12 Mart 2021 Cuma

 Alerjiler Bağışıklığı Nasıl Etkiler? 



Alerjiler kişinin bağışıklık sisteminin normal bir zamanda zararı olmayan bir maddeyi yanlışlıkla tehlikeli bir durum gibi algılaması sonucu ortaya çıkar. Bu  durumun ortaya çıkmasıyla bağışıklık sistemi oluşan alerjik madde için antikor üretmeye başlar. Genetik olarak alerji yatkın olan insanlara atopik denir.

Atopik, vücudun bazı şeylere karşı daha duyarlı olması ve bunun sonucunda gösterdiği reaksiyondur, bir hastalık değildir. Örnek verecek olursak nemli veya deniz kenarı olan bölgelerde yaşayan açık tenli insanlarda daha sık görülebilir. Alerjinin belirtileri birden fazla olabilir, bölgeden bölgeye, kişiden kişiye değişebilir. Bu kişiler normalde vücuda zarar bulunmayan bu maddelerle karşı karşıya kaldıklarında tepkimeye sebep olabilir. 

Atopik diye bahsedilen bu kişilerde alerjik reaksiyon gösterir. Bunlar; nefes alamama, hapşırma, şişkinlik, kusma, hazımsızlık, kızarıklık, ishal, burunda akıntı, bulantı, egzama, gözlerde sulanma, astım gibi çeşitli, farklı belirtiler olabilir. Kişiler farklı bölgelerden etkilenebilir. Alerjiye sebep olan etkenlerin başında çiçek polenleri, hayvan tüyleri, çeşitli gıdalar, ev tozları, deniz ürünleri, yumurta, süt, arı sokmaları gibi bir çok sebep gelebilir.

 Alerjiye bir enfeksiyon hastalığı diyemeyiz. Kişiden kişiye bulaşmaz. Alerjiler, cildi sindirim sistemini ve solunum yollarını etkileyebilir. Alerjik hastalıklar, bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar ile tedavi edilmektedir. Veya bağışıklık sisteminin alerjinin verdiği duyarlılığın azaltılabilmesi için aşı tedavisi de uygulanabilmektedir. 

Günümüzde, bağışıklık sistemimizin zayıf olması ve tükettiğimiz gıdalardaki katkı maddelerinin eskiye oranla daha fazla olması nedeniyle alerjen maddelerle daha fazla karşılaşmaktayız. Hava değişkenliği, soğukluğu veya kirliliği tüm bireyleri, kimisini az kimisini daha çok etkilemektedir. Soğuk havalarda solunum yolu ve sindirim sistemi hastalıkları daha sık görülmektedir. Havaların soğuk olması itibari ile solunum yolları hastalıkları da daha fazla ortaya çıkar ve bu durum bağışıklık sistemimizi düşürür. Kış aylarında ısınmak için kullanılan yakıtlar, araç kullanım sayısının artması hava kirliliğine yol açmaktadır. Hava kirliliği de belli başlı sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Bağışıklığınızı da düşüren bu hastalıklar alerjik hastalıklarında çoğalmasına neden olur. Yine ilkbahar mevsimi alerjik sorunların daha sık görüldüğü bir zamandır. 

İlkbaharda genelde mevsim geçişinden, bahar yorgunluğundan, polenden, ağaçtan kaynaklı alerjiler sıkça görülmektedir. Vücudumuzun alerjik tepkilerinin nedeni bağışıklık sistemimizin bu duruma karşı verdiği tepkidir. Vücudumuza giren, zarar verecek ihtimali olan maddelere karşı savunmaya geçmesi ile diğer bazı maddelere karşı da aynı savunma mekanizmasını geliştirmesi alerjik tepkimeye neden olur. 

Alerjimizi tespit ettikten sonra alerjiye neden olan maddelerden uzak durmamız gerekir. Farkında olmadan maruz kalmamız da mümkün olabilir tabi. Bunu sağlamak görüldüğü kadar kolay olmuyor maalesef ki. Bu nedenle normal zamanlarda da bağışıklığınızı güçlü tutmamız gerekir. Bağışıklığımızı güçlü tutmak için bol bol vitamin, mineral ve protein tüketmeliyiz. Hareketli yaşamı bir alışkanlık haline getirmeliyiz, egzersizi hayatımızdan hiçbir şekilde çıkarmamalı olabildiğince faydalı besinler tüketmeliyiz.

 Az önce değindiğimiz gibi özellikle bahar ve kış aylarına girerken bağışıklığınızı güçlü tutmalıyız, mevsim geçişlerinde sağlığımıza ekstra özen göstermeniz. Özellikle bahar aylarında polen alerjisi en sık görülen alerji türüdür. Polen alerjisinin yaşanması ve bağışıklığımızın düşük olması sebebiyle  akciğer, solunum sorunları gibi sağlık sorunları diğer zamanlara oranla çok daha sık görülebilir.

Fakat alerji yönünden ciddi problemler yaşıyorsanız, bu durumu sadece bağışıklık sistemini güçlü tutarak aşamayabilirsiniz. Bir doktora başvurmanız gerekir. Yaşam boyu yaşadığımız sıkıntılar ve diğer olaylar sebebiyle herkes aynı kuvvette bağışıklık sistemine sahip olmayabilir. Bu durumda diğer insanlara göre daha kolay alerji olabiliriz. Bu sebepledir ki hem sağlığımız hem de alerjen maddelere karşı savaşa bilmemiz için bağışıklığımızı her zaman güçlü tutmamız gerekir. Aksi bir durum söz Alerjiler Bağışıklığı nasıl etkiler? 

Alerjiler kişinin bağışıklık sisteminin normal bir zamanda zararı olmayan bir maddeyi yanlışlıkla tehlikeli bir durum gibi algılaması sonucu ortaya çıkar. bu durumun ortaya çıkmasıyla bağışıklık sistemi oluşan alerjik madde için antikor üretmeye başlar. genetik olarak alerji yatkın olan insanlara atopik denir.

Atopik, vücudun bazı şeylere karşı daha duyarlı olması ve bunun sonucunda gösterdiği reaksiyondur bir hastalık değildir. Mesela, örnek verecek olursak nemli veya deniz kenarı olan bölgelerde yaşayan açık tenli insanlarda daha sık görülebilir. Alerjin belirtileri birden fazla olabilir, bölgeden bölgeye, kişiden kişiye değişebilir. Bu kişiler normalde vücuda zarar bulunmayan bu maddelerle karşı karşıya kaldıklarında tepkimeye sebep olabilir. Atopik diye bahsedilen bu kişilerde alerjik reaksiyon gösterir. Bunlar; nefes alamama, hapşırma, şişkinlik, kusma, hazımsızlık, kızarıklık, ishal, burun da akıntı, bulantı, Egzama, gözlerde sulanma, astım gibi çeşitli, farklı belirtiler olabilir. Kişiler farklı bölgelerden etkilenebilir. Alerjiye sebep olan etkenlerin başında çiçek polenleri, hayvan tüyleri, çeşitli gıdalar, ev tozları, deniz ürünleri, yumurta, süt, arı sokmaları gibi bir çok sebep gelebilir. Alerji bir enfeksiyon hastalığı diyemeyiz. Kişiden kişiye bulaşmaz. Alerji cildi sindirim sistemini ve solunum yollarını etkileyebilir. Alerjik hastalıklar, bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar ile tedavi edilmektedir. Veya bağışıklık sisteminin alerjinin verdiği duyarlılığın azaltılabilmesi için aşı tedavisi de uygulanabilmektedir. Günümüzde, bağışıklık sistemimizin zayıf olması ve tükettiğimiz gıdalardaki katkı maddelerinin eskiye oranla daha fazla olması nedeniyle alerjen maddelerle daha fazla karşılaşmaktayız. Hava değişkenliği, soğukluğu veya kirliliği tüm bireyleri, kimisini az kimisini daha çok etkilemektedir. Soğuk havalarda solunum yolu ve sindirim sistemi hastalıkları daha sık görülebilmektedir havaların soğuk olması itibari ile solunum yolları hastalıkları da daha fazla ortaya çıkar ve bu durum bağışıklık sistemini düşürür. Kış aylarında ısınmak için kullanılan yakıtlar, araç kullanım sayısının artması hava kirliliğine yol açmaktadır. Hava kirliliği de belli başlı sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Bağışıklığınız da düşüren bu hastalıklar alerjik hastalıklarında çoğalmasına neden olur. Yine ilkbahar mevsimi alerjik sorunların daha sık görüldüğü bir zamandır. 

İlkbaharda genelde mevsim geçişinden, bahar yorgunluğundan, polenden, ağaçtan kaynaklı alerjiler sıkça görülmektedir. Vücudumuzun alerjik tepkilerinin nedeni bağışıklık sistemimizin bu duruma karşı verdiği tepkidir. Vücudumuza giren, oluşma ihtimali olan maddelere karşı savunmaya geçmesi ile diğer baz maddelere karşı da aynı savunma mekanizmasını geliştirmesi alerjik tepkime neden olur. 

Alerjimizi tespit ettikten sonra alerji neden olan maddelerden uzak durmamız gerekir. Farkında olmadan maruz kalmamız da mümkün olabilir tabi. Bunu sağlamak da pek kolay olmuyor. Bu nedenle normal zamanlarda da bağışıklığınızı güçlü tutmamız gerekir. Bağışıklığınızı güçlü tutmak için bol bol vitamin mineral protein tüketmeliyiz hareketli yaşamı bir alışkanlık haline getirmeliyiz. Egzersizi hayatımızdan hiçbir şekilde çıkarmamalıyız. Faydalı besinler tüketmeniz sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Az önce değindiğimiz gibi özellikle bahar ve kış aylarına girerken bağışıklığınızı güçlü tutmalıyız, mevsim geçişlerinde sağlığımıza ekstra özen göstermeniz. Özellikle bahar aylarında polen alerjisi en sık görülen alerji türüdür. Polen alerjisi ve Bağışıklığımızı düşük olması sebebiyle  akciğer solunum sorunları da diğer zamanlara göre daha çok görülebilir.

Fakat alerji yönünden ciddi problemler yaşıyorsanız, bu durumu sadece bağışıklık sisteminizi güçlü tutarak aşamayabilirsiniz. Bir doktora başvurmanız gerekir. Yaşam boyu yaşanan sıkıntılar ve diğer olaylar sebebiyle herkes aynı kuvvete bağışıklık sistemine sahip olmayabilir. Bu durumda diğer insanlara göre daha kolay alerji olmanız mümkün. Bu sebepledir ki hem sağlığımız için hem de alerjen maddelere karşı savaşabilmemiz için bağışıklığımızı her zaman güçlü tutmamız gerekir. Aksi bir durum söz konusu olduğunda doktorumuza danışmalıyız. 

26 Şubat 2021 Cuma

 


Fazla kilo çağımızın en büyük sorunlarından biri haline geldi !

Özellikle küçük yaşlarda başlayan yeme alışkanlığı, hem genetik yatkınlık sebebiyle hem de çocukların hazır gıdaya tabiri caizse abur cubur yemeye olan bağımlılığı yüzünden ileri ki yaşlarda sağlıksız bir yaşama kapılarını açıyor. Yaz yaklaşırken özellikle kadınların şikayetçi olduğu fazla kilo yaşam kalitesini ve motiveyi düşüren baş unsurlardan biridir. Durum böyleyken kısaca fazla kilo küçük, büyük, yaşlı, genç herkesin sağlığı için dikkat etmesi gereken konuların başında gelmektedir.

Sağlığımızı büyük ölçüde tehdit eden fazla kilo sadece görüntü olarak kendimizi kötü hissetmemiz ile sınırlı kalmıyor aynı zamanda birçok hastalığında nedeni olabiliyor. Kalp damar rahatsızlığından, eklem, omurga ağrılarına, nefes darlığı, yüksek tansiyon, kolesterol, diyabet ve karaciğer gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bunların yanında bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, vücut direncimizi düşürüyor.  Kimimiz "Bana su içsem yarıyor !" derken kimimiz "Aman, ben daha gencim çabuk yakarım." cümlesine sığınıyoruz. Ancak sağlıksız beslenmenin bize getirdiği bizim kısa zamanda farkına varamadığımız en kötü şeylerden biri de bağışıklık sistemimizin bu durumdan oldukça kötü etkileniyor olması. Maalesef ki fazla kilo önüne geçilmediği takdirde her yaş kesimi için tehlike arz etmekte bağışıklık sistemimizi olumsuz etkilemektedir. Gerekli motivasyonu ve özveriyi sağlayamadığımız zaman bağışıklık sistemimizin sağlığını korumamız zorlaşabiliyor.

Çağımızın bir diğer vebası da, hareketsizlik. Fazla hareketsiz yaşam aynı fazla kilo alımında olduğu gibi yine bağışıklık sistemimizi tehdit altına alan bir etkendir. Spor yapmadan sağlıklı beslenmeden bağışıklık sistemimizi güçlü tutmanız mümkün değildir.  İdeal kilomuza ulaşmak ve sindirim sistemimizi güçlü tutmak için; aşırı karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durmamız, bol bol su, sıvı tüketmemiz,  spor yapmamız gerekmektedir. Aynı zamanda ideal kilomuzu korumak yaşam standartlarımızı yükseltirken, dengeli beslenmek ve spor yapmak sağlıklı bir sindirim sistemine de sahip olmak demektir.  Sindirim sistemimizin sağlıklı olması bizim düşündüğümüzden çok daha önemli bir unsurdur.

Önemli olan kısa vadede yapılan sağlıksız ve sindirim sistemimizi zayıflatan diyetler değil uzun vadede sağlıklı yaşamayı bir yaşam mottosu haline getirmektir. Çünkü kısa vadede çabuk sonuç vermesi adına yapılan sağlımızı tehdit eden diyetler  sindirim sistemimizi ve bağışıklığımızı zayıflatır, motivasyonumuzu düşürür, bizi yetersiz beslenmeye iter. Alışkanlık haline getirdiğimiz sağlıksız beslenme bağışıklık sistemimizin düşmesinin başlıca unsurlarından biridir. Dengeli beslendiğimizde vücudumuzun alması gereken protein, vitamin ve mineralleri sağlamış olup bağışıklığımızı zinde tutabiliriz. Sağlıklı yaşam, sağlıklı vücut, güçlü bir bağışıklık sistemi demektir ve sağlıklı besinler bağırsak floramızı dengeler vücut dayanıklılığımızı arttırır.

Aylardır içerisinde bulunduğumuz bu pandemi sürecinde virüsten en çok etkilenenler ile ilgili istatiksel verilere baktığımız takdirde başlıca üzerinde durulması gereken konu başlıkları bağışıklık ve solunum sistemi hastalıklarıdır. Hayatımızın baş yapıtlarından biri olan bağışıklık ve solunum için ise kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik kesinlikle kilomuzun kontrolünü elimizde tutmaktır.  Yaşamımızı devam ettirdiğimiz her saniye incecik pamuk ipliğine bağlı olan bağışıklık sistemimizin düşmesini etkileyecek sayamayacağımız kadar fazla unsur bulunmaktadır. Mutluluğa ihtiyacımız olduğu anlarda beynimizin bize oynadığı küçük ve tatlı oyunlarıyla bizi tatlı yemeye sürüklemesi, tam tersi mutsuzluğumuzda o küçük ve tatlı oyunlardan eser kalmamasıyla birlikte iştahımızın da bir daha asla yemek yemeye ihtiyacımız olmayacakmış gibi kapanması ilk aklımıza gelen örneklerdir.

Acaba kilo verme çabamızda en büyük rakibimiz kendi düşüncelerimiz mi ? Bir an evvel sonuca varmak için bağışıklık sistemimizi düşürüyor olabilir miyiz?

Diyete başlamak istiyorum ama programıma uyamıyorum... Çok fazla açlık çekiyorum... Çevrem beni kötü etkiliyor...  Evet bunlar birçoğumuzun korkulu bahaneleri...  İşte tam bu noktada karşımıza Mora-Terapi çıkıyor.

MORA-Terapi Nedir ?

Bu sorunun en kısa cevabı, MORA-Terapi uygulaması, güçlü bir beden isteğimizin karşısında engeller oluşturan tüm etkenleri ortadan kaldırmaktır. Fazla kilonun bize getirdiği kötü etkileri, bağışıklık sistemimizi etkileyen unsurları sıfıra indirme konusunda bizlere yardımcı oluyor. Stres, motivasyon düşüklüğü, sağlığınız için artık tüketmemeniz gereken o gıdayı (çikolata, karbonhidrat, fazla tüketmiş olduğunuz her şey...) düşünmeden yapamama durumu gibi tüm tabuları yıkmakla birlikte bu süreç içerisinde sizi psikolojik olarak en rahat hale getirme gibi yeteneklerinden de  bahsetmeden geçmemeliyiz.

Eğer sizde bazı şeylere hayır demekte zorlanıyorsanız ve bu durum sizi ve sağlığınızı tehdit ediyorsa Mora-Terapi size de fayda sağlayacaktır.

20 Şubat 2021 Cumartesi

STRESİ AZALTMAK İÇİN KOLAY, BASİT STRATEJİLER

 STRESİ AZALTMAK İÇİN KOLAY, BASİT STRATEJİLER



Stres sürekli hayatımızın içine giren bir durumdur. Trafik sıkışıklığından, partnerimizle yaşadığımız bir hayal kırıklığına kadar her şey strese neden olabilir. 

Stres para endişesi yaşamaktan, sağlık korkusu yaşamaktan da artar. Pandemi günlerinde genel olarak yaşananlar gibi…


Sürekli ve düzenli strese maruz kalmak fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak zarar vericidir.


Stres hayatın bir gerçeğidir ama sizi nasıl etkileyeceğine siz karar verirsiniz. Bedeninizi, kendi kendini iyileştirme potansiyelinizi kullanarak stresin zararlı etkilerine karşı koruyabilirsiniz.

En iyisi, stresin azalacağı uygun koşulları beklemek yerine, kendinizi strese karşı her zaman güçlü, kuvvetli tutmaktır. Çevrenizde neler olup bittiğinden farklı olarak kendinize topraklanmış ve sakin kalmayı öğretin.


Stresi yönetmeyi öğrendikçe duygusal olarak yorulmayız ve sağlığımız bozulmaz. Strese fazlaca maruz kaldığınız zaman kanınızdaki kortizol seviyesi yükselir ve metabolizmanız zarar görebilir. Kilo alımı olabilir (özellikle göbek bölgesi), vücudunuzda enflamasyon olma ihtimali yükselir, kan şekeriniz, tansiyonunuz, kalbinizin çalışması bozulabilir ve hatta hafızanızı bile etkileyebilir.


Merak etmeyin. Çözümler hiç de o kadar zor değil. Stresin vücudunuz üzerindeki etkilerini azaltmak için uygulayabileceğiniz basit, kolay stratejiler mevcut.


İlk olarak bakış açınızı veya zihinsel tutumunuzu değiştirin. Yaşamımızdaki streslerin pek çoğu karşılaştığımız durumlara karşı bakış açımızla da ilgilidir. Örneğin bir işi 2 ayrı kişiye verdiğinizde bunlardan sadece birinin bu işi stresli bulduğunu gözlemleyebiliriz. Yani stresi deneyimleme biçimimiz birazcık da kişisel özelliklerden kaynaklanır. Stres yaratan konulara karşı bakış açılarınızı veya zihinsel tutumunuzu değiştirdiğinizde pek çok stres kaynağının ortadan kaybolduğuna hayretle tanık olacaksınız.


Gerginliği ortadan kaldırmayı hedefleyin. Fiziksel aktivitelerin kortizol seviyelerinizi düşüreceğini ve daha dengeli hormon salınımlarıyla sizi de daha dengeli kılacağını aklınızdan çıkarmayın. Her türlü fiziksel aktivite çok değerli, kıymetli. Sizin en çok yapmaktan hoşlandığınız fiziksel aktiviteyi bulun. İlla spor salonuna gidip spor yapmak zorunda değilsiniz. Dans dersi alabilir, bahçe işleriyle ilgilenebilir, yoga yapabilir veya yürüyüşe çıkabilirsiniz. Yapmayı en çok sevdiğiniz fiziksel aktiviteyi bulun. Düzenli yapacağınız fiziksel aktiviteler sizi motive edecek, stresten kurtulmanıza, yeniden canlanmanıza yardımcı olacak.


Düzenli ve organize olun, öyle kalın.

Arabanızın anahtarını veya yanlış yere koyulmuş bir dosyayı bulmak için 20 dakikanızı harcadığınız oldu mu hiç? Organize, düzenli ve sistemli olursanız günlük olağan işlerin üzerinizde ek bir stres yaratmasına izin vermemiş olursunuz. Planlı ve programlı olduğunuzda da aynı şekilde. Sizi strese sokabilecek durumlar öncesinde plan yapmak, bu stresli olaylara karşı hazırlıklı olmak, bunu nasıl yöneteceğinizi önceden düşünmek de stresi çok azaltacaktır. Bir plana sahip olmak sizi her zaman stresten korur.


Tüm bu üç basit stratejiyi uyguladığınız halde hala sizi tedirgin edecek kadar çok stres yaşıyorsanız mutlaka doktorunuzla konuşmayı ve ona danışmayı ihmal etmeyin.


Mora Bach Çiçekleri Terapisi, kırmakta zorlandığınız duygu durum bozukluğu-stres döngüsünü kırmakta size çok destek olacaktır.


Sağlık dolu, stresle rahatlıkla baş edebildiğiniz güzellikte günler diliyoruz.



Kaynak: Harward Health Ocak 2021, Kelly Bilodeau Mental Health, Stress yazısı


29 Ocak 2021 Cuma

Evde Uygulayabileceğiniz 10 Pratik Egzersiz

Artık birçoğumuz zorunlu olmadıkça dışarı çıkmıyor, evde vakit geçiriyoruz. Tabi ki bu duruma alışmak kolay değil, uzun süreler boyunca hareketsiz kaldığımızı düşünürsek hem ruhumuz hem de bedenimiz kendini bazen sıkışmış hissedebiliyor. Peki bu olumsuz durumu tersine, yani krizi fırsata çevirmeyi hiç düşündünüz mü?

Yapılan araştırmalar sonucunda uzun süreli hareketsiz kalmanın düzenli egzersiz programı uygulayan insanlarda bile sağlık sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Uzun süre boyunca hareketsiz kalan kişilerde obezite, anksiyete, depresyon, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, obezite, osteoporoz ve kas iskelet sistemi bozukluklarının ortaya çıktığı da biliniyor. Bu sebeple evde kaldığımızda bile aktif olmak, kendimizi olumlu yönde meşgul etmemiz şart. Bunu yapmanın en iyi yolunun da evimizin hemen her bölümünde, her an uygulayabileceğimiz egzersizler olduğunu düşünüyor ve sizlerle sadece bir mat dışında hiçbir ekstra materyal gerektirmeyen 10 ev egzersizini paylaşıyoruz...

1) Şınav


Hakkında herkesin az da olsa fikri olduğu, basit ama çok etkili bir egzersiz metodu. Şınav için sadece düz bir zemine ihtiyacınız var, bir ekipmana veya malzemeye gerek yoktur. Çıplak ayakla ya da ayakkabıyla rahatlıkla çekilebilir. Şınav pozisyonu alabilmek için ellerin omuz genişliğinde, omuzların hizasında yere koyulması gerekir. Ardından ayak parmak uçlarından destek alınarak, eller sabit kalacak şekilde vücuda tamamen düz bir pozisyon verilir. Vücut dümdüz durmazsa şınav sırasında kollardan değil belden veya ayaklardan da güç alınacağı için şınavdan alabileceğiniz verim düşer. Duruşnuzu yakaladıktan sonra yapmanız gereken tek şey, sabit bir tempoyla dirseklerinizi arkaya doğru kırarak vücudunuzu indirip kaldırmaktır. Yüksek miktarda kalori harcamanıza yarayan şınav, kilo verme ve sıkılaşma, fitleşme konusunda da son derece faydalıdır.

2) Plank


Görünümü basit olsa da vücudunuza etkisinin inanılmaz derecede olumlu olduğunu zamanla göreceğiniz bir egzersiz. Aynı şınav gibi hiçbir ekipmana ve malzemeye gerek yoktur. Plank hareketini uygulamak için tek yapmanız gereken, düz bir zemine şınav çekecek gibi uzanmaktır. Plank hareketinde şınavdan farklı olarak avuçlarınızı değil dirseklerinizi yere yaslamanız ve vücudunuzu hiç esnetmeden, gergin bir şekilde sabit tutmanız gerekir. İlk uygulamada 15 ila 20 saniyede tamamlayabileceğiniz hareketi her gün en az 5 saniye uzatmanız önerilir. Düzenli olarak uygulayacağınız planking, tüm vücut kaslarınızın güçlenmesine yardımcı olabilir.

3) Yarım Çömelme / Half Squats

Hiçbir ekipmana ve malzemeye gerek duyulmayan, çok etkili bir egzersiz daha. Öncelikle ellerinizi önde bağlayıp sandalyeye oturur gibi çömelerek pozisyonunuzu alın. Sırt mutlaka dik olmalı ve öne doğru asla eğilmemelisiniz. İçinizden 10’a kadar sayın ve doğrulun. Kaslarınız güçlendikçe 20’ye, 30’a kadar sayabilirsiniz. Yarım çömelme hareketini ellerinizi uzatarak da yapabilirsiniz. Bacaklarınızdaki pek çok kas grubu çalıştıran bu hareketle ile dizlerinize binen yükü azaltabilir, sıkı bir bacak, kalça ve karın kütlesine sahip olabilirsiniz.

4) Makas Hareketi

Yere sırt üstü bir pozisyonda, beliniz yere temas etmeyecek şekilde uzanın. Karın kaslarınız sıkı bir şekilde kalmalıdır. Elleriniz yanlarda da olabilir ya da belinizi desteklemek amacıyla kalçalarınızın altına da yerleştirebilirsiniz. İki bacağınızı yerden yukarıya kaldırıp ayak parmak uçlarınızı ise ileriye bakacak şekilde pozisyonunuzu alıyorsunuz. Nefes almayı unutmadan ritmik bir şekilde bacaklarınızı yukarı aşağıya doğru hareket ettiriyorsunuz. Önemli olan dikkat edilmesi gereken hareketi yaparken bacaklarınızı dizden bükmemenizdir. Makas egzersiziyle karın ve bacak kaslarınızın tümünün çalıştığını hissedeceksiniz.

5) Diz Üstüne Geri Esneme

Alt sırt kaslarınızı çalıştıran ve baldırlarınızı gerdiren sıkı bir egzersiz metodu daha! Ayaklarınız üzerinde diz çökün, kollarınızı kavuşturun; ya da ileri doğru uzatın, her iki şekilde de yapılabilir ve geriye doğru eğilin. İçinizden 10’a veya 15’e kadar sayın ve doğrulun; kaslarınız güçlendikçe esneme süresini uzatabilir ve gün geçtikçe etkiyi daha net hissedebilirsiniz.



6) Mekik

Hepimizin bildiği, ailemizden biri gibi olan egzersiz metodu. Karın ve üst gövde kaslarınızı çalıştıran mekik, en çok bilinen hareketlerden biridir. Evde kolaylıkla ve hiçbir malzeme kullanmadan yapabileceğiniz bu hareket için öncelikle yere uzanın. Ellerinizi başınızın altına alarak omzunuzu ve üst gövdenizi yukarı doğru kaldırmaya çalışın. Çenenizin gövdenize değmemesine ve başlarda kendinizi fazla zorlamaya dikkat edin. Zamanla hareketi daha düzgün yapmaya başlayacaksınız. Mekik hareketini günde 8 – 10 kez tekrar edebilir, zamanla set ve hareket sayısını artırabilirsiniz.

Mekikte göğüsten pelvis kısmına kadar olan bütün kaslarınız güçlenir ve sıkılaşır. Düzenli olarak mekik çekmek sizi güçlendirir ve zinde kalmanızı sağlar.

7) Lunge

Aletsiz, malzemesiz uygulanabilmesi sayesinde en iyi evde egzersiz hareketleri arasında yer alan lunge, vücudunuzun pek çok kas grubunu aynı anda çalıştırır, sıkılaştırır ve size zindelik sağlar. Egzersizden önce vücudunuzun yeterince ısındığından emin olmanız gerekir, bu nedenle hareketi spor programının başında değil, ortasında ya da sonunda uygulamanız tavsiye edilir. Lunge hareketini yapmak için ayakta dik durun, elinizi belinize götürün, bir bacağınızı mümkün olduğu kadar ileri uzatın, dizinizi kırın. Diğer bacağınızı da mümkün olduğunca geri uzatın ve gerin. Sonrasında zıplayarak iki bacağınızın pozisyonunu değiştirin ve bu hareketi en az 12 x 3 set halinde tekrarlayın. Olumlu yönde yanma hissini keyifle hissedeceksiniz...

8) Evde / Yerinde Koşu

Koşu yapmanın en iyi yararı ekipmana ihtiyacınız olmamasıdır. Bu calisthenic egzersiz, her yerde ve her zaman yapılabilir. Bu egzersizi yapmadan önce vücudunuzu açma germe hareketleriyle ısıtmanız ve spora hazır hale getirmeniz önerilir. Sonrasında herhangi bir mat ya da kilim üzerinde orta tempolu yerinde koşu hareketi yapabilir ve metabolizmanızın hızlandığını hissettiğinizde diğer spor hareketlerine vücudunuzu ısıtmış bir şekilde geçebilirsiniz.

9) Dağ Tırmanışı / Mountain Climber

Evde egzersiz yapan herkesin spor programlarında bulunması gereken hareketlerden biridir. Son derece kolay bir şekilde uygulanabilen hareket, özellikle karın ve çevresi bölgenizde büyük etki yaratarak sağlığınızı güçlendirmenize ve kalori yakmanıza yardımcı olur. Dağa tırmanma hareketini uygulamak için şınav veya plank pozisyonu alın ve bacaklarınızı hızlı bir şekilde sırayla karnınıza doğru çekin. Dağa tırmanır gibi hızlı bir şekilde uygulayacağınız hareketi günde 10 ila 15 dakika boyunca yapmanız, karın bölgesindeki yağlanmaları azaltmanıza, karın ve bacak kaslarınızı güçlendirmenize yardımcı olabilir.

10) Makas

Ve son egzersizimiz... Güçlü ve sıkı bacaklar istiyorsanız makas egzersizi tam bir nokta atışı. Hareketi uygulamak için yan şekilde uzanın ve bacaklarınızı dizlerinizi asla kırmadan havaya kaldırın. Sonrasında, üstteki bacağınızı kaldırabildiğiniz kadar yükseğe kaldırın ve kas gücünüzden yararlanarak indirin. Setler tamamlanana kadar bacağınızı yere asla değdirmeyin. Her iki bacağınız için de 10 x 3 set halinde yaparak bacak kaslarınızı güçlendirebilirsiniz. 

O zaman harekete geçme ve uygulama vakti! Herkese keyifli sporlar, sağlıklı günler! 😊








16 Ocak 2021 Cumartesi

Kış Hastalıklarından ve Enfeksiyondan Nasıl Korunabiliriz?

Yavaş yavaş kışı hissettiğimiz şu günlerde birçoğumuz mevsimsel olumsuzluklarla, hastalıklarla karşılaşıyoruz. Bu mevsimde soğuk havaya bağlı olarak doğan hastalıkların insanlar tarafından önemsenmemesi, geçiçi olduğu düşünülmesi hastalığın daha ileri evrelere taşınmasına ve tekrarlanmasına sebep olabiliyor. Bu aylarda en çok nezle, grip, faranjit, larenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatürre gibi hastalıklar görülüyor.
Kışın vücudumuz soğuğa adapte olmak için daha fazla enerji harcayıp, güçsüz düşebilir. İnsandan insana kolay geçebilen bu hastalıklarda, insanların neredeyse tüm gün kapalı mekanlarda bulunması nedeniyle de bulaşma riski artış gösterebilir.
Kış aylarında görülen enfeksiyon virüslerinin bulaşımı, hastalığı taşıyan kişilerin öksürmesi ya da hapşırması ile havaya yayılan mikropları insanların solumasıyla ya da o yüzeye temas edilmesiyle gerçekleşir. Virüsler, kapı kolları, bilgisayar klavyeleri, telefon gibi ortak kullanılabilecek eşyalar ve yüzeylerle bulaşabilir. Belirtilerden önceki 24 saat ve sonraki beş gün kişinin bulaştırıcılığı devam etmektedir. Enfeksiyona bağlı hastalıkların belirtileri arasında ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırık, öksürük, baş ağrısı, kaslarda ve eklemlerde ağrı ve halsizliği gösterebiliriz. Kişilerde genellikle 1-2 hafta içinde iyileşme görülür. Ancak yaşlılarda, diyabetlilerde, altta yatan böbreğe, kalbe ya da solunum sistemine ait kronik hastalığı olan kişilerde daha ağır seyredebilir. Bunun yanında zatürre gibi başka hastalıklara da zemin hazırlayabilir.


Peki kış hastalıklarından ve enfeksiyondan nasıl korunabiliriz?
Enfeksiyonlara karşı büyük rolü bulunan D vitamininin eksikliği grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonları riskini artırabilir. Belirtileri çoğunlukla burun akıntısı, ateş, baş ağrısı, geniz akıntısı, burun ve başta dolgunluk hissi, öksürük, hapşırma, boğazda yanma-ağrı, halsizlik ve iştahsızlık olarak görülebiliyor. Bu sebeple D vitamini alınıma özellikle kış aylarında daha çok dikkat etmeliyiz.
Kapalı ortamlarda pencere ve kapıları açarak belirli zamanlarda ortamda doğal havalandırma yapmak çok önemli. Ofisler çalışanları da klimayı gün içersinde mümkün olduğunca az kullanmalı ve nem dengesini korumalıdırlar. Sağlıklı bir ortamdaki nem oranı yüzde 40-60 arasında olmalıdır.
Enfeksiyonel hastalıkların tanısında en önemli konu, viral enfeksiyonların bakteriyel enfeksiyonlardan ayırt edebilmektir. Virüslerin yol açtığı üst solunum yolu hastalıklarının tedavisinde, antibiyotiklerin yararı olmadığı gibi, solunum yollarındaki yararlı bakterileri baskılayarak daha çok zararlı olabilirler. Bu sebeple asla doktorunuzun önermediği antibiyotikleri kullanmayın. 
Kışla birlikte artan ve üst solunum yollarını etkileyen hastalıkların öksürük, balgam gibi belirtilerini hafifletmek için bazı bitki çaylarından, sıcak içeceklerden tüketebiliriz. Sıcak bitki çayları hem boğazı yumuşatarak ciğerleri ve mide kaslarını zorlayan öksürüğü hafifletir, enfeksiyonun vücuttan daha hızlı bir şekilde atılmasını sağlar.
Covid sebebiyle halihazırda daha dikkatliyiz; fakat her daim astalığın bulaşmaması için öncelikli olarak hijyen kurallarına uymalıyız. Hasta kişilerden olabildiğince uzak durulmalı, temas edilmemelidir. Ellerimizi ve yüzümüzü sık sık yıkamak gerekir. Özellikle çocuklara ellerini uygun sürede, su ve sabun kullanarak yıkamaları gerektiği öğretilmelidir. 
Ve tabii ki su... Vücut direncini artırmak ve dengelemek için beslenme ve sıvı tüketimine kesinlikle özen gösterilmelidir. Günde yaklaşık olarak 3 litre su içilmelidir. A, C ve E vitaminlerinden zengin soğan, sarımsak, havuç, limon, portakal, mandalina, greyfurt, yeşil biber, marul ve salata bol bol tüketilebilir. Bitkisel yağlar tercih edilmeli ve haftada en az bir kez balık yenilmesi vücut direncini de artıracaktır.
Ve son olarak sigara ve alkolden kesinlikle uzak durulması gerekir. (Tüm bağımlılıklarınız ve güçlü bağışıklık sistemi için ayrıca Mora Terapi çözümlerine başvurabilir, bizimle iletişime geçebilirsiniz) Her ikisi de vücudun sinsi düşmanlarıdır ve bazı kanserlere zemin hazırlarlar. Düzenli uyku, düzenli egzersiz ve kışın D vitamini takviyesi almak bağışıklık sistemini güçlendirir. 
Kışın keyfini çıkarmak için sağlıklı ve güçlü kalmaya dikkat edin. Sağlıklı kışlar! 😊



25 Aralık 2020 Cuma

Yeni Yılda Sadece Karar Almakla Kalmayın; Uygulayın!

Yeni yıla yaklaşırken bir çoğumuz temiz başlangıçlar yapmak için kendimizle ilgili değişiklik kararlarını çoktan aldık. Yapılacaklar listesini oluşturduktan sonra ise çoğu zaman yazdığımız listeye tekrar dönüp bakmaz ve hayatımıza kaldığı yerden, aynı şekilde devam edip hevesimizi kaybedebiliyoruz. Her daim karar almak kolay, uygulamak zordur birey için.

Hayat boyunca alınan her karar uygulama sırasında şartlara göre değişikliğe uğrar, bazen de yok olur. İster zayıflamak için diyet ister şirketiniz için önemli bir yatırım kararı alın, sıra uygulamaya gelince aldığınız karar kendiliğinden esnemeye ve değişime uğramaya başlar.  Bu, hayatın gerçeklerinden sadece biridir.

Fakat daha karar alma aşamasındayken onun nasıl uygulanacağını düşünmek büyük yanılgılara götürebilir. Bir şirkette kuralları uygularken o kuralların kimin üzerinde uygulanacağına göre karar vermek şirketi “duruma ve adama göre karar veren” bir şirket konumuna sokar. Şartlara ve kişilere göre karar vermek insanları da şirketleri de hiç ilkesi olmayan (fazla pragmatik) bir kalıba sokar. Karar alırken taviz vermek, yanlış karar almak demektir.

“Alışkanlıkları değiştirmek zordur.” Oldukça klişe olan bu söylemin doğruluğundan kimsenin şüphesi yok, fakat aklımızdan çıkarmamamız gereken şey, zorun imkansız demek olmadığı.



Alışkanlıklarınızı gözden geçirin!

İstenmeyen bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi, o davranışın kişinin hayatındaki başka şeylerle zamanla pekiştirilmiş, tekrar edilmiş olmasından kaynaklanır. Uyanır uyanmaz kahve veya yemek sonrası sigara içmek gibi... Davranışınızın temelindeki zihinsel süreci keşfedip, istemediğimizi fark etmek ve uygulamamak en etkili çözümlerden biridir. Yeni alışkanlıklar edinirken de bunları sürekli yaptığınız ve yapmaktan zevk aldığınız şeylerle pekiştirerek davranışın alışkanlığa dönüşmesine yardımcı olabilirsiniz.

Küçük adımlarla büyük ve sürdürülebilir değişimlere...

Geçmiş deneyimlerinizin olumsuz sonuçlanması motivasyonunuzu düşürmüş olabilir ancak bunu başarısızlık olarak değil, tecrübe olarak değerlendirin. Önemli olan çok fazla olumlu sonuç elde etmek değil, sonuç almak için denemeyi bırakmayın ve değişebileceğinize inanın.

Acele etmeyin...

Özellikle her şeyi hızlı yaşadığımız ve hızlı tükettiğimiz bu zamanlarda çok çabuk sonuca ulaşmak ve verdiğimiz emeğin karşılığını anında görmek istiyoruz. Ancak yaptığınız şeyin 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunu bir araya getirerek su oluşturmak kadar belirli, kesin sonucu görebileceğiniz ya da hemen sonuç alabileceğiniz bir şey olmadığının bilincinde olun.
Bu nedenle olumlu sonuca ulaşmak için aceleci davranmayın. Sabır, kararlarınızda kilit rol oynar.

Plan yapın!

Değişim sürecinin olumsuz sonuçlanmasının en önemli sebeplerinden birisi de belirsizlik ve dengesizliktir. Davranışın sonucunun öngörülebilir olmayışı, kararı uygulama aşamasında zorluk yaşamanıza sebep olabilir. Diş fırçalamayı alışkanlık haline getirmeye çalışırken, evde olmayacağınız zamanlarda diş fırçanızı ve diş macununuzu yanınızda taşımak üzere plan yapmak alışkanlığınızı sürdürülebilir kılmanızı sağlar. İşte bu kararın uygulamaya geçiş örneğidir.

Karar alırken bu 3 temel noktaya mutlaka dikkat edin:

1. Duruma göre, adamına göre karar almak daha büyük yanlışları doğurur.

2. Önce bir fikir oluşturmak, sonra bu fikrinin geçerli olup olmadığını toplanacak verilerle test etmek gerekir.

3. Karar almak, tek bir doğruyu bulmak değil, doğrular arasından bir seçim yapmak demektir.

Unutmadan, iradenizi güçlendirmek ve kararlarınız doğrultusunda aksiyona geçebilmeniz için Mora Bach Çiçekleri ve Renk Terapilerinden birebir çok faydalanabileceğinizi biliyor muydunuz? Yukarıda yazdıklarımızı yapmak konusunda zorlanırsanız, lütfen destek alın.




11 Aralık 2020 Cuma

14 Günlük Karantina Süreci Ne Anlama Geliyor, Bu Süreçte Neler Yapılmalı?

Corona virüs salgının ülkede yayılmaması için tedbirlerin arasında en dikkat çekenlerin başında 14 gün kuralı geliyor. Vatandaşların uygulaması gerek kuralın ana öğesi evde kendini karantina altına almakla başlıyor. Peki 14 gün kuralı nedir? 

Dünyada ve ülkemizde bir salgın halini alan Koronavirüsle mücadelede en önemli konunun doğru bilgilendirme olduğuna dikkat çeken uzmanlar, yetkili isimlerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, çok farklı konuşmalar ve bilgiler arasında kafası karışanlar için Sağlık Bakanlığı’nın rehberleri kapsamında doğru bilgilendirme yapmanın önemine dikkat çekti. Koronavirüste kuluçka dönemi 2 gün kadar kısa 14 gün kadar uzun olabileceğine dikkat çekiliyor.

Corona virüse karşı 14 gün kuralı, Sağlık Bakanlığı tarafından corona virüsün ülkemizde yayılmaya başlamasıyla alınan tedbirlerden birisidir. Corona virüs için belirlenen kuluçka süresi 4 – 14 gün olarak açıklanmıştır. 
14 gün kuralı, virüs kapma ihtimali yüksek olan kişilerin kendilerini izole ederek, Bakanlık tarafından belirlenen önlemleri uygulanması anlamına gelmektedir.


14 Gün Kuralını Kimlerin Uygulaması Gereklidir?

14 gün kuralını uygulaması gerekenler, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yurt dışından gelen vatandaşlar olarak açıklanmıştır. Yurt dışından gelen vatandaşların hem kendi sağlıklarını hem de toplumsal sağlığı düşünerek mutlaka 14 gün kuralı kapsamında belirlenen önlem maddelerini uygulaması gerekmektedir. Önlemler Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından açıklanmıştır.

14 Gün Kuralında Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

14 gün kuralında dikkat edilmesi gereken hususlar, Bakanlık tarafından detaylı olarak açıklanmıştır. Virüsün yayılmasını önlemek için 14 gün kuralı en önemli adımlardan birisidir. Bu nedenle dikkatle uygulanması gerekmektedir. Bakanlık tarafından 14 gün kuralı çerçevesinde açıklanan önlem maddeleri şu şekildedir:

  • Yurt dışına çıkmamanız gerekmektedir. Bu süreçte planlı seyahatlerinizi iptal etmeli veya ertelemelisiniz.
  • Yurt dışı dönüşündeki ilk 14 gün evden çıkmamanız gerekmektedir.
  • Evde kalmanız gereken süreç içerisinde kendinizi izole etmeli ve ziyaretçi kabul etmemelisiniz.
  • Evde kendini izole eden kişilerin odasına maskesiz girilmemesi gerekmektedir.
  • Odaların sık sık havalandırılması gerekmektedir.
  • 14 günlük süreç geçmeden özellikle yaşlılarla ve kronik hastalığı bulunan kişilerle temas kurulmaması gerekmektedir.
  • Ellerin sık sık en az 20 saniye süreyle ovalanarak yıkanması gerekmektedir.
  • Kişisel eşyaların kimseyle ortak kullanılmaması gerekmektedir.
  • Kıyafetlerin en az 60 derecede normal deterjanla yıkanması gerekmektedir.
  • Evden çıkmanız gerekirse, mutlaka maske takarak çıkmalısınız.
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sağlıklı beslenmeli, bol sıvı tüketmeli ve uyku düzeninize dikkat etmelisiniz.

14 Gün Kuralında Ne Zaman Hastaneye Başvurulmalı?

14 günlük süreçte hastaneye başvurulması gereken zaman bazı şikayetlerin görülmeye başladığı zamandır. Sağlık kuruşuna başvurulması gereken belirtiler şu şekildedir:

  • Yüksek ateş
  • Öksürük
  • Nefes darlığı

14 gün kuralı içerisinde bu belirtilerle karşı karşıya kalmanız halinde mutlaka maske takarak sağlık kuruluşlarına başvurmanız gerekmektedir.

Özellikle bu süreçte bağışıklık sistemimizi korumak ve güçlendirmek alınacak önlemlerin neredeyse başında geliyor. Siz de Mora Terapi Merkezlerimize gelerek bağışıklık sisteminizi her an güçlü kılabilir ve koruyabilirsiniz. Detaylı bilgi almak ve bizimle iletişime geçmek için web sitemizi ziyaret edebilir veya sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.

Herkese sağlıklı, dikkatli ve tedbirli günler!