16 Ocak 2021 Cumartesi
Kış Hastalıklarından ve Enfeksiyondan Nasıl Korunabiliriz?
25 Aralık 2020 Cuma
Yeni Yılda Sadece Karar Almakla Kalmayın; Uygulayın!
Yeni yıla yaklaşırken bir çoğumuz temiz başlangıçlar yapmak için kendimizle ilgili değişiklik kararlarını çoktan aldık. Yapılacaklar listesini oluşturduktan sonra ise çoğu zaman yazdığımız listeye tekrar dönüp bakmaz ve hayatımıza kaldığı yerden, aynı şekilde devam edip hevesimizi kaybedebiliyoruz. Her daim karar almak kolay, uygulamak zordur birey için.
Hayat boyunca alınan her karar uygulama sırasında şartlara göre değişikliğe uğrar, bazen de yok olur. İster zayıflamak için diyet ister şirketiniz için önemli bir yatırım kararı alın, sıra uygulamaya gelince aldığınız karar kendiliğinden esnemeye ve değişime uğramaya başlar. Bu, hayatın gerçeklerinden sadece biridir.
Fakat daha
karar alma aşamasındayken onun nasıl uygulanacağını düşünmek büyük yanılgılara
götürebilir. Bir şirkette kuralları uygularken o kuralların kimin üzerinde
uygulanacağına göre karar vermek şirketi “duruma ve adama göre karar veren” bir
şirket konumuna sokar. Şartlara ve kişilere göre karar vermek insanları da
şirketleri de hiç ilkesi olmayan (fazla pragmatik) bir kalıba sokar. Karar
alırken taviz vermek, yanlış karar almak demektir.
Alışkanlıklarınızı gözden geçirin!
İstenmeyen
bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi, o davranışın kişinin
hayatındaki başka şeylerle zamanla pekiştirilmiş, tekrar edilmiş olmasından kaynaklanır. Uyanır uyanmaz kahve veya yemek sonrası sigara içmek gibi... Davranışınızın temelindeki zihinsel süreci keşfedip, istemediğimizi fark etmek ve uygulamamak en etkili çözümlerden biridir.
Yeni alışkanlıklar edinirken de bunları sürekli yaptığınız ve yapmaktan zevk
aldığınız şeylerle pekiştirerek davranışın alışkanlığa dönüşmesine yardımcı
olabilirsiniz.
Küçük adımlarla büyük ve sürdürülebilir değişimlere...
Geçmiş
deneyimlerinizin olumsuz sonuçlanması motivasyonunuzu düşürmüş olabilir ancak bunu başarısızlık olarak değil, tecrübe olarak değerlendirin. Önemli olan çok
fazla olumlu sonuç elde etmek değil, sonuç almak için denemeyi bırakmayın ve değişebileceğinize inanın.
Acele etmeyin...
Özellikle
her şeyi hızlı yaşadığımız ve hızlı tükettiğimiz bu zamanlarda çok çabuk sonuca ulaşmak ve verdiğimiz
emeğin karşılığını anında görmek istiyoruz. Ancak yaptığınız şeyin 2 hidrojen
ve 1 oksijen atomunu bir araya getirerek su oluşturmak kadar belirli, kesin
sonucu görebileceğiniz ya da hemen sonuç alabileceğiniz bir şey olmadığının
bilincinde olun. Bu nedenle olumlu sonuca ulaşmak için aceleci
davranmayın. Sabır, kararlarınızda kilit rol oynar.
Plan yapın!
Değişim sürecinin olumsuz sonuçlanmasının en önemli sebeplerinden birisi de belirsizlik ve dengesizliktir. Davranışın sonucunun öngörülebilir olmayışı, kararı uygulama aşamasında zorluk yaşamanıza sebep olabilir. Diş fırçalamayı alışkanlık haline getirmeye çalışırken, evde olmayacağınız zamanlarda diş fırçanızı ve diş macununuzu yanınızda taşımak üzere plan yapmak alışkanlığınızı sürdürülebilir kılmanızı sağlar. İşte bu kararın uygulamaya geçiş örneğidir.
Karar alırken bu 3 temel noktaya mutlaka dikkat edin:
1. Duruma göre, adamına göre karar almak daha
büyük yanlışları doğurur.
2. Önce bir fikir oluşturmak, sonra bu fikrinin
geçerli olup olmadığını toplanacak verilerle test etmek gerekir.
3. Karar almak, tek bir doğruyu bulmak değil,
doğrular arasından bir seçim yapmak demektir.
Unutmadan, iradenizi güçlendirmek ve kararlarınız doğrultusunda aksiyona geçebilmeniz için Mora Bach Çiçekleri ve Renk Terapilerinden birebir çok faydalanabileceğinizi biliyor muydunuz? Yukarıda yazdıklarımızı yapmak konusunda zorlanırsanız, lütfen destek alın.
11 Aralık 2020 Cuma
14 Günlük Karantina Süreci Ne Anlama Geliyor, Bu Süreçte Neler Yapılmalı?
Corona virüs salgının ülkede
yayılmaması için tedbirlerin arasında en dikkat çekenlerin başında 14 gün
kuralı geliyor. Vatandaşların uygulaması gerek kuralın ana öğesi evde kendini
karantina altına almakla başlıyor. Peki 14 gün kuralı nedir?
Dünyada
ve ülkemizde bir salgın halini alan Koronavirüsle mücadelede en önemli konunun
doğru bilgilendirme olduğuna dikkat çeken uzmanlar, yetkili isimlerin dikkate
alınması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, çok farklı konuşmalar ve bilgiler
arasında kafası karışanlar için Sağlık Bakanlığı’nın rehberleri kapsamında
doğru bilgilendirme yapmanın önemine dikkat çekti. Koronavirüste kuluçka dönemi
2 gün kadar kısa 14 gün kadar uzun olabileceğine dikkat çekiliyor.
Corona virüse karşı 14 gün kuralı, Sağlık Bakanlığı tarafından corona
virüsün ülkemizde yayılmaya başlamasıyla alınan tedbirlerden birisidir. Corona
virüs için belirlenen kuluçka süresi 4 – 14 gün olarak açıklanmıştır. 14
gün kuralı, virüs kapma ihtimali yüksek olan kişilerin kendilerini izole
ederek, Bakanlık tarafından belirlenen önlemleri uygulanması anlamına
gelmektedir.
14 Gün Kuralını Kimlerin Uygulaması Gereklidir?
14 gün kuralını uygulaması
gerekenler, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yurt dışından gelen
vatandaşlar olarak açıklanmıştır. Yurt dışından gelen vatandaşların hem kendi
sağlıklarını hem de toplumsal sağlığı düşünerek mutlaka 14 gün kuralı
kapsamında belirlenen önlem maddelerini uygulaması gerekmektedir. Önlemler
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından açıklanmıştır.
14 Gün
Kuralında Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?
14 gün kuralında dikkat edilmesi gereken
hususlar, Bakanlık tarafından detaylı olarak açıklanmıştır. Virüsün
yayılmasını önlemek için 14 gün kuralı en önemli adımlardan
birisidir. Bu nedenle dikkatle uygulanması gerekmektedir. Bakanlık tarafından
14 gün kuralı çerçevesinde açıklanan önlem maddeleri şu şekildedir:
- Yurt dışına çıkmamanız gerekmektedir. Bu süreçte
planlı seyahatlerinizi iptal etmeli veya ertelemelisiniz.
- Yurt dışı dönüşündeki ilk 14 gün evden çıkmamanız
gerekmektedir.
- Evde kalmanız gereken süreç içerisinde kendinizi
izole etmeli ve ziyaretçi kabul etmemelisiniz.
- Evde kendini izole eden kişilerin odasına
maskesiz girilmemesi gerekmektedir.
- Odaların sık sık havalandırılması gerekmektedir.
- 14 günlük süreç geçmeden özellikle yaşlılarla ve
kronik hastalığı bulunan kişilerle temas kurulmaması gerekmektedir.
- Ellerin sık sık en az 20 saniye süreyle
ovalanarak yıkanması gerekmektedir.
- Kişisel eşyaların kimseyle ortak kullanılmaması
gerekmektedir.
- Kıyafetlerin en az 60 derecede normal deterjanla
yıkanması gerekmektedir.
- Evden çıkmanız gerekirse, mutlaka maske takarak
çıkmalısınız.
- Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sağlıklı
beslenmeli, bol sıvı tüketmeli ve uyku düzeninize dikkat etmelisiniz.
14 Gün Kuralında
Ne Zaman Hastaneye Başvurulmalı?
14 günlük süreçte hastaneye başvurulması
gereken zaman bazı şikayetlerin görülmeye başladığı zamandır. Sağlık
kuruşuna başvurulması gereken belirtiler şu şekildedir:
- Yüksek ateş
- Öksürük
- Nefes darlığı
14 gün kuralı içerisinde bu
belirtilerle karşı karşıya kalmanız halinde mutlaka maske takarak sağlık
kuruluşlarına başvurmanız gerekmektedir.
Özellikle bu süreçte bağışıklık sistemimizi korumak ve güçlendirmek alınacak
önlemlerin neredeyse başında geliyor. Siz de Mora Terapi Merkezlerimize gelerek
bağışıklık sisteminizi her an güçlü kılabilir ve koruyabilirsiniz. Detaylı
bilgi almak ve bizimle iletişime geçmek için web sitemizi ziyaret edebilir veya
sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
Herkese sağlıklı, dikkatli ve tedbirli günler!
27 Kasım 2020 Cuma
Vücudumuz İçin Elzem Bir Vitamin: D Vitamini
Vücut için temel vitaminler arasında yer alan D vitamini, sadece kemik gelişi için değil aynı zamanda vücudun birçok alanında temel görevlere sahiptir.. Kemikler için hayati önem taşıyan D vitamini aynı zamanda beyin, mide, kalp, pankreas, deri ve göğüs için oldukça gerekli bir madde.
Cildimiz, güneş ışınlarını sentezleyerek geri alınım olarak D vitaminine dönüştürür. D vitamini sağlıklı bir kemik ve diş gelişimi için çok kritik öneme sahiptir. Kemikler,
ihtiyacı olan kalsiyum ve fosforu D vitamini sayesinde alabilir. D vitamini ihtiyacının 1000 ünite olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor. Bu miktara günde
20 dakika güneşlenerek erişebiliriz. Yeterince kalsiyum alsanız da vücudunuz yeterli ve gerekli
miktarda D vitamini almıyorsa kemikleriniz ve dişleriniz bu kalsiyumdan yararlanamaz. Vücudun günlük kalsiyum ihtiyacı 30-50 yas arasında günde 1000
mg, 50 yaş üzerinde ise günde 1200 mg olarak belirtiliyor.
D vitamini eksikliği...
Uzun süreli D vitamini eksikliği; yetişkinlerde kemik erimesi, kemik yapısında bozukluk, kas güçsüzlüğü ve düşme riskinde artışa neden olur. Çocuklarda ve gençlerde ise raşitizm adı verilen rahatsızlığa yol açar, ileri yaşlarda ise osteoporoza olarak bilinen kemik erimesine sebep olur.
15 Kasım 2020 Pazar
Mora Terapi'nin Astım Tedavisinde Kullanımı
Astım, hava yollarının çevresel etkenlere karşı aşırı duyarlı olmasıdır. Hava yollarında ve hava yollarını döşeyen mukoza denilen zarda şişme söz konusudur. Bu şişme, zaman zaman hava akımını engelleyerek solunum sıkıntısına neden olur. Bu dönemlere astım nöbetleri denir.
Hava
yollarının daralması ile nefes almayı güçleştiren ve ataklar halinde yaşam boyu
devam eden astım, dünyada 300 milyon kişiyi etkiliyor. Astım
ataklarını kontrol altına alabilmek için tetikleyici etkenlerden korunmak
gerekiyor. Ülkemizde her 100 yetişkinden 7’sinde, her 100 çocuktan 15’inde
görülen astım hastalığı, genetik ve çevresel tetikleyicilerin birleşik hareketi
sonucu ortaya çıkmaktadır. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen astım
hastalığında, tetikleyici faktörlerden uzak durulur ve verilen ilaçlar düzgün
kullanılırsa, şikayetler çok kolay kontrol altında tutulur ve ataklar
önlenebilir. Böylece solunum yetmezliğine giden süreç de engellenmiş olur.
Alerjik Astım Belirtileri Nelerdir?
Astım hava yollarının tıkanmasının neden olduğu ataklar halinde kendini
gösterir. Astım belirtileri genellikle; öksürük, nefes darlığı, hırıltılı nefes
alıp verme ve göğüste sıkışma hissidir. Astım belirtilerinin astım tanısı konulmasına
yardımcı olan özellikleri ise; tekrarlayıcı olmaları, gece ve sabaha karşı
ortaya çıkmaları, bazı alerjen maddelere maruz kalınması veya egzersiz sonrası
tetiklenmeleridir. Bu belirtiler ataklar arasında ortaya çıkmaz ve astım
hastaları ataklar arasında kendilerini iyi hisseder. Astım tanısı, detaylı
hasta öyküsü, muayene bulguları ve solunum fonksiyon testleri ile
konulmaktadır. Genel astım belirtileri ise şöyledir;
-Öksürük (genellikle kuru ve krizler halindedir gece uykuda
uyandırabilir.)
-Hırıltılı solunum
-Göğüste tıkanıklık ve sıkışma hissi
-Soluk alıp verirken ıslık sesi
-Nefes darlığı.
SONBAHAR, ASTIM HASTALARI İÇİN EN RİSKLİ MEVSİM
Astım ataklarının görülme sıklığı sonbahar mevsiminde
artıyor. Hatta, bu mevsim astım hastaları için en riskli mevsimi oluşturuyor.
Bunun nedeni ise sonbaharda hemen herkesi etkisi altına alan soğuk algınlığı ve
grip gibi hastalıklar ile astım atakları arasında bir ilişki olması. Astım
solunum yollarının kronik bir iltihap sonrası aşırı derece duyarlı olması ve
bazı faktörler nedeniyle zaman zaman daralmasıyla seyreden bir solunum hastalığı.
Grip, hatta basit bir soğuk algınlığı gibi hastalıklar hava yollarında
enflamasyon oluşturarak astım ataklarını tetikliyor. Çok hafif bir üst solunum
yolu enfeksiyonu bile astım hastalarında nefes darlığı, solunum zorluğu, sık ve
inatçı öksürük, hırıltı,hışırtılı solunum gibi ciddi problemlere yol
açabiliyor. Üstelik, bu hastalıkların neden olduğu öksürük ve nefes darlığı
gibi astım semptomları haftalarca sürebiliyor. Bu yüzden astım hastalarının üst
solunum yollarının sık görüldüğü sonbahar mevsiminde kendilerini korumaları ve
düzenli olarak doktor kontrolünden geçmeleri büyük önem taşıyor.
ASTIM ATAKLARINDAN KORUNMAK İÇİN…
• Eğer grip veya nezle
olmuşsanız, bir an önce doktora başvurarak tedavi olun.
• Çevrenizde üst solunum yollarına yakalanmış
bir hasta varsa, kendinizi korumaya özen gösterin. Bunun için de öncelikle
kalabalık ortamlardan uzak durun. Kapalı ortamlarda kısa süre kalın eğer bu
mümkün değilse havalandırmanın yeterli olup olmadığını kontrol edin.
• Bolca su için. Ellerinizi sık sık yıkayın ve
dengeli beslenin.
• Sigara içiyorsanız, bu zararlı
alışkanlığınızdan mutlaka vazgeçin. Ayrıca sigara içilen ortamdan da kaçının.
• Hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda
bulunmamaya dikkat edin.
Mora Terapi’nin Astım Tedavisinde Kullanımı
Mora terapi yönteminin solunum yolunu etkileyen alerjilerde ve astımda
kullanımı sonucu hasta semptomlarında gözlemlenebilir derecede azalma ve ilaç
kullanımında tatmin edici şekilde bir azalma söz konusudur. Tüm terapilerde
olduğu gibi astım ve alerjiye de bütünsel yaklaşıldığında; lenfatik drenajın
yetersizliği vücudun toksik kirlenmesinin ana nedenlerindendir ve buna bağlı
olarak hücreler arası sıvının akışkanlığı azalmaktadır. Akışkanlığın azalması
toksik kirlenmenin artışına, yani hücre metabolizması sonucu oluşmuş atık
maddelerin, proteinlerin ve diğer kimyasal madde ile ağır metallerin
birikmesine yol açmaktadır. Bu nedenle hücreler fonksiyonlarını yerine
getiremez hale gelmektedir. Tedavi öncesi genel detoksifikasyona mutlaka yer
verilmelidir.
Vücudun en önemli immünolojik organlarından olan lenfatik ve bağırsak sistemlerinin fonksiyonlarını bozacak yüklerin bulunması, bağırsaklar üzerinde çeşitli mantarların –özellikle de Candida yükünün- yoğun olması gerek alerjik rahatsızlıkların gerekse de kronik birçok hastalık tablosunun tedavilere direnç göstermesinin ana nedenlerindendir. Vücudun ve özellikle bağırsakların Candida yükünün olması vücudun bağışıklık sistemini önemli oranda baskıladığı için Candida’ ya yönelik temizleme işlemi, alerji tedavisi ile eşzamanlı hatta daha önce yapılmalıdır.
Bu konuda hastayla iyi bir iletişim kurulup, bahçeden veya ormandan orijinal
polenler temin edilebilmekte veya bulunamıyorsa elektronik test kitlerin
içerisinde bulunan elektronik ortamda yüklenmiş polenlerin frekans bilgileri
kullanılabilmektedir.
Obezite ve sigara kullanımı astım hastalarını olumsuz etkilediğinden, bu tip danışanların tedavisinde Mora kilo terapileri ve Mora sigara bırakma terapilerine mutlaka yer verilmelidir. Ayrıca hastaların herhangi bir besin veya çevresel alerjenlere alerjisi olup olmadığı test edildikten sonra astımı tetikleyebilecek sebepler ortadan kaldırılacak şekilde tedavi planı oluşturulmalıdır. Özellikle polen alerjisinde mümkün olduğu kadar geniş bir spektrumda polen tozunu tedaviye dâhil etmek gerekmektedir. Bu konuda hastayla iyi bir iletişim kurulup, bahçeden veya ormandan gerekli polenler temin edilebilmektedir. Bütün yıl devam eden solunum alerjilerinde (astım, allerjik rinit), küf mantarları ve toz akarları düşünülmeli ve özellikle yatak odasından, dolapların üzerinden ve banyo gibi nemin fazla olduğu mekânların duvarlarından elektrikli süpürge ile alerjen temin edip, tedaviye eklemek alerji ve astım tedavilerinde başarıyı artıracak uygulamalardır.
6 Kasım 2020 Cuma
Diyabet, Gizli Şeker ve İnsülin Direnci Ne Anlama Geliyor?
Çağın hastalıklarında en ön sıralarda yer alan diyabet
(şeker hastalığı), ölümcül birçok hastalığın ve olumsuzluğun oluşumunda birinci sırada rol
oynayan ve maalesef dünyanın her yerinde çok yaygın olarak görülen bir hastalık türüdür. Etimolojik olarak hastalığın tam adı Diabetes Mellitus, Yunanca'da şekerli idrar anlamına
geliyor.
Halk arasında genel olarak şeker hastalığı olarak tabir edilen Diabetes Mellitus, genel olarak kanda glukoz (şeker) seviyesinin normal seviyenin üzerine çıkması, böylelikle de normalde şeker içermemesi gereken idrarda şekere rastlanmasıdır. Farklı türevleri bulunan diyabet hastalığı, ülkemizde ve dünyada en sık rastlanan hastalıklar arasında yer alır.
Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun sağladığı verilere göre her 11 yetişkin kişiden biri diyabet hastalığına sahip olmakla
birlikte, her 6 saniyede 1 birey diyabet kaynaklı sorunlar nedeniyle maalesef hayatını
kaybetmektedir. Tip 1 Diyabet ve Tip 2
Diyabet olarak iki türü bulunan şeker hastalığında hastalığa
neden o Tip 1 Diyabet
nedenleri arasında yüksek oranda genetik faktörler rol oynarken, kan
şekerinin düzenlenmesinde görev alan insülin hormonunu üretimi yapan pankreas
organına zarar veren virüsler ve vücut savunma sisteminin çalışmasındaki
aksaklıklar da hastalığa sebep olan etmenler arasında gösterilmektedir. Şeker
hastalığının daha yaygın görülen türü olan Tip 2 diyabetin nedenleri arasında
şu şekilde belirtilebilir:
Obezite (aşırı kilo)
Ebeveynlerde diyabet öyküsünün bulunması
İleri yaş
Hareketsiz yaşam tarzı
Stres
Gebelik sırasında gestasyonel diyabet oluşumu ve normalden yüksek doğum
ağırlıklı bebek dünyaya getirme.
İnsülin direnci ve gizli şeker...
Standart şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken, insülin direnci olan kişilerde vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalmaktadır. Kişilerde insülin direnci artıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de doğru orantıda artmış olur. Bu da vücudumuzun ihtiyacından fazla insülin salgılanması anlamına gelir.
Tüm dünyada
ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin
direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor.
Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de
vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor. Protein
metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin
direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz
alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.
Kan şekerinin normal seviyede olmadığı ancak
şeker hastalığı teşhisi konulabilecek kadar da yüksek olmadığı bir ara
döneme gizli şeker pre diyabet denir. Pre-diyabet olarak tanımlanan gizli şekerin belirtileri
arasında, yemeklerden sonra halsizlik, yorgunluk bazı kişilerde ayaklarda yanma
olabilir. Diyabet öncesi bu dönem, normal glikoz düzeyinden Tip 2 diyabete
geçiş evresi 'pre-diyabet' veya 'bozulmuş glikoz regülasyonu' olarak da ifade
edilmektedir. Araştırmalara göre, çoğu gizli şeker hastalarına 10 yıl sonra Tip
2 diyabet tanısı konmaktadır.
Diyabete, yağlanmaya ve fazla
kiloya karşı Mora Terapi çözümleri!
Modern çağın tamamlayıcı ve bütünsel tıp metodu Mora Terapi ile insülin hormonu
ve hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği
ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu- gerçekleştirilmektedir. Bu sayede
hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin
kullanılabilirliği artmaktadır. Vücuttaki enflamasyonu azaltmaktadır.
Hastaların beslenme alışkanlıkları cihazın sağladığı iştah kesme programlarıyla
ayrıca desteklenerek değiştirilmekte, böylelikle sağlıklı beslenme alışkanlıkları
kazanmaları sağlanmaktadır. Bu şekilde tedavi süreci
hızlandırılabilmektedir. Bize web sitemizden, sosyal medya üzerinden ve telefon
numaralarımızdan ulaşabilir, Mora Terapi çözümleri hakkında detaylı bilgi
alabilirsiniz.
Sağlıklı günler! 😊
23 Ekim 2020 Cuma
Orta Yaş ve Yaşlılıkta Obezite İle Mücadele
Obezite; genetik, fizyolojik, metabolik, biyokimyasal, psikolojik, çevresel faktörler ile fazla kalori alımı ve hareketsiz yaşamın neden olduğu bir hastalıktır. İnsan vücudunun yapı elemanı olan yağ dokusu, vücuda ihtiyacı olan enerjiyi yağ şeklinde depolayarak metabolizmanın gereksinimlerini karşılar. Kişinin vücudundaki yağ miktarı ihtiyacı olduğundan daha fazla oranda artış gösterdiğinde ise obeziteye sebep olur.
Obezite, bugün gelişmiş ya da gelişmekte olan
ülkelerin en önemli sağlık problemleri arasında yer almaktadır. Hem obez
yetişkinlerin hem de obez çocukların sayısı günden güne artış göstermektedir.
Birden çok sebep nedeniyle oluşan bu hastalık için önlem alınmadığı takdirde
kişinin hayatında riskler oluşabilir. Obezite hastalığı olan bireylerin zaman
kaybetmeden tedaviye başlaması ve takip edilmesi gerekir.
Gelişmekte olan ülkelerde nüfusu en hızlı artış gösteren grup olan yaşlılarda, özellikle obezite prevalansı son yıllarda dikkat çekici şekilde artmış göstermiştir. Mevcut rehberler tüm yaş gruplarında obezitenin tanımlanmasında ve sınıflandırılmasında BKİ’nin (Beden kitle endeksi) kullanımını önermektedir. Diğer taraftan, obezitenin saptanmasında ve mortalite ile olan ilişkisinin değerlendirilmesinde, yaşlılarda vücut bileşiminde gerçekleşen değişikliklerden (kas dokusunda kayıp ve yağ dokusundaki artış) dolayı tek başına BKİ’nin kullanılmasının yetersiz kaldığı bildirilmektedir. Bu yaş grubunda bel çevresi ve bel-kalça oranı gibi vücutta yağın dağılımına ilişkin değerlendirmelerin yapılması önemlidir. Yaşlılarda obezite ile mortalite ve morbidite arasındaki karmaşık ilişkilerin ortaya konmasında önemli bir kavram olan sarkopenik obezitenin saptanması, yaşlılarda vücut kompoziyonun değerlendirilmesini gerektirmektedir. Yaşlı bireylerde istemli olarak vücut ağırlığının yönetiminin sağlanması en iyi stratejilerden biri olarak bildirilmektedir.
Obezite ve Aşırı Kilo İle Nasıl Mücadele Edebiliriz?
• Sağlıklı beslenme programı oluşturun. Gün içinde yediklerinizin kalorilerine dikkat edin. Gerekiyorsa kalori alımlarınızı not edin. Yaktığınızdan daha fazla kalori tüketmemeye dikkat edin.
• Büyük porsiyonlardan uzak durun. Abur cubur tüketiminden kaçının.
• Kalorisi yüksek ama doyurucu olmayan yiyecek ve içecekler tüketmeyin.
• Hareket halinde olun. Sizi hareketsiz kılacak etkinliklerden kaçının. Özellikle akşam saatlerinde yemek yedikten sonra mutlaka yürüyüş yapın.
• Kilonuzu kontrol altında tutmak için zaman zaman tartılın ve vücut kitle endeksinizi hesaplayın.
• Su tüketiminize dikkat edin. Günce en az 1,5 litre su içiniz. Günlük yeterli miktarda içilen su, hem vücut sağlığı için hem de metabolizmanın hızlanıp kilo vermeyi hızlandırması açısından oldukça önemlidir.
• Yağı alınmış süt tüketiminin yağların emilimini azalttığı bilinmektedir. Yağlı yiyeceklerden sonra süt tüketin.
En önemlisi egzersiz! Günlük fiziksel aktiviteler artırılarak kişiler formlarını koruyabilirler. Kişi aşırı kilolu ise düşük seviyede egzersizler yapmalıdır. Hasta, sadece yürüyüş yaparak bile obezite tedavisinin verimini attırabilir.
Sağlıklı ve teknolojik bir alternatif olarak Mora Terapi’nin kilo ile mücadele tedavileri ve terapilerinden de küçük / büyük insan demeden faydalanabilirsiniz. Mora Terapi kilo programları tamamiyle bağırsakların temizlenmesini sağlar, sağlıklı beslenmeye geçişi kolaylaştırır, hayat boyu hangi tip beslenmenin sizin için en faydalı olacağını bu şekilde kolaylıkla anlar ve yaşam biçimi olarak oturtursunuz. Varsa bağısak mantarları temizlenir, insülin direnci problemi, alerjiler veya hormonal problemler konularında da terapiler alırsınız. Mora Terapi her daim kilo vermeyi en sağlıklı biçimde uygulamayı amaçlar. Kilo geri dönüşleri çok azdır. Çünkü hem var olan problemleriniz ortadan kalkmıştır, hem de uzun vadeli size zararlı gıdalara karşı isteksizlik yaratılmıştır. Tekrar abur cubura kolay kolay dönmezsiniz. Detaylı bilgi için bize ister web ister telefon numaramızdan ulaşabilir, bizimle tanışabilirsiniz.
Herkes için sağlıklı günler! 😊






