13 Temmuz 2021 Salı

Gizli Şekeriniz Varsa İnsülin Direnciniz Olabilir!

 



Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor. Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücutta yağ oranı artışına ve obeziteye neden oluyor. İnsülin pankreasta salgılanan ve kandaki glukoz seviyesini düzenleyen bir hormondur. Glukoz ise besinlerden alınarak kana karışan basit bir şekerdir. Kandan hücreler aracılığıyla alınıyor ve enerji olarak kullanılıyor. Kandaki glukoz seviyesinin artması, pankreastaki bazı hücrelerin insülin salmasına neden oluyor. İnsülin, kandaki glukozu çeşitli dokulara taşıyan ve kan şekerinin düşmesine neden olan bir nevi aracı görevi görüyor. Ancak insülin direncinde hücreler, insüline karşı duyarsızlık geliştiriyorlar.
İnsülin direnci kısaca, vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilmektedir. Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.  İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için vücutta gereğinden fazla insülin salgısı meydana gelmektedir.  İnsülin direncini sıklıkla genetik yatkınlığı olan bireylerde görülmekle beraber, son zamanlarda giderek kilo artışı olanlarda, özellikle bel çevresinde yağlanma problemi yaşayanlarda, uyku düzeni bozuk veya kalitesiz uyku uyuyanlarda, stresli bir hayata sahip olanlarda, gün içinde çok hareketsiz olanlarda, hızlı ve düzensiz yemek yiyenlerde, sürekli rafine, paketli ürün tüketenlerde görülme riski artmaktadır. İnsülin direncinin olduğu durumlarda ise salgılanan insülin yeterli gelmiyor. Vücut 2-3 kat daha fazla insülin salgılamak zorunda kalıyor. İnsülin direncini düzeltmek için oluş mekanizmalarını tersine çevirmek gerekir. Bu amaçla öncelikle gluten, şeker ve rafine gıdalardan uzak doğal bir beslenme yöntemine geçmek gerekir. Probiyotik-prebiyotik takviyeleri, eksik vitamin minerallerin yerine konulması gerekir. Bağırsak astarının onarılması için rektal ozon uygulaması, besin duyarlılıklarının azaltılması ve şekersiz diyete uyumun sağlanabilmesi için biorezonans tedavisi etkili bir tedavidir. Bağırsak hastalık hafızasının resetlenmesi, kanlanmanın ve lenfatik drenajın sağlanması için de nöral terapi tedavi de yer alabilir. Bunların yanı sıra yeterli su içilmeli ve yeterli egzersiz de yapılmalıdır. İnsülin direncinin kırılabilmesinde düzenli egzersizin ve iyi bir beslenme düzeninin önemi büyüktür. Kanda yüksek miktarda bulunan insülini daha da yükseltmemek adına, kişinin besin tercihlerinde glisemik indeksi düşük, protein, lif ve sağlıklı yağlardan zengin besinleri tercih etmesi tok kalma süresinin uzaması ve kandaki insülini yükseltmemesi açısından doğru olacaktır. Bu süreçte, kan şekerinde ani dalgalanmalara sebebiyet verebilecek, basit şekerler, glisemik indeksi yüksek gıdalar ve paketli ürünler kesinlikle tüketilmemelidir. Meyveler tavsiye edilen miktarlarda ve saatlerde tüketilmelidir. Doğru pişirilen veya doğru servis edilen sebzeler ve et-tavuk-balık gibi protein grubu besinler beslenme planına dahil edilmelidir. Ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağların ve yoğurt-kefir gibi probiyotik içerikli süt ürünlerinin diyete eklenmesi önerilmektedir. Probiyotik kullanımı, omg 3 takviyesi, Dvitamini takviyesi bu süreçte en büyük destekçileriniz olacaktır.


Mora terapi ile insülin hormonu ile hücre yüzeyindeki insülin reseptörlerinin etkileşiminin gerçekleştiği ortamın temizlenmesi-detoksifikasyonu- gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hücreler insüline karşı daha duyarlı hale gelmekte ve insülinin kullanılabilirliği artmaktadır. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır ancak, Mora Terapi ve doğru beslenme kombinasyonu ile genel sağlıkta gözle görülür düzelmeler saptanmaktadır. Doğru beslenme için ise yapılabilecek Mora Terapi kilo seansları ile yeni beslenme düzenine uyum kolaylaşarak, tedavi süreci hızlanabilmektedir. 


27 Haziran 2021 Pazar

İyi hissedin, konsantre olun ve kazanın. Çözüm: Bach Çiçekleri!





Sağlıklı olmak demek sadece bedensel olarak hastalık olmaması durumu demek değildir. Duygu, zihin ve beden bir bütündür. Bütünsel olarak sağlıklı olabilmek için duygu durumumuzun da iyi olması gerekmektedir. Ne kadar ‘sağlıklı’ olursak olalım, keyfinizin olmadığı, hayatın tadını çıkaramadığınız dönemler mutlaka olmuştur. Bu dönemler insan hayatının bir parçasıdır. Bu gibi dönemlerde atılabilecek ilk adım, sorununuzun ne olduğunu çözebilmeniz, ters giden şeyin ne olduğunu fark edebilmenizdir. İyileşme aslında bu adımda başlar. 21. yüzyıldaki yaşamın modernleşmesi, teknolojinin gelişmesi yaşamımızı kolaylaştırdığı gibi kaçınılmaz stresleri de yanında getirdi. Kentleşme oranının yüzde 78’i bulduğu ülkemizde özellikle büyük şehirlerdeki hayatların her yanı stresle çevrilmiş durumda. Fiziki çevre, iş yaşantısı ve psikososyal özellikler kişideki stresin kaynağını oluşturan birincil etmenler. Stresi yaratan durumları ortadan kaldıramayan bireyler stresle baş etmenin yolu olarak kimi zaman bedeni ve ruhu rahatlatan sporlara kimi zaman da bir terapiye başvuruyor. Biorezonans tıbbı, kişinin enerjetik-elektromanyetik durumunun hem ruhsal durumu hem fiziksel bedeni hem de zihinsel dengeyi etkilemesinden yola çıkar. Bach Çiçekleri kürleri bu nedenle Biorezonans tedavi programlarına eklenmiştir.   İnsan bedeninin iyileşme mekanizmasını harekete geçirmek için bitkilerin minimal dozda su ile seyreltilerek kullanılması metoduna dayanır. Yani kişinin fiziksel, duygusal ve ruhsal sağlığı için doğru bitki minimum dozda kullanılırsa bedenin iyileşme süreci başlatmaya yönelik tamamlayıcı bir tedavidir.

Çiçeklerin yapısı incelendiğinde insanların duygusal özellikleri ile çok örtüşen noktalar bulunur . O halde bu çiçek özleri de minimal dozda kullanılırsa kişiye pozitif duygular bedenin iyileşme mekanizması ile sağlanabilir. 1930’larda İngiliz doktor Edward Bach tarafından keşfedilmiş ve günümüze kadar birçok şekilde kullanılagelmiştir. Hastaların fiziksel rahatsızlıklarının duygu durum bozukluklarından arındırılmadan iyileştirilemeyeceğini savunan Dr. Bach, 38 bitki özünün duygu durumlarımız üzerindeki etkilerini incelemiş, belirli çiçeklerin pozitif enerjisinin, düşüncelerimizin ve duygularımızın oluşturduğu olumsuz enerjiye karşı koyduğunu fark ederek, dünyanın “Bach Çiçekleri” olarak bildiği 38 homeopatik kürü geliştirmiştir. Her çiçek özü temel bir insan duygusu ile ilişkilendirilmektedir.  38 bitkinin her biri, belirli bir karakteristik veya duygusal duruma yönlendirilir. Bach Çiçekleri kürleri ilaç değil, yüksek derecede dilüe edildiğinden bitkilerin “homeopatik “  kürleridir. Bitkinin fiziksel yapısı değil, “enerjisi” kullanılmaktadır. Her hastalığın kişiye özel ruhsal özelliklerle bağlantıda olduğu gerçeğinden hareketle, hastanın ruhsal yapısındaki dengesizlikleri gidermeye yöneliktir. Böylece hastalıklar çok daha kolay ortadan kalkar. Biorezonans ile uygulanan Bach Çiçekleri kürleri, tanımlı çiçeklerin enerjisini kullanarak kişinin enerjisini değiştirme amaçlı kullanılmaktadır. Herhangi bir ilaçla etkileşmesi ya da yan etki yaratması söz konusu değildir. Kişiye özel geliştirilen Biorezonans tedavilerinin programlanabilmesi için hastayla yapılan ön görüşme sırasında kendisine verilen formdaki soruları yanıtlaması istenir.

Biorezonans terapisini uygulayan doktorun uygun bulduğu Bach Çiçekleri kürü Biorezonans terapilerine eklenir. Seans bitiminde de hastaya özel hazırlanmış Bach Çiçekleri karışımı günlük kullanım için kendisine verilir. Biorezonans terapilerinde Bach Çiçeklerinin frekanslarının hastaya nakli Biorezonans cihazı ile vasıtasıyla sağlanmaktadır. En büyük kolaylığı ve faydası “bütüncül” tedavi uygulamaya elverişli olmasıdır. Hastaların sürdürülen diğer biorezonans terapilerine eklemlenebilmektedir. 75 yılı aşkın bir süredir Avrupa’da, özellikle İngiltere’de yaygın olarak kullanılmakta olan “Bach Çiçekleri” kürleri, korku ve endişeleri gidermek, stres ve kederi azaltmak, cesaret edilemeyen ilişkileri geliştirmek için çok güçlü, ancak hassas bir iyileştirme yöntemidir.

13 Haziran 2021 Pazar

Sağlığınız İçin Mindfulness Yaşam Tarzını Keşfedin






Mindfulness kısaca şimdiki zaman farkındalığı demektir. O an gerçekleşen olayları, hissedilen duygu ve düşünceyi yargılayıcı olmadan bilinçli bir şekilde, nazik bir dikkat ile odaklanma ve izleyebilme becerisidir. Bu izleme şekli herkes tarafından farklı bir şekilde deneyimlenebilmektedir. Mindfulness bir ritüel değildir. Herkes tarafından her zaman ve her yerde uygulanabilecek bir günlük hayat pratiğidir. Olayları olumlamak veya negatif tarafından bakmak değil, yaşanan olayları olduğu gibi görebilme becerisidir. Sadece rahatlamak için yapılan bir egzersiz değildir, ancak diğer taraftanda rahatlatıcı etkileri olduğu bilinmektedir. Farkında olmadan ayrıntılara takılıp kaybolma düşüncesinin ve davranışlarının sonucunda oluşan pişmanlık ve mutsuzluk duyguları tersine anda kalmanın ve anı yaşamanın anahtarıdır Mindfulness.

Mindfulness meditasyonu, dikkati belli bir noktada toplama konusunda geliştirilen bir beceridir. Şimdi yani şu anın farkına varmak için farklı meditasyon teknikleri uygulanır. Bu meditasyon teknikleri uygulanırken, nefes, bilinç, odak gibi kavramlar fazlasıyla öne çıkar. Mindfulness aslında doğal olarak insanoğluğunun sahip olduğu ancak zamanla evrimleşmiş olan zihinlerimizin sürekli düşünme halinde olduğu için zayıflamış bir yeteneğimizdir. Ancak bu yeteneğimizi Mindfulness pratikleri ile tekrar güçlendirebiliriz. Bu yönümüzü geliştirdiğimizde zihnimizde berraklık ve netlik sağlayabiliriz. Böylece an be an hayattaki amacımızı bizi dönüştürecek ve geliştirecek davranışları fark etme şansı yakalarız. Bu anlar genellikle fark edemediğimiz güzellikleri, huzuru yakalamamızı, bazen de hayatımızdaki güçlükleri, stresli zamanları daha iyi yönetmemize vesile olurlar.


Zihnimizden gün içinde ortalama 50-60 bin düşünce geçer. Mindfulness tekniğinde bu düşünceleri tıpkı bulutları izler gibi tarafsız ve yargısız olarak izleriz. Düşünceleri bir otobanda ilerleyen arabalara benzetirsek, mindfulness yolu trafiğe kapamak değil, gelip geçen arabalarla savrulmadan izlemek olarak nitelendirebiliriz. Bu yüzden mindfulness yaparken amacımız düşünceleri durdurmaya çalışmak değil, onları sakince izleme antrenmanı yapmaktır. Mindfulness çalışmalarının çoğu bedensel farkındalık üzerine yapılır. Buradaki amaç modern dünyada gittikçe zayıflayan zihin vücut bağlantısını yeniden kurmak ve vücudumuzun bizimle kurduğu sessiz iletişimi güçlendirmektir.


Mindfulness'ın hayatımıza getireceği faydalardan biri de davranışlarımızı daha net görmek olacaktır. Mindfulness becerimiz geliştikçe bize ve dünyaya faydası olmayan alışkanlıkları ve onları bize hatırlatan tetikleyicileri görmemiz kolaylaşır. Bunları azaltıp azaltmamak ise bir seçime dönüşür. Mindfulness dikkat yeteneğini oldukça geliştiren bir eylemdir. Çünkü sürekli odaklanılarak yapılır ve bu durumda dikkat kazanımını getirir.


Mindfulness iki şekilde yapılabilecek bir yaşam tarzıdır diyebiliriz. Bunlar formal ve informal egzersizlerdir. Formal uygulama her gün bilinçli olarak oturup veya uzanıp, nefes, bedensel duygular ve sesler diğer duyular veya düşünceler ve duygulara odaklandığımız egzersiz türüne denir. Formal olmayan çeşidi, yemek yeme, egzersiz, ev işleri başkalarıyla ilişki kurma gibi günlük aktivitelere ve işte, evde veya kendinizi bulduğunuz herhangi bir yerde temel her türlü eylemde dikkatli bir farkındalık yaratma içerir.


Mindfulness ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir kısmını mindfulness temelli programların etkinlikleri oluşturmaktadır. Bu alanda yapılan araştırmalarda genellikle gruplar üzerinde çalışılır. Mesela; Kanser hastaları, kronik ağrısı olanlar, tükenmişlik sendromu yaşayanlar, öncesinde depresyon geçirmiş stabil durumdaki hastalar, bağımlılar gibi. Kısacası hastanelerde, okullarda, anasınıflarında, ergenlikte, geriatride, ebeveynlerde, ilişkilerde ve daha birçok alanda Mindfulness temelli stres azaltma programlarından elde edilen bulgular ve grupların ihtiyacına göre düzenlenen Mindfulness temelli  programlardan alınan veriler büyük umutlar vaat ediyor. Ayrıca bireysel terapilerde bu yönelimle müdahale edilebilir.





30 Mayıs 2021 Pazar

Daha Sağlıklı Bir Hayat İçin Mora Kilo Terapileri






Fazla kilo kadın, erkek, yaşlı, genç her insanın hayatının bir dönemini meşgul eden veya sürekli olarak uğraştığı bir sorun. Ne yazık ki bu sorunla baş etmekte kolay değil. Fazla kiloyu verememenin sebeplerinden bahsedecek olursak ilk başta kişinin iradesi gelmektedir. Bununla birlikte bireyin metabolizma hızı ve yiyeceklere karşı bağımlılığı da kilo vermenin önünde büyük engellerdir. Bazı tüketilen gıdalar kişilerde bu gıdalara karşı bağımlılık yaratmaktadır. Bu bağımlılıkları bırakmak ve kilo kontrolünü tek başına  sağlamakta oldukça güç bir durumdur. Günümüzde yağ, şeker gibi içeriği oldukça yüksek ve hazır gıdaların daha kolay ulaşılabilir olması bu tarz besinlerin tercih edilebilirliğini arttırmaktadır. Bununla birlikte günümüzde teknolojinin gelişmesi ve ilerlemesiyle hareket alanlarımız gittikçe azalmaktadır. Hareketsizlikte tıpkı kalorisi yüksek gıdalar gibi fazla kiloya sebep olan etmenlerden biridir . Eğer yakabileceğimizden daha fazla gıda alırsak fazla kilolar vücudumuzda yağ olarak birikir ve kilo sorunumuz oluşmaya başlar. Fazla kilo öncelikle obeziteye sonrasında da çeşitli hastalıklara, sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Şeker, tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, eklem rahatsızlıkları bu sağlık sorunlarından birkaçıdır. Fazla kilo sebebiyle görüntünüzden de memnun olmayabilir ve psikolojik olarakta bundan etkilenebilirsiniz. Kısaca fazla kilo hem sağlık açısından hem de psikolojik açıdan ciddi sorunlar teşkil etmektedir. 


Fazla kiloya sahip insanların bağışıklık sistemleri zayıf olduğu için normal kilodaki insanlara göre hastalıklara yakalanma riskleri daha yüksektir. Şeker, tansiyon ve kalp rahatsızlıkları genellikle normal kilodaki kişilere oranla fazla kiloya sahip kişilerde daha fazla görülmektedir. Uyku apnesi ve horlamaya da sebep olan fazla kilo, uyku ve yaşam kalitenizi düşürmektedir.  Normal kilonuzun çok daha üstündeyseniz uykunuz ağırlaşır ve hareket sınırınız azalır. Ancak kilo vermeye başladığınızda vücuttaki ağırlık ve yağ oranı azalmaya başlar, hayat kaliteniz artar, kendinizi zinde ve dinamik hissedersiniz.  Vücutta azalan yağ miktarıyla birlikte kalbe giden oksijen miktarı da artar ve solunum sıkıntılarında azalma görülür. 

Eğer fazla kilo problemi yaşıyor ve tek başınıza kilo vermekte zorlanıyorsanız, kendinizi bu konuda uzman olan Mora Terapi'ye emanet edebilirsiniz. Kilo verme tedavisinde kalıcı başarılar elde eden tamamlayıcı tıp yöntemi Mora Terapi herhangi bir yan etkiye yol açmaz. Mora terapi kilo terapisi, vücudunuzdaki doku ve sistemler arasındaki iletişimin elektro manyetik frekanslar yardımıyla gerçekleştirdiğinden yola çıkıyor. Mora Terapi ailesi olarak kısa sürede yapılan diyetleri ve mucize sonuçlar vermesi beklenen detoks kürlerini son derece sağlıksız buluyoruz ve kesinlikle desteklemiyoruz. Mora Terapi ailesinin en önemli amaçlarından biri, kişinin sağlıklı bir şekilde kilo vererek ideal kilosuna ulaşmasını sağlamaktır. Mora Terapi ile yapılan kilo terapilerinde, iyileştirmeye her zaman ilk olarak bağırsaklardan başlanır. Kilo verme seanslarında, bağırsak terapisinin yanında bağırsak sağlığını bozacak ya da kişinin bağımlı olduğunu düşündüğü yüksek kalori içeren gıdalar tüplere yerleştirilir. Tüplerden alınan frekanslarla, bağımlılık terapilerinde de kullandığımız gibi vücuttan silme işlemi gerçekleştirilerek bu besinlere karşı isteksizlik oluşturulur. Bu yaptığımız işlemlerle kişi diyet yapıyorum psikolojisine girmeden rahatlıkla kilo vermeye başladığını görür ve bu durumda mental açıdan hiçbir sorun yaşamaz. Terapilerin dışında danışanlarımıza sağlıklı gıdalardan oluşan yemekleri yemeleri konusunda destek verip düzen kurmalarına, bu şekilde de sağlıklı beslenmeyi bir alışkanlık, yaşam tarzı haline getirmelerine yardımcı oluruz. 

Mora Terapinin bu tedavideki amacı, fazla kilo problemli yaşayan kişilerin sağlıklı şekilde kilo verip ideal kilolarına ulaşmalarını sağlamaktır. Danışanlar, kilo verme sürecinde bedenlerindeki iyi yönde değişimleri fark ederek motive olurlar. Sizlerde Mora Terapi ile birlikte kendinizi iyi hissederek kilo verebilirsiniz. Daha sağlıklı bir yaşam için Mora ailesi her zaman yanınızda. 

Sağlıklı günler dileriz.

18 Mayıs 2021 Salı

Enflamasyon Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

 Enflamasyon Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey



İltihaplanma da diyebileceğimiz enflamasyon, aslında vücudun savunma mekanizmasının bir parçasıdır ve iyileşme süreçlerinde rol oynar.


Vücut bir davetsiz misafir algıladığında, onu ortadan kaldırmaya çalışmak için biyolojik bir tepki başlatır.


Saldırgan, bir diken, tahriş edici madde veya bir patojen gibi yabancı bir madde olabilir. Patojenler, enfeksiyonlara neden olan bakterileri, virüsleri ve diğer organizmaları içerir.


Uzmanlar, iltihaplanmanın çok çeşitli kronik hastalıklarda görülebileceğini söylüyor. Örneğin tip 2 diyabet, kalp hastalığı, obezite, metabolik sendrom vb.


Bu hastalıklara sahip kişilerin vücutlarında genellikle yüksek seviyelerde enflamatuar belirteçler bulunur.


Bu yazıda, enflamasyonun semptomları ve onu çözme yolları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanız için bilgiler vereceğiz.


İki ana tip enflamasyon kaynağı vardır: akut ve kronik.


Akut enflamasyon

Bir yaralanma veya hastalık, akut veya kısa süreli iltihaplanmayı içerebilir.


Akut iltihabın beş temel belirtisi vardır:


*Ağrı: Bu, sürekli olarak veya yalnızca bir kişi etkilenen bölgeye dokunduğunda ortaya çıkabilir.

*Kızarıklık: Bu, bölgedeki kılcal damarlara giden kan akışındaki artış nedeniyle olur.

*İşlev kaybı: Bir eklemi hareket ettirme, nefes alma, koku alma vb. Zorluklar olabilir.

*Şişme: Sıvı birikirse ödem denen bir durum gelişebilir.

*Isı: Artan kan akışı, etkilenen bölgeyi dokunulabilecek kadar sıcak bırakabilir.

Bu işaretler her zaman mevcut olmak zorunda değildir. Bazen iltihaplanma semptomsuz "sessizdir". Kişi yorgun, bitkin, kendini rahatsız hisseden ve ateşli olabilir.


Akut enflamasyon belirtileri birkaç gün sürer. Subakut enflamasyon 2–6 hafta sürer.


Kronik enflamasyon ise aylarca veya yıllarca devam edebilir. Çeşitli kronik hastalıklarla bağlantıları vardır veya olabilir. Bunlar; Şeker hastalığı, kardiyovasküler hastalıklar, artrit ve diğer eklem hastalıkları, alerjiler, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), sedef hastalığı, romatizmal hastalıklar olabilir.

Semptomlar hastalığa bağlı olacaktır, ancak ağrı ve yorgunluğu içerebilir.


Enflamasyonu ölçmek

Vücutta iltihaplanma olduğunda, biyo-belirteçler dediğimiz maddeler normalden daha yüksek seviyelerde bulunur.

Bir biyo-belirteç maddelerden en önemlilerinden birisi örneğin, C-reaktif proteindir (CRP). Bir doktor iltihabı test etmek isterse, CRP seviyelerini değerlendirir.

CRP seviyeleri yaşlılarda ve kanser ve obezite hastalarında daha yüksek olma eğilimindedir. Diyet ve egzersiz CRP seviyelerinde fark yaratabilir.


Nedenleri:

Akut iltihaplanma şunlardan kaynaklanabilir: arı sokması, herhangi bir enfeksiyon. Vücuda hasar oluşturabilecek bir madde veya patojen girdiğinde bağışıklık sistemi bir dizi reaksiyonu tetikler:

*Dokular, plazma proteinlerini biriktirir ve bu da şişmeye neden olan bir sıvı birikmesine yol açar.

*Vücut, etkilenen bölgeye doğru hareket eden nötrofilleri veya lökositleri salgılar. Lökositler, patojenlerle savaşmaya yardımcı olabilecek moleküller içerir.

*Küçük kan damarları, lökositlerin ve plazma proteinlerinin yaralanma bölgesine daha kolay ulaşmasını sağlamak için genişler.

Akut iltihap belirtileri, nedene bağlı olarak saatler veya günler içinde ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda hızla şiddetlenebilirler. Nasıl geliştikleri ve ne kadar sürdükleri nedene, vücudun hangi bölümünü etkilediklerine ve bireysel faktörlere bağlıdır.

Akut iltihaplanmaya neden olabilecek bazı faktörler ve enfeksiyonlar şunlar olabilir; Akut bronşit, apandisit, batık ayak tırnağı, soğuk algınlığı veya gripten kaynaklı boğaz ağrısı, fiziksel travma veya yaralar.


Kronik iltihaplanma ise aşağıda açıklananlar kaynaklı olabilir; 

*Duyarlılık: Enflamasyon, vücut orada olmaması gereken bir şey hissettiğinde meydana gelir. Harici bir tetikleyiciye aşırı duyarlılık mesela alerjilere neden olabilir.

*Maruziyet: Bazen endüstriyel bir kimyasal gibi tahriş ediciye uzun süreli, düşük düzeyde maruz kalma, kronik enflamasyona neden olabilir.

*Otoimmün bozukluklar: Böyle durumlarda bağışıklık sistemi, sedef hastalığında olduğu gibi yanlışlıkla normal sağlıklı dokuya saldırır.

*Oto-enflamatuar hastalıklar: Behçet hastalığında olduğu gibi genetik bir faktör bağışıklık sisteminin çalışma şeklini etkiler.

*Kalıcı akut enflamasyon: Bazı durumlarda, kişi akut enflamasyondan tam olarak kurtulamayabilir ve bu bazen iltihaplanmanın kronikleşmesine neden olabilir.

Kronik iltihaplanma riskini artırabilecek faktörler şunlardır: Yaşlılık, obezite, sağlıksız yağlar ve ilave şeker bakımından zengin bir diyet, sigara içmek, düşük seks hormonları, stres, uyku problemleri.



Enflamasyon ağrılı olu mu?

Akut enflamasyonun kimi tiplerinde ağrıya neden olabilir. Ağrı, sürekli ve sabit, zonklayıcı ve titreyen, bıçaklayan veya kıstırıcı olabilir.

Ağrı, sıvı birikmesi şişmeye neden olduğunda ve şişmiş dokular hassas sinir uçlarına baskı yaptığında ortaya çıkar.


Enflamasyona dair tedaviler

Enflamasyonun tedavisi, enflemasyona neden olan soruna ve ciddiyetine bağlı olarak değişir. Genellikle vücut kendi kendini onarır.

Ancak bazen iltihabı tedavi etmemek yaşamı tehdit eden semptomlara neden olabilir.

Örneğin, alerjik bir reaksiyon sırasında iltihap, solunum yollarını kapatarak nefes almayı imkansız hale getirebilecek şiddetli şişmeye neden olabilir. Bu reaksiyon meydana gelirse tedavi olması şarttır.

Tedavi edilmezse bazı enfeksiyonlar kana girerek sepsise neden olabilir. Bu, acil tıbbi tedaviye ihtiyaç duyan, yaşamı tehdit eden başka bir durumdur.

Doktorlar enflamasyonun tipine ve hastalığa bağlı olarak nonsteroid anti enflamatuar ilaçları veya kortikosteroidleri kullanabilirler.


Enflamasyonda kullanılan bazı bitkiler bitkiler; 

*Zencefil: İnsanlar dispepsi, kabızlık, kolik ve diğer gastrointestinal problemlerin yanı sıra romatoid artrit ağrısını tedavi etmek için uzun süredir zencefil kullandılar. Zencefil, marketlerde taze olarak veya çevrimiçi olarak ek formda mevcuttur.


Zerdeçal: Zerdeçalın ana bileşeni olan curcumin, artrit, alzheimer hastalığı ve diğer bazı iltihaplı durumlar için faydalara sahiptir. 


Anti-enflamatuar beslenme;

Bazı yiyecekler iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir. Zeytin yağı, yüksek lifli yiyecekler, domates, ceviz ve badem gibi kuru yemişler, ıspanak ve lahana benzeri sebzeler ve diğer  yeşil yapraklı sebzeler, somon ve uskumru gibi yağlı balıklar, yaban mersini ve portakal gibi taze meyveler.

Araştırmalar Akdeniz diyeti gibi taze sebze, meyve ürünleri ve sağlıklı proten ve yağlar açısından zengin bir diyet yapanların CRP seviyelerinin daha düşük olduğunu söylüyor.

Enflamasyonu arttıran yiyecekler; Kızartmalar, işlenmiş gıdalar, ilave endüstriyel şeker içeren tüm yiyecek ve içecekler, kırmızı et, doymuş ve trans yağlar gibi sağlıksız yağlar. 

Tek başına diyet enflamasyonu kontrol edemeyebilir ancak uygun seçimler yapmanın hastalığın daha da kötüye gitmesini önleyeceği kesindir.


Özetle;

Enflamasyon, bağışıklık sisteminin vücudu bakteri ve virüsler gibi zararlı maddelerden koruduğu sürecin bir parçasıdır. Kısa vadede rahatsızlığa da neden olabilse de aslında hastalıkla savaşmada faydalı bir hizmet sağlar.

Bununla birlikte, uzun süreli veya kronik enflamasyon, bazı ciddi ve muhtemelen yaşamı tehdit eden durumlara hem yol açabilir hem de bunlardan kaynaklanabilir.


Mora Tedavileriyle vücuttaki enflamasyon süreçlerini kontrol altına almamız mümkündür. Detaylı bilgi için lütfen Mora Terapi doktorlarına danışmayı ihmal etmeyin. 


Sağlıklı bir bedenle, uzun, mutlu yaşayacağınız nice günler, aylar, yıllar diliyoruz. 



Kaynakça;

  • Adam Felman & Kevin Martinez, M.D, Medical News Today, 13 Nisan 2020 makalesinden yararlanılmıştır.

14 Mayıs 2021 Cuma

Sigara İçmenin Kas Ağrılarına Neden Olduğunu Biliyor Muydunuz?

 




Sigara İçmenin Kas Ağrılarına Neden Olduğunu Biliyor Muydunuz?

Sigara içmek, çok yaygın bir bağımlılıktır. İçinde bulunan zararlı maddelerin insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri nedeniyle dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biridir. İnsan vücuduna olan zararları maalesef ki sayamayacağımız kadar fazla ve ölümcüldür. Kas ve kemik dokusuna ciddi zararlar veren sigara, genç  yaşlı her kesin ciddi derecede kas ağrısı çekmesine sebep oluyor. Sigara içenler içmeyenlere oranla iki kat daha fazla ağrı çekiyor. Eğer varsa fıtık ağrısı şiddetleniyor, doku ve organlar zarar görüyor, eklem ağrıları daha şiddetli yaşanıyor ve merkezi sinir sistemi yavaşlıyor.


Sigara bağımlılığı maalesef ki en etkili ve ölümcül toplumsal zehirlenme olayıdır. Geldiğimiz noktada günümüzde,  beş kişiden biri sigara bağımlısı. Kişiyi sigaraya bağımlı hale getiren etken madde nikotindir. Nikotin, tansiyonu yükseltir, kalp atışını hızlandırır ve kanın pıhtılaşma riskini arttırır. Sigara içmek uzun vadede damar sertliğine ve tıkanıklığına da neden olabilir. Damarlar esnek bir yapıya sahiptir ve bu kırılgan yapı sigara ile tahribata uğrar. Bu yapının bozulmasından dolayı kaslara kan pompalama akışı yavaşlar. Genel olarak da sigara tüketimi akciğerlerdeki oksijen kapasitenizi düşürür ve kişi daha çabuk yorulmaya başlar. Bunların yanı sıra, sigara içmenin kas ağrılarına neden olduğunu biliyor muydunuz? Sigara dumanındaki karbon monoksit gazı, kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltır, dokulara yeterince oksijen taşımasına engel olur ve bunun sonucu sigara içenler kas ağrısı çekmeye başlar.


Sigara içtiğinizde ağrılarınızın artacağının farkında olmak, sigarayı bırakmak ya da hiç başlamamak için iyi bir nedendir. Sigaranın hem gözle görülen ve hissedilen hem vücuttaki zararları sizlerin yaşam kalitenizi düşürmektedir. Kendinize " Sigara benim sağlığımdan değerli mi?" sorusunu yöneltebilirsiniz. Çünkü sigaranın vücutta yarattığı ağrılar sebebiyle artık günlük işlerinizi bile yapmakta zorlanacaksınız. Sürekli olarak çektiğiniz eklem ağrılarının nedenini halâ bilmiyorsanız, sigaradan kaynaklı olabileceğini hatırlatmak isteriz.


Sabah hayatınızdan kalktığınızda yorgun uyanabilirsiniz, yürürken veya merdiven çıkarken zorlanabilirsiniz. Geceleri uykunuzu bölen eklem ağrıları yaşayabilirsiniz. Sizi sağlığınızdan ve yaşam kalitenizden alıkoyan sigara, bilimsel olarak kanıtlanmış birçok hastalığında nedenlerinden birisidir.

Sigara içmek aynı zamanda ruh sağlığınızı da etkilemektedir. Vücudunuzda hissettiğiniz ağrılar sebebiyle sürekli olarak mutsuz ve yorgun hissedeceksinizdir. Bu sebeplede ruh sağlığınız olumsuz etkilenir ve depresyon, anksiyete bozukluğu yaşayabilirsiniz.


Eğer bu yazıyı okuyorsanız, muhtemelen sigarayı bırakmaya düşünüyorsunuz demektir. Saydığımız belirtileri yaşıyor ve sigaradan kurtulmak istiyorsanız ve bunu tek başınıza başaramıyorsanız Mora Terapi'ye başvurabilirsiniz. Sigaradan kurtulmanın en kolay yolu kliniklerimizde uyguladığımız biorezonans yöntemidir. Biorezonans, hiçbir yan etkisinin olmadığı 30 yıldan fazla bir süredir kanıtlanmış ağrısız ve ilaçsız, biyolojik bir metottur ve hastalıklara neden olan yabancı frekansları vücudunuzdan atabilen bir yöntemdir.


Mora Terapi sigarayı bırakmada psikolojik bağımlılığa karşı da savaştığı için uzun vadeli sigara bırakmada başarılı sonuçlar elde etmiştir. Örneğin Mora Terapi ile uygulanan sigara bırakma terapilerinde, terapinin başında ve sonunda renk terapisi uygulayarak sizlerin yaşadığı duygu durum bozukluklarını en aza indirmeyi amaçlıyoruz.

24 Nisan 2021 Cumartesi

Glutensiz Beslenmenin Bilmeniz Gereken Faydaları

 


Glutensiz Beslenmenin Bilmeniz Gereken Faydaları

 

Bir glüten alerjiniz varsa, yalnız değilsiniz. Örneğin Amerika’da 3 milyon’dan fazla Türkiye’de ise 500.000’den fazla çölyak hastalığına sahip kişi var ve bunların % 80'i teşhis edilmemiş durumda.

 

Glüten alerjileri şu şekilde işler; Vücut glüteni düzgün şekilde sindiremediğinde sindirim sisteminize ve bağırsaklarınıza zarar verir. Bağırsaklarınız, genel sağlığınıza açılan kapıdır ve ana görevi, vücudunuzun çalışması için ihtiyaç duyduğu temel besinleri sağlamaktır. Aşırı glüten bağırsağa zarar verebilir ve bu da diğer kronik sağlık sorunlarına neden olabilir.

Glutensiz diyetlerin popülaritesinin artmasının nedeni budur. Glutensiz bir diyet, her tür buğday, çavdar ve arpa dahil olmak üzere protein glüten içeren yiyeceklerin tüketilmemesini gerektirir. Yani çoğu ekmek, makarna, tahıl, unlu mamuller olmak üzere pek çok paketlenmiş gıdadan da kaçınmak demektir.

Glüten intoleransınız olmasa bile, glütensiz beslenmenin sağlığa çok sayıda faydası da olduğunu unutmamak gerekir. Bizce denemeye mutlaka değer.

 

Glutensiz Beslenmenin Faydaları

Sindirimi iyileştirir rahatlatır

Bazı insanlar için, alerjileri olmasa bile glütenin düzgün bir şekilde sindirim sisteminde parçalanması zor olabilir. "Glüten diyetten çıkarıldığında, gaz, şişkinlik ve hazımsızlık gibi semptomlar iyileşebilir" diyor DNM, CNS ve Ancient Nutrition'ın kurucusu Dr. Josh Axe. "Bağırsaktaki iltihaplanma da iyileşebilir, bu da vücutta çeşitli semptomlara neden olabilen sızdıran bağırsak sendromu gibi sorunlara karşı daha iyi bir şekilde koruma anlamına gelir."

 

Kan şekerini dengeler ve iştahı kontrol eder

Green Chef'de RD olan Gabby Geerts, vücudumuzun lif ve B vitamini gibi tahıllarda bulunan besin maddelerine ihtiyaç duyduğunda kinoa ve karabuğday gibi mükemmel glütensiz seçenekleri tüketmenizin sağlığınız için faydalarının çok olduğunu söylüyor. Bunlar lif ve protein bakımından çoğu tahıldan daha yüksektir, bu da kan şekeri seviyelerinin dengelenmesine ve daha uzun süre tokluğun korunmasına yardımcı olur.

Böylelikle daha az işlenmiş yiyecekler yemenize yardımcı olur (ve hatta kilo kaybına neden olabilir)

Glüten birçok yüksek kalorili atıştırmalıkta ve sağlıksız karbonhidratta bulunduğundan, onu ortadan kaldırmak sizi daha besleyici bir yöne yönlendirir.

 

Dr. Ax, “Kaliteli etler, sebzeler, meyveler, kuruyemişler ve balıklar, genel diyetinizin kalitesine bağlı olarak potansiyel olarak kilo kaybına neden olabilir ve metabolik sağlık ve kan şekeri yönetimi için de faydalı olabilir” diyor. "Ayrıca un ve şekerle yapılan paketli atıştırmalıkların aksine, daha az karbonhidrat isteği ile baş ettiğinizi ve glütensiz bütün yiyecekleri yerken daha tok hissettiğinizi fark edebilirsiniz.

 

Beslenme konusunda daha bilinçli olmanızı sağlar

LDN RD'den Amy Davis, "Glutensiz beslenmek sizi hazır gıdaların etiketlerini okumaya ve gıda içerikleri konusunda daha bilinçli olmaya zorlar diyor. Unutmayın çoğu zaman, yiyecek seçimlerinizin daha fazla farkında olmak, daha iyi seçimler yapmanıza neden olur.

 

Hastalıklarla savaşmaya yardımcı olabilecek daha fazla antioksidan sağlar

Glutensiz bir diyet doğal olarak daha fazla antioksidan sağlar. Glutenden kurtulduğunuzda, işlenmiş yiyeceklerin çoğundan da kurtulmuş olursunuz. Dolayısıyla yeme ihtiyacı duyduğunuzda daha fazla zaman taze yiyecekler yiyeceksiniz.

MS Brenda Braslow, taze, daha az işlenmiş gıdaların kalp hastalığı, diyabet ve kanser gibi hastalıklarla savaşmamıza yardımcı olabilecek daha fazla fitokimyasal ve antioksidan sunduğunu söylüyor.

 

Ruh sağlığınınızı dengeli ve daha iyi hale getirebilir.

Glüten duyarlılığı olan birçok kişi zihinsel sağlık semptomları yaşar.

Sertifikalı Beslenme Uzmanı Dr. Stacie Stephenson, diyetlerinden gluteni çıkardıklarında düzelen veya büyük ölçüde iyileşen klinik depresyon, anksiyete bozukluğu, panik bozukluklar ve hatta şizofreni gibi ciddi rahatsızlıklardan muzdarip hastalar olduğunu söylüyor. Semptomlar sindirim sisteminde olmadığı için, modern tıpta pek çok hekim konuyu gözden kaçırabiliyor ve tedaviler uzuyor, zorlaşıyor.

Beslenme Psikiyatristi ve Beslenme ve Yaşam Tarzı Psikiyatristi Dr. Uma Naidoo da aynı fikirde. Glutensiz diyet, anksiyete belirtilerini iyileştirebilir çünkü gluten intoleransı ve gluten duyarlılığı anksiyete ile ilişkilendirilmiştir.

Çölyak hastalığı, glüten duyarlılığı ile anksiyeteyi ilişkilendiren modern bilimde hala çelişkili söylemler olsada, bazı araştırmalar aralarındaki net bağlantıyı gösteriyor. Bir çalışma, glütensiz bir diyetin ardından bir yıl sonra çölyak hastalığından muzdarip hastaların daha az endişeli olduğunu gösterdi. Naidoo, bir beslenme psikiyatristi olarak klinik uygulamasında her zaman anksiyeteden muzdarip hastaların çölyak hastalığı için test yaptırmalarını veya semptomları azaltıp azaltmadığını görmek için diyetlerinden gluteni çıkarmalarını önermektedir.

 

 

Besin eksikliği problemini önleyebilir

Lisa R. Young, PhD, glutenin kesilmesinin anemiyi ve demir ve kalsiyumun emilim bozukluğundan kaynaklanabilecek osteoporozu önleyebileceğini söylüyor.

 

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromunu iyileştirebilir

Araştırmalar, glüten duyarlılığı ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu arasında net bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bir çalışma, çölyak hastalığı olan kişilerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu bulunma olasılığının daha yüksek olduğunu ve altı aylık glütensiz beslenmenin semptomlarını iyileştirdiğini buldu. Gluten duyarlılığı ve beyin disfonksiyonunun bağlantılı olmasının kesin nedeni tam olarak anlaşılmamış olsa da, 2005 yılında yapılan bir çalışma, olası davranış bozukluklarının (dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu gibi) kısmen de olsa, glütenli beslenmekten dolayı beynin belli amino asitlerden yoksun oluşundan kaynaklanabileceği sonucuna varmıştır.

Dr. Naidoo'nun dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromundan muzdarip hastaları için, semptomların düzelip düzelmediğini değerlendirmek üzere üç aylık bir glütensiz diyet denemesi öneriyor.

 

Potansiyel olarak daha sağlıklı bir mikrobiyoma (çünkü daha fazla lif!)

Dr. Naidoo, glütensiz bir diyet uygulayan insanlar, sebzeler, meyveler, kuruyemişler ve baklagiller gibi doğal olarak glütensiz olan lif bakımından zengin bütün yiyecekleri yemeye daha istekli olduklarını söylüyor. Bu lif açısından zengin gıdalardaki çeşitlilik ve bolluk, bağırsak ve genel sağlık için anahtar görevinde biliyorsunuz..

Dr. Naidoo, "Bağırsak mikrobiyomumuzdaki biyolojik çeşitlilik, rengarenk sebzeler ve meyveler gibi yediğimiz yiyeceklerin her birinde bulunan benzersiz polifenollerin biyolojik çeşitliliğinden etkileniyor" diyor Dr. Naidoo. Lif, bağırsağınızda iyi bakterilerin büyümesi için gereklidir (bu, ruh halinizi doğrudan etkiler) ve ayrıca iltihaplanmayı da azaltır. Deniz ürünlerinden veya hayvansal proteinden lif alamazsınız. "

 

İltihabı azaltır

Çölyak hastalığı olan kişilerin glüten yiyemeyeceği iyi bilinse de çölyak olmaksızın da glüten duyarlılığı aslında oldukça yaygındır. Dr. Stephenson, glüten duyarlılığının bir uçta çölyak hastalığının diğer ucunda reaktivitenin olmadığı bir spektrumda var olduğunu açıklıyor. Çoğu insan ikisinin arasında bir yerdedir, bu nedenle gluteni ortadan kaldırmak, iltihaplı reaksiyonlardan gluten yemeye kadar gelen sorunları ortadan kaldırabilir, bununla ilgili bir problemi olduğunun farkında olmayan kişilerde bile.

 

Dr.Stephenson, glutensiz bir diyete kesinlikle bağlı kaldığınız iki ila dört haftalık bir test önermektedir. Bu, glüteni bırakmanın sizi daha iyi hissettirip hissetmediğinize bakmanın iyi bir yoludur.

 

Tüm bu bilgilere ek olarak biorezonans tedavilerinin hem çölyak, hem de glüten intoleransı konusunda iyi bir destek tedavisi olduğu da unutulmamalıdır. Tabi ki tüm diğer mora terapi tedavilerinde olduğu gibi seanslar boyunca veya doktorunuzun size önereceği süreler boyunca glüteni tamamen kesmek ve glütensiz beslenmek şarttır. Bilgi için Mora Terapi doktorlarını arayabilirsiniz.

 

Sağlıklı beslendiğiniz, sağlıkla uzun ömürlü olduğunuz, mutlu günler dileklerimizle

 

Kaynakça:

·         Çölyak Hastalığı Vakfı: "Çölyak Hastalığı Hakkında Bilmeyebileceğiniz 20 Şey"

·         BioMed Research International: "Çölyak Hastalığı ve Otoimmün İlişkili Durumlar"

·         Josh Axe, D.N.M., C.N.S, “Ancient Remedies” kitabının yazarı

·         Uma Naidoo, MD. Beslenme Psikiyatristi, Massachusetts Genel Hastanesi Beslenme ve Yaşam Tarzı Psikiyatrisi Direktörü, “Bu Sizin Gıdalardaki Beyniniz” Kitabı yazarı

·         Psychiatric Quarterly: "Çölyak Hastalığının Nörolojik ve Psikiyatrik Belirtileri ve Gluten Duyarlılığı"

·         Journal of Attention Disorders: "Çölyak Hastalığında DEHB Belirtilerinin Ön Araştırması"

·         Parade.com’dan Kaitlin Vogel’in makalesi, Ocak 2021