27 Kasım 2018 Salı

BÜTÜNSEL SAĞLIK VE DENGELİ YAŞAM


Bütünsel sağlık ve dengeli yaşam kavramlarını birbirinden ayrı değerlendirmek imkansızdır. Çünkü bütünsel olarak sağlıklı olabilmek; kişinin bedensel, zihinsel ve ruhsal bileşenlerinin eş zamanlı olarak dengeli ve uyumlu olabilmesi ile mümkündür.



Bütünsel Sağlık kavramı insan yaşamını etkileyen tüm faktörleri içinde barındırmaktadır. Bütünsel olarak sağlıklı olmaktan ancak hem fiziksel hem zihinsel hem de ruhsal açılardan eş zamanlı olarak dengeli, enerjik, dingin, mutlu, zinde, barışık ve huzurlu hissedildiğinde bahsedilebilmektedir.

Fiziksel bedene özen gösterip, sağlıklı bir beslenme biçimi ve ideal bir rutinde fiziksel aktivitede bulunmak tüm bedenlerimizde denge yaratabilmek adına güzel bir adımdır ancak yeterli değildir. Beraberinde madde ve enerjiden oluşan fiziksel beden sağlığımızı dengeleyici bir yaşam tarzını benimsemek de gerekmektedir. Fiziksel beden sağlıklıyken aynı zamanda zihinsel kargaşa, psikolojik çöküntüler ya da ruhsal problemler ile de baş edebiliyor olmak dengeli yaşam ve beraberinde getireceği bütünsel sağlık açısından son derece önemlidir.

Stres, huzursuzluk, mutsuzluk, karamsarlık, güven ve özgüven sorunu, nefret, öfke ve korku gibi çoğaltabileceğimiz olumsuz duygu durumları vücudu hastalıklara karşı savunmasız hale getirmektedir. "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü sağlığın bütünlük yapısını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu ruh hali zihin ve beden sağlığını da etkilemektedir.

Kişinin duygu, beden ve zihin dinamikleri birbirleriyle iç içe geçmiş olarak varlıklarını sürdürmektedir. Aynı zamanda bilgi ve enerji alışverişi içindedirler. Fiziksel sağlığımız için olumlu bir şey yaptığımızda, örneğin sağlıklı beslenmeye başladığımızda veya her gün doğa içinde düzenli olarak hareket etmeye başladığımızda bu durum kişiyi zihinsel ve ruhsal açıdan da olumlu olarak etkilemeye başlayacaktır. Bunun tersi de aynı şekilde geçerlidir. Yani sürekli sindirim sisteminizin hazmedemeyeceği kadar yemek yiyor, zihinsel faaliyetlerinize hiç ara vermiyor ve zihninizi dinlendirmiyor veya bütün günü zihninizi çalıştıracak hiçbir şey yapmadan, yeni bir şeyler öğrenmeden, sadece televizyon izleyerek geçiriyorsanız bu yaşam tarzı bütünsel olarak olumsuz etkilenmenize sebep olacaktır.

Mora Bach Çiçekleri Terapisi, ruh halini dengeleyerek olumsuz düşüncelerin yol açtığı organik rahatsızlıkların iyileşmesini desteklemektedir. Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı araştırmaların gelişmesi üzerine ortaya çıkan Bach Çiçekleri Terapisi tüm dünyada duygu durum bozuklukları için kullanılan homeopatik bir kürdür. Tıpkı Dünya Sağlı Örgütü’nün tanımı gibi sağlığı bir bütün olarak ele alan Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi; korku, stres, belirsizlik, ilgi eksikliği, yalnızlık, dış etkilere ve fikirlere hassaslık, mutsuzluk, çaresizlik, öfke ve nefret gibi duygu ve düşünceleri zihinden uzaklaştırmak için kullanılmaktadır.

Bütünsel sağlık ve dengeli yaşam sadece fiziksel olarak dinginlik ve sağlıklı olma durumu ile oluşmaz aynı zamanda zihnin ve duyguların da dingin olabilmesini sağlamak elzemdir. Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi de olumsuz duygu ve düşüncelere maruz kalarak bozulan vücut sinyallerini vücuttan uzaklaştırarak, duygu durumunda gözlemlenebilen sakinlik ve mutluluk halini destekleyerek kişinin dengeli bir yaşama sahip olabilmesini amaçlamaktadır. Aynı zamanda Mora Terapi yöntemi ile uygulanan tüm seanslarda vücudun çevresine yaymış olduğu bozuk elektromanyetik sinyaller filtrelenerek vücudun elektromanyetik titreşimleri dengelemektedir. Mora terapi yöntemi ile gerçekleştirilen tüm seanslarda sağlıklı beslenme davranışının oluşumu desteklenmekte ve aynı zamanda düzenli fiziksel aktivite ve su tüketimine özellikle dikkat çekilmektedir.


21 Kasım 2018 Çarşamba

MORA TERAPİ İLE HER SEANS BİR DETOKS


Mora Terapi, maddenin çevresinde oluşan elektromanyetik alandaki frekansların tedavi amacıyla kullanıldığı bir bütünsel tıp yöntemidir. Mora terapi genel olarak, vücuttaki elektriksel aktiviteyi olumsuz etkileyebilecek, toksik bileşiklerin, problemli bilgi frekanslarının biorezonans yöntemi ile vücuttan silinmesini ve zararlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlamaktadır. Yurt dışında birçok hastalığın tedavisinde bütünsel tıp yöntemi olarak kullanılan Mora Terapi, ülkemizde ağırlıklı olarak sigara bağımlılığı, karbonhidrat bağımlılığı, ağrı tedavileri, alerjiler, duygu durum bozuklukları ve bunların dışında birçok kronik ve otoimmün hastalıkların tedavisinde uygulanmaktadır.



Vücudumuz elektromanyetik frekanslara sahip bir sistemdir. Vücudumuzun her organının belirli bir frekansı vardır ve bu frekanslar, dışarıdan gelen negatif etkilere maruz kaldığında hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. 

Mora terapi cihazları, içerisindeki özel filtreler sayesinde tespit ettiği hastalıklı dokulara, yaydıkları olumsuz frekansların ayna görüntülerini yollayarak bu hastalığa sebep olan frekansları vücuttan silerek iyileşmeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda yine özel fitreler sayesinde vücuttan aldığı sağlıklı frekansları da güçlendirerek vücuda geri yollayarak genel sağlık durumunu desteklemektedir. Mora terapinin kullandığı bu yönteme ise biorezonans denmektedir.

Modern yaşam ve gelişen teknoloji pek çok konuda yaşamımızı kolaylaştırırken aynı zamanda farkında olmadan bedenimize aşırı yük bindirmektedir. En başta kirli hava, işlenmiş gıdalar ve normal değerlere uymayan su hayatımızın kalitesini git gide düşürmektedir. Böyle bir tempoda herkes belirli aralıklarla vücudunu dinlendirmeye ve vücudunu temizlemeye ihtiyaç duymaktadır.

Hastalıkların meydana gelmesi, bazen bardağı taşıran son damla olmalarından kaynaklanıyor olabilmektedir. Vücudumuzu bir bardak olarak düşündüğümüzde, vücut sürekli olumsuzluklara maruz kalarak dolabilmektedir, artık tolere edemediği bir problemle karşılaştığında ise bu sorun semptom veya rahatsızlık olarak baş gösterebilmektedir. Bütünsel tıp anlayışına göre önemli olan vücudun olumsuzluklarla ağzına kadar dolmasını önlemektir. Biorezonans terapileri ile bahsettiğimiz genel frekans temizliği yani genel bir detoks yapılması, vücudu bütünsel olarak sağlıklı haline kavuşturabilmek için tercih edilebilmektedir.  

Vücudun zararlı maddelerden temizlenmesi anlamına gelen detoks, bedenimizi hastalıklardan korumak, ruhsal, bedensel ve zihinsel olarak dengede tutmak için başvurulan yöntemlerinden biridir. Vücutta birikerek hastalıklara ve yaşlanmaya sebep olan zararlı atıkların vücuttan uzaklaştırılma işlemi olan detoks, sağlıklı bir yaşama kapı aralar. Detokstan sonra kan temizlenir, organ, doku ve hücreler beslenir, cilt daha parlak ve sağlıklı gözükür. Temizlenen vücutta kişi kendi daha enerjik hisseder.

Temel amacı vücuttaki normal olmayan işleyişi normal ve sağlıklı haline getirmek olan Mora Terapi de tıpkı detoks gibi vücuttaki zararlı maddeleri ve olumsuz frekansları temizlemektedir. Sindirim sistemi ve bağırsak florası temizliğinde de önemli başarılara sahip Mora Terapi, toksik maddelerin elektromanyetik frekanslar yardımıyla vücudumuzdan atılmasını sağlamaktadır. Kısacası Mora Terapi ile her seans, bir detoks!

14 Kasım 2018 Çarşamba

SAVUNMA SİSTEMİMİZ; BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ


Bağışıklık sistemi diğer adıyla immün sistem, vücudun virüsler veya zararlı bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlarla mücadelesine yardımcı olan, canlıyı hastalıklara karşı koruyan, patojenleri ve tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden doğal savunma sistemidir. Bağışıklık sistemi yetersiz olduğunda, sağlıklı dokular ve enfekte olmuş dokular arasında ayrım yapamaz ve dolayısıyla işlevini yerine getiremez. Bunun için bağışıklık sistemini güçlendirmek önemlidir.



Bağışıklık Sistemini Güçlendirmenin Yolları Nelerdir?

Bağışıklık sisteminin gelişmesi için bebeklik döneminden itibaren yaşamın her döneminde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır.  Ancak hava kirliliği, dengesiz ve kötü beslenme, yoğun stres, mevsim değişiklikleri, sigara – alkol gibi bağımlılıklar, kimyasallar, genel hijyen kurallarının yerine getirilmemesi, aşırı kilo, bilinçsiz ilaç kullanımı, kalitesiz uyku gibi sebepler bağışıklık sistemini zayıflatabilmektedir.

Güçlü bir bağışıklık sistemi için doğru çalışan bağırsaklar ve sağlıklı bağırsak florasının önemi tartışılmazdır. Sürekli tüketilen sağlıksız yağlar bağışıklık sistemi için risklidir. Örneğin kızarmış yiyecekler örnek olarak verilebilir, çünkü bu yiyeceklerde bulunan yağlar besin değeri bakımından fakirdir ve kilo almaya neden olur. Bununla birlikte kolesterol seviyesinin yükselmesine ve dolayısıyla bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açar. Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, yağlı yiyecekler vücudun bakterilerle savaşmasını engellemektedir. Aynı zamanda gereğinden fazla şeker tüketmek de immun sistemi zayıflatabilmektedir.

Yaşam tarzı ve gelişmiş bağışıklık işlevi arasında bilimsel olarak kanıtlanmış doğrudan bağlantılar mevcut değildir. Çünkü bağışıklık sistemi sanılandan daha komplike bir sistemdir. Ancak bu durum, yaşam tarzının bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin olmadığı anlamına gelmemektedir. Bilim insanları tarafından, insanlarda diyet, egzersiz, yaş ve stresin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri araştırılmaktadır.

Bağışıklık sistemi üzerine etkileri kanıtlanmış bazı yaşam tarzı değişikliklerine; bağımlılıklardan kurtulmak, ideal kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, düzenli uyku uyumak, stresten olabildiğince uzak yaşamak, sebze- meyve, protein ve sağlıklı yağlardan zengin dengeli bir beslenme davranışı edinmek gibi örnekler verebilmek mümkündür.

Beslenme açısından değerlendirildiğinde, bağışıklık sistemi için bağırsak sağlığını olumsuz etkileyecek ve sonucunda kilo olarak size geri dönebilecek davranışlardan kaçınmak önemlidir. Doğal olmayan şeker tüketimi mümkün olduğunca sınırlandırılmalıdır.

Antioksidan alımı son derece önemlidir. Antioksidanlar hücreye zarar veren maddeleri, serbest radikalleri yakalayarak ve yok edilmesini sağlarlar. Soğan, sarımsak, ıspanak, dereotu, maydanoz, turunçgiller, domates, zencefil, brokoli antioksidan açısından zengin besinlere örnek olarak verilebilir. Taze ve mevsiminde sebze meyve tüketmek bağışıklık sistemi açısından da son derece önemlidir. Aynı zamanda farklı renklerde özellikle koyu renkli sebze ve meyveler tüketerek bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz.

Günümüzde oldukça yaygın olan yanlış ve bilinçsiz ilaç kullanımı bağırsak sağlığını olumsuz etkileyeceğinden özellikle de yanlış antibiyotik kullanımı nedeniyle bakterilere karşı direnç geliştirebileceğinizden bağışıklık sistemini riske atmaktadır. Doktorunuza danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayınız.

Düzenli uyku ve egzersiz de bu aşamada bağışıklık sisteminiz için son derece önemlidir. Vücut yorgun olduğunda bağışıklık sisteminin de zayıfladığı unutulmamalıdır. Hastalıklardan korunmada egzersizin çok büyük bir önemi vardır. Düzenli egzersiz bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek, virüslerle ve bakterilerle savaşmayı desteklemektedir.

Mora Terapi kilo seanslarında bağırsak sağlığı her zaman ön planda tutulur ve iyileştirilmeye her zaman bağırsaklardan başlanmaktadır. Sağlıklı bağırsaklar güçlü bağışıklık sistemini de beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda bağımlılık terapileri ile sigara alkol gibi bağışıklık sisteminizi olumsuz etkileyen bağımlılıklarınızdan kurtularak bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Mora terapi ile yapılan tüm seanslarımızda genel frekans temizliği yapıldığından bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebilecek olumsuzluklar ortadan kaldırılarak kişinin bütünsel olarak sağlıklı olabilmesi sağlanmaktadır.

1 Kasım 2018 Perşembe

SİGARADAN KURTULMAK İÇİN NEDEN MORA TERAPİ


Sigara bağımlılık yapıcı bir madde olması ve erişiminin kolay olması nedeniyle tüm dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. İnsan sağlığı başta olmak üzere, sosyal ve ekonomik olarak da baş etmesi zor bir bağımlılıktır.

Sigara içinde en tehlikelileri arsenik (fare zehri), karbon monoksit (ekzos gazı), benzin, kadmiyum (akü metali), hidrojen siyanid (gaz odaları zehri), toluen (tiner), amonyak, nikotin, naftalin (güve kovucu) ve propilen glikol olmak üzere 4000’in üzerinde kanserojen, toksik ve bağımlılık yapıcı madde bulunmaktadır.


Sigaranın vücutta, damarların zamanla daralmasına ve tüm dokulara gelen kan ve oksijen miktarının azalmasına sebep olur. Sigaranın içindeki yabancı maddeler dokularda irritasyon ve hasar oluşturur. Aynı zamanda cildin yeteri kadar beslenmesini engelleyerek erken yaşlanmanıza sebep olur. Bulunduğunuz ortamlarda kötü ve ağır koku olması, dişlerde kirli ve pis görünüm ve dişeti hastalıkları, ağız ve yutakta tat alma eksikliği, ağız, yutak, gırtlak, nefes borusu, akciğer, mide , yemek borusu, pankreas, rahim, mesane kanseri riskinde artma, kalp ve damarların görmüş olduğu zarar ve tahribattan dolayı kalp krizi, tansiyon yükselmesi, beyinde felç, ileri yaşta bunama (Alzheimer), gözlerde katarakt ve ileri yaşta körlük, koku almada azalma, kronik bronşit ve amfizem gibi tıkayıcı akciğer hastalıkları, mide ve yemek borusunda kanama, ülser, iktidarsızlık, döllenme yetersizliği, ellerde, parmaklarda sararma, tırnaklarda zayıflama, kemik erimesi gibi birçok sağlık sorununa sebep olabilmektedir. Ayrıca yorgunluk, uykusuzluk, ruhsal gerilim, stres, performans düşüklüğü, reflekslerde azalma da oluşturmaktadır.

Sigara kullanımı ve bağımlılığının tedavisi konusunda ABD Sağlık Bakanlığı tarafından 2008 yılı klinik uygulama kılavuzunda, nikotin içeren ilaçlar (nikotin sakızı, nikotin bandı, nikotin inhaler, nikotin pastili), Bupropiyon ve Varanikline, Nortrpitilin ve Clonidin sigara bırakmada etkisi kanıtlanmış ilaçlar olarak yer almıştır.


Mora Terapinin Sigara Bırakmada Etkisi


Son 10 yıldır ülkemizde Mora Terapi ile sigara bırakma tedavisi uygulanmaya başlanmıştır. Mora-Biorezonans yöntemi ilk kez 1970’li yıllarda Alman doktor Franz Morell tarafından kullanılmaya başlanmış olan ve vücuda maddelere özgü zayıf elektromanyetik frekanslar yoluyla müdahaleyi amaçlayan ve bu amaçla üretilmiş tıbbi cihazlar yardımıyla yapılan bir bütünsel tıp yöntemidir. Bu tedavinin birçok farklı endikasyonlarda kullanılabileceği gösterilmiş olsa da; son yıllarda, özellikle bağımlılıklar konusundaki kullanımı yaygınlaşmıştır.

Mora Terapi, içtiğiniz sigaradan alınan elektromanyetik titreşimlerin biorezonans yöntemiyle vücuttan silinmesi işlemidir. Biorezonans birbirinin ayna görüntüsü-tersi olan iki titreşimin birbirini yok edeceği bilgisinden yola çıkılarak geliştirilmiştir. Bu tedavi bağımlılıklarda kullanıldığında fiziksel bağımlılık üzerinde etkili olmakta ve bağımlılık yapan maddeye ihtiyaç belirgin olarak azalmaktadır. Mora-Terapi seansının sonucu, sigara içme isteğinizin terapinin hemen sonrasında hissedeceğiniz şekilde ve kalıcı olarak azalmasıdır. Tedavi sonrası sigara eskisi gibi zevk vermez hale gelecektir.

Yapılan işlem bir yandan da tütünün içinde bulunan ve vücudunuzda birikmiş olan zehirli maddelerin vücudunuzdan hızla atılmasını sağlamaktadır. Vücuttan atılma işlemi sırasında hastanın üzerine düşen, terapi öncesi ve sonrasında bol bol su içmek, her gün sıcak duş almak ve haftada 1 gün hamam, sauna vs gibi yöntemler yardımıyla detoksifikasyonu hızlandırmaktır.

Mora terapiyi diğer sigara bırakma yöntemlerinden ayıran en büyük farklar, terapi sırasında sadece sigara frekansları silinmekle kalmaz aynı zamanda, vücutta birikmiş olan toksinler vücuttan uzaklaştırılmış olur. Bunun yanında vücudun sağlıklı frekansları cihaz tarafından filtrelenerek yükseltilir, sağlıksız frekanslar ise ters çevrildikten sonra vücuda geri verilir. Bu şekilde vücudun genel sağlık durumu da dengelenmiş olur. Her seansta yapılan renk terapileri sayesinde de sigarayı bırakma evresinde meydana gelebilecek duygu durumdaki dalgalanmaların kontrol altına alınabilmesi sağlanır.




24 Ekim 2018 Çarşamba

DÜŞMANIMIZ KRONİK STRES


Gün içerisinde işte, evde, okulda yaşadığımız olaylar, sınavlar, yetişmesi gereken projeler, geçim sıkıntısı, eve giderken maruz kaldığımız trafik hatta akşam evde izlediğimiz haberler bile vücutta stres yaratmaktadır. Peki nedir bu stres? Vücutta nelere sebep olabilir? Neden tehlikelidir?


Stres vücutta ve zihinde, içsel ya da dışsal bir uyarana karşı verilen tepkilerin genel adıdır. Stres kavramı; tamamen negatif olarak da algılanmaması gereken bir kavramdır. Canlının yaşamı için gerçekten tehdit oluşturan durumlarda, stres sayesinde aksiyon ve tedbir alınabilir. Ancak aynı şeyi uzun vade için belirtmek mümkün değildir. Kronikleşen stres durumu vücutta birçok dengesizliklere ve önlem alınmazsa problemlere yol açabilmektedir.


Vücut stresli durumlarda belirli hormonlar salgılar. Bunların başında da kortizol gelir. Kritik anlarda kana karışan kortizol sadece kişinin kendisini koruyabilmesi veya kaçabilmesi için gerekli enerjiyi sağlayabilmek adına kan şekerini artırır ve üreme sistemimizden bağışıklık sistemimize kadar diğer bütün sistemleri bir süreliğine baskılar. Kortizol salınımı tehlike geçince normale dönmektedir. Hayatımızı kurtaran bu hormon, stres kronik hale geldikten sonra olumsuz etkilerini göstermeye başlar.

Stres kronikleştiğinde vücut hep alarm durumunda kalmaktadır. Kandaki kortizol değerleri sürekli yüksek seyretmektedir. Sonuç olarak anksiyete, bağışıklık sisteminin etkin bir şekilde çalışamaması, yüksek tansiyon, sindirim problemleri, kısırlık, obezite, kalp krizi, uyku, hafıza ve konsantrasyon sorunları meydana gelebilmektedir.

Yapılan araştırmalar stres hormonlarının bel çevresinde daha çok yağ depolanmasına sebep olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda aşırı kilo ve riskli yağlanmaya bağlı olarak kalp krizi gelişme olasılığını da artırmaktadır. Stres hormonları kalp atışlarını hızlandırarak, damarların daralmasına sebep olarak tansiyonun yükseltmektedir. Stres kronikleştiğinde kalbe binen yük artar ve kalp- damar hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlanmış olur.

Sürekli hale gelen stres durumu sindirim sistemi üzerinde de olumsuz etki yaratmaktadır. Mide ülseri, reflü, hazımsızlık, kabızlık, ishal, spastik kolon, şişkinlik, gaz şikâyetleri bunlardan bazılarıdır.

Stres hormonlarının kanda sürekli yüksek seyretmesi sonucu bağışıklık sistemi aktiviteleri de bozulmaktadır. Bunun sonucunda vücut enflamasyona elverişli hale gelmektedir. Bu da stresli kişilerin daha kolay hastalanarak, daha zor iyileşmelerine sebep olmaktadır. Bağışıklık sisteminin düzgün çalışmaması nezleden kansere kadar tüm hastalıkların oluşmasını etkilemektedir. Bununla birlikte yapılan çalışmalar kanser hastalarında oluşan kronik stresin, metastaz olasılığını ve yayılma hızını arttığını göstermektedir.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki stres hormonları yüksek olan kişiler, hamile kalmakta zorlanmaktadır. Aynı zamanda herhangi bir fiziksel problem olmamasına rağmen, çiftin aşırı çocuk istemesi de stres yaratabilir ve bu nedenle hamilelik gerçekleşmeyebilir. Bununla birlikte adet düzensizlikleri ve adetten erken kesilme de stresli kişilerde sıkça karşılaşılmaktadır.

Kandaki kortizol seviyelerinin kemik yoğunluğunu da azalttığı, bu sebeple kemik erimesine sebebiyet verebileceğini gösteren çalışmalar da mevcuttur. Kronik stresin, beyin üzerine etkilerinden bahsedersek, hafızaya zarar verdiğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Hafıza problemleri sonrasında demans, alzehimer ve konsantrasyon bozuklukları gibi ciddi problemlere sebebiyet verebilmektedir.

Stresli durumda baş ağrıları sıkça görülmektedir. Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının çoğunluk nedeni strestir. Aynı zamanda depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk gibi hastalıklar, gergin kişilerde daha sık görülmektedir.

Peki günlük hayatımızdan stresi çıkaramıyorsak, nasıl baş edebiliriz? Kendinize iyi gelen, sizi günlük hayatın stresinden uzaklaştırabilecek uğraşlar bulmak en önemli yöntemlerdendir. Özellikle düzenli egzersizin stres hormonlarını azalttığı bilinmektedir.

Uyku düzeninize de dikkat etmelisiniz. Düzenli ve yeterli uyku, kortizol seviyelerinizi dengede tutmanıza yardımcı olacaktır.

Sağlıklı beslenme de stresle savaşta en önemli etkenlerden biridir. Karbonhidrat ve basit şekerlerden zengin diyetler kan şekerinizde ani oynamalara sebep olacağından kronik stres için kesinlikle doğru bir tercih olmayacaktır. Bunların yerine protein, sağlıklı yağlar, sebzeler sizi hem tok tutacak hem de kan şekerinizi dengeleyecektir. Aynı zamanda C vitamini tüketimi de stresi kontrol altına almanıza yardımcı olabilmektedir. Araştırmalar gösteriyor ki, C vitamini stres ve stres kaynaklı kalp krizi, yüksek tansiyon gibi sağlık problemlerine karşı koruyucu etki göstermektedir. C vitamini vücutta stresle savaşırken aynı zamanda bağışıklık sisteminizi de güçlendirecektir. Aynı zamanda omg-3 ‘ün de vücutta stresle savaştığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır.

Kronik stresin birçok sindirim sistemi rahatsızlığına sebep olabileceği ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileyeceğinden bahsettik. Buna karşı bağırsak floramızı desteklemek en önemli önlemlerden biri olacaktır. Probiyotik bakteriler bağışıklık sisteminizi destekleyerek artan kortizol seviyelerinizi aşağı çekmenize yardımcı olacaktır.

Mora Terapi yöntemi ile yapılan stres terapilerinde daha çok renk terapileri ve kişiye özgü Bach çiçeklerinden oluşturulmuş terapiler kullanılmaktadır. Kronik stres vücutta önemli sorunlara neden olabiliyor, bütünsel sağlığımız açısından stresle başa çıkma tedavi ve yöntemlerini mutlaka dikkate almalıyız. 



17 Ekim 2018 Çarşamba

OBEZİTE VE DEPRESYON DÖNGÜSÜ


Depresyon da obezite de dünya çapında sıklıkla karşılaşılan ve her geçen gün yaygınlaşan sağlık problemlerindendir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, depresyonun obezite ya da obezitenin depresyon riskini artırdığı gibi farklı sonuçlar bildirilmesine karşın, çoğunlukla depresyon ve obezite arasında karşılıklı bir etkileşim olduğu gösterilmiştir.



Obezite; tip 2 diyabet, hiperkolesterolemi, osteoartrit gibi kronikleşebilen hastalıklara zemin hazırlar; hayat kalitesini düşürür, ayrıca ciddi sağlık problemlerine sebep olabileceğinden ölüm oranını arttırmaktadır. Yapılan son çalışmalarda; obezite ile birlikte major depresyon, bipolar bozukluk, panik bozukluk gibi psikiyatrik hastalıkların da yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Bununla birlikte depresyonun da obeziteye sebep olabileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır.

Bu konuda yapılmış bir araştırmanın sonuçlarına göre; aşırı obez bireylerde depresyon görülme riski artarak; depresyon daha ağır geçirilmektedir. Yetişkinlerde önce obezite arkasından depresyon gelişirken, çocuklarda ise önce depresyon ardından obezite geliştiği bildirilmektedir. Özellikle obez kadınlarda depresyon görülme sıklığında obez erkeklere oranla ciddi bir artış gözlemlenmektedir.

Obezite ve depresyon arasındaki ilişkinin tek bir nedeni olmadığı, çok faktörlü bir yapıya sahip olduğu düşünülmektedir. Obez bireylerde en sık görülen sorunlar, kendine güvende azalma, çekingenlik, sosyal yaşamdan soyutlanma, işsizlik, evlilikle ilgili problemler, sıkıntı ve depresyondur. Bunlarla birlikte artan motivasyon kaybı fiziksel aktivitede azalmaya ve sonuç olarak obezite probleminde büyümeye yol açmakta, bir kısır döngü yaratmaktadır.

İnsanda ruhsal durum ve yeme davranışı arasında bir etkileşim olduğu bilinmektedir. Ruhsal durumla yemek seçimi, yeme miktarı ve yeme sıklığı arasında bir ilişki mevcuttur. İnsanda yeme davranışının anksiyete, neşe, üzüntü, öfke, depresyon gibi farklı duygulara göre değiştiği kabul edilmektedir. Yapılan çalışmalarda sıkıntı, depresyon, yorgunluk sırasında yeme miktarında artma olduğunu bildirilmektedir. Öfke, depresyon, sıkıntı, anksiyete ve yalnızlık gibi negatif duygular, yeme bozuklukları ve yanlış besin tercihleri olarak kişiye geri dönmektedir.

Depresyon ve obezite arasındaki ilişki konusunda yürütülen araştırmalarda, leptin hormonunun salgılanmasında meydana gelebilecek düzensizliklerin de bu ilişkiyi etkileyebileceği savunulmaktadır. Vücutta tokluk hissi sağlayan leptinin antidepresan benzeri bir etkisinin de bulunduğu, düşük düzeydeki leptinin ise depresif davranışlarla ilişkili olabileceği belirtilmiştir.

Bağırsaktaki faydalı bakterilerin, duygu durum üzerinde de etkili olduğunu gösteren çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Probiyotiklerin, bağışıklık sisteminden metabolizmaya kadar birçok yaşamsal faaliyeti etkilerken aynı zamanda beyindeki mutluluk, endişe gibi duyguları kontrol eden merkezine de sinyaller yolladığı savunulmaktadır. Aynı zamanda mutluluk hormonu dediğimiz seratonin salgısının %95’i bağırsaklardaki yararlı bakteriler tarafından üretilmektedir.

Probiyotiklerle ilgili yapılan bir araştırmada, depresyondan obeziteye birçok sağlık probleminin bağırsaklar ve bağışıklık sistemi arasındaki iletişim problemi ile ilgili olduğu belirtilmektedir. Kilo probleminizin, depresif hissetmenizin sebebi bağırsaklarınıza gereken önemi göstermemeniz olabilir. Mora Terapi yöntemi ile yapılan hemen hemen her tedavide bağırsak sağlığı ön planda tutularak, kişinin bütünsel sağlığı amaçlanırken iyileştirmeye bağırsaklardan başlanır. Kilo verme terapilerinde mutlaka probiyotik takviyeler önerilir ve kişinin duygu durumunu desteklemek üzere tedavilerde mutlaka Bach Çiçekleri ve Renk Terapilerine yer verilir. 

10 Ekim 2018 Çarşamba

ŞEKERLER ENERJİ VERİR (Mİ)?


Şeker, maalesef günümüzde en çok tüketilen besin maddelerinden biridir. Her gün çayınıza, kahvenize attığınız şeker, yediğiniz tatlılar ve içtiğiniz gazlı içeceklerin yanı sıra içeriğini bilmediğimiz paketli gıdalarda da bulunmaktadır. Dolayısıyla şeker tüketirken, günde ne kadar tükettiğimiz konusunda net bir şey söyleyebilmek mümkün değildir.

Fazla şeker, vücut tarafından tolere edilemez ve bunun sonucunda zamanla vücutta birikerek birçok ciddi sağlık sorununa neden olabilmektedir. Şeker, vücutta hormon salınımını olumsuz etkiler, yaşlanma sürecini hızlandırır, kilo artışına ve bölgesel yağlanmaya sebep olur, karaciğer yağlanmasını tetikler, kalp-damar sağlığınızı olumsuz etkiler, bağışıklık sistemini zayıflatır, diyabet riskini artırır. Aynı zamanda daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi vücutta bağımlılık yaratmaktadır. Bu durum sadece kilo açısından değil aynı zamanda genel sağlık durumunuz açısından da çok önemlidir.


Şeker tüketmezsen enerjisiz kalırsın, beynin az çalışır gibi söylemlere günlük hayatta çok denk gelmişsinizdir. Bu yaklaşımlar son derece yanlıştır. Beynin ve vücudun ‘ekstra’ tüketeceğiniz yapay şekerlere kesinlikle ihtiyacı yoktur. Çünkü; beyin ihtiyacı olan şekeri gün içerisinde yediğimiz sebzelerden, kuru baklagillerden de karşılayabilmektedir.


Sabahları yataktan bir türlü kalkamıyorum, ne kadar uyursam uyuyayım dinç uyanamıyorum, sürekli halsiz hissediyorum diyorsanız, bunun sebebinin tiroid gibi bir hormon metabolizması, fazla stres veya geceleri düzensiz uyku saatleri gibi hayat tarzınızdan ya da sağlık sorunlarından kaynaklanmadığından emin olduktan sonra, beslenme düzeninizi mutlaka gözden geçirmelisiniz.

Gün içerisinde tüketeceğiniz şeker içeriği yüksek gıdalar, özellikle paketli ürünler, enerjinizi kısa süreliğine yükseltebilir. Ancak, insülin seviyenizi de yükseltir ve sonrasında da hızla kan şekerinizin tekrar düşmesine sebep olur. Bu nedenle enerjiniz çabucak biterek, açlık hissiniz artarak geri dönecektir. Kan şekerindeki bu ani dalgalanmalar gün içerisinde vücudunuzda halsizlik ve bitkinlik hissini oluşturacaktır.

Gün içerisinde karbonhidrat ağırlıklı öğünlerin tüketimlerinden hemen sonra kanda seratonin seviyeleri artacağından, sakinlik ve rahatlama hissi meydana gelir. Genellikle yemeklerden sonra duyabileceğiniz ‘Rehavet çöktü’ deyimi de aslında buradan gelmektedir. Bu durum, gün içerisindeki uyku hali, odaklanma problemlerinin oluşum sebeplerinden biridir. 

Sabahları dinç uyanamamaktan yakınanlar için şunu da söylemek mümkündür. Gece yatağa tok girdiğinizde vücut sindirim için çalışmaya devam etmek zorunda kalacaktır. Bu nedenle vücudunuz yeni güne hazır uyanabilmek yerine, tüm gece çalışmış ve dinlenememiş olarak güne başlar. Bu konuda, gece yatağa girmeden en az 3-4 saat öncesinde beslenme işleminin tamamen bitmiş olması önerilmektedir.

Masum gözüken şeker aslında yaşam standartlarınızı ne kadar çok etkiliyormuş değil mi? Siz de enerjinizi sebzelerden, kaliteli karbonhidrat kaynaklarından, proteinlerden ve sağlıklı yağlardan karşıladığınızda değişimi göreceksiniz. Şekersiz beslenmeye başladığınızda sabahları dinç uyandığınızı gözlemleyeceksiniz.

Mora Terapi yöntemi ile şeker bağımlılığınızdan kurtulmanız mümkündür. Şekerli gıdalardan alınan frekans bilgileri ile vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu gıdalara karşı isteksizlik oluşturulur. Bunun sayesinde de Mora Terapi seansları sonrasında verilecek olan sağlıklı beslenme protokolüne uyum kolaylaşacaktır. Bu şekilde bütünsel olarak sağlıklı hissederek güne daha zinde başlayabilirsiniz.