29 Ağustos 2020 Cumartesi

Mora Terapi Depresyona Karşı!

Zevk aldığınız ve sizin için önemli olan aktiviteleri terk ettiğimiz ve/veya yaparken zevk almadığımız, umutsuzluk, karamsarlık, çökkünlük, üzüntü, endişe, kaygı ve korkularla beraber seyreden, iştah ve uyku ritmimizin azalma veya çoğalma yönünde bozulduğu, kendimizi son derece çaresiz, değersiz hissettiğimiz, olumsuz düşünceler içinde dalgalandığımız duygu durum bozuklukları bazı uluslararası tanı kriterleri ile örtüştüğünde koyduğumuz tanıların genel adı depresyondur. Ancak her benzeri tablo depresyon olarak tanımlanamaz ve bir depresyondan bahsedebilmemiz için bu belirtilerin bazılarının en az iki (2) hafta süreyle devam etmesi gerekir.

Modern Dünya, insanları “sağlıklılar” ve “hastalar” olarak ikiye ayırır. Konu fiziksel sağlık olunca masum olan bu ayrım, konu ruhsal sağlık olduğunda çok daha büyük bir önem alır. Neden? Çünkü kimin “normal” kimin “sağlıklı” olduğunu söylemek aynı zamanda bir ölçüde hangi davranışların “normal ve kabul edilebilir” hangilerinin ise “hastalıklı ve kabul edilemez” olduğunu söylemek anlamına gelir. Yani toplumsal normaller, bir tür davranışı ve o davranışı gösteren insanı, duruma ve zamana göre sağlıklı veya hastalıklı atfedebilir.

İnsanın içindeki en engellenemez dürtü, “Hayatta Kalmak”tır. Bu o kadar kuvvetlidir ki, bazen genetik mirasımız direksyonu ele geçirir ve kontrol bizden çıkar. Bunun en basiti, çok iğrenç görünümlü bir yemekle veya bizi korkutan bir hayvanla karşılaşmaktır. Biz akıllı zihnimizle her ne kadar “bundan iğrenmeyeceğim” veya “bundan korkmayacağım” desek de etkimiz sınırlıdır.

 


Baş ağrısı, migren, baş dönmesi, eklem ağrıları, mide-bağırsak problemleri gibi. Kişinin şikayetleri hep fizikseldir, hep ağrılardan yakınır ama tüm bunların sebebi altta yatan depresyondur. Ancak kişi depresyonunu, bilinçsiz olarak konuşması daha kolay olan belirtilerle yaşar ve ifade eder. Grip ile mücadele ederken çalışmak zorunda olduğunuzu düşünün. Kafanızda baskı var, vücudunuz ağrıyor ve tek yapmak istediğiniz uyumak. Ancak yeni müşterilerle görüşüp iyiymiş taklidi yapmanız gerekmektedir.

Depresyon üzüntü ya da derin üzüntü değildir. Üzüntü bir duygudur, depresyon ise bir hastalıktır. Bütün duygular biz insanlar içindir. Yine de bazı duygular olumsuz duygular olarak kabul edilir ve kişi bu duygulardan kaçmaya çalışır ancak bu pek doğru bir tutum değildir. Olumsuz duygu yoktur, her duygunun belirli bir işlevi vardır. Ancak bu duyguların uzun bir süre boyunca aşırı yoğunlukta yaşanması doğal değildir ve doğal olmayan birçok durum gibi bizi rahatsız eder. Uzun süren çok yoğun üzüntü gibi uzun süren çok yoğun neşe, coşku da kişiye zarar verir.İşte bu noktada bir hastalıktan bahsedebiliriz.

Bütünsel tıpta modern çözümler üreten Mora Terapi; duygu durum değişikliklerine karşı da oldukça etkili. Buna örnek olarak Bach Çiçekleri tedavisini gösterebiliriz. Mora Terapi cihazları homeopatik ilaç frekanslarını kullanabilen cihazlardır. Bach çiçekleri terapisi ve renk terapileri de bu şekilde uygulanan terapilerin başında gelmektedir. Çocukluk, ergenlik, yaşlılık dönemi de olmak üzere her yaş grubunda kullanılabilmektedir.

 

Ünlü tıp doktoru İngiliz Dr. Edward Bach’in çiçeklerin iyileştirici özellikleri üzerine yaptığı çalışmalar sonucu geliştirilen Bach Çiçekleri Terapisi’nin kişilerin duygu durumlarının düzeltilmesinde oldukça etkilidir. Enerji alanındaki korkuya, sinirliliğe ya da agresif olmaya yol açan duygu tıkanıklıklarını açan Mora Terapi Bach Çiçekleri Terapisi, söz konusu durumlara yol açan frekansları temizleyebilmektedir. Bach Çiçekleri terapilerinde olduğu gibi renk terapileri de enerji durumunun dengelenmesini sağlayarak kayda değer sakin ve mutlu bir hal sağlamaktadır. Ve tüm bu tedavi yöntemleri yan etki barındırmıyor.

Sizi üzgün görmek asla istemeyiz.
😊 Mutlu haftalar!

 

14 Ağustos 2020 Cuma

Özellikle Pandemi Döneminde Ruh Sağlığımızı Korumamız Neden Önemli?

 Neredeyse 6 aydır pandemi tehlikesiyle birlikte yaşıyoruz. Bu nedenle koranavirüs birçok insanda korku ve endişeye neden oluyor. Virüsün ülkemizde de görülmesinin ardından çocuk ve yetişkinlerde güçlü olumsuz duyguların ortaya çıkmasına neden oldu. Belirsizlik ve öngörülemezlik,  ‘kontrol eksikliği’ hissetmemize neden oluyor. Tehditlere karşı diğer tüm canlılar gibi kendimizi koruma eğilimindeyiz ancak tehdit belirsiz ve potansiyel olarak geniş kapsamlı olduğunda ise kendimizi koruyamayacağımızı düşünmeye başlarız. Bu da endişemizi artırarak alışılmadık davranışlar sergilememize neden olabilir.

Eğer insanlar medyada salgın ile ilgili görüntülere ve bilgilere tekrar tekrar maruz kalırlarsa bu da yaşadıkları sıkıntı düzeyini arttırabilir. Bu nedenle bu süreçte ruh sağlığını korumanın etkili bir yolu da aşırı koronavirüsü haberine maruz kalmaktan kaçınmak. Özellikle çocukların bu haberlerden uzak tutulması gerektiğini vurguluyor. Çocukların bu durumla başa çıkabilmeleri için neler yapılması gerektiğini Yrd. Doç. Dr. Cankardaş şöyle anlatıyor: “Bu tür haberleri duyduğunda çocuğunuz kendini üzgün ya da endişeli hissediyorsa onun bu duygusunu ifade etmesini sağlayın. Yaşadıkları duygularla nasıl başa çıkabileceklerini öğrenmeleri için kendi stresinizle nasıl başa çıktığınızı onlarla paylaşın. Çocuğunuza kendini korumak ve riski azaltmak için yapabileceği şeyleri anlatın."


Çocuklarınız gibi siz de koronavirüsle ilgili medya unsurlarına aşırı maruz kalmaktan kaçının. Bunun yerine, endişenizi gereksiz yere şiddetlendiren, korku uyandırıcı haberler veya sosyal medya yayınları yerine ulusal sağlık hizmetleri web sitelerini inceleyebilirsiniz.

Vücudunuza dikkat edin, dengeli beslenin, düzenli egzersiz yapın, düzenli uyuyun. Virüs ile ilgili haberleri okumaya, izlemeye ve hikâyeler dinlemeye ara verin. Bunlara tekrar tekrar maruz kalmak, üzücü ve psikolojik olarak yıpratıcı olabilir. Endişelerinizi ve nasıl hissettiğinizi yakınlarınızla paylaşın, sağlıklı ilişki ve iletişiminizi sürdürün. Umut, duygunuzu sürdürün.

2003 yılı SARS salgını ile ilgili yapılmış bir araştırma, kişilerin hastalığa ilişkin korku düzeyinin hem koruyucu hem de riskten kaçınma davranışlarının görülme sıklığı ile ilişkili olduğunu göstermekte.

Burada koruyucu davranışlar ile hijyen ile ilgili belirli davranışları, riskten kaçınma davranışları ile de tokalaşma, öpüşme, yurtdışı seyahat gibi davranışlar kastediliyor. Ancak insanların bu tür davranışları benimsemesi zor olabiliyor.

Bilimsel çalışmalar; insanların hastalığın ciddi olduğunu, kendilerine bulaşabileceğini, öldürücü olduğunu düşündüklerinde ve hastalığa karşı alacakları tedbirlerin işe yarayacağına inandıklarında hijyen davranışlarını yerine getirdiklerini gösteriyor. Yani optimum düzeyde korku ve endişe, harekete geçip kendimizi korumamız için gerekli.

“Bana bir şey olmaz” anlayışı hem kamu sağlığı hem de bireysel sağlık için tehlike arz ediyor. Aşırı derecede korku ise depresyon, sağlık anksiyetesi gibi bir takım ruhsal sorunlara neden olabilir. Bu nedenle resmi bilgilendirmeleri takip etmek, gerçekçi bir risk değerlendirmesi yapmak ve hangi davranışları edinerek kendimizi koruyabileceğimizi öğrenmek bu süreçte hem fiziksel hem ruhsal sağlığımızı korumak için çok önemli. Endişe, korku ve kaygı gibi olusmuz düşüncelerden kurtulmanın bir başka kanıtlanmış yolu da Mora Terapi’de Bach Çiçekleri tedavi yöntemi. sayısız akademik derecesi bulunan Doktor Edward Bach tarafından keşfedilen çiçek özleridir. Bach, insanda 38 temel olumsuz duygu durumu; davranış örneği bulunduğunu saptadı ve bu duygu durumlarına uygun çiçek özleri belirledi. Bach çiçeklerinin genel kullanımı, çiçeklerden elde edilen özlerin seyreltilerek homeopatik sıvı oluşturulması şeklindedir. Mora Terapi’ de iyileştirici özellikteki Bach Çiçekleri özlerinin cihazda kayıtlı olan frekansları kullanılır. Mora Color terapilerinde de olduğu gibi ilaç frekans olarak da isimlendirdiğimiz iyi frekanslar doğrudan vücut enerji meridyenlerine gönderilmektedir. İnanın denemenize değer.

Moralinizi her daim yüksek tutun; sizi seviyoruz! 😊

 



24 Temmuz 2020 Cuma

Spor Sonrası Neler Yapmalı? Bölüm II


Serimizin bir önceki yazısında daha çok “Spor öncesi nasıl beslenilmeli?” konusuna değinmiştik. Bu hafta ise seriminizle bağlantılı olarak spor sonrası oluşan kas ve bilimum bölge ağrılarının, kas yakımının ve genel olarak fiziksel zorlanmanın önüne geçebileceğiniz birkaç değerli öneri yazımızın konusunu oluşturacak. Dikkat etmenizde fayda var. 😊

Çoğumuz, egzersiz öncesi hazırlığımızı eksiksiz yaparız; ısınırız, rahat kıyafetler giyeriz; ancak egzersiz sonrası tek isteğimiz bir an önce duş alıp üstümüzü değiştirmek olur. Spor sonrası yapacaklarımız da, kaslarımızın ağrılarından uzak durabilmek ve sporun etkilerini vücudumuzda en iyi şekilde görebilmek için en az öncesinde yapacaklarımız kadar önemlidir.
Öncelikle Sakinleşmek
Egzersiz programınızı tamamlamış olmanız, antrenmanınızın bittiği anlamına gelmez. Kalp atış hızınızın normale dönmesi ve egzersiz sonrası kas ağrıları ve yorgunluğundan kurtulabilmek için, vücudunuzun yatışmasını sağlamanız şarttır.
Bir kaç dakikalık hafif tempolu yürüyüş ya da kardiyo, vücudunuzun normal ritmine dönebilmesi için yardımcı olacaktır.

Kas Ağrıları için Rahatlamak ve Esnemek
Özellikle ağırlık antrenmanları esnasında kaslara normalin üzerinde yükleme yapılır. Yapılan egzersizlerin kas dokularında hasara sebep olması normaldir. Spordan sonra yapılan istirahat ve tüketilen besinlerle birlikte salgılanan hormonlar kaslarda meydana gelen hasarı yapılandırarak yeni kas oluşumunu destekler. Kasların çalışmasına bağlı olarak kas hücrelerinde glikoz enerji yapımında kullanılır. Parçalanan glikozun artık ürünü laktik asit kaslarda birikir. Bu da kaslarda pH düzeyinin düşmesine ve ağrı hissinin ortaya sebep olabilir. Kas ağrılarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerde amaç laktik asidin ortamdan uzaklaştırılmasıdır.
Antrenman sırasında kasılan kaslarınızı rahatlatmak ve küçülmelerini engellemek, daha güçlü şekilde yeniden yapılanmalarına yardımcı olmak için, egzersiz sonrası esnemeyi ihmal etmemelisiniz. Esnemek, spor sonrası kas ağrılarını ve yorgunluğunu engellemesinin yanı sıra; bağlarınıza ve dokularınıza giden kan akışını da hızlandırarak, rahatlamanızı sağlar.
Su İçmek
Vücudumuz, yoğun egzersiz sırasında olduğu gibi, sonrasında da suya ihtiyaç duyar. Çalışırken vücudun kaybettiği  suyu geri kazanmak ve dehidratasyondan korunabilmek için; su tüketiminizi normale döndürmeden önce, egzersiz sonrası ilk iki saat içerisinde en az 2-3 bardak su içmelisiniz. Bu kuralın kışın da geçerli olduğunu unutmamanızda fayda var.
Yakıt ikmali
Yüzlerce kalori yaktığınız bir egzersiz sonrası, vücudun besin ihtiyacı artar. Bu, genelde sporun etkilerini yok ettiği düşünülerek görmezden gelinir. Ancak kaslarınızın onarılması ve kaybettiğiniz enerjiyi yeniden kazanmanız için, ilk 90 dakika içerisinde bir şeyler yemeniz şarttır.
Protein seviyesi yüksek olan ve kompleks karbonhidratlar içeren besinleri tercih edin. Karbonhidratlar enerjinizi yeniden kazanmanızı sağlayacak ve protein kaslarınızı onaracaktır. Böylece kaslarınız bir sonraki egzersiz öncesi dinlenmiş olacaktır.
Gelişmeleri takip etmek
Motivasyonunuzu koruyabilmek için, egzersizin size neler kattığını ve uzun vadeli hedeflerinize ne kadar yaklaştırdığını görmeniz önemlidir.
Sadece kendinizle gurur duyabilmek için değil, gelecek antrenmanlarınız için bir referans noktası oluşturmak için de gelişmelerinizi kaydedin. Sporun kilonuzu, kas oranınızı ve uyku düzeninizi nasıl etkilediğini de kaydetmeyi unutmayın.
Herkese yararlı ve keyifli sporlar! 😊


10 Temmuz 2020 Cuma

Spor Öncesi Nasıl Beslenilmeli?

Diyelim ki bir saat spor yapacaksınız, sporunuzdan önce protein içeren bir şey yemeniz gerekiyor. Aç karna spor yaparsanız yorgunluk ya da baş dönmesi yaşayabilirsiniz. Eğer spordan önce bir şeyler atıştırırsanız hem daha fazla enerji elde edersiniz hem de kaslarınızı korursunuz. Böylece antrenmanınızdan istediğiniz performansı yakalayabilirsiniz. Kas geliştirmek için vücudumuzun enerjiye ihtiyacı var. Ağırlık kaldırırken kaslarımızda ve karaciğerimizde depolanmış olan enerji kaynağı glikojenler parçalanır ve açığa çıkan glikozu enerji olarak kullanırız. Bu sebeple performansımızın yüksek olması için depolanan enerjimizin yeterli olması lazım.

Antrenmandan 1-2 saat önce yediğimiz besinleri depolayacak kadar sindirmemiz bile zor.


An
trenmana tok karnına başlarsak kan dolaşımı sindirim sistemlerinde olacaktır. Kasların “pump” olması, kanla dolması midemizi bulandırıp bizi rahatsız bile edebilir. Çoğunlukla bir gün önce yediğimiz besinlerden gelen enerjiyi topluyoruz. Antrenmana başlayınca da dolmuş glikojen depoları performansımızı artırır. Yağ da aynı şekilde vücut için gerekli bir besin ögesidir, aynı zamanda zengin bir enerji kaynağıdır. Glikojen kısa ve yüksek yoğunluklu egzersizlerde kullanılırken, yağlar ise uzun ve orta-düşük yoğunluklu egzersiz için enerji kaynağıdır. 

Doğru antrenman öncesi beslenme ile
*Enerji seviyenizi korur,

*Performansınızı arttırır,

*Hidrate kalır,

*Kas yıkımını yavaşlatır,

*Antrenman sonrası kas yapımına vücudunuzu hazırlarsınız.



Peki spor ve antrenman öncesi hangi besinleri tüketmeliyiz?

Muz: İhtiyacınız olan besin değerini karşılayacak olan muz, ayrıca size antrenmanınız için enerji verir.

Yulaf: Yararlı ve masum bir karbonhidrat olan yulaf ile hız kesmeden antrenman yapabilirsiniz.

Kurumuş Meyve: Hafif oldukları için sizi rahatsız etmeyecek besin değeri yüksek gıdalardır.

Yoğurt: Yoğurdu yulaf ve kuru meyvelerle de karıştırabilirsiniz.

Tam Tahıllı Ekmek: Bir dilim tam tahıllı ekmek yiyebilirsiniz.

Yumurta Beyazı: Eğer yumurtanın sarısını yerseniz kendinizi şişmiş hissedebilirsiniz o yüzden yumurta beyazı spor öncesi için idealdir. 

Meyve Smoothieleri: Enerji sağlar, muz ile cevizi karıştırın.

Nohut: Bir avuç nohut üzerine limon suyu gezdirin ve yiyin.

Kafein: Yağ yakmanıza ve yorgunluğunuzu atmanıza yarar, unutmayın sütsüz ve şekersiz olmalı.

Ne zaman, ne kadar su içilmeli?

Spor yaptığınız süre içinde yeterli miktarda sıvı aldığınızdan emin olun. Ter atımıyla ortaya çıkan sıvı kaybını spor esnasında ve sonrasında hemen karşılamanız gerekir. Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında uygun sıvı tüketimiyle yorgunluğun geciktirilmesi, kas kramplarının önlenmesi, konsantrasyonun artırılması ve sakatlıkların önlenmesi sağlanabilir. Egzersiz süresince ortalama her 20 dakikada 1 su bardağı su içebilirsiniz. Egzersiz sonrasındaysa kaybedilen sıvıyı yaklaşık 4 saatte su, ayran, süt, çorba ve mineralli suyla karşılamak önemli.


Proteinin fazlası zarar.

Spor yapan kişilerin düştüğü önemli hatalardan biri protein tüketiminde aşırıya kaçmak... Uzmanlar vücudumuzun ortalama protein ihtiyacı en fazla ağırlığımız başına 1.7 gram olduğunu söylüyor. “Proteinden bir şey olmaz” demeyin, fazlası yağ olarak depolanıyor veya atılıyor. Dahası vücudunuzun ihtiyaç duyduğu proteinden fazlasını tüketirseniz kalsiyum dengenizde bozulma, vücudunuzda keton birikimi görülebilir, böbrekleriniz ve kalbiniz olağandan fazla yorulabilir.
Siz yeter ki her daim spor yapacak motivasyonu bulun ve bunu tüm hayatınız süresince uygulayın. İnanın o zaman her şey sizin için çok daha güzel olacak! 
😊





1 Haziran 2020 Pazartesi

MORA TERAPİ TEDAVİLERİ NEDEN İMMÜN(BAĞIŞIKLIK) SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİR?



Bağışıklık sistemi veya immün sistem, bizim hastalıklara karşı savunma mekanizmalarımızı oluşturan, patojen veya tümör hücrelerini tanıyıp onları yok eden, vücudumuzu yabancı zararlı maddelere karşı koruyan karmaşık bir sistemdir. Kısacası vücudumuzun hastalıklara karşı korunmasında kalkan görevi görür. Vücudumuza girmeye çalışan tüm maddeleri tanır, ayrıştırır ve zararlı gördüklerini yok eder.

Doğumla birlikte aktif hale gelen bağışıklık sistemimiz zayıfladığında hastalıklara yakalanma riskimiz de artar.  Bağışıklık sistemindeki zayıflığı fırsat bile virüs ve mikroplar da vücudumuza akın ederek hastalıklara yol açar. Özellikle Covid-19 ile gündeme gelen bağışıklık sistemimizi güçlendirmek konusu sadece Covid-19’a karşı değil, oluşabilecek tüm hastalıklara karşı kendimizi, vücudumuzu güçlendirmek açısından çok önemlidir.

Uzun zamandır Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik blog sayfalarımızdan sayısız yazılarla sizi bilgilendirdik. Mora Terapi’nin hangi alanlarda kullanıldığı konusunda da sıkça yazılar yazdık. Ancak Mora Terapi’nin neden bağışıklık sisteminizi güçlü tutmaya yarayan bir terapi olduğu konusunda bir özet yapmanın da tam zamanı.

Öncelikle Mora Terapi’nin ana terapi felsefesinden bahsetmek istiyorum. Tüm bütünsel terapi metotları gibi hastalıklara bütünsel bir bakıştan yaklaşır. Vücudu kısımlara veya bölümlere ayırmak yerine bütün olarak ele alır. Hastanın bir organ veya vücut bölümünü iyileştirmek yerine, tüm tedavilerde, tüm vücudun iyileşmesini kapsayacak şekilde terapiler yapılır. Dolayısıyla migren için alınan bir Mora Terapi seansında aslında, hedef migren hastalığı olmakla birlikte, tüm vücudun sağlıklılık hali arttırılacak şekilde terapi yapılmaktadır.



Aslında sigara bırakırken veya kilo tedavilerimizde iştah kesme seansları alırken veya alerji vb tedavilerimizdeki seanslarda tüm vücuttaki sağlıklılık halinin arttırılmasına yönelik işlemler yapılır. Kişi sigarayı bırakmanın yanı sıra tüm vücudunun daha sağlıklı hale gelmesi için desteklendiği bir tedaviyi almış olur. Çünkü terapi aldığınız konu ne olursa olsun, Mora Terapi seanslarının tamamında, kişinin tüm vücudundan alınan frekans bilgisi filtreleme, ters çevirme, yükseltme işlemlerinden geçirilerek sağlıklı frekans bilgisinin yükseltilmesine, sağlıksız bilginin de ortadan kaldırılmasına yönelik olarak yapılır. Terapi seansları ilerledikçe cihaz üzerinde olan bütün vücut frekans bilgisinin - enerjisinin tarandığı ve tanımlandığı segment test bölümünde vücuttaki genel enerji-frekans bilgisinin nasıl olumlu yönde değiştiğine tanık olmak her zaman şaşırtıcıdır. Segment test değerlerindeki değişimin yanı sıra, kişiler kendi genel sağlık durumlarındaki iyileşmeyi, enerji artışı, genel duygu durumdaki iyilik hali, uykuların derin ve kaliteli olması, ağrıların azalması veya semptomların ortadan kalkması şeklinde net olarak her zaman görmekte, hissetmektedirler. Zihinsel netlik, duygusal rahatlık fiziki bedendeki iyileşmeler kadar net bir şekilde hissedilir.

Ayrıca Mora Terapi diğer tüm bütünsel tıp yaklaşım modelleri gibi hastalığın vücutta oluşma nedeninin, vücudun hastalığın oluşumuna imkan veren halinden kaynaklandığı varsayımıyla hareket eder. Yani aynı immün sistemimiz bozukken nasıl hastalıklara açık hale geliyorsak benzeri şekilde fiziksel bedendeki bozukluklar veya yanlış işleyişler veya sağlıklılık halinin zayıflığının, o hastalığın ortaya çıkmasındaki en büyük neden olduğunu, hastalık zemini olduğunu düşünür. Dolayısıyla migren, alerji, romatizma, diyabet vs’nin kendisiyle değil, bu hastalıkların vücutta ortaya çıkmasına neden olan  hastalık yapıcı zemin ile uğraşır ve onları ortadan kaldırmak için çalışır. Vücut normal sağlıklı haline geri döndüğünde, hastalığa neden olan zemin ortadan kalktığında hastalık da ortadan kalkacaktır.

İşte tam bu yüzden, tüm Mora terapi tedavileri aynı zamanda yaşam değişiklikleri de içerir. Çünkü hastalık yapıcı zemini değiştirmek, bir taraftan, o hastalığa neden olan tüm sorunları da ortadan kaldırmak ve yeniden oluşmasına izin vermemek demektir. Bu da, tedavilerin kalıcı olması için uzun vadede kişinin yaşam alışkanlıklarını değiştirmekle mümkündür.

Örneğin kişinin, vücudundaki enflamasyonu arttıracak şekilde bir beslenme alışkanlığı varsa ve bundan dolayı yüksek tansiyon, diyabet, kilo vb problemleri yaşıyorsa, Mora Terapi ile vücut sağlıklı haline dönsün diye desteklenirken, bir taraftan da beslenme alışkanlığı enflamasyona neden olmayacak şekilde değiştirilir. Bir çöplüğün içinden bir çöpü çıkarıp, yıkayıp temizlediğinizi düşünün. Sonra yeniden o çöplüğün içerisine atarsanız ne olur? Yine eski, kirli haline döner değil mi? O zaman hastalığın uzun vadede yeniden oluşmaması için hastalığı oluşturan etmenleri de ortadan kaldırmak mutlaka gerekir.
Dolayısıyla tüm Mora Terapi tedavilerinde, tedavilerin yanı sıra,  kişilerin sağlıklılık halinin devamı için yaşam alışkanlığı değişimlerini de mutlaka yapmaları sağlanır.

Genel olarak o zaman Mora Terapi tedavileri neden immün sisteminizi güçlendiren tedavilerdir konusunu şu şekilde özetleyebiliriz;
-Çünkü Mora Terapi ile vücudunuza zarar veren bağımlılıklarınızdan (sigara, alkol, ilaç vb) kurtulabilirsiniz.
-Çünkü Mora Terapi kilo tedavileri ile hem kilo verip hem de kolaylıkla sağlıklı beslenme alışkanlığı geliştirebilirsiniz.
-Çünkü Mora terapi alerji ve diğer immün sistemi tedavilerimizde vücudunuz alerjen maddeye reaksiyon vermeyecek şekilde güçlendirilir.
-Çünkü tüm kronik hastalık tedavilerimizde vücuttaki enflamasyon miktarı azaltılacak veya ortadan kaldırılacak şekilde tedaviler yapılır böylelikle immün sisteminiz güçlenir.
-Çünkü vücudunuzda yıllardır birikmiş ağır metal, parazit, mantar vb toksik yükleri Mora Terapi tedavilerimizle vücudunuzdan atabilir, detoks olabilirsiniz.
-Çünkü hemen hemen tüm tedavilerimizde, tedavilere ek olarak duygu durum tedavileri de yapılmaktadır. Böylelikle duygusal olarak da daha güçlü olmanız kolaylaşır. Biliyorsunuz immün sistem, kronik stres veya kronik duygu durum bozukluklarında zayıflamaktadır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerimizin tamamında sağlıklı beslenme, uyku, yeterince su ve egzersizin önemi her zaman anlatılır ve uygulama konusunda kişiler takip edilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları desteklenir.
-Çünkü Mora terapi tedavilerinde kişinin kendisinden alınan frekans bilgisi daha sağlıklı frekanslarla desteklendiğinden ve bu işlem tüm vücudu destekleyecek şekilde yapıldığından problemin ortadan kalkması hızlıdır.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinde kişiler, mutlaka, aldıkları tedaviye uygun, mineral, vitamin, eser element, nutrasötik vb’leri için değerlendirilir ve gerekli durumlarda eksik olanlar takviye edilir.
-Çünkü Mora Terapi tedavilerinin birincil önceliği kişilerin kalıcı olarak daha sağlıklı yaşamlarını devam ettirmeleridir.


Kalıcı olarak sağlıklı, mutlu, keyifli, güçlü bağışıklık - immün sistemine sahip nice güzel yıllarımız olsun… 

27 Nisan 2020 Pazartesi

KİŞİSEL ÖZGÜRLÜĞÜNÜZ DEĞERLİDİR HAYATI DİLEDİĞİNİZCE VE MUTLU YAŞAYIN

Yaşamın tamamı hareket, büyüme ve değişim içerir. Peki sizin için uygun olan ne? Aslında hepimiz özgürüz. Seçim yapabilir ve geleceğimizi ona göre şekillendirebiliriz. Gerçekten istediğimiz hayatı yaratma yetisine sahibiz.

“Biz, birer robot değiliz. Memeli türünden gelmekle birlikte artık tam olarak bir hayvan bile diyemeyiz insanlığa. Aslında bilincini kullanan canlılar olarak sonsuz bir olasılıklar denizinde yüzüyoruz. Yeryüzünde bize yaraşır, sevdiğimiz hayatı yaratma şansımız her zaman var.



Kölelik dönemi biteli çok oldu.

Kimseyi kendimize köle etmeyi nasıl sevmiyorsak (ki sevmeyelim sakın, bu kadar egosantrik olmayalım) bize de kölelik dayatılmadığından emin olmalıyız.
Peki bize kölelik nasıl dayatılabilir? Başkalarının gündemine boyun eğmekle. Hayatınızdaki insanları düşününün. İstediklerini yaptırmak için size sıklıkla ahlaki veya duygusal yollardan yaptıkları baskıları. Pek tabidir ki yakınlarımıza ve sevdiklerimize karşı sevgi dolu ve anlayışlı olmak çok önemlidir. Ancak her şeyden önemlisi kendimizle ilgili konularda kontrolün bizde olması aslında bizi mutlu eder.  

Farkına vardığınız zaman çok net olarak anlayacaksınız ki asıl sorun başkaları değil, kendinizi koşullara, diğer insanlara teslim etme konusunda ikna edişiniz ve kendinize olan güvensizliğiniz.

Daha da sinsi ve görünmeyen olan; yetiştiğimiz kültürün baskın kuralları, inançları, değerleri ve bizi yönlendirdikleri gizli koşullandırmalardır. Politika, din, eğitim, ırk, göç, yaşam tarzı gibi önemli normları düşünün. Liste sonsuza kadar uzayabilir. Hiç düşünmeden yaşarsanız ve kendi istek, beklentilerinizin farkında olmazsanız, temel yaşam biçimini sorgulamayacak şekilde normalleştirip içinde yaşadığınız toplumla tamamen özdeşleşebilirsiniz.
Oysa çok daha iyi bir yol mümkün; Kişisel özgürlüğü seçmek. Kişisel olarak özgür olmayı her zaman her durumda seçebiliriz. Bunu yapmak için önünüze gelen her seçimi sorgulayarak işe başlamak en iyisi. Gerçekten istediğim bu mu? Beni mutlu edecek olan, sağlığımı, mutluluğumu, yaşam konforumu arttıracak olan seçim bu mu?

Kesinlikle kişisel özgürlüğümüzü yaşamaya değer! Neden mi? Çünkü kendi yaşamımızı kendimiz kontrol edebilir, kendimize bize uygun hedefler belirleyebilir, hedeflere ulaşmak için hangi yoldan gideceğimize karar verebilir ve yaptığımız ve olduğumuz her şeyi kendi istediğimiz kalitede yapabiliriz. Kişisel özgürlüğümüz hayatta kendimize verebileceğimiz en büyük hediyedir. Sorumluluk almamızı, hayatı olumlu anlamda değiştirebilmemizi sağlar.

Olumlu yaşam tarzı değişiklikleri ancak kişisel olarak özgür olduğunuz zaman yapabileceğiniz şeylerdir. Çünkü gerçekte sorumluluk almanızı gerektirir. Özgür olmadığınız zamanlarda sorumluluk da almadığınızdan yapılabilecekleri yapamazsınız. Kendi hayatınızla ilgili konularda kontrollü, yaratıcı ve sorumlu olmanızı, olumlu yaşam değişiklikleri yapmanızı sağlayan şey kişisel özgürlüğünüzdür.

Kendi geleceğini kendin yarat
Unutmayın, geleceğimiz değişmez bir sabit değildir. Kendi özgür seçimlerimizle istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Enfes kararlar vererek kendimiz için en doğru seçimleri yapabiliriz.

Doğru seçimler için doğru soruları sormak olmazsa olmaz. Hedef belirlemek ve strateji oluşturmak için doğru soruları sormakla işe başlamak gerekiyor. Mesela;
Bazı şeyler olmasını gerektiğini düşünüp öylesine sorgulamadan kabul ettiğiniz şeyler mi?
Hayatta sizin için önemli olan ana değerler neler?
Hedeflere ulaşmak için çözüm yolları neler olabilir? 
Ne hakkında meraklı ve tutkulusunuz?
Neleri çok severek yapıyorsunuz?
Nasıl yaşadığınızda kendinizi mutlu hissediyorsunuz?

Bu ve benzeri detay sorularla birlikte en derinde sizin için önemli olan şeylerin farkına varıp hayatınızı istediğiniz yönde değiştirme konusunda adımlar atmaya başlayabilirsiniz.

Kişisel özgürlüğümüz en değerli varlığımızdır. Bizi mutluluğa taşıyan en önemli değerlerin başında gelir. Hepimizin istediği, hak ettiği ve ihtiyacı olan şeydir. Unutmayalım, geleceğimiz bizim elimizde, biz şekillendiriyoruz. O zaman sorumluluk alalım ve olumlu değişimler yapalım.

Her zaman ruh, zihin, beden bütünlüğünde olduğunuz mutlu, sağlıklı, özgür bir yaşam diliyoruz.


16 Nisan 2020 Perşembe

BELİRSİZLİKLE BAŞ ETME YOLLARI



Ne yazık ki beynimiz, genellikle modern yaşamımızı zorlaştıracak şekilde çalışır. Özellikle belirsizlikle başa çıkma konusunda bu daha da geçerlidir. Ancak beynimizin bu özelliğinin bilincindeysek bizi sokmak istediği mantıksız yollardan kurtulabilir ve belirsizliği etkili bir biçimde ele alabiliriz.

Beynimiz belirsizlikle karşılaştığında korku ile tepki vermekle programlanmıştır. Yenilerde yapılmış bir çalışmada deneklere giderek daha da belirsizleşen bahisler yapmaları konusunda talimatlar verildi. Denekler ne kadar az bilgi sahibi oldularsa o kadar mantıksız tahminler yapmaya, kararlar vermeye başladılar. Oysa bilgi azken, o bilginin geçerliliğini daha akılcı ve dikkatli değerlendireceğimizi varsayarız. Gerçekte durum tam tersidir. Senaryolardaki bilgi ne kadar azsa deneklerin beyinlerinin kontrolü o kadar çok korku, endişe gibi duyguların ağır bastığı limbik sistem tarafından ele geçirildiği bu çalışmada kanıtlanmıştır.

Açıkçası, belirsizlikle karşılaştığımız her durumda, beynimiz bizi aşırı tepki vermeye zorluyor.  Bu mekanizmayı geçersiz kılabilir ve düşüncelerimizi daha rasyonel yönde değiştirebiliriz.
Bu tür belirsizlik durumlarında, korku ve endişe duyguları baskısı altındayken, daha kaliteli kararlar vermek için yapabileceklerimiz var.

İşte sizin için belirsizlikle başarıyla mücadele eden insanların genel olarak yaptıklarını araştırıp maddeler halinde aşağıda özetledik.



1. Beyinlerinin limbik sistemini susturmayı başarabilirler.
Limbik sistem belirsizliğe korku reaksiyonu ile yanıt verir ve biliyoruz ki korku kaliteli kararlar  vermeyi engeller. Belirsizlikle başa çıkmada iyi olan insanlar korkuya karşı temkinli olurlar ve korkularının farkındadırlar. Böylelikle körkuyun kontrolleri altına alabilirler. Rasyonel olanla, irrasyonel olanı ayırt edebilir, irrasyonel olanları eleyebilirler. Bu şekilde daha doğru ve rasyonel bilgiye odaklanmaya başlayabilirler. Süreç boyunca, kendilerine beyinlerinin ilkel kısmının çok fazla çalıştığı ama asıl kontrolde olması gereken kısmın rasyonel ve mantıksal kısım olduğunu kendilerine hatırlatırlar. Başka bir deyişle, limbik sistemlerine gerçek, reel bir korku öznesi ortaya çıkana kadar sessiz olmalarını söylerler. Bu arada Koronavirüs gibi reel,  gerçek bir korku öznesi olduğunda korkmak ve buna karşın önlem almak çok doğaldır.

2. Olumlu bakış açısında kalırlar
Olumlu düşünceler, beynimizin dikkatini tamamen stressiz bir şeye odaklayarak korkuyu ve mantıksız düşünceleri sessizleştirmemize olanak tanır. Unutmayalım, olumlu düşünme bir pratik etme işidir ve bunun için beynimize bilinçli olarak yardım etmeliyiz. Olumlu düşünceler dikkatimizi yeniden odaklamamızı sağlar. Biliyoruz, işler iyi gittiğinde veya ruh halimiz iyi olduğunda, bu nispeten kolaydır. Asıl zor olan, zor bir karar vermek zorunda olduğumuzda, özellikle zihnimizi olumsuz düşünceler doldurmuşken olumlu düşünmeyi sürdürmektir. Burada dikkat edeceğimiz şey, belirsizlik stresinden dolayı düşüncelerimiz olumsuz olduğunda, dikkatimizi sahip olduğumuz olumlu şeylere yöneltmemizin bize çok yardımcı olacağıdır. Böylelikle beynimiz sakinleşir ve daha rasyonel kararlar vermeye başlarız.

3. Ne bildiklerini ve ne bilmediklerini bilirler
Belirsizliği yönetmede iyi olanlar, bildiklerini ve bilmedikleri şeylerin bir listesini yaparlar. Bildiklerini arttırmanın ve bilmedikleri konusunda bilgi sahibi olmanın yollarını ararlar. Böylelikle belirsizlik içerisinden birer “belirliler” dataları ortaya çıkar.

4. Kontrol edemedikleri şeyleri de kucaklarlar
Belirsizlikle başa çıkmada güçlü olan insanlar, kontrol altına alamadıkları şeyleri de kucaklamaktan korkmazlar. Başka bir deyişle, daha gerçekçi bir bakış açısına sahiptirler. Hayatta her şeyi kontrol edemeyeceklerini bilirler. Herhangi bir durumu gerçekte olduğundan daha iyi veya daha kötü şekilde göstermeye çalışmaz, içinde bulundukları gerçeği olduğu gibi analiz ederler. Gerçekten kontrol edebildikleri tek şeyin kararlarına ulaşma süreci olduğunun farkındadırlar. Bilinmeyeni yönetmenin ve düz yolda yürümenin tek yolu budur.  Adım atmaktan, bilmediklerimize rağmen bildiklerimize dayanarak ilerliyoruz demekten korkmazlar. Hatalar yapılabilir ve düzeltilebilir şeylerdir, hiçbir karar, karar  vermemekten ve hiçbir şey yapmamaktan daha iyi değildir.

5. Sadece önemli olan şeylere odaklanırlar
Bazı kararlar önemlidir. Bir şeyleri bozabilir veya tam tersi kurtarabilir. Bir sürü kararın ise bu kadar büyük bir önemi yoktur. Belirsizlikler karşısında ilerleme konusunda iyi olanlar, en büyük riskin kararsız kalmak dolayısıyla zaman kaybetmek olduğunu bilirler. Ancak, ajandamızdaki pek çok kararı doğru bir şekilde dengelemeyi öğrenmek, enerjimizi doğru şeylere odaklamamızı ve daha bilinçli seçimler yapmamızı sağlar. Ayrıca dikkati gereksiz yere dağıtan küçük endişelere kapılmaktan da bizi kurtarır.


6. Mükemmellik aramazlar
Belirsizlik karşısında başarılı olan insanlar aynı zamanda duygusal olarak da zeki insanlardır. Hedeflerinde veya kararlarında mükemmellik aramazlar. Çünkü mükemmel karar diye bir şeyin olmadığını bilirler. Mükemmelliği aramak tamamen yanılsama yaratır ve hayattan zevk almak yerine boşuna vakit kaybettiricidir.

7. Sorunlar üzerinde takılı kalmazlar
Unutmayın, dikkatinizi nereye odakladığımız duygusal durumumuzu belirler. Olumsuz duygular performansımızı etkiler, stres yaratır ve problemleri çözmemizi zorlaştırır. Oysa koşulları iyileştirmek üzere eylemlere odaklandığımızda, olumlu duygular üreten ve performansı artıran kişisel bir etkililik duygusu yaratırız. Belirsizlikle başa çıkmada başarılı olan insanlar, tüm dikkat ve çabalarını var olan koşulları iyileştirmek için yapabileceklerine odaklayarak aksiyon alırlar.

8. Sezgilerine ne zaman güvenebileceklerini bilirler
Doğru sezgilere sahip olmak hayatta istediğimiz yöne gitmemiz için olmazsa olmaz önemli yeteneklerden biridir. Dürtüler ve sezgiler arasındaki farkı ayırt edebilmek, belirsizlikle başarılı bir şekilde başa çıkabilen insanların en önemli özelliklerinden biridir. Geçmiş deneyimlerinden edindiği bilgiler ışığında  sezgilerinin gücüne güvenir ve bilinmezliğin kimi noktalarına doğru stratejiler oluşturarak onu aşmayı başarabilirler. Kendi filtrelerini tanırlar, başka kişilerin varsayımları, görüşlerini veya duygularını iyi bir şekilde süzgeçten geçirerek, gereksiz yere etkilendiklerini kolaylıkla eleyebilirler. Sezgileriyle uyumlu olmayan duygu ve düşünceleri filtreleme yetenekleri, doğru çözüme odaklanmalarına yardımcı olur.
Buradaki önemli bir ayrıntı; sezgilerin her zaman biraz zamana ihtiyacı olduğudur veya onları iyi analiz etmek için bizi rahatlatan, odağımızı başka tarafa çeken, bütünüyle zihnimizi serbest bıraktığımız zamanlara ihtiyacımız vardır. Doğru sezgilere kendimizi zorlayarak veya kendimize baskı yaptığımızda erişemeyiz. Albert Einstein veya başka pek çok mucit, bilim insanının yaptığı gibi önemli fikirler ve buluşlar hep bambaşka şeyler yaparken (yelkenli ile gezerken, banyo yaparken veya ormanda rahatlatan bir yürüyüş sırasında vs) ortaya çıkar aslında. Dolayısıyla bir belirsizlik karşısında çözüm üzerine düşünen insanlar sık sık sezgilerini dinlemek için kendilerine zaman ayırırlar, sezgilerinin izini sürerler ve küçük adımlarla onları gerçekleştirmeye başlarlar. Böylelikle büyük olan adıma veya aksiyona zemin hazırlarlar.

9. Her zaman bir B planları vardır.
Belirsizliğin üstünden gelmek aynı zamanda önümüze çıkabilecek risk faktörlerini veya çıkabilecek başarısızlıkları da bilmek ve bunlar ortaya çıktığında gerekli olabilecek alternatiflere dair planlarımızı da yapmış olmakla ilgilidir.  Belirsizlik konusunda başarılı olanlar genellikle yanlış yapabileceklerini itiraf etmekten korkmazlar. Her zaman doğru kararları veremeyebileceklerini bilirler. Bu bilgi hatalarından ders çıkarmalarını da sağlar aynı zamanda. Zaten en önemlisi hata yapmak değil, hatalardan ders çıkarmak değil midir?

10. Hiçbir zaman “ ya öyleyse..” şeklinde verdikleri kararla ilgili kendilerini gereksiz endişeler içine sokacak şekilde sorgulamazlar
Bir karar verdiğimizde, kararı uygulama sırasında sürekli kendimizi sorgulamayız değil mi? Ya öyle değilse, ya böyleyse şeklinde… Çünkü bunu yaparsak, üzerimizde gereksiz bir endişe ve stres yaratmış oluruz. Kararı verir ve sonuçları deneyimlemek üzere sakince bekleriz. Bir yandan endişe ve strese ne kadar çok zaman harcarsak kararımızı aksiyona dönüştürecek eylemleri doğru yapmamız da o kadar zorlaşır. Dolayısıyla belirsizlikle başa çıkmada başarılı olan insanlar, verdikleri kararlar sonrasında gereksiz sorgulamalarla kendilerini yormazlar.

11. Zihinlerini sakinleştirmeyi her zaman becerebilirler
Unutmayın, belirsizlikler karşısında iyi kararlar verebilmek ve doğru çözüm yolları yaratabilmek için her zaman sakin kalmaya ihtiyacımız var. Sakin olmak demek, aynı zamanda zihinlerimizin de sakin olması demek. Çok fazla farklı duygu ve düşünce içindeyken net olmamız zorlaşır. Bunu yapmanın pek çok farklı yolu var. ( Zihni yavaşlatma yolları blog yazımıza bir göz atmanızı öneririz).
En kolay iki yolu var. Yapabiliyorsanız günlük, kısa da olsa kendimize meditasyon molaları vermek.
Ama hayır yapamam diyorsanız, zihnimiz fazlaca çalışmaya başladığında hemen derin, uzun nefesler alarak kendi nefesimize odaklanmak.
Bunalmış veya çok fazla duygu ve düşünce arasında netliğimizi bulamıyor, kendimizi kaybolmuş hissediyorsak, nefesimize odaklanmak çok kısa bir zaman dilimi içerisinde bizi bu durumdan çıkarabilir. Kulağa çok basit gelmekle birlikte çok etkili bir yöntem. Bunu iki dakika boyunca derin nefesler alarak ve aldığımız ve verdiğiniz her nefese odaklanarak yaptığımızda ( hatta nefesi sayarak alıp, sayarak vermeye odaklandığımızda) beynimizde kalıcı olarak yerleşmiş gibi görünen, bizim dikkatimizi ve netliğimizi bozan duygu ve düşüncelerin ne kadar kolaylıkla ortadan kalktığına şaşıracağız.

Belirsizliği stratejik olarak yönetme yeteneği, belirsizliği giderek artan bir dünyada geliştirebileceğimiz en önemli becerilerden biri. O yüzden yukarıdaki adımları hayatımıza adapte etmeye kesinlikle değer.

Ruh, zihin, beden bütünlüğünde sağlıklı, uzun, mutlu bir yaşam diliyoruz.