağlı süt, peynir gibi gıdalar da beslenme düzeninden çıkarılmalıdır.

• Fazla tüketimi kolesterole sebep olabilecek kırmızı et, kabuklu deniz ürünleri vb. Yağlı gıdaların tüketimi kısıtlanmalıdır.

• Aynı şekilde doğal tuz olmadığı sürece rafine tuz tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalı ve aşırı tuz içerikli paketlenmiş, konserve gibi hazır gıdaların tüketiminden kaçınmalıdırlar.

• Doğal olarak şeker içeren meyvelerin tüketiminde bir kısıtlamaya gitmekle beraber; meyve suyu, kutu içecekler gibi ayrıca şeker eklenmiş içeceklerden de uzak durulmalıdır. Aynı şekilde doğrudan şeker içeren reçel, marmelat gibi yiyecekler de kontrollü tüketilmelidir.

• Diyabet hastalarının hem kan şekerini dengede tutmak için hem de uzun süre tokluk için tahıl ağırlıklı beslenmesi doğru olacaktır.

• Herkes için olduğu gibi, diyabet hastalarında da öğün atlamamak çok önemlidir. Uzun süreli açlık kan şekerinde düşüklüğe de neden olabileceğinden sık sık ve az az yemek önemlidir.

MORA TERAPİ İLE İNSÜLİN TEDAVİSİ

Mora terapiyle insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile gerek metabolik belirteçlerde önemli düzelmeler gerekse de sübjektif iyilik hali belirgin şekilde artmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci hızlanabilmektedir.



En sağlıklı yöntem ve beslenme şekli için doktorunuza danışmanız oldukça önemlidir. 

7 Mart 2022 Pazartesi

YÜRÜMEK İÇİN 8 NEDEN



  YÜRÜMEK HASTALIK RİSKİNİ AZALTIR

 Yürümek basit bir eylem gibi görünür fakat vücudumuza pek çok faydası vardır. Sağlığımızı korumak için hareket etmek birincil ihtiyaçlarımızdandır. Yalnızca kilo vermek için değil, kan basıncını düzenlemek için, diyabet ve kalp-damar hastalıklarından korunmak, kolesterol ve tansiyonun düzenlenmesi ve vücuttaki yağ oranının düşmesi için yürümek gerekmektedir. Yürüyüşün düzenli olarak yapılması ve alışkanlık haline gelmesi de önemlidir.


  YÜRÜMEK ENERJİ VERİR 

Güne yürüyüşle başlamak, öncelikle enerjik olmamızı sağlar. Biraz daha erken kalkıp açık havada yapılan yürüyüş ,fiziksel aktivitelere olanak tanımakla beraber duygusal sağlığı da destekler. Sabah yürüyüşleri kişinin öz saygısının da artmasına etki eder. Ayrıca sabah güneş yukarıdayken yapılan yürüyüşler D vitamini alımını sağlar.


  YÜRÜMEK MENTAL SAĞLIĞI İYİLEŞTİRİR

Yürüyüş yapmanın mental sağlık üzerindeki olumlu etkileri bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Kişinin kendi sağlığını düşünerek ve kendi kendini dinleyerek açık havada oksijen alarak yaptığı yürüyüşlerin anksiyete ataklarının semptomlarını azalttığı ve depresyon riskini de ortadan kaldırdığı bilinir. Ayrıca düşünme ve anlamayı da geliştirir.


  YÜRÜMEK KASLARI GÜÇLENDİRİR 

İskelet sistemi ve kaslar için şüphesiz ki egzersiz ve yürüyüş en önemli şeylerdendir. Her gün yürüyüş yapmak bacak kaslarını ve kalçayı güçlendirir. Ve bu bölgelerde güçlenmenin yanında şekillenme de görülür. Bel bölgesi de yürüme ile aktif olur ve bel ağrılarında azalma görülür.



  YÜRÜMEK KİLO VERMEYE YARDIMCI OLUR

Hareket etmek kilo vermek için önemli bir adımdır. Düzenli yürüyüş yaparak yağ yakmak ve kilo alımı önlenebilir. Yürüyüş ile bacak, kalça ve bel bölgesindeki yağlardan kurtulmak mümkündür. 


  YÜRÜMEK YORGUNLUĞA VE UYKUSUZLUĞA ÇÖZÜM OLABİLİR 

Uykusuzluk veya uykuya dalma sorunu olan kişiler için yürümek çözüm yolu olabilmektedir. Sabah saatlerinde yapılan yürüyüşler enerji vermekle birlikte tüm günü fiziksel ve ruhsal olarak etkiler. Yürümek stresi de azaltır. Ve gece uykuya dalmayı kolaylaştırır. Ayrıca uyku kalitesi de artar.


  YÜRÜMEK ZİHİNSEL RAHATLAMA SAĞLAR

Açık havada yapılan yürüyüşler fiziksel rahatlamanın yanında zihinsel rahatlama da sağlar. Kişinin kendine ayırdığı bir vakitte yaptığı yürüyüş olumsuz düşüncelerden kurtulmakla birlikte kişinin kendini daha iyi hissetmesini ve olumlu bakmasını sağlar. 


  YÜRÜMEK KANSER RİSKİNİ AZALTIR 

Düzenli yapılan yürüyüşün meme ve kolon kanserini önlemeye yardımcı olduğu gibi kanser hastalığının tedavisinde de iyileşmeye yardımcı olur.


  YÜRÜMEK YARATICILIĞI ARTTIRIR 

Yürümek zihni olumsuz düşüncelerden arındırdığı ve zihni boşalttığı için yeni fikir ve planların gelişmesini sağlar. Oksijenin zihni açtığı bilinen bir gerçektir. Böylelikle yürümek yaratıcılık gücünü arttırır. 





 

4 Şubat 2022 Cuma

GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU NEDİR?


 Bağırsaklar sindirim ve boşaltım sistemi için oldukça önemlidir. Ayrıca ikinci beyin olarak da bilinir. Bağırsaklar vücuttaki doğal işleyişin büyük bir bölümünden sorumludur. Bağırsakla ilgili yaşanan bir sorun kişinin hayatını pek çok yönden olumsuz etkileyebilir. Geçirgen bağırsak sendromu da bunlardan biridir. Geçirgen bağırsak sendromunu; bağırsaklardaki bağların açılması sonucu bağırsaklarda sızıntı olması durumu olarak tanımlayabiliriz. Bağırsak bağlarının açılması ile bakteri ve toksinler kana karışmaya başlar. Bağırsaklarda oluşan bu sızıntının artması ağrının da boyutunu arttırır. Geçirgen bağırsak sendromu olarak tanımladığımız bu rahatsızlığın tedavi edilmesi önemlidir. Tedavi edilmediği takdirde hastanın hayatını kötü etkileyebilmektedir.

GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU NEDEN OLUR?


 Geçirgen bağırsak sendromu yaşanmasının temel sebebi sağlıksız beslenmedir. Karbonhidrat ve şeker (özellikle meyve şekeri olan fruktoz) gibi gıdaların sürekli tüketilmesi buna sebep olabilir. Bağırsak sağlığı için oldukça önemli olan probiyotik ve prebiyotiklerin alımı gereklidir. Alınmadığı takdirde bağırsak florasında bozulmalar meydana gelebilir. Bağırsak florasında meydana gelen bozulmalar onun görevlerini yapmasını engellemektedir. Ve yararlı bakteri florasının bozulması sonucu bağırsak bağlarında açılmalar olur ve beraberinde bağırsak sızıntısı gerçekleşir bunun sonucunda toksinler kana karışmaya başlar. Bu şekilde geçirgen bağırsak sendromu yaşanmış olur. Ayrıca şeker hastalığı, alkol tüketimi, stres, yetersiz beslenme ve bazı otoimmün hastalıklar geçirgen bağırsak sendromunun sebepleri olabilmektedir.

GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU BELİRTİLERİ NELERDİR?

 Geçirgen bağırsak sendromun pek farklı belirtileri vardır. Bu belirtileri şöyle açıklayabiliriz:

• Besin Alerjileri: Bağırsak sızıntısı sonucu sindirilemeyen yiyecekler ve çeşitli toksinler kana karışarak direkt olarak vücuda girer. Sızıntı yani geçirgenlik durumu tekrar ettikçe bedene alerji şeklinde uyarı vermektedir.

• Otoimmün Hastalıklar: Bağırsakta meydana gelen geçirgenliğin otoimmün (yani bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılığı sonucu oluşan tepki) bir hastalığa sebep olabilmesi muhtemeldir. Bunu anlamak için zonulin (bağırsak hücrelerini bir arada tutmaya yarayan protein) adında bir protein ile bağırsakların geçirgen olup olmadığı test sonucu öğrenilir. Bağırsak geçirgenliğinin bir ölçütü olan zonulin testi sonucunun pozitif olması tanıyı doğrular niteliktedir.

• Tiroit Problemleri: Tiroit hormonları ve bağırsak florasının sağlığı birbiriyle doğrudan ilgilidir. Bu yüzden bağırsak florasında görülen bir bozulma bir otoimmün hastalık olan kronik tiroidite sebep olabilecektir.

• İshal

• Şişkinlik 

• Kabızlık 

Gibi rahatsızlıkları olan kişiler mutlaka doktora başvurmalıdır.


GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Geçirgen bağırsak sendromu tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Bağırsak sızıntısı ile bağırsaklarda oluşan sorunun tedavi edilmesi için öncelikle doğru beslenme gereklidir. Bağırsakların işlevini yerine getirirken bir yandan da onarım yapması için yorulmayacak şekilde çalışması gerektiğinden hafif ve zararsız yiyecekler tüketilmesi oldukça önemlidir. Doğru beslenme ile bağırsak florası da düzelmeye başlayacaktır. Süt ürünleri ve tahılların olmadığı veya az olduğu yeni ve hafif bir beslenme planı bağırsak florasının iyileşmesine büyük katkı sağlayacaktır. Ayrıca probiyotik ve prebiyotikler mutlaka beslenme listesinde olmalı ve alkol tüketiminden kaçınılmalıdır. 

MORA TERAPİ İLE BAĞIRSAK SAĞLIĞI 

Mora Terapi yöntemi ile yapılan bağırsak terapilerinde, şimdiye kadar bağırsağı tehdit etmiş olan besinlerin frekansları vücuttan silinerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu besinler olmaksızın verilen diyeti böylelikle kişiler rahatlıkla uygulayabilirler. Mora frekans tedavileri ile bağırsaklarda çeşitli sebeplerle meydana gelmiş olan hasar onarımı başlatılır ve birikmiş olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmaları sağlanır. Üç aylık karbonhidrattan kısıtlı ve basit şeker içermeyen bir beslenme protokolüyle sağlıklı beslenme davranışı oluşturulur. Aynı zamanda bu beslenme planı, kefir, yoğurt gibi probiyotik besinlerden zengindir ve bu şekilde bağırsaklardaki flora desteklenmiş olur. Bağırsak florasının tam olarak onarılması için dışarıdan probiyotik takviyesi de önerilmektedir. 





9 Ocak 2022 Pazar

LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

 


LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

Laktoz; özellikle süt ve süt ürünlerinde bulunan ve sütün temel karbonhidratı olan disakkarit (glikoz ve galaktoz) yani süt şekeridir. Laktoz intoleransı da kişinin laktozu sindirememesi sonucu ortaya çıkan rahatsızlıktır. Laktozun vücutta tolere edilememesi durumu şöyle gerçekleşir: Laktoz ince bağırsaktan geçerken laktaz enzimi sayesinde galaktoz (süt şekeri) ve glikoz olarak iki yapı taşına ayrılır ve laktaz enzimi laktozu parçalayamadığında ise laktoz duyarlılığı ve beraberinde laktoz intoleransı meydana gelebilmektedir. Laktoz parçalanamadan kalın bağırsağa geçerek çeşitli rahatsızlık belirtisi gösterir.

Laktoz yani süt şekeri anne sütünde de bulunur. Yalnızca süt değil çeşitli süt ürünleri de laktoz intoleransına sebebiyet verebilmektedir. Laktoz intoleransı bebeklikten yetişkinliğe kadar her dönemde yaşanabilmektedir. Belirtiler ve intolerans şiddeti farklılık gösterebilmektedir. Laktoz intoleransının başlıca belirtileri şunlardır:

  • Şişkinlik
  • Karın ağrısı ve/veya krampları
  • Gaz
  • Bulantı ve kusma
  • İshal

Bu belirtilerin biri veya daha fazlası yaşanıyorsa doktora başvurulması gerekmektedir. Laktoz intoleransının kesin ve kalıcı bir tedavisi olmamakla birlikte hastalar daima laktoz diyeti yapmak zorundadırlar. İçerisinde laktoz bulunduran gıdalar ise şunlardır:

  • Süt, kefir 
  • Peynir 
  • Yoğurt, ayran
  • Krema 
  • Tereyağı, kaymak
  • Dondurma

Laktoz başlıca süt ve süt ürünlerinde bulunur fakat içerisinde laktoz bulunan başka gıdalar da vardır.

Çikolata, kek, bisküvi, kraker gibi ürünlerde de laktoz bulunabilmektedir. Hazır/işlenmiş gıdaların tüketimine dikkat edilmeli ve paket içeriği kontrol edilmelidir.

Ekmek, gözleme ve benzer unlu mamullerin ve tahılların da laktoz içermesi olasıdır. Bu sebeple tüketilmesine dikkat edilmelidir.

Laktoz intoleransı olan bir kişinin süt ve süt ürünleri ve başka ürünlerde laktoz olup olmadığını deneyerek tespit etmeye çalışması yanlış bir yöntemdir. Paketli her gıdanın içeriğinin kontrol edilmesi daha sağlıklı olacaktır.

Bilindiği üzere süt ve süt ürünleri kalsiyum açısından zengin besinlerdir. Laktoz intoleransı olan kişiler; laktoz ve süt içermeyen fakat kalsiyum zenginliği olan gıdalar tüketerek, yaşanabilecek kalsiyum eksikliğini önleyebilirler. Laktoz ve süt içermeyen kalsiyum zengini gıdalar şunlardır:

  • Sardalya Balığı
  • Badem, badem sütü
  • Keten tohumu 
  • Ispanak 
  • Marul
  • Çiğ brokoli
  • Çiğ semizotu
  • Çiğ barbunya
  • Portakal 

LAKTOZ İNTOLERANSI NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Laktoz intoleransı bulunduğunu anlayan bir kişi doktora başvurmalıdır. Laktoz intoleransı teşhisi önce doktorun muayenesi ve sorularıyla başlar. Laktoz intoleransı genetik de olabildiğinden, doktor ailede başka bir kişide bu durumun olup olmadığını öğrenmek isteyebilmektedir. Daha sonra kişiye laktoz intoleransı testi uygulanmaktadır. 

Laktoz intoleransı testi yapılacak kişi 8 saat hiçbir şey yememiş ve içmemiş olmalıdır. Bu testin amacı laktozun sindirim sistemi tarafından nasıl emildiğini kontrol etmektir ve sonucunda laktoz intoleransı tespit edilebilmektedir. Test yapılacak kişiye laktoz içeren bir sıvı içirilip sonrasında kan testi yapılır, test sonucunda kan şekeri yükselmiyorsa bu sonuç laktoz intoleransına işaret eder.

Bir diğer test ise hidrojen solunum testidir. Bu testin uygulanacağı kişiye  laktoz içeren bir sıvı verilir. Daha sonra nefes yoluyla hidrojen miktarına bakılır. Hidrojen eğer artıyorsa laktoz sindiriminde bir problem olduğu anlaşılır. Bunun sebebi sindirilemeyen laktozun kalın bağırsakta fermente olup kana karışarak, akciğere gaz olarak iletilmesi ve bu yolla dışarı atılmasıdır.

Bebeklerde ve küçük çocuklarda laktoz intoleransı olup olmadığını anlamak için dışkı asit testi uygulanır. Laktozu sindiremeyenlerin dışkısında laktik asit ve glikoz bulunur. Laktoz intoleransının tespiti için bu test uygulanır.

LAKTOZ İNTOLERANSI TEDAVİSİ NASILDIR?

Laktoz intoleransı olan kişilerin herhangi bir rahatsızlık yaşamadan hayatını devam ettirebilmesi için, yediği ve içtiği her şeye dikkat etmesi ve laktoz tüketiminden kaçınması gerekmektedir. Aslında tedavi için en basit ve kalıcı çözüm yolu budur. Fakat kişilerin günlük hayatında yeme içme konusunda sürekli dikkatli davranması gerekliliği onları zamanla yorabilmekle beraber dikkatin de azalmasına sebep olabilir. Kişinin laktoz intoleransına bağlı bir rahatsızlık yaşamaması için yeme içme konusundaki dikkatini ve istikrarını sürdürmesi gerekmektedir. Bazı hastalara bağırsak florasını düzenlemeye yardımcı probiyotik ve prebiyotik verilebilmektedir. İlaç takviyesinde ise dikkate değer bir husus vardır. Bazı ilaçların dolaylı olarak laktoz ile işlendiği bilinmektedir.